Cihat aleminin en büyük ‘boşanması’ – Harald Doornbos, Jenan Moussa

Ekran Resmi 2016-08-18 22.39.43

18 Ağustos 2016, Foreign Policy

El Kaide, IŞİD’in saflarından ayrılmasını hiçbir şey yapmadan izlemeyecekti elbette. Bu özel yazı dizisinin 3. bölümünde bir İslam Devleti üyesi Esad karşıtı saflarda iç savaşa yol açan süreci anlatıyor.

Mayıs 2013’tü ve yeni kurulan Irak ve Levant İslam Devleti dünyanın en korkulu cihatçı gücü olarak statüsünü sağlamlaştırmak niyetindeydi. Ama bunu yapabilmesi – veya eline geçirdiği yeni kimyasal silah zulasını kullanabilmesi – için, önce önemli el Kaide şahsiyetlerinden oluşan bir grubun önlerine çıkaracağı zorluğu aşması gerekecekti.

El Kaide’nin üst düzey liderliği Ebu Bekir el Bağdadi’nin otorite iddiasını öylece kabul edecek değildi, hele ki bu iddiasını el Kaide lideri Ayman el Zevahiri’nin talimatı ile hareket ettiği pişkince yalanına dayandırmışken. IŞİD şefi ile diğer cihatçı liderlerin Kafr Hamra’daki tarihi buluşmasından bir ay sonra, birkaç silahlı koruma da dahil küçük bir grup adam, birkaç araç içinde Suriye’ye doğru yola çıktılar. Bağdadi’ye bağlı güçler tarafından fark edilme veya Suriye rejimine hedef olma korkusu ile, sessiz ve dikkatli bir şekilde hareket ediyorlardı.

Bu grubun adı Horasan Grubu veya Horasan Komitesi idi. Üyeleri Afganistan ve Pakistan’daki yeraltı gruplarından geliyordu ve Suriye’ye halen saklanan Zevahiri adına gelmişlerdi.

Horasan Komitesi üyelerinden biri olan, adından Suriyeli olduğu anlaşılan Ebu Usame eş Şahabi, yanındakilere seyahatleri boyunca son derece dikkatli olmalarını söyledi. Ebu Ahmed’in söylediğine göre, Şahabi diğerlerine “Bağdadi’nin Nusra emiri Ebu Mariye el Kahtani’ye suikast düzenlemeyi planladığına dair bilgi aldım, bu yüzden biz de dikkatli olmalıyız,” demişti.

Horasan Komitesi’nin görevi, Bağdadi’nin Suriye’ye genişlemesini soruşturmak idi. Elde ettikleri bulgular, sonrasında el Kaide’nin, IŞİD ile el Kaide uzantısı Nusra Cephesi arasındaki rekabetin kontrolden çok açık şekilde çıktığı Irak ve Suriye’deki duruma nasıl tepki vereceğine karar verecek olan Zevahiri’ye iletilecekti.

Horasan Komitesi’nin varlığı, ancak Eylül 2013’te, ABD öncülüğündeki koalisyon Suriye’deki ilk hava saldırısında üyelerini hedeflediğinde kamuoyuna yansıyacaktı. O zamana dek komiteyi oluşturan el Kaide üyeleri Bağdadi’nin manevralarını soruşturma aşamasından yurtdışında saldırılar planlamaya geçmişti. Ulusal İstihbarat Direktörü James Clapper gruba ilişkin olarak “ABD topraklarına tehdit açısından, Horasan, İslam Devleti kadar büyük tehlike arz edebilir” demişti.

Ama 2013 yazında, Horasan Komitesi dikkatini ABD’ye değil cihatçı rakibine yöneltmişti. Görev daha acil olamazdı: Görünen oydu ki her gün başka bir cihatçı muhalif grup el Kaide’den IŞİD’e geçiyordu. Zevahiri Suriye’de bazı grupların bağlılığını yeniden kazanamazsa veya en azından saflarındaki çözülmeyi durduramazsa, el Kaide lideri askersiz bir komutana dönüşme riski ile karşı karşıyaydı.

Horasan Komitesi’nin altı üyesi, daha önce Mücahitler Meclisi Şurası’nın merkezi olan Kafr Hamra’daki IŞİD merkezini ziyaret ettiler. Ebu Ahmed bunların dördü ile şahsen tanıştı: Ebu Usame eş Şahabi, Kuveytli Muhsin el Fadıli (8 Temmuz 2015’te Suriye’nin Sarmada kasabasında ABD hava saldırısında öldürüldü), Ebu Yasir el Cezrevi olarak da tanınan Sanafi el Nasr (kuzey Suriye’nin el Dena kasabasında 15 Ekim 2015’te bir ABD insansız hava aracı saldırısında öldürüldü) ve bir başka Suudi olan Ebu Abdül Malik (el Dena’daki aynı Ekim saldırısında öldürüldü).

u-s_state_department_photo_of_muhsin_al-fadhliEbu Ahmed, Horasan Komitesi üyelerinin dostça geldiklerini ve Kuran bilgilerinin iyi olduğunu söylüyor. Hepsi yıllarca İran, Afganistan ve Orta Asya’yı kapsayan bölge için eski bir İslami terim olan Horasan’da bin Ladin veya Zevahiri ile birlikteymişler.

Ebu Ahmed Fadıli ile çok fazla vakit geçirmemiş. Kuzey Suriye’nin Sarmada kasabasındaki bir toplantı sırasında kısa bir konuşmaları olmuş. O zamanlar Ebu Ahmed onun el Kaide’de böylesine önemli bir şahsiyet olduğunu bilmiyormuş. Ama Fadıli’nin hava saldırısında öldüğü iki yıl sonra, Ebu Ahmed tanışmış olduğu adamın internette bir fotoğrafını görmüş. Fotoğraf, bir Pentagon sözcüsünün onu “11 Eylül 2001 saldırılarından önceden bilgisi olan birkaç güvenilir el Kaide liderinden biri” olarak anlatan açıklamalarına yer veren bir Reuters haberinin parçası imiş. 2012’de, ABD Dışişleri Bakanlığı, Fadıli’yi bulmaya yardım edecek bilgi için 7 milyon dolar ödül bile koymuş.

Ebu Ahmed, Horasan Komitesi’nin iki Suudi üyesini daha iyi tanıyormuş. Bir keresinde ikisiyle bir araba yolculuğuna çıkmış ve Malik’in kuzey Suriye’nin el-Bab kasabasında bir ev kiraladığını biliyor. Cezrevi ise Nusra Cephesi’nin siyasi büro şefiymiş. Kuzeybatı Suriye’deki Lazkiye kırsalında yerleşikmiş.

Ebu Ahmed ikilinin Amerikan saldırısında öldürüldüğünü duyduğunda üzülmüş. “Normal adamlar gibi görünüyor ve davranıyorlardı,” diyor Ebu Ahmed. “Lider olmalarına rağmen kibirli davranmıyorlardı.”

Tüm Horasan Komitesi üyeleri arasında, Ebu Ahmed’in en yakın olduğu, el-Bab’dan kırklarında bir Suriyeli olan Şahabi idi. Şahabi el Kaide başkomutanı Zevahiri ile doğrudan temas halindeydi. Afganistan’dan Suriye’ye fark edilmeden gelmesi bir buçuk ayını almıştı. Daha da zoru, hamile eşi ile birlikte seyahat etmişti. Ebu Ahmed’e şöyle demiş: “20 yıldan bu yana cihat yürütüyorum, zorluk benim için yeni bir şey değil.”

Horasan Komitesi’nin hedefi esasen siyasiydi. Kafr Hamra’daki beş günlük toplantıda Bağdadi’ye biat etmiş olan cihatçı komutanların fikrini değiştirmekle görevlendirilmişlerdi.

Bağdadi’nin iddialarının saçmalık olduğunu söylediler her birine. Zevahiri Bağdadi’yi Irak’tan Suriye’ye asla göndermemişti, Zevahiri diğer komutanların IŞİD’e ve Bağdadi’nin kendisine biat edebileceğini asla söylememişti.

Ama Horasan Komitesi’nin önünde zorlu bir iş vardı. Şahabi yakın zamanda IŞİD’e katılmış olan önemli bir komutanı Türkiye sınırına yakın bir kasabada görüşmeye ikna etmeyi başardı.

“Bağdadi’nin IŞİD’i sırf Nusra’nın çok güçlendiğini hissettiği için kurduğu çok açık,” dedi Şahabi ona, “Nusra şefi Colani’nin fazla büyük bir lider haline geldiğini biliyordu.”

“Bağdadi’nin Zevahiri’nin talimatları doğrultusunda hareket ettiğini düşünüyorduk,” yanıtını verdi komutan. “Söylediğin şey beni şok etti.”

Şahabi derhal IŞİD’e biatını feshetmesini önerdi. Ama komutan bunu yapmaya hazır değildi. “Bağdadi’ye biat ettim,” dedi komutan. “Bunu düşünmek ve diğerleriyle tartışmak için bana zaman ver. Bir anda tersine çeviremem durumu.”

“Ama soruşturma ile ilgili mesajların ve mektupların çoğunu çoktan Zevahiri’ye gönderdik,” diye cevapladı Şahabi, Ebu Ahmed’in sohbeti aktarımına göre. “IŞİD değil Nusra lehine hüküm verecek.”

Ve iç savaş başlıyor

Mayıs 2013’teki bu noktaya dek, IŞİD ile Nusra arasındaki çekişme az çok barışçıl ilerliyordu. Rakip gruplardan savaşçılar halen diğerlerinin kontrolündeki alanlardan geçebiliyor ve birbirlerinin merkezlerini ziyaret edebiliyorlardı. Cihatçı örgütler hala aralarındaki ayrımları barışçıl şekilde çözmeye çalışıyorlardı ve Ebu Ahmed, Nusra Cephesi’ndeki birçok komutanı bir yıldan uzun süre boyunca aynı bayrak altında savaşırken tanımıştı. Bu yüzden Horasan Komitesi üyeleri ile görüşüp konuşabilmişti.

Ama güç dengesi IŞİD’den yana değiştikçe, iki grubun destekçileri arasındaki dostluk ve yoldaşlığın yerini güvensizlik aldı. Nusra üyeleri, IŞİD’in Suriye’deki cihat hareketini böldüğünü ve zayıflattığını düşündükleri hamlelerine tepki duyuyorlardı. IŞİD üyeleri ise Nusra’yı yumuşamakla suçluyorlardı. Grup içindeki birçokları Nusra’daki eski dostlarını artık Müslüman bile saymıyordu.

Savaş çizgileri katılaştıkça, Horasan Komitesi Bağdadi’nin planlarına yönelik saha araştırmalarını sonlandırdı. Zevahiri, sonuçlar eline ulaşır ulaşmaz IŞİD karşısında Nusra lehine hüküm verdi. Nusra’ya Suriye’de cihada öncülük etmesi çağrısında bulundu ve Bağdadi’nin örgütünün Irak’a geri dönmesi gerektiğini belirtti.

“El Bağdadi, Irak ve Şam İslam Devleti’ni bizden izin istemeden veya tavsiyemizi almadan, hatta bize bilgi bile vermeden ilan ettiğinde hatalıydı,” diyor Zevahiri 23 Mayıs 2013’te yayınlanan bir mektupta.

Hüküm, Bağdadi’nin asla Zevahiri’nin adamı olmadığını ve genişleme planlarında tek başına olduğunu açıkça ortaya koyuyordu. Bazı cihatçılar bunun ortaya çıkması ile birlikte kandırıldıklarını gördüler ve saf değiştirdiler. Ebu Ahmed’e göre, taraf değiştirmiş Nusra üyelerinin yüzde 30 kadarı Zevahiri’nin hükmü ardından geri döndü. Bazı kesimler ise giderek büyüyen bu çekişmede “tarafsız” olduklarını ilan ettiler. İhrar uş Şam ve Cund el Aksa gibi kimi gruplar bu iktidar mücadelesinin dışında kalabileceklerimi umdular. Esad’ı iktidardan devirmek için uğraşıyorlardı, başka cihatçılarla didişmek için değil.

IŞİD’e katılmış 90 kadar Hollandalı ve Belçikalı Mücahitler Meclisi Şurası (MMŞ) cihatçısından – Ebu Ahmed’in ekibindekiler – 35 kadarı Nusra’ya geri döndü, kalanı IŞİD ile kaldı. Ebu Ahmed ayrıca Horasan Komitesi üyesi Şahabi’nin bir ay önce Türkiye sınırı yakınında bir toplantıda saf değiştirmeye ikna etmeye çalıştığı üst rütbeli IŞİD komutanın da IŞİD’den ayrılıp yeniden Nusra’ya katıldığını duymuş.

IŞİD’e katılan MMŞ emiri Ebu el Esir, grupla kalma kararlılığındaymış. Ebu Bekir el Bağdadi’yi yüceltiyormuş. Ama Esir daha fazla Hollandalı ve Belçikalı savaşçıyı Nusra’ya kaybetme endişesindeymiş. “Artık Nusra üyeleri ile internetten görüşmeyeceksiniz,” diye emretmiş Ebu el Esir. “Onlarla tüm iletişimi keseceksiniz.”

Belçika ve Hollanda’dan Nusra savaşçılarının Halep vilayetindeki Urum el Suğra’da bulunan merkezlerine bir mesaj bile göndermiş. “Adamlarımla sakın iletişim kurmayın,” diye tehdit etmiş Avustralyalı bir el Kaide ideoloğu olan Ebu Süleyman’la kalan Hollandalı ve Belçikalıları.

Esir yabancı IŞİD savaşçılarını, bırakıp gidemesinler diye pasaportlarına el koymakla tehdit etmiş. Ama bu tehdit yabancı savaşçılar tarafından öfkeyle karşılanmış. Emirlerini kendilerine güvenmemekle suçlamışlar. Esir en sonunda geri adım atmış – pasaportları onlarda kalabilirmiş.

Ama eski dostlar artık düşman olmuştu. İki taraf da, diğerini saf değiştirmeye ikna etmeye çalışıyordu. Ebu Ahmed, el Emniyet olarak bilinen IŞİD gizli polisinin faaliyetlerinde ani bir artış fark etti. IŞİD bölgesinde saf değiştirmek veya bırakmak isteyen herkesin görüldüğü yerde vurulacağına dair bir söylenti dolaşmaya başlamış.

Ebu Ahmed’in IŞİD’deki dostlarından biri, farklı cihatçı gruplar arasındaki çekişmeden memnun olmadığını açıklamış. Esir ile Bağdadi’yi tavizsiz tavırları nedeniyle eleştirmiş ve hatta ünlü IŞİD ilahisinin sözlerini değiştirmiş: “emirlerimiz şüpheden uzaktır” iken “emirlerimiz ön saflara uzaktır” yapmış.

Aynı gece Ebu Ahmed’in dostu bu ilahiyi söylemiş, gizli polis bir arabayla gelip onu hapse götürmüş. Orada birkaç gün tutulmuş ama işkence görmemiş. Bunun yerine, başka bir IŞİD cezası almış: Başkalarına işkence yapmak.

Bağdadi’nin Nisan 2013’teki başarılı darbesi, Nusra’yı neredeyse çöküşün eşiğine getirmişti. Ama şu an Nusra yeniden güç kazanıyor. Kendilerini yeniden örgütlemeye başladılar ve İhrar uş Şam gibi cihatçı Selefi gruplarla ve hatta Özgür Suriye Ordusu’nun (ÖSO) bazı birimleriyle ittifaklarını güçlendirdiler.

İki kamp arasındaki gerilim zirve noktasına ulaşırken, Nusra, İhrar uş Şam ve ÖSO, IŞİD’i İdlib’den ve Halep vilayetinin bazı bölgelerinden püskürtmeye başladı. Nusra’nın Suriye ordusu üssü 111. Alay’dan klor ve sarin varilleri çaldığı Daret İzza’da, Nusra ve müttefikleri kasabayı geri aldılar. IŞİD Daret İzza’dan Türkiye sınırındaki el Dena’ya çekildi. Ama bir başka çatışmanın ardından, bu kasaba da kaybedildi. IŞİD el Dena’dan el Atarib kasabasına çekildi. Burada da aynı senaryo yaşandı ve IŞİD Nusra tarafından yenilgiye uğratıldı.

IŞİD en sonunda kuzeybatı Suriye’nin tamamından vazgeçmeye karar verdi. 4 Mart 2014’te, kritik stratejik önemdeki sınır kasabası Azez’den çekildi. IŞİD, güçlerinin birçoğunu, Bağdadi ile çeşitli cihatçı komutanlar arasındaki beş günlük toplantının gerçekleştiği eski MMŞ merkezinden pek de uzak olmayan Kafar Joum yakınlarında bir araya topladı.

Bu süre zarfında ortaya çıkan ayrımlar halen kuzey Suriye’deki savaş alanını tanımlamaya devam ediyor. İki yıl sonra, İslam Devleti adından “Irak ve Levant”ı çıkardı ama o ve Nusra halen çok başka hayatlar yaşıyor ve çok başka savaşlar veriyorlar. İslam Devleti Suriye’nin kuzey ve doğusundaki hilafetinden ahkam kesiyor ve bölgesindeki ılımlı isyancıları öldürdü ya da sürdü. Nusra ise, Suriye’nin kuzeybatısında etkisini güçlendirdi ve İdlib vilayetinde etkili bir oyuncu haline geldi. İki grubun bölgeleri artık birbirine sınır bile değil. İki grubun karşılıklı olduğu tek cephe hattı kuzey Halep kırsalı. Dünün müttefikleri bugün apayrı dünyalarda yaşıyor.

20 Ocak 2014’te, Suriye’nin iki cihatçı dinamosu arasında yaşanan ayrışma nihayete erdi. Kafar Joum’da IŞİD 200’ün üzerinde bir araç konvoyu hazırladı. Arabalar ve kamyonlar savaşçılar, aileleri, silahlar ve yabancı rehinelerle doluydu. Ebu Ahmed, Nusra’nın 111. Alay’dan ele geçirdiğini gördüğü 15 kimyasal konteynırından üçünün konvoyda olduğunu fark etti.

Ardından, çelikten ve bedenlerden oluşan bu devasa IŞİD konvoyu, doğuya, Rakka şehrine doğru yola çıktı.

Yazı dizisinin birinci bölümü

İkinci bölümü

-Serap çevirdi-

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s