Cinsiyetlendirilmiş antagonizmalar – Morgan Potts

nonbinary.png

Marjinalize edilmiş kimliklerin “apolitikliğine karşı olmaya” acayip karşıyım. Toplumsal cinsiyet uyumsuzluğu tabiatı gereği zaten politik – marjinalize edilmiş insanlara açıktan politik olmak zorundalarmış gibi davranmayı bırakın artık (bunu yapmak, şiddete maruz kalma ihtimali daha düşük ya da gece gündüz transfobiyle mücadeleden daha az tükenmiş müttefiklerin işi olmalı). Trans insanlar normatif toplumsal cinsiyet dışavurumlarına başvurabilirler çünkü bu sayede yola devam edebiliyorlar ve devam edebilmek acayip güçlendirici bir şey (daha mı güvenli, orasını hiç kafaya takma). Trans insanların toplumsal cinsiyet dışavurumlarında açıktan politik olmaya ihtiyaçları yok çünkü trans olarak var olmak yeteri kadar devrimci zaten. İki statik toplumsal cinsiyet üzerine kurulu bir toplumda trans olmak varoluşsal olarak antagonistik ve radikal.

The Occupied Times, 4 Nisan 2016

[Çeviri: Miyase Turp, Düzelti: Serap Şen]*

Toplumsal cinsiyet uyumsuzluğunun her çeşit dışavurumu, özellikle de trans kadınlık, antagonistiktir.

Toplumsal cinsiyet antagonizmaları daima çıkıntılık değildirler. Fiziksel alanı bir kadın ya da bir femin olarak doldurmak cüretkardır; bir erkek ya da maskülen olarak oje sürmek aykırılıktır.

Gündelik hayatta zıt gitmeler hem güçlendiricidirler, hem de kırılganlığı artırma olasılıkları vardır. Özür dilemeden toplumsal cinsiyetini ifade etmek ve sokaklarda özgür hissetmek konusunda bir maliyet-fayda analizi var ki neredeyse her zaman tavizle sonuçlanıyor. Güvenliğin şarta bağlı.

Londra’da trans olmak, varoluşunu hem görünmez hem de aşırı görünür kılan bir durum. Kuir kimliğin aşikarsa, yoldan geçenler duracak, seni işaret edip yüksek sesle “Kız mı erkek mi?!” diyecektir. Bunlar daima da bir grup erkektirler. Etraftaki diğerleri ise seni uzaktan inceleyecek, androjininden ya da birinin elini tutarkenki potansiyel homoseksüel ilginden daha çok rahatsız olmaları gerekip gerekmediğini çözmeye çalışacaklardır. Hiçbiri senin trans olduğunu bilmeyecek, hiçbiri adını ya da hangi zamirle hitap edileceğini bilmeyecek, hiçbiri toplumsal cinsiyet kimliğini görmeyecek; görünmez ama yine de çırçıplak meydanda olacaksın.

Maskülenlik “nötr” veya “androjen” olarak algılanırken feminenlik nesneleştiriliyor ve feci şekilde ince elenip sık dokunuyor.

Marjinalize edilmiş insanların, ezilmişliklerini sona erdirmekten kendileri mesul olduğu, kendilerini ezenleri bilinçlendirmeleri gerektiği ya da marjinalize edilmiş kimliklerini yüksek sesle politize etmek mecburiyetinde oldukları beklentisinden kurtulmak lazım. Asimilasyonun hayatta kalma açısından bir değeri var – hayatta kalamıyorsan kurtuluş da olmaz. Daha kötü olanı ise, görünür olmaya cüret ettiğimiz için onların baskısını hak ettiğimiz, asimile olmaya mecburmuşuz düşüncesi.

Marjinalize edilmiş kimliklerin “apolitikliğine karşı olmaya” acayip karşıyım. Toplumsal cinsiyet uyumsuzluğu tabiatı gereği zaten politik – marjinalize edilmiş insanlara açıktan politik olmak zorundalarmış gibi davranmayı bırakın artık (bunu yapmak, şiddete maruz kalma ihtimali daha düşük ya da gece gündüz transfobiyle mücadeleden daha az tükenmiş müttefiklerin işi olmalı). Trans insanlar normatif toplumsal cinsiyet dışavurumlarına başvurabilirler çünkü bu sayede yola devam edebiliyorlar ve devam edebilmek acayip güçlendirici bir şey (daha mı güvenli, orasını hiç kafaya takma). Trans insanların toplumsal cinsiyet dışavurumlarında açıktan politik olmaya ihtiyaçları yok çünkü trans olarak var olmak yeteri kadar devrimci zaten. İki statik toplumsal cinsiyet üzerine kurulu bir toplumda trans olmak varoluşsal olarak antagonistik ve radikal.

Politik saygınlığın ağzına sıçayım. Trans insanların kıymetli, seksi, ya da sadece insan olabilmek için cisnormatif güzellik standartlarına uymaya ihtiyaçları yok. Bu “kabul edilebilir” (ve ikili cinsiyet kalıbına uyan) cinsiyet dışavurumlarının ve translık modlarının bir hiyerarşini yaratmaktan başka işe yaramıyor.

Makyaj hem patriarkal zincir hem de özgürleşmedir. Karmaşıklığı kabullenin, ona alışın. Translık çelişki içerebilir.

feets

Aynı elbiseyi giymiş iki kişi yolda yürümektedir, ikisi de ikili cinsiyet kalıbı dışında yarı-oğlandır. Biri doğumundan sonra kız kabul edilmiş, tüm hayatı boyunca feminen davranmaya zorlanmış bir seks işçisidir; insanlar onu kadın olarak algıladıkları zaman başına gelen sokak tacizlerinden usanmıştır; birileri onun “elbise giymiş bir adam” olduğunu fark edip bakmasına ise sevinmektedir çünkü bu algı, sokak tacizcilerininkinden daha doğru ve tersten tasdik edicidir. Diğer oğlan ise doğumundan sonra erkek kabul edilmiş ve feminen davranmasına asla izin verilmemiştir; evde giyinip kuşandığında hissettiği özgüven herifler ona bağırınca yerle bir oluyordur. Onun cinsiyet uyumsuzluğunu görüyor ve feminen dışavurumunu bastırıyorlardır. Aynı elbiseyi giymek, aynı toplumsal cinsiyete sahip olmak ve aynı toplumsal cinsiyete sahip bireyler olarak algılanmak, bu iki insan için son derece farklı tecrübelerdir.

Zaman içinde insanların senin cinsiyetini nasıl algılandıklarına dair aşırı bir farkındalık geliştiriyorsun. Farklı durumlarda farklı cinsiyetler atanan biri olarak, farklılıkları not etmemek imkansız: Erkek oldurulduğum zaman fiziksel ve figüratif alanım genişliyor, insanlar beni daha fazla ciddiye alıyor, anonim olmama izin var; kadın oldurulduğumda ise yanımdan geçenler dış görünüşümü/bedenimi tüketiyor ve erkekler en temel şeyleri bile bana açüklamadan/sikzah etmeden duramıyor. En kötüsü ise, belli bir cinsiyeti – hatta normatif bir cinsiyeti – dışa vurmaya çalışırken yanlış cinsiyetlendirilmek. Bazen anlamak kolay oluyor (kadın zannedildiğimde başıma gelen sokak tacizinde mesela) ama çoğu zaman üstü kapalı oluyor ve nasıl cinsiyetlendirildiğimi anlamaya çalışmak yerine etkileşime/iletişime konsantre olabilmek için tüm enerjimi harcamam gerekiyor.

Geçen hafta bir feminist punk şovuna siyah kot ve polo tişörtle, siyah rujumu sürünüp gittim. Oğlan gibi görünüyordum bi nevi. Tatlı bi kız benle konuşmaya başladı: “Punk konserinde bu kadar kız görmek ne güzel ya!” “Bence de! Ama ben kız değilim. Şey, ben transım.” “Ooo, ne kadar cesurca, daha önce hiç trans bireyle tanışmamıştım. Şimdi sen kızdan erkeğe mi geçiyorsun?” “Yani, onun gibi bi’şey. Yok. Oğlan gibiyim, ama sırf oğlan değilim.” Bir yabancıyla ikili cinsiyet kalıbı dışındaki cinsel kimliğim hakkındaki en açık konuşmam bu.

Toplumsal cinsiyet dinamiktir. Bazen mantıklı gelen tek kelime “kuir” çünkü muğlaklığa ve değişkenliğe mahal veriyor.

“Geçiş”. Geçiş sabittir, eşcinsel olduğunu açıklamak gibi. Birçoğumuz için toplumsal cinsiyet ikili değil. Dünkü cinsiyetimizden kaçınıp kendinden emin bir şekilde “zıddını” iddia ederek uyanmıyoruz. Toplumsal cinsiyet lineer olmayan bir süreç; net bir “öncesi” ve “sonrası” yok.

İmtiyaz sadece üretilmez, yeniden üretilir.

Maskülenlik inanılmaz kırılgandır. Erkekler fiziksel alanda, sohbet alanında ve medyadaki sunumda kendilerini o kadar hak sahibi görürler ki, bir başkası konuştuğu an kendilerini susturulmuş hissederler. Görünen o ki diyalogdan dışlanmaktan bir hayli korkuyor erkekler; kadın alanlarının ve ikili cinsiyet kalıbı dışındaki alanların şiddetle işgal edilmesi şeklinde gösterilmese, bu korku komik olabilirdi. Erkeklerin “kendi duygularına kulak vermesi gerektiği” gibi yaygın bir yanlış inanış var – erkeklerin başkalarının duygularına hassasiyet göstermeye ve kolektif maskülenliklerine her baskıcı olma çağrısı aldıklarında öfke krizi geçirmekten kurtulmaya ihtiyaçları var. (“Erkeklerin hepsi değil!” Öf be, yeteri kadar erkek işte). Odak noktası olarak sürekli erkekleri ve maskülenliği referans almayan bir toplumsal cinsiyet muhabbeti ne süper olurdu ya.

Zaman içinde insanların senin cinsiyetini nasıl algılandıklarına dair aşırı bir farkındalık geliştiriyorsun. Farklı durumlarda farklı cinsiyetler atanan biri olarak, farklılıkları not etmemek imkansız: Erkek oldurulduğum zaman fiziksel ve figüratif alanım genişliyor, insanlar beni daha fazla ciddiye alıyor, anonim olmama izin var; kadın oldurulduğumda ise yanımdan geçenler dış görünüşümü/bedenimi tüketiyor ve erkekler en temel şeyleri bile bana açüklamadan/sikzah etmeden duramıyor. En kötüsü ise, belli bir cinsiyeti – hatta normatif bir cinsiyeti – dışa vurmaya çalışırken yanlış cinsiyetlendirilmek. Bazen anlamak kolay oluyor (kadın zannedildiğimde başıma gelen sokak tacizinde mesela) ama çoğu zaman üstü kapalı oluyor ve nasıl cinsiyetlendirildiğimi anlamaya çalışmak yerine etkileşime/iletişime konsantre olabilmek için tüm enerjimi harcamam gerekiyor.

Asimilasyon kurtuluş değil. Trans kuir’ler ne evlilik (devlet tarafından kutsanmış tekeşli ilişki ve birleştirilmiş refah) ne de açık cinsel kimlikleri ile askerlik yapmak (“feminizmin ya anti-emperyalisttir ya da boş laf”) istiyor. Sistemsel güç dengesizliklerinin düzelmesini istiyoruz. Barınma ve sağlık hakkı, iş (en azından kapitalizm çökene kadar) istiyoruz. Kimliklerimizin patolojileştirilmemesini istiyoruz, kimlikte yazan adımızı ve cinsiyetimizi doktor raporu almadan değiştirebilmek istiyoruz. Cis ve heteronormatif beyaz erkekliğini fabrika ayarı sayan içselleşmiş fikir bi bitsin istiyoruz.

Trans politikasının, saygınlığa veya profesyonelliğe veya “ilgi istemiyor olsan öyle giyinmezdin” gibi mağduru suçlayan saçmalıklara uyumla bir alakası yok; toplumsal cinsiyeti sona erdirelim veya feminenliği silelim de hepimiz nötr (bkz: maskülen) olalım falan da değil. Toplumsal cinsiyet bekçiliğini ortadan kaldırmakla alakalı, herkes patriarkal sistemin reçete ettiği cinsiyet rollerinden kurtulabilsin diye ikili cinsiyet kalıplarını yıkmakla alakalı, kimlik ve dışavurum geçişkenliğine olanak tanımakla alakalı. Siyahlar ve kahverengiler beyaz üstüncülüğünden ve sömürgecilikten, kuir’ler heteronormatiflikten, kadınlar patriarkadan, sakatlar ve deliler engellicilikten ve işçiler kapitalizmden kurtulmadan trans kurtuluşu olmayacak.

@mrgnptts | morganpotts.com

*Terminoloji konusunda hatalar yaptık muhtemelen, daha uygun veya yerleşmiş ama bizim bilmediğimiz kavramlar varsa lütfen yorum bırakın.

Reklamlar

Cinsiyetlendirilmiş antagonizmalar – Morgan Potts” üzerine bir yorum

  1. Bence güzel olmuş. Okumaya başladığımda “acaba cümleler biraz kitabileştirilse [*] miydi” diye düşündüm ama bu hali kaynak metnin tavrına daha uygun görünüyor.

    [*] kitabileştirmek: -yor demekten kaçınmak, toparlayıcı yerlerde -tır demek, biraz dağıtıcı yerlerde -makta demek, genelde geniş zaman kipi tercih etmek, vb.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s