Darbe sonrası Türkiye’sinden millet egemenliği yanılsamaları – Joris Leverink

turkey-coup-istanbul-cheering-crowd-2016

Türkiye toplumu, başarısız darbe girişimi sonrasında milliyetçi duygular, kalabalık mitingler ve bölücü politikalarla tehlikeli şekilde kutuplaştı.

“Halk” onayı olmaksızın bu ülkede hiçbir şeyin olmayacağı fikrini takip eden ise, olan her şeyin – ister Kürt kentlerinin yerle bir edilmesi, ister İstanbul’da üçüncü bir havaalanının inşa edilmesi, isterse eleştirel medyanın susturulması olsun – milletin rızasını taşıdığı mantıksal çıkarımı. Dolaylı olarak, aynı millet ipleri kendi eline alma, Kürtler, Aleviler ve LGBTQ+ ve solcular gibi azınlık gruplara şiddet korkusu salmakta da serbest oluyor. “Marjinal” kesimlerin kaygıları “millette” pek karşılık bulmuyor ve dolayısıyla kolayca göz ardı edilebilir veya bastırılabilir.

Tüm bunlar, yirmi birinci yüzyıl Türkiye’sinde, demokrasinin yasal bir çoğunluk diktatörlüğü olarak anlaşıldığının güçlü bir hatırlatıcısı olma işlevi görüyor. En çok oyu kim toplarsa, artık seçmenlerinden başka kimseye hesap verme zorunluluğu olmadan, nasıl uygun görüyorsa o şekilde hükmetmekte özgür.

ROAR Magazine

Darbe girişimi sonrası Türkiye, hükümeti devirmek için yola çıkan darbecilere karşı milletin kazandığı zaferin büyük bir kutlaması adeta. Hakimiyet milletindir sloganı her yerde. Sayısız otobüs durağındaki afişlerde, sokak lambaları ve geçitler üzerinde, reklam panolarında ve toplu ulaşımdaki televizyon ekranlarında görülebiliyor.

Parlak kırmızı Türk bayrağı ile donatılmış arabalar, dükkan vitrinleri ve devlet binaları… İnsanlar haftalar boyunca her gece, Osmanlı marşlarının çalındığı, bayrakların dalgalandırıldığı ve düzenli aralıklarla tekbir getirilen “demokrasi nöbetlerinde” toplandılar. Bu toplanmaların en popüler şarkısı, nakaratı hemen insanın diline dolanan, Cumhurbaşkanı’nı öven bir şarkı: “Reee-ceeep Tay-yiiip Erdoğan.”

15 Temmuz gecesi, darbe girişimi tam gaz sürerken ve halen başarılı olma şansı varken, Cumhurbaşkanı Erdoğan televizyonda belirip halka “demokrasiyi korumak için meydanlara çıkma” çağrısı yaptı. Kolayca binlerce kişinin yaşamına mal olabilecek riskli bir kumar oynamıştı. Çağrıyı milyonlarca kişi duydu ve geriye dönülüp bakıldığında, darbe girişiminin kaderinin belirlendiği an bu oldu. Cumhurbaşkanı destekçilerini sokaklara dökmek için serbest olduğu sürece, darbeciler iç savaş çıkarmadan ülkenin kontrolünü ele geçirmeye yetecek halk desteğini asla elde edemezdi.

Kumar başarılı oldu. Askerlerle çatışmalarda 250’ye yakın sivil ölmesine rağmen, “halk” muzaffer olmuştu. On binlerce kişi Erdoğan’ın çağrısına yanıt verdi ve askerin karşısına dikilmek için sokaklara döküldü. Aktif direnişleri, darbe girişimini mağlup etmede belirleyici bir rol oynadı.

Ardından darbe girişimine karşı direniş, kahraman bir milletin yurdu korumak için kendisini nasıl öne attığına dair bir milli efsaneye dönüştü. Toplumdaki kutuplaşma – ki darbeden önce de son derece uç noktadaydı – görülmemiş bir seviyeye ulaştı: artık iktidar partisinin her muhalifi devlet düşmanı sayılabilir ve buna göre muamele görebilirdi. Ülke liderliği, cumhurbaşkanıyla aynı telden çalmayı reddedenlerin pek hayrına olmayacak yeni bir güç dengesinin temellerini döşemek için “milletin musibete karşı zaferi” söylemini akıllıca istismar etti.

İç düşmanla mücadele

Türkiye’nin resmi haber ajansının İngilizce yayınlanan gazetesi Anadolu Post’un son manşetlerinden biri, “Türkiye’nin darbeye karşı direnişi ‘İkinci Kurtuluş Savaşı’ydı” diyor. Buna üstünlük sanrısı diye gülüp geçilebilir. Ama 15 Temmuz olayları aynen bu şekilde sunuluyor: Türk halkı düşmanını yendi, zincirlerini kırdı ve millete büyük bir gurur yaşattı… şeklinde devam ediyor haber.

“Birinci” Kurtuluş Savaşı, 1923’te Türkiye Cumhuriyeti’ni kuracak olan Mustafa Kemal Atatürk öncülüğünde, işgalci dış güçlere karşı verilmişti. 2016 “savaşı” ise, iç düşmanlara –Türkiye’nin bir yirmi birinci yüzyıl süper gücü olarak kaderini sabote etmek isteyen hainlere ve döneklere – karşı verilmişti.

Bu iç düşmanların kimler olduğu, kime ve ne zaman sorduğunuza bağlı olarak değişiyor. Dostlar düşmana, canavarlar dosta dönüşüyor – Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi’nin tarihi boyunca devam eden bir trend bu – iktidara gelişinden etkisini genişletmesine ve en nihayetinde de perçinlemesine kadar.

Darbe sonrasında işten atılan, gözaltına alınan veya tutuklanan on binlerce devlet memurunun büyük kısmı asker ve polis; çok yakın bir zamana kadar Kürt militanlarla mücadele ve sivil muhalefetin bastırılmasındaki rolleri sebebiyle hükümet tarafından alkışlananlarla aynı kişiler.

2013 yazındaki ülke çapındaki Gezi protestoları sırasında o dönem hala başbakan olan Erdoğan, barışçıl göstericilere karşı orantısız şiddet uygulayan polisi “destan” yazmakla taltif etmişti. Şimdi ise, birkaç çapulcunun kafasını ezmeye pek hevesli bu aynı polislerden birçoğu, kendileri başka bir ezilmeye maruz kalıyor. Bu, Erdoğan’ın Türkiye’sinde gözden düşmenin ne kadar kolay olduğunu gösteriyor: bir an halk kahramanısınız, hemen sonra devlet düşmanı olabiliyorsunuz.

Darbe sonrası tasfiyesine kapılan binlerce insandan bazılarının, lideri darbe girişimini Virginia’daki evinden yönetmekle suçlanan (kendisi tarafından reddedilen bir iddia) Gülen hareketine sempatisi olabilir. Ama bu insanlar Gülen’in görüşlerine katılıyor olsa bile, hepsinin hükümeti devrime planlarına katılmış olması çok zayıf bir ihtimal.

Darbenin arkasında Gülen’in kendisinin veya sadece destekçilerinin olup olmadığı henüz kanıtlanmadı. Kanıtların bazıları elbette daha geniş olarak hareketi işaret ediyor ama Türk hükümetinin ve yandaş medyanın olayların bu versiyonunu propaganda etmedeki hızı ve kendinden eminliği, bu erken yargının sorgulanmasına pek alan bırakmıyor. Aslında, darbeyle bağlantılı olarak işlerinden atılan, gözaltına alınan veya tutuklanan şahıslardan herhangi birinin suçluluğuna dair şüphe belirtmek bile, bu şüphesini belirteni şüpheli durumuna düşürmeye yetebilir.

Tanık olduğumuz şey, AKP’nin iç düşmanları olarak algıladıklarının tasfiyesi – yani kendisini AKP’nin yoluna henüz körü körüne adamamış olan herkes. İktidardaki yılları boyunca AKP pek çok farklı durumda, bazıları diğerlerinden daha gerçek birçok düşmanla yüzleşti: bölücülerden, “derin devlete”, çapulculardan hayali bir uluslararası “faiz lobisine” kadar. Ve en azından 2012’den bu yana Gülenciler bu listede başa oynamakta.

Tüm bu “devlet düşmanlarının” ortak özelliği ise, onlara verilen adların geniş bir gruplar ve bireyler kümesini kapsayacak kadar belirsiz ama bir yandan da korku üretecek ve insanların sivil özgürlükleri ciddi şekilde sınırlandıran aşırı güvenlik tedbirlerini kabul etmesini sağlayacak kadar kesin olması.

Egemenlik kime ait?

Darbe girişiminin başarıyla yenilgiye uğratılmasının devlet tarafından kutsanmış sloganı – “egemenlik milletindir” – AKP’nin halkın Türkiye’deki toplumsal gerçekliğe dair algısını manipüle etmek için propagandayı nasıl kullandığına iyi bir örnek. Slogan iki şeyi etkili bir şekilde yapıyor: Birincisi, halka, gerçekte gücü elinde bulunduranın siyasal ve finansal düzenin aksine kendisi olduğu yalan mesajını veriyor. İkinci olaraksa, Türk milletine dahil olanla olmayanlar arasında net bir ayrım koyuyor.

Slogan, Türk milletinin, darbecileri yenerek ülkede iradesini başarıyla tecelli ettirdiğini ima ediyor. Kontrolün “halkta” olduğunu, onların onayı olmaksızın hiçbir siyasi değişimin gerçekleşmeyeceğini söylüyor. Bunda elbette hakikat payı var – tabi ki, sadece çok marjinal bir halk (ve sıfır siyasi) desteğine dayanabilecek olan darbe girişimi bağlamında. Darbe, solcu HDP’den ultra milliyetçi MHP’ye kadar tüm meclis tarafından kınandı.

Ama darbeye karşı halk direnişi ile siyasal egemenliğin yönü arasında paralellik çizmek olayları bağlamından çıkarıp ülkedeki gerçek güç ilişkilerini çarpıtmak anlamına geliyor. Egemenlik, ancak halk iradesi AKP’nin stratejik çıkarları ile uyumlu olduğu zaman “halka” ait oluyor. İkisinin örtüştüğü durumları öne çıkarmak, partinin halkın hizmetkarından başka bir şey olmadığı yanılsamasını yaratma amaçlı ucuz bir hileden ibaret.

AKP gayet incelikli bir şekilde, darbenin yenilgiye uğratılmasını sağlayan halk eylemlerini kendi hesabına yazmaktan kaçındı. Sadece “halkın,” cumhurbaşkanının “demokrasi” için ayağa kalkma çağrısına kulak verdiği söylemini kullanmakla yetindi. “Demokrasi nöbetlerine” katılmak için her gece sokaklara ve meydanlara çıkmaya devam edenler arasında AKP bayrakları ve sembollerinin dikkate değer yokluğuna rağmen, bu insanların çoğunluğu, kısa süre önce yapılan bir kamuoyu yoklamasının da gösterdiği gibi gerçekte iktidar partisinin destekçileriydi.

Yine de cumhurbaşkanının resmini taşıyan bayraklar, pankartlar ve dövizler yaygın – ve Kemal Atatürk’ün resimlerinden çok daha fazla. Bu, ülkenin nereye doğru gittiğinin ciddi bir işareti: AKP denklem dışında bırakıldığında geriye kalan, bir yanda “cumhur”, diğer yanda başkanı – kendisini “milli iradenin” cisimleşmiş hali sayan bir cumhurbaşkanı.

“Halk” onayı olmaksızın bu ülkede hiçbir şeyin olmayacağı fikrini takip eden ise, olan her şeyin – ister Kürt kentlerinin yerle bir edilmesi, ister İstanbul’da üçüncü bir havaalanının inşa edilmesi, isterse eleştirel medyanın susturulması olsun – milletin rızasını taşıdığı mantıksal çıkarımı. Dolaylı olarak, aynı millet ipleri kendi eline alma, Kürtler, Aleviler ve LGBTQ+ ve solcular gibi azınlık gruplara şiddet korkusu salmakta da serbest oluyor. “Marjinal” kesimlerin kaygıları “millette” pek karşılık bulmuyor ve dolayısıyla kolayca göz ardı edilebilir veya bastırılabilir.

Tüm bunlar, yirmi birinci yüzyıl Türkiye’sinde, demokrasinin yasal bir çoğunluk diktatörlüğü olarak anlaşıldığının güçlü bir hatırlatıcısı olma işlevi görüyor. En çok oyu kim toplarsa, artık seçmenlerinden başka kimseye hesap verme zorunluluğu olmadan, nasıl uygun görüyorsa o şekilde hükmetmekte özgür.

Milli iradeye hizmet etmek ve milli iradeyi şekillendirmek

AKP’nin güçlü olduğu konulardan biri, son on beş yıldan bu yana, eklektik bir toplumsal, dini ve etnik gruplar karışımının desteğini çekmeyi başarabilmiş olması: milliyetçilerden İslamcılara, iş dünyasından kent yoksullarına, liberallerden muhafazakarlara ve Türkiyeli Kürtlerden yurtdışındaki milyonlarca Türk’e. Bu grupların her biri AKP’nin farklı bir yüzünü gördü, her birinin inancına, çıkarına ve dünya görüşüne mükemmelen uyarlanan, güvendikleri ve inandıkları, tanıdık ve dostça bir yüz.

Dindar Kürtler, etnik kökenin ötesine bakıp ortak payda olan inançta ortak bir zemin bulmaya hazır bir parti gördüler. Girişimciler, Türkiye’yi dünyaya açmaya ve bununla gelen fırsatları kavramaya hazır, piyasa ve iş dünyası yanlısı bir parti buldular. Milliyetçi Türkler AKP’yi “Türkiye’yi yeniden büyük bir devlet” ve dünyanın ilk İslamcı süper gücü haline getirmeye kararlı bir parti olarak gördüler.

AKP’nin hakimiyetinin perçinlendiği ve cumhurbaşkanının iktidar üzerindeki kontrolünün daha da sıkılaştığı bir ortamda, parti daha önce bağlılık ve destek sağlamak için taktığı maskelerinden bazılarını çıkarmakta artık özgür. Yıllar içinde AKP, partiye bağlı olanlara güç ve otorite kazandırırken, başkalarına da tek bir mesajı ile hediyeler ve lütuflar dağıttı: verilen şey kolayca geri alınabilirdi ne de olsa. Ülkenin siyasi liderliği, havuç-sopa taktiğinin serkeş bir devleti ehlileştirmek için kullanışlı olabileceğini ama bir millete diz çöktürmek için çok az işe yaradığını artık fark etmiş durumda. Hakiki bir halk desteği, sadece tehditlerle kazanılamaz.

Lideri ile birlikte AKP, kendisini her zaman “milli iradenin” cisimleştiği parti, milletin hayallerinin ve arzularının bir ifadesi olarak sundu. Ama bu milli iradeyi temsil ettiğini iddia ederken, aynı zamanda onun şekillenmesinde de aktif rol oynadı. Ülke medyasının ve eğitim müfredatının sıkı kontrolü üzerinden AKP, milletin partinin inanmasını istediği şeye inanmasını ve partinin arzu etmesini istediği şeyi arzu etmesini sağladı.

7 Ağustos’ta yapılan, İstanbul’da milyonlarca insanın katıldığı “demokrasi mitingi” tam da bu amaca hizmet etti. Bu ülkede iplerin halkın elinde olduğu yanılsamasını sürdürerek, insanların darbecileri püskürttükten sonra hissettiği coşkuyu uzattı ve istismar etti. Manidar bir şekilde, CHP ve MHP liderlerinin de katıldığı bu mitingde, parti sembolleri açıktan yasaklanmıştı ama cumhurbaşkanının resimlerini taşıyan bayraklar her bir yandaydı. İstanbul’un Boğaziçi Köprüsü’ne ve diğer önemli mekanlara “15 Temmuz Şehitleri” adı verilmesi, uzun vadede aynı amaca ulaşmak için tasarlandı.

Bu uygulamaların sonucu, Türkiye toplumunda belirli grupların kendi toplumsal ortamlarını diledikleri gibi aktif olarak şekillendirebilecekleri duygusuna gaz vermek. Kamusal alan hükümet destekçilerinin oldu ve onu istedikleri gibi kontrol etme hakkına sahip olduklarını hissediyorlar. Darbenin hemen ardından Kürt ve Alevi mahallelerine saldıran ve korkutan gruplara dair veya İslam geleneğine göre giyinmeyen kadınların taciz edildiğine ve milli coşkuya katılmayı reddeden şahısların tehdit edildiğine dair haberler çıktı.

Darbenin bir ay sonrasında, “demokrasi nöbetlerinin” çoğu sona ermiş durumda. Arabalar artık her gece korna çalarak dolaşmıyor. Gazetecilerin, akademisyenlerin ve memurların tutuklandığına veya okulların, işletmelerin ve üniversitelerin kapatıldığına dair her gün çıkan haberlere rağmen, gündelik hayat neredeyse tekrar normalleşmiş sayılır. Yine de, bir şeylerin çok temelden değiştiği duygusundan kurtulmak güç.

AKP destekçisi gruplar şimdilik sokakları terk etmiş olabilirler ama herkes biliyor ki cumhurbaşkanının bir parmak şıklatması ile tam tekmil sokağa dökülecekler. Bu artık onların ülkesi – ya da öyle olduğuna inandırıldılar – öyleyse kuralları onlar koyacak. Hizada yürür, hizada düşünür, hizada konuşursan problem yok. Yok eğer yapmazsan, millet icabını memnuniyetle görecektir.

Serap çevirdi

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s