Henry Kissinger’ın vicdanı var mı? – Jon Lee Anderson

“Ona kısa bir süre önce Washington’da Robert McNamara ile mülakat yaptığımı söyledim. Bu dikkatini çekmişti. Beni eziklemeyi bıraktı ve ardından sıradışı bir şey yaptı. Ağlamaya başladı. Ama hayır, gerçek gözyaşları değil. Henry Kissinger, gözlerimin önünde rol (ç.n. McNamara’nın taklidini) yapıyordu. ‘Ühü, ühü’ dedi Kissinger, ağlar gibi yapıp gözlerini silerek. ‘Hala göğsünü yumrukluyor, değil mi? Hala kendini suçlu hissediyor.’ Dalga geçercesine, alaylı bir ses tonuyla konuşuyordu ve vurgulamak için elini kalbine götürmüştü.”

20 Ağustos 2016, The New Yorker

Geçtiğimiz Mart ayında Başkan Obama Arjantin’in yeni Başkanı Mauricio Macri ile görüşmek üzere ülkeyi ziyaret ettiğinde, ABD’nin geçmiş ve günümüz politikaları için açıklama ve özür talep eden protestolarla karşılaştı. Batı’da anti-Amerikancılığın, ülkede kötü giden çoğu şeyden Birleşik Devletler’in suçlandığı politikleşmiş bir hınç kültürünün geliştiği Arjantin kadar şiddetli bir şekilde ifade edildiği çok az ülke var. Özellikle solda, ABD hükümetinin, 1976 Mart’ında darbeyle iktidara gelmesini izleyen yedi yıl boyunca solculara karşı binlerce yaşama mal olan bir “Kirli Savaş” yürütmüş olan Arjantin’in sağcı ordusuna verilen destek konusunda geçmek bilmeyen bir hınç var.

Obama’nın ziyareti darbenin kırkıncı yıldönümüne denk geliyordu. Anlamlı bir şekilde, Buenos Aires yakınlarında inşa edilen anıtı ziyaret ederek Kirli Savaş kurbanlarına saygısını ifade etti. Burada konuşmada Obama, Amerika’nın ihmalkarlık olarak tanımladığı kabahatlerini kabul etti ama doğrudan bir özürden kaçındı. “Savunduğumuz ideallere uygun hareket etmediği zaman demokrasilerin bunu kabul edecek cesareti olmalı,” dedi. “İnsan hakları konusunda sesimizi çıkarma konusunda yavaş kaldık ve buradaki sorun da buydu.”

Obama’nın ziyareti öncesinde, Başkan’ın ulusal güvenlik danışmanı Susan Rice, ABD yönetiminin, Arjantin’in bu çalkantılı dönemine ilişkin binlerce ABD ordu ve istihbarat belgesinin gizliliğini kaldırma niyetinde olduğunu ifade etmişti. Obama’nın – aynı ziyaret sırasında Havana’da “Soğuk Savaş’ın son kalıntısını da gömmek adına” şeklinde ifade edeceği üzere – ABD’nin Latin Amerika ile ilişkilerinin dinamiğini değiştirme yönündeki süregiden çabasına işaret eden bir jestti bu.

Geçtiğimiz hafta, gizliliği kaldırılan bu belgelerin ilk bölümü açıklandı. Belgeler Beyaz Saray ve ABD Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin Arjantin ordusunun kanlı tabiatının derinlemesine bilgisine sahip olduğunu ve bazılarının ise bu bildiklerinden dehşete düştüğünü ortaya koyuyor. Başkaları ise, en başta da Henry Kissinger, bunlar arasında değil. 1978 tarihli bir gizli yazışmada, ABD Büyükelçisi Raul Castro, Kissinger tarafından diktatör Jorge Rafael Videla’nın misafiri olarak Arjantin’in Dünya Kupası’na ev sahipliği yaptığı sırada yapılan bir ziyareti aktarıyor. “Tek endişem, Kissinger’ın, Arjantin’in terörü ortadan kaldırmaya yönelik eylemlerini kerelerce övmesinin, ev sahiplerinin başını fena halde döndürmüş olabileceği,” yazmış Castro. Büyükelçi rahatsız bir şekilde, “Arjantin’in Kissinger’ın övücü açıklamalarını insan hakları konusundaki sert tutumunu meşrulaştırmak için kullanma tehlikesi var,” demiş.

Son belgeler, Kissinger’ın iç savaşa bulaşan Latin Amerika askeri rejimlerinin işbirlikçisi değilse bile, acımasız bir şakşakçısı olarak portresini çiziyor. Clinton döneminde açıklanan belgeler, Kissinger’ın yalnızca askerin ne yaptığını bilmekle kalmayıp aktif şekilde teşvik ettiğini de göstermişti. Arjantin darbesinin iki gün sonrasında, Kissinger, onu “Arjantin’de çok geçmeden epeyce baskı, muhtemelen çokça da kan beklememiz gerektiğini düşünüyorum,” şeklinde uyaran İnter-Amerikan İlişkilerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı William Rogers’tan brifing almış. Kissinger’ın yanıtı şu olmuş: “Şansları ne olursa olsun biraz teşvik edilmeye ihtiyaçları var… çünkü onları teşvik etmek istiyorum. Birleşik Devletler’in onlara rahat vermediği duygusuna kapılmalarını istemiyorum.”

Kissinger’ın direktifi doğrultusunda en ufak şekilde rahatsız edilmedikleri kesin. Darbenin hemen sonrasında, Kissinger generallere teşvik edici mesajlar gönderdi ve bu mesajları bir ABD güvenlik yardımı paketini hızlandırarak güçlendirdi. Arjantin Dışişleri Bakanı ile iki ay sonraki bir toplantıda, görüşme notlarına göre, Kissinger ona göz kırparak, “Zor bir dönemde olduğunuzu biliyoruz. Siyasi, kriminal ve terör faaliyetlerinin kolayca birbirinden ayrılamayacak şekilde iç içe geçtiği olağanüstü bir zaman bu… Yapılması gereken şeyler varsa, bunları hızla halletmelisiniz,” tavsiyesinde bulunmuş.

Arjantin’in askeri kuvvetleri, solcu gerillalara ve sempatizanlarına karşı halihazırda sürmekte olan bir savaşı genişletmek ve kurumsallaştırmak için darbe yaptılar. Kampanyalarına Ulusal Reorganizasyon Süreci adını verdiler ya da kısaca “el proceso”, süreç. Sonradan adlandırılacağı üzere bu Kirli Savaş sırasında, otuz bine kadar insan güvenlik güçleri tarafından gizlice kaçırıldı, işkence gördü ve infaz edildi. Yüzlerce şüpheli bilinmeyen toplu mezarlara gömüldü, binlercesi ise çırılçıplak soyuldu, ilaçla uyuşturuldu, askeri uçaklara dolduruldu ve halen hayattayken denize atıldı. “Los desaparecidos” – “kayıplar” terimi, Arjantin’in küresel terminolojiye katkılarından biri oldu.

Darbe zamanında, Gerald Ford geçici ABD Başkanı, Henry Kissinger ise hem Dışişleri Bakanı hem de ulusal güvenlik danışmanı idi, Nixon döneminde olduğu gibi. Arjantin darbesinin hemen ardından, Kissinger’ın tavsiyeleri üzerine ABD Kongresi cuntaya elli milyon dolarlık bir güvenlik yardımı talebini onayladı; buna o yıl sona ermeden otuz milyon dolar daha eklendi. Askeri eğitim programları ve yüz milyonlarca dolar değerindeki askeri uçak satışları da onaylandı. 1978’de, Jimmy Carter’ın başkanlığının birinci yılında, insan hakları ihlalleri konusunda artan endişeler, ABD yardımının son bulmasına neden oldu. Bundan itibaren, yeni ABD yönetimi, cuntaya uluslararası mali yardımı kesmeye çalıştı. Ancak 1981 başında, Reagan’ın Beyaz Saray’a gelişi ile birlikte kısıtlamalar kaldırıldı.

Gerçekte Kissinger’ın, Pinochet’nin çeteleri tarafından üç bin insanın katledildiği Şili’deki veya sayısız sivilin yaşamına mal olan büyük ölçekli hava bombardımanlarının emrini verdiği Vietnam ve Kamboçya’daki eylemlerinin hiçbiri yasal sonuç doğurmadı. Kissinger’ın en önde gelen eleştirmenlerinden biri, 2001’de “Henry Kissinger Davası” başlıklı kitap uzunluğunda bir iddianame yazmış olan müteveffa Christopher Hitchens’dı. Hitchens, Kissinger’ın “savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve cinayet, adam kaçırma ve işkence dahil uluslararası genel ve örfi hukuka karşı işlediği suçlar” nedeniyle yargılanması çağrısı yapmıştı.

Arjantin’in Kirli Savaşı yaşanırken, generalleri adet olduğu üzere elbette nahoş herhangi bir şey yaşandığını inkar ettiler. Darbe lideri General Videla, kayıplarla ilgili sorgulandığında, tüyler ürperten bir lakaytlıkla, “Kaybolanlar kayboldu demektir. Ne yaşıyorlar ne de öldüler. Kayboldular.” Diğer yetkililer kayıp insanların belki de gizlenmekte, anavatana karşı terör eylemleri gerçekleştirmekte olduklarını söylediler. Aslında, büyük çoğunluğu gizli hapishanelerde maaşlı memurlar tarafından işkence görüyor ve ardından, çoğunluk infaz ediliyorlardı. Soykırım sırasında Almanya’da olduğu gibi, birçok Arjantinli neler olup bittiğini anlıyor ancak ya yardakçılıktan ya da korkudan sessiz kalıyordu. Komşularının evlerinden sivil giyimli adamlar tarafından bir daha hiç geri dönmemek üzere sürüklenip götürüldüğüne şahit olan bu Arjantinliler bir “görmedim-duymadım” tavrı benimsedi: “Algo habrán hecho”-“bir şey yaptılar ki götürülüyorlar.”

Kissinger’ın nasır tutmuş vicdanının kanıtlarını kerelerce inceledik. Bunların bazıları şok edici oldukları kadar anlaşılmazdı da. Kissinger’ın açıklamalarının bazılarında bir maço kasıntılık var. Hiç hüküm sürmemiş olsaydı – sebepsizce saldırgan başkan adayı Donald Trump (en azından henüz) gibi örneğin – belki de anlaşılabilir bir durum. Ama Amerikan tarihinin en uzun süre görev yapmış ve en simgesel parya şahsiyeti olan Kissinger’ın, verdikleri hizmetin gayri-ahlakiliği sebebiyle korkulup hakir görülen ama aynı hizmetlerin sahiplenilmesi adına siyasal düzen tarafından yine de korunan adamlardan biri olduğunu görebiliyor insan. Bu adamlara örnek olarak hemen William Tecumseh Sherman, Curtis LeMay, Robert McNamara ve daha yakın tarihte Donald Rumsfeld geliyor akla (ç.n. Madeleine Albright atlanmış).

Errol Morris’in 2003 tarihli dikkat çekici belgeseli “The Fog of War”da (Savaşın Sisi) o tarihte seksenlerinde olan McNamara’yı, Vietnam Savaşı sırasında ABD Savunma Bakanıykenki eylemlerinin ağır ahlaki yükü ile başarısız bir şekilde hesaplaşmaya çalışan eziyet içinde bir adam olarak izledik. McNamara kısa bir süre önce, ardında bırakacağı mirasla boğuşma girişimi niteliğindeki anılarını kaleme almıştı. Aşağı yukarı aynı dönemde, Stephen Talbot adlı bir gazeteci, McNamara ile mülakat yapmış ve ardından Kissinger ile de bir mülakat ayarlamıştı. Kissinger ile yaptığı ilk mülakatı hakkında sonrasında şöyle yazdı: “Ona kısa bir süre önce Washington’da Robert McNamara ile mülakat yaptığımı söyledim. Bu dikkatini çekmişti. Beni eziklemeyi bıraktı ve ardından sıradışı bir şey yaptı. Ağlamaya başladı. Ama hayır, gerçek gözyaşları değil. Henry Kissinger, gözlerimin önünde rol (ç.n. McNamara’nın taklidini) yapıyordu. ‘Ühü, ühü’ dedi Kissinger, ağlar gibi yapıp gözlerini silerek. ‘Hala göğsünü yumrukluyor, değil mi? Hala kendini suçlu hissediyor.’ Dalga geçercesine, alaylı bir ses tonuyla konuşuyordu ve vurgulamak için elini kalbine götürdü.”

McNamara 2009’da, Kissinger’ın bugün olduğu yaşta – doksan üç – öldü ama kamuoyuna yansıyan gecikmiş vicdan muhasebesi geride bir miktar itibar bırakmasını sağladı. Şimdi ömrünün sonuna yaklaşırken, Kissinger da kendi mirasının ne olacağını düşünmeye başlamalı. En azından şundan emin olabilir: Amerikan süper gücü projesine olan sarsılmaz desteği, ne kadar hayata mal olmuş olursa olun, mirasının esaslı bir parçası olacak. Ancak moral hesaplaşma girişimini böylesine aşağıladığı McNamara’nın aksine, Kissinger vicdan konusunda pek yol almış görünmüyor. Ve bu yüzden, büyük ihtimalle tarih onu kolay affetmeyecek.

-Serap çevirdi-

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s