IŞİD’in kuruluşunun hiç anlatılmamış hikayesi – Harald Doornbos, Jenan Moussa

CqJM3EaWAAECGBC.jpg

16 Ağustos 2016, Foreign Policy

Kuruluşundan bu yana, İslam Devleti hakkında hep onun düşmanlarından bir şeyler öğrendik. Hikayesi büyük ölçüde, grupla Irak ve Suriye’de savaşanlar, zalim yönetiminden kaçan travmatize olmuş siviller ve arada bir de saflarından kaçanlar tarafından anlatıldı. Bu değişmek üzere. Okuyacağınız, İslam Devleti’nin Suriyeli bir aktif üyesi olan ve grubun şimşek hızıyla genişlemesine ilk elden şahitlik etmiş ve en adı çıkmış yabancı savaşçıları arasında aylarını geçirmiş Ebu Ahmed’in hikayesi.

Üç makaleden oluşan bu seride, Ebu Bekir El Bağdadi’nin siyasi planlarının İslam Devleti’nin Suriye’deki genişlemesinin yolunu nasıl döşediğine, El Kaide’nin grubun yükselişini önleme çabalarına ve kendinden menkul “hilafetin” cephaneliğindeki dehşet verici silahlara benzersiz bir içerden bakış sunuluyor. Bazı adlar ve ayrıntılar, Ebu Ahmed’i korumak amacıyla gizli tutuldu. İkinci bölümü buradan okuyabilirsiniz.

Ebu Ahmed, Suriye ayaklanmasına katılmakta bir an bile tereddüt göstermemiş. Suriye’nin kuzeyinde muhafazakar ve dindar bir Sünni Arap ailede doğan Ahmed, Mart 2011’de ayaklanma başladığında öğrenciymiş ve Başkan Beşar el Esad’a karşı protestolara ilk günden itibaren katılmış.

“Mısır ayaklanmasını ve onu izleyen Libya devrimini heyecanla izledik,” diyor. “Değişim rüzgarının ülkemizi es geçmeyeceğini umuyorduk.”

2012 ortasında ayaklanma tam bir iç savaşa dönüşünce, Ebu Ahmed eline silahı alıp savaşmaya karar vermiş. Cihatçı eğilimli ve üyelerinin çoğunluğunu Suriyelilerin oluşturduğu ama Avrupa ve Orta Asya’dan da bazı yabancı savaşçıları içeren bir asi gruba katılmış. Birliklerin bileşimi o zamanlar sürekli değişip duruyormuş – birkaç ayda bir Ebu Ahmed’in grubu ya adını değiştiriyor ya da diğer cihatçı asilerle birleşiyormuş.

Ama sonrasında gruplar konsolide olmaya başladılar: 2013 baharında Ebu Ahmed, cihatçı grup ile Nusra Cephesi arasındaki gerilimler yükselirken, resmi olarak Suriye’ye genişleyen Irak ve Levant İslam Devleti safında yer almaya karar verdi. Grup Haziran 2014’te kendisini dünya halifeliği ilan edecek ve küresel hedeflerini yansıtacak biçimde “İslam Devleti” adını alacaktı. Ebu Ahmed, bugün halen örgütün bir üyesi olarak çalışmaya devam ediyor ve grubun davranışlarına ve geçmişine ilişkin benzersiz bir içerden bakışa sahip.

Ebu Ahmed ile yaptığımız 15’ten fazla görüşmede onu cihatçı gruba dair bilgileri konusunda ve “hilafetin askerlerinden” biri olarak samimiyeti noktasında kapsamlı şekilde sorguladık. 10 aylık bir süre boyunca, onunla 100 saatten uzun süre geçirdik. Nasıl bir süreç sonunda İslam Devleti’ne katıldığından örgütün nasıl organize olduğuna ve grup içindeki Avrupalı savaşçıların kimliğine kadar, her konuda sorularımızı sabırla yanıtladı. Görüşmelerimiz tüm haftaya yayılacak şekilde, günde altı saati buluyordu.

Ebu Ahmed bizimle konuşarak büyük bir kişisel riske girdi. Halen İslam Devleti ile birlikte olduğu için, kimliğini korumak adına hayatına ilişkin kimi ayrıntıları bilerek gizli tutmak zorundaydık.

Ebu Ahmed bizimle konuşmaya, kendi söylediğine göre, birkaç sebepten karar vermiş. Halen İslam Devleti ile birlikte olmasına rağmen yaptıkları her şeyi onaylamıyor. Örgüte kapılmış çünkü onu bölgedeki en güçlü Sünni grup olarak görüyor. Ancak “bu denli aşırılıkçılaşması” onu hayal kırıklığına uğratmış. Örgütü muhaliflerini ve kurallarını ihlal edenleri çarmıha germe, yakma ve boğma gibi şeyler konusunda suçluyor.

Örneğin Ebu Ahmed, İslam Devleti’nin Suriye’nin kuzeyindeki el-Bab şehrinde, Özgürlük Meydanı olarak bilinen şehir merkezine, sigara satmak gibi küçük suçlar işleyen Suriyeli sivilleri cezalandırmak için bir kafes koyarak uyguladığı cezalandırmaya karşı çıkmış. Grup, Ebu Ahmed’in dediğine göre, Suriyelileri, boyunlarına işledikleri suçun yazılı olduğu bir tabela asarak üç gün kafese hapsetmiş.

“Şimdi meydana Cezalandırma Meydanı diyorlar,” diyor. “Bu tür sert cezaların bizim için kötü olduğunu düşünüyorum. Bu Sünnilerin IŞİD’i sevmekten çok ondan korkmasına neden oluyor ki bu da hiç iyi değil.”

Ebu Ahmed, eskiden, İslam Devleti’nin Sünni cihatçıları tek bayrak altında bir araya getirecek bir “cihat birlikçisi” olacağını umduğunu söylüyor. Çoğunlukla Belçika ve Hollanda’dan Suriye’ye cihat için gelen genç erkeklerden oluşan tanıdığı yabancı savaşçılara hayran. Hepsi de refah ve barış içindeki ülkelerde yaşıyorlardı ve on binlerce Suriyeli savaştan kaçıp Avrupa’ya gitmek için insan kaçakçılarına büyük meblağlar öderken bu cihatçılar gönüllü olarak tam tersi yönde seyahat etmişti ona göre.

“Bu yabancı savaşçılar ailelerini, evlerini, topraklarını bırakıp Suriye’ye bize yardıma geldiler,” diyor Ebu Ahmed. “Bize destek vermek için gerçekten de ellerinde ne varsa feda ediyorlar.”

Ama Ebu Ahmed kısa süre içinde cihatçı grubun nahoş yanları ile tanışacaktı. Her şeyden önce İslam Devleti cihatçıları bir araya getirmiyordu, tersine, diğer gruplarla gerilimler arttı ve Ahmed “IŞİD’in yükselişinin Nusra Cephesi ile aranın bozulmasına ve Suriye’deki birleşik cihat güçlerinin zayıflamasına yol açtığından” endişe duyuyordu.

İkinci olarak, yabancı savaşçılardan bazıları Avrupa’da gerçekten dindar hayatlar süren adamlarken, “kafayı yemiş” olduklarını düşündüğü bir başka grubun daha olduğunu keşfedecekti. Bunlar çoğunlukla Fas kökenli Belçikalı ve Hollandalı suçlulardı, işsiz güçsüzlerden oluşuyor, parçalanmış ailelerden geliyor, marjinal şehirlerin marjinal banliyölerinde marjinal hayatlar sürüyorlardı. Bu kafayı yemişlerin çoğunun dinle alakası yoktu ve aralarında Kuran’ı okumuş olanını bulmak zordu. Onlar için Suriye’de savaşmak ya bir macera ya da Avrupa’nın bar ve diskolarındaki “günahkar yaşamlarından” nedamet getirmelerinin bir yoluydu.

Mesela sürekli kafa kesmekten bahsedip duran, Belçika’dan bir cihatçı Ebu Seyyaf. Bir keresinde emiri Ebu el Esir el Ebsi’ye birini kesip kesemeyeceğini sormuş. “Bir kelle tutmak istiyorum, o kadar,” demiş Ebu Seyyaf. Bölgede “katil” olarak biliniyor.

Savaşta ilk kurban genellikle hakikat olur. Ebu Ahmed’in bize anlattığı hikayeler o kadar inanılmaz ve İslam Devleti’nin iktidar koltuğuna o denli yakındı ki, iddialarını sınamaya karar verdik.

Bunu yapak için, Ebu Ahmed’e bir sınav yaptık. İslam Devleti’ne katılan Hollandalı ve Belçikalı savaşçıların çoğunu tanıdığını söylemişti, bu yüzden bu ülkelerden Suriye’de savaşmaya gittiğini bildiğimiz cihatçılardan aşağı yukarı 50 kişilik bir fotoğraf listesi hazırladık. Ebu Ahmed’le yaptığımız bir görüşmede, ondan fotoğraftakilerin kim olduğunu söylemesini istedik.

Ebu Ahmed’in cevapları, İslam Devleti için savaşan Avrupalı cihatçılar konusunda kapsamlı bilgiye sahip olduğunu teyit etti. Gözümüzün önünde, internete erişimi olmadan ve hiç yardım almadan, fotoğraflara tek tek baktı ve 30 kadar cihatçıyı adı ile doğru bir şekilde tespit etti. Çoğu durumda, gördüğü savaşçı hakkında bazı anekdotlar da ekledi. Diğer fotoğraf için, onları görmediğini ve adlarını bilmediğini söyledi.

exclusive-back-stage-isis-pic-showing-harry-sarfo-on-right-behind-camera-watermarked.jpg

Ebu Ahmed’in verdiği, İslam Devleti’nin Palmira’daki infazlarının perde arkasını gösteren bir fotoğraf.

Ebu Ahmed bize dizüstü bilgisayarından Suriye’deki bazı Hollandalı, Belçikalı ve Orta Asyalı savaşçıların internette yayınlanmamış özel fotoğraf ve videolarını gösterdi. Bu fotoğraflara sahip olabilmesinin tek yolu, cihatçı topluluk içindeki derin, kişisel deneyimi olabilirdi.

Ebu Ahmed ayrıca, İslam Devleti’nin en bilinen şiddet eylemlerinden bazılarının perde arkasında olduğunu da kanıtladı. Cihatçı grup 2015’te Palmira’yı ele geçirdiğinde, Ebu Ahmed grubun muhaliflerinin infazı için Taht Oyunları benzeri bir sahneye tanıklık etmek üzere bu çöl şehrine gitmiş. Temmuz 2015’te bir gün, Avusturya ve Almanya’dan iki İslam Devleti üyesi, Suriye ordusu askeri olduklarını iddia ettikleri iki kişiyi antik kentin dev sütunlarında infaz etmiş. Bu Palmira’daki birçok infazdan biriydi; 4 Temmuz’da İslam Devleti Suriye askeri olduğunu iddia ettiği 25 kişiyi şehrin amfi tiyatrosunda infaz eden çocuk yaştaki 25 savaşçısının kanlı törensel görüntülerini içeren bir video yayınlamıştı.

Alman ve Avusturyalı savaşçıların tüyler ürpertici infazlarının resmi İslam Devleti videosu internete verilmeden haftalar önce, Ebu Ahmed bize infazın bir fotoğrafını vermişti. Fotoğraf yalnızca iki mahkumun öldürülmeden önceki anlarını değil, İslam Devleti’nin medya biriminin iki üyesini de dehşet anlarını kaydederken gösteriyordu. Grup, infazlarından hiçbirinin böyle bir perde arkası fotoğrafını yayınlamadı; internette yok. Ebu Ahmed’in verdiği fotoğraf gerçek anlamda benzersiz – içerden biri tarafından gizlice çekilmiş.

Fotoğraftaki dikkat çekici bir ayrıntı, iki kameramandan birinin, İslam Devleti’ne katılmak için Suriye’ye giden bir Alman vatandaşı olan Harry Sarfo olması. Onun daha sonra grupla ilgili hayal kırıklığına uğrayarak şimdi hapiste olduğu Almanya’ya kaçtığını söyledi. Sarfo’nun The New York Times gazetesindeki profilinde, İslam Devleti üyelerinin Sarfo’ya, propaganda videosu çekilirken “grubun siyah bayrağını tutmasını ve tekrar tekrar kameranın önünden geçmesini söyledikleri” yazıyor. Ancak Ebu Ahmed’in verdiği fotoğraf Sarfo’nun bu prodüksiyonda pasif bir rol oynadığı anlatısıyla çelişiyor: Videoda yalnızca siyah bayrağı tutarken görülse de, fotoğraf iki Suriyeliyi infaz etmek üzere olan katilleri filme alan iki kameramandan biri olduğunu gösteriyor.

Ebu Ahmed, Suriye’nin cihatçıları arasında büyüyen savaşı uzaktan seyretmemiş, başlangıcına da yakından şahit olmuş. Nusra Cephesi ile İslam Devleti arasındaki ayrışma, Suriye savaşındaki en çığır açıcı olaylardan biri idi; Esad karşıtı saflarda çok büyük bir bölünmeye yol açtı ve el Kaide’yi gölgede bırakacak olan, Ebu Bekir el Bağdadi’nin öncülüğündeki yeni bir cihatçı gücün yükselişinin işaretini verdi.

Ebu Ahmed, cihat dünyasının en büyük ayrışmasının nasıl gerçekleştiğine en yakından şahit olmuş.

Hilafet kervanı

2013 Nisan ortasında, Ebu Ahmed, Ebu el Esir öncülüğündeki bir Suriyeli cihatçı grup olan Mücahitler Meclis Şurası’nın Suriye’nin kuzeyindeki Kafr Hamra kasabasındaki merkezinin önüne koyu kırmızı-kahverengi renkte bir arabanın yanaştığını fark etmiş.

Ebu Ahmed’in arkadaşlarından bir olan cihatçı bir komutan, yanına gelip kulağına şöyle fısıldamış: “Aracın içine dikkatli bak.”

Arabanın hiçbir özelliği yokmuş: dikkat çekici değil ama külüstür de değil. Zırhlı değilmiş ve plakası da yokmuş.

Aracın içinde dört adam oturuyormuş. Ebu Ahmed hiçbirini tanımıyormuş. Şoförün arkasında oturan adam katlanmış siyah kar maskesi gibi bir şapka takıyormuş. Şapkanın tepesinde omuzlarına düşen siyah bir şal varmış. Uzun bir sakalı varmış. Şoför hariç, araçtakilerin hepsinin dizlerinde makineli silahlar duruyormuş.

Ebu Ahmed merkezin girişinde ekstra güvenlik olmadığını görebilmiş. Olağan olduğu üzere, sadece iki silahlı savaşçı girişin önünde koruma olarak dikiliyormuş. Merkezin internet bağlantısı normal şekilde çalışıyormuş. Onun açısından, o günün diğerlerinden farklı geçeceğine dair hiçbir işaret yokmuş.

Ama dört adam arabadan çıkıp merkezin içinde gözden kaybolduktan sonra, aynı cihatçı komutan ona tekrar yaklaşıp fısıldamış: “Biraz önce Ebu Bekir el Bağdadi’yi gördün.”

2010’dan beri Bağdadi, el Kaide’nin savaş yorgunu ülkedeki uzantısı olan Irak İslam Devleti’nin lideri. Bağdadi, kendi anlatımına göre, Ebu Muhammed el Colani’yi 2011’de temsilcisi olarak Suriye’ye kendisi göndermiş ve ona orada cihat yapması için Nusra Cephesi’ni kurma talimatı vermiş.

2013 başlarına dek, Irak İslam Devleti ile Nusra birlikte çalıştılar. Ama Bağdadi memnun değildi. El Kaide’nin Irak ve Suriye uzantılarını iki ülkeyi kapsayacak şekilde, tabi ki kendi liderliği altında, birleştirmek istiyordu.

Beş gün arka arkaya her sabah, kırmızı-kahverengi araba Bağdadi ile yardımcısı Hacı Bekir’i Kafr Hamra’daki MMŞ merkezine bırakmış. Günbatımından önce, aynı araba aynı şoförle gelip onları merkezden alıyor ve Bağdadi’yi geceyi geçireceği gizli bir yere götürüyormuş. Ertesi sabah, araba Bağdadi ile Bekir’i bırakmak için tekrar geliyormuş.

Bu beş gün boyunca, MMŞ merkezi içinde, Bağdadi Suriye’deki önemli cihatçı liderlerden oluşan bir grupla kapsamlı görüşmeler yapmış. Bunlar dünyanın en çok aranan adamlarından bazılarıymış, hepsi bir odada, yerdeki minder ve yastıklar üzerinde oturuyormuş. Kahvaltı ve öğle yemeği verilmiş: kızarmış veya ızgara tavuk ve patates kızartması, çay ve içecekler. Bağdadi, dünyanın en çok aranan adamı, ya Pepsi ya da portakal aromalı gazoz Mirinda içiyormuş.

Bağdadi’ye ek olarak, katılımcılar arasında MMŞ emiri Ebu el Esir, Mısırlı bir cihatçı komutan olan Ebu Müsab el Mesri, Suriye’ye Gürcistan’dan gelen lider bir Çeçen cihatçı olan Ömer el Şişhani, Libya’dan Suriye’ye gelmiş bir cihatçı lider olan Ebu el Velid el Libi, Libyalı Katibe el Bettar grubunda bir emir olan Abid el Libi, iki Nusra istihbarat şefi ve Bağdadi’nin iki numarası Hacı Bekir varmış.

Ebu Ahmed bu kadar üst düzey komutanın bir araya gelmesinden çok etkilenmiş. Görüşmelere verilen aralarda, merkezin çevresinde yürür, toplantıya katılanlarla konuşurmuş. Ebu Ahmed sorularla doluymuş: Bağdadi Irak’tan Suriye’ye neden geldi? Tüm bu komutanlar ve emirler onunla neden görüşüyor? Ve Bağdadi’nin şahsen ele almasını gerektirecek ne gibi bir önemli mevzu var?

Ebu Ahmed’in sorularının yanıtı, Bağdadi’nin Kafr Hamra toplantısından kısa süre önce yaptığı bir konuşmada bulunabilir. 8 Nisan 2013’te, Bağdadi örgütünün Suriye’ye genişlediğini duyurdu. Oradaki tüm cihatçı fraksiyonlar, Nusra dahil, ona biat etmeliydi. “Allah’ın izniyle ilan ediyoruz ki, Irak İslam Devleti adı ve Nusra Cephesi adı iptal edilmiştir ve onlar Irak ve Şam İslam Devleti adı altında birleşmiştir,” diyordu.

“Şeyh, herkesi Nusra Cephesi’nden ve el Colani’den ayrılmaya ikna etmek için burada,” demiş katılımcılardan biri Ebu Ahmed’e. “Onun yerine, herkes ona katılmalı ve kısa süre sonra devlet haline gelecek olan IŞİD bayrağı altında birleşmeli.”

Ekran Resmi 2016-08-18 17.12.46

İslam Devleti’nin Suriye’deki savaşçıları (soldan sağa): Ebu Ahmed’in “emiri” Ebu el Esir, Çeçen kökenli bir Belçika vatandaşı olan Ebu Çeçen el Belçiki, Fransız bir cihatçı olan Ebu Tamima ve örgütteki üst düzey komutanlardan biri olarak hızla yükselen kötü ünlü bir Çeçen cihatçı olan Ömer el Şişhani.

El Kaide’ye biat yalanı

Ancak Bağdadi, amacını gerçekleştirmede bir büyük sorunla karşı karşıyaydı. Toplanan emirler IİD şefine Usame bin Ladin’in seçilmiş halefi ve el Kaide lideri Ayman el Zevahiri’ye biat etmiş olduklarını açıkladılar. Zevahiri’yi ve el Kaide’yi bırakıp nasıl birden Bağdadi’ye geçebilirlerdi?

Ebu Ahmed’e göre, Bağdadi’ye toplantı sırasında şunu sordular: Zevahiri’ye biat ediyor musun?

Bağdadi onlara biat ettiğini ama Zevahiri’nin isteği doğrultusunda bunu açıklamadığını söyledi. Ama Bağdadi adamları el Kaide liderinin komutası altında hareket ettiği konusunda temin etti.

Cihatçı liderlerin bu iddianın doğruluğunu kontrol etme şansı yoktu. Zevahiri belki de dünyada ulaşılması en zor insandı – yıllardır açığa çıkmıyordu ve halen de saklanmakta, büyük ihtimalle Pakistan veya Afganistan’daki bir yerde.

Cihatçı liderler Zevahiri’nin şahsi aracılığı olmaksızın karar vermek zorundaydılar. Bağdadi Zevahiri adına hareket ediyorsa, IŞİD’e katılma talimatını takip edeceklerine hiç şüphe yoktu. Ama Bağdadi kendi adına hareket ediyordu, gizli planı Nusra’nın ve diğer grupların kontrolünü ele geçirmekti. Bu, el Kaide’yi bölecek ve cihatçı ordular arasına fitne sokacaktı.

Böylece komutanlar Bağdadi’ye şartlı biat ettiler. “Ona dediler ki, ‘Söylediklerin doğruysa seni destekleyeceğiz,’” dedi Ebu Ahmed.

Bağdadi aynı zamanda Suriye’de bir İslam devleti kurulacağını da söyledi. Müslümanların bir devlete ihtiyacı olduğu için bunun önemli olduğunu söyledi. Bağdadi Müslümanların üzerinde çalışıp nihayetinde de dünyayı fethedebilecekleri kendi topraklarına sahip olmasını istiyordu.

Katılımcılar Suriye’de devlet kurma fikri konusunda çok farklı düşünüyorlardı. El Kaide, var olduğundan bu yana devlet olmayan bir aktör olarak gölgede faaliyet göstermişti. Hiçbir toprağı açıktan kontrol etmiyordu. Bunun yerine ifşa olmamış konumlardan şiddet eylemleri gerçekleştiriyordu. Bir yeraltı örgütü olarak kalmak büyük bir avantajdı: düşmanın onları bulması, saldırması ve yok etmesi zordu. Cihatçı liderler toplantıda, bir devlet kurmanın, düşmanın onları bulmasını ve saldırmasını son derece kolaylaştıracağını savundular. Tanımlı bir toprağı ve kurumları olan bir devlet açık hedef tahtasıydı.

MMŞ emiri el Esir, Bağdadi’nin gelmesinden önce savaşçılarına devlet ilanına son derece karşı olduğunu söylemişti bile. “Bazıları bu akılsız fikirden söz ediyorlar,” demiş Esir adamlarına. “Bu savaş zamanı hangi çılgın devlet ilan eder?!”

Çeçen cihatçıların lideri Ömer el Şişhani de devlet kurma fikrinden aynı derecede tereddütlüydü Ebu Ahmed’in dediğine göre. Usame bin Ladin’in yıllardır gizlenmesinin bir sebebi vardı – Amerikalılar tarafından öldürülmekten kaçınmak. Bir devlet ilan etmek, düşman saldırısına açık davetiye çıkarırdı.

Birçoklarının tereddüdüne rağmen Bağdadi ısrarcıydı. Onun için bir devlet kurup yönetmek elzemdi. Şimdiye kadar cihatçılar kendi topraklarını kontrol etmeksizin dolanıp durmuştu. Sınırları, vatandaşlığı, kurumları ve işleyen bir bürokrasiyi savundu. Ebu Ahmed, Bağdadi’nin fikrini şöyle özetliyor: “Böyle bir İslami devlet ilk aşamasını atlatabilirse, sonsuza dek ayakta kalır.”

Bağdadi bir başka ikna edici argümana daha sahipti: Bir devlet tüm dünyadan Müslümanlara bir vatan sunacaktı. El Kaide daima gizli faaliyet yürütmüştü, sıradan Müslümanların katılması zordu. Ama İslami bir devlet, Bağdadi’nin iddiasına göre, binlerce, hatta milyonlarca aynı düşünen cihatçıyı kendine çekebilirdi. Bir mıknatıs olacaktı. “Bağdadi ve diğer cihatçı liderler,” diyor Ebu Ahmed, “bunu Muhammed peygamberin Mekke’den Medine’ye zulümden kaçmak için hicretine benzetiyordu.”

Toplanan cihatçı liderler bir devletin nasıl işleyeceğini, nüfusunu nasıl yöneteceğini, amacının ne olacağını ve dini azınlıklara karşı tutumunu kapsamlı bir şekilde tartıştılar.

Günler süren görüşmelerden sonra her katılımcı – ilk başta şüphe ile yaklaşan Esir, Şişhani ve iki Nusra Cephesi istihbarat görevlisi dahil – Bağdadi’nin planını kabul ettiler. Ondan istedikleri tek şart şuydu: Yeni kurulan devlet Nusra ve bir diğer cihatçı asi grup olan İhrar uş Şam ile tam işbirliği içinde ilan edilmeliydi. Bağdadi bu şartları kabul etti.

Sonraki adım, hemen orda biat etmekti.

Hepsi tek tek Bağdadi’nin önüne gelip elini tuttular ve şu sözleri tekrarladılar: “İnananların Emiri Ebu Bekir el Bağdadi el Kureyşi’ye biat ediyorum. İyi günde kötü günde ona uyacağım ve itaat edeceğim, varlığımı varlığına adayacağım ve onun eminlerinin emirlerine, inançsızlık görmediğim sürece karşı çıkmayacağım.”

Ardından Bağdadi her komutandan savaşçılarından bazılarını getirmelerini istedi. MMŞ komutanı Ebu el Esir o an komutası altında olan Belçikalı, Hollandalı ve Fransız savaşçıları davet etti. Bağdadi ile şahsen tanışan ve biat eden yabancılar arasında “katil” lakaplı Ebu Seyyaf, Belçikalı bir cihatçı olan Ebu Zübeyr, Temmuz 2014’te öldürülen Fransız bir cihatçı olan Ebu Tamime el Fransi ve ülkesi Belçika’da kafa keserek infaz etme eylemlerine muhtemel katılımı sebebiyle aranan Çeçen kökenli yakışıklı bir sarışın cihatçı olan Ebu Şişhan el Belçiki vardı.

O gün daha sonra, Avrupalılar – ki çok yakın bir zamana kadar çoğu Amsterdam, Brüksel veya Paris’te ufak çaplı suçlulardı – herkese Bağdadi’ye biat ettiklerini şevkle anlattılar.

Bunu daha birçokları takip etti. Anlatıcımız Ebu Ahmed, biatını iki gün sonra Ebu el Esir’e sunacaktı.

IİD’den IŞİD’e geçiş, IŞİD’e katılan tüm gruplar veya fraksiyonlar için ismen bitiş anlamına geliyordu. Nusra Cephesi ve lideri Ebu Muhammed el Colani içinse, bu gelişme muhtemel bir felaket demekti; dünyanın en önemli cihat merkezindeki etkilerinin sona ermesi anlamına gelebilirdi. Colani Nusra savaşçılarına IŞİD’e katılmayıp Zevahiri Suriye’de cihada kimin liderlik etmesi gerektiği fetvasını verene dek beklemelerini emretti.

Suriye’deki Nusra komutanları ile savaşçılarının büyük çoğunluğu bu emri dinlemedi. Ebu Ahmed haftalar sonra Halep’i ziyaret ettiğinde, şehirdeki Nusra savaşçılarının yüzde 90 kadarı çoktan IŞİD’e katılmıştı.

Bağdadi’nin yeni askerleri, Nusra Cephesi’ne bağlı kalan az sayıdaki savaşçıya o zamana kadar şehirdeki ana Nusra üssü olan el Uyun Hastanesi’ni terk etmelerini emrettiler. Ebu Ahmed’in dediğine göre, “Gitmek zorundasınız; biz devletteniz ve savaşçılar arasında çoğunluk elimizde, bu yüzden bu merkez de bize ait” dediler Nusra savaşçılarına.

IŞİD, Suriye’nin kuzeyindeki her yerde, Nusra’nın merkezlerini, mühimmat zulalarını ve silah depolarını ele geçirdi. Hayret vericiydi ama bir zamanlar el Kaide’nin Suriye uzantısı olan örgüt, bir anda varlık yokluk savaşına girmişti. Yeni bir dönem başlıyordu: İslam Devleti’nin çağı.

-Serap çevirdi-

Reklamlar

IŞİD’in kuruluşunun hiç anlatılmamış hikayesi – Harald Doornbos, Jenan Moussa” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s