Umulmadık Bir Yol: İslam Devleti ile Savaşan Kadınlar – Janet Biehl

16049666184_374c787e06_k-1920x1080

roarmag.org

Meredith Tax, Kürt kadınlarının mücadelesini konu alan harika kitabında, “Gerçek dönüşümü hedefleyen her hareket, kadınların taleplerini merkeze koymalıdır,” diyor.

Bu yazı, Meredith Tax’in Ağustos ayında Bellevue Literary Press tarafından basılan A Road Unforeseen: Women Fight the Islamic State kitabının incelemesidir.

1960’ların sonunda patlak veren İkinci Dalga feminizm, gördüğü yerde kadın düşmanlığının adını koyardı. Dünyanın her yerinde tüm kadınlar için insan haklarının tanınmasında ısrarcıydı. Ama bugün birçok Batılı feminist bu derece net tavır alamıyor. Emperyalizmin mirası ile boğuşurken sömürge sonrası toplumlardaki erkeklerin cinsiyetçiliği konusunda yargı bildirmekten kaçınıyorlar. Sonuç, kadınlar için insan haklarında ahlaki pusulanın şaşması.

Bu geri çekilme, vahşi derecede kadın düşmanı İslam Devleti grubu (IŞİD) konusunda bile geçerli. Evet, IŞİD insanların cinsiyetine bakmadan işkence edip kafasını kesiyor; erkek ve kadın binlerce sivili katletti ve kaçırdı; hem kadın hem de erkek Ezidilere sistematik soykırım uyguladı. Ama sözde dünya hilafetinin Selefi cihatçıları kadınlar için özellikle vahşi muameleler saklıyorlar, genç kızlar da dahil kadınları organize tecavüze ve sistematik seks köleliğine maruz bırakıyorlar. Standart çalışma prosedürleri kadınları alıp satmak, onlara toplu tecavüz etmek ve onları köleleştirmek. Bir yıl kadar önce liberal feminist Phyllis Chesler Batılı feministlere IŞİD’in canice kadın düşmanlığı konusundaki sessizlikleri nedeniyle çıkışmıştı.

Chesler gibi İkinci Dalga’dan gelen sosyalist Meredith Tax, kadınların insan hakları konusunda uluslararası alanda on yıllardır mücadele veriyor. ‘Namus’ cinayetlerine, zorla evlendirmeye ve çocuk evliliklerine, kadın sünnetine, evlilik içi şiddete ve tecavüze dikkat çekmek için tereddütsüz bir şekilde çalışıyor.

1995’ten bu yana, kadınların sesinin bastırılmasına karşı feminist yazarların küresel bir ifade özgürlüğü ağı olan Women’s WORLD’e başkanlık ediyor. Önceki kitabı The Double Bind’da (2013), hem sağcı köktenciliği hem de onun insan hakları ihlallerini yumuşatıp göreceli hale getirmeye çalışan Batılı solcuları eleştirmişti.

Cinsiyetleri ayırmak: İslam Devleti’nin yükselişi

Köktencilik, feminizm ve insan hakları konularındaki uzmanlığı ile Tax’in, IŞİD Şengal Dağı’nı istila edip binlerce yıldır barış içinde yaşamakta olan Müslüman olmayan Ezidileri topraklarından sürmeye çalıştığında ses çıkarmaması düşünülemezdi. Yeni kitabı A Road Unforeseen’de (Umulmadık Yol), Ortadoğu’ya bu temel prizmalardan bakmanın ne demek olduğunu gösteriyor.

Köktenci hareketlerin, geçmişteki daha iyi olduğunu iddia ettikleri bir döneme bakıp kadınları “‘saf’ bir milli, etnik veya dini kimliğin sembolü ve taşıyıcısı” olarak tanımladıklarını söylüyor. Bu saflığı korumak için, erkeklerin kadınların davranışlarını kontrol etmesi zorunlu hale geliyor ve bu hareketler komşularıyla savaşa girdiğinde, “tecavüz, ‘onun’ kadınlarını kirletip düşman yabancılar doğurtarak ‘ötekilere’ karşı zaferini göstermenin bir silahı oluyor.”

İslam Devleti’nin yükselişini ayrıntılı şekilde anlattığı bölümde Tax, cinsiyetler arasında kesin ayrımlar olduğunu savunan bir IŞİD manifestosunu aktarıyor: “Roller karışır ve pozisyonlar çakışırsa, insanlık çalkantılı ve istikrarsız bir duruma düşer. Toplumun tabanı sarsılırsa, temelleri parçalanır ve duvarları çöker.” Dolayısıyla kadınların ev alanına hapsedilmesi gereklidir.

Bu nedenle IŞİD yönetimi altında yaşayan kadınların, “serbestçe dolaşamadıklarını; yanlarında erkek bir akrabaları olmadan dışarı çıkamadıklarını; eğitimlerinin katı bir şekilde sınırlandığını; yüzlerine üç peçe takmak zorunda olduklarını ve gözleri görünürse kırbaçlandıklarını ve zina ile suçlanmaları halinde taşlanarak öldürülebileceklerini” söylüyor.

Erkeklerin kitlesel olarak öldürülmesi ve erkek çocukların beyinlerinin yıkanmasının yanı sıra, IŞİD’in Ezidi kadınlar için tasarladığı sistem buydu. Bu terörden kaçan binlerce Ezidi 2014 Ağustos’unda Şengal Dağı’nda sıkıştı. Onları kurtarmaya gelen güçler kendilerini IŞİD’in antitezi olarak sunuyordu: Türk devleti tarafından Türkiyeli Kürtlere yapılan zulme ses çıkarmayan hükümetlerce uluslararası olarak terörist damgası yiyen PKK’nin ve kuzey Suriye’nin Rojava olarak bilinen özgürleştirilmiş kantonlarından YPG/YPJ’nin cinsiyet eşitliğine dayanan birlikleri.

Bu güçler içinde, erkekler ve kadınlar birlikte çok büyük bir etki yaratacak şekilde savaşıyorlardı, o kadar ki, “ağır silahlar ve hava desteği olmaksızın, Cizire kantonuna kadar dağlar üzerinden yaklaşık 100 kilometrelik bir yolu, IŞİD’i süre süre açmışlardı. 10 Ağustos’ta son Ezidileri de çıkardılar ve tahminen 100.000 mülteciyi güvenli bölgelere götürdüklerini rapor edebildiler.”

Kürt özgürlük mücadelesinde kadınlar

Bu olağanüstü kurtarma operasyonunu gerçekleştiren güçler; anlatısını aydınlatıcı içgörüler ve şaşırtıcı ayrıntılarla süsleyen Tax’in birçok İngilizce kaynaktan yararlanarak ve sentezleyerek tarihini anlattığı Kürt özgürlük hareketi içinden çıktılar. Yirminci yüzyıl Türkiye’sinde kuşaklar boyunca Kürtlerin kimlik ve kültürel mücadelesini sert şekilde bastıran “amansız Kemalizm,” 1978’de PKK’nin kuruluşuna neden oldu.

Tax bizi PKK’nin Bekaa Vadisi’ndeki silahlı eğitim kamplarına, ardından Türk devleti ile 1984’te başlayan savaşına götürüyor. Kongreleri üzerinden PKK tarihinin izini sürüyor, ideolojik eğitimini, eleştiri ve özeleştirinin rolünü anlatıyor. Paolo Freire’nin “eleştirel pedagojisinin” veya katılımcı eğitimin izleri dahil oluyor tartışmaya. Hikayesi hem ihtiyatlı hem de destekleyici: örgütün bölünmeler, bireylikle ilgili endişeler ve “kişisel fedakarlığa verilen yüksek değer” ile dolu sorunlu geçmişini ortaya koyuyor.

1990’ların başı, Kürt meselesine odaklanan siyasi partilerin yükselişine şahit oldu ve Nusaybin’de çok ciddi bir ayaklanma başladı. Tax, her ikisi de Türkiye hapishanelerinde uzun süre yatmış olan iki önde gelen kadının, Leyla Zana ile devrimci Sakine Cansız’ın rolünü ayrıntılandırıyor. Öte yandan Türkiye “derin devleti” CIA’nın meşum Amerikalar Okulu’nda, daha sonra binlerce Kürt köyünü yakıp yıkmaya ve PKK üslerinin bulunduğu Kandil Dağlarını bombalamaya gönderilecek olan güçlerini eğitiyordu.

“Her bir direniş işaretini ezmek” için Türk devletinin hayata geçirmek istediği “böylesi bir strateji, sivillere karşı kesinlikle acımasız olmayı gerektirir,” diyor Tax. Yine de, imkansız olduğu aşikar olan bu hedefine ulaşamadı. “O zamana kadar,” yazıyor Tax, “siyasi bir soruna tek başına askeri bir çözümün mümkün olmadığını Türk hükümetinin anlamış olması gerekirdi.”

Yirmi beş kasvetli yılın ardından bu beyhudelik, biraz dikkat gösteren herkes için aşikar, Türk devleti dışında. Gerçekten de Tax’in Türk-Kürt çatışmasının tarihini okumak, yalnızca kabusluk derecesi değişen kendini tekrar eden bir döngü gibi. Güneydoğu’da 1990’larda yaşanan köy yakmalar bugün Kürt şehirlerinin yıkımında tekrarlanıyor. 1990’larda Türk devleti Kürt yanlısı HEP partisinin siyasi dokunulmazlığını kaldırdı, 2016 yılının baharında ise, bugünkü parti HDP’nin dokunulmazlığını kaldırdı. Kürt tarafından üst üste yapılan barış ve ateşkes çağrılarına, o zaman olduğu gibi şimdi de kulak tıkanıyor.

PKK’nin özerk kadın ordusu

“Kürt Kadın Ayaklanması” başlıklı aydınlatıcı bölümde Tax, Rojava’daki kadın devriminin “kadınların kurtuluşunu devrimci projesinin merkezine net şekilde nasıl yerleştirdiğini” ele alıyor. Solun ve uluslararası kadın hareketinin on yıllara dayanan deneyimini masaya yatırıyor. Batılı kadın barış hareketlerinde, savaşa ve militarizme yönelik feminist eleştirilerin, çoğu zaman kadınları erkeklere nazaran tabiatları gereği barışsever, şiddet karşıtı ve uyumlu olarak resmettiğini belirtiyor. Gloria Steinem de, erkeklerin saldırganlık sergileme eğilimlerine karşı kadınların “insanlar arasında bağlar kurma konusundaki özel becerilerini” överken ortak bir temayı seslendiriyordu.

Bu gibi görüşler PKK ve YPG/YPJ’deki kadınlara yabancı. Kadın bir Iraklı Kürt aktivist buna şöyle yanıt veriyor: “Kadınların tam olarak kiminle barış yapması gerekiyor? IŞİD’le mi?” Kürt kadınları direniyorlar. PKK’li kadınlar ilk kadın örgütlerini 1987’de kurmuşlar. Tax’in söylediğine göre, 1993 itibariyle PKK’ye yeni katılımların üçte biri kadınmış, 1997 itibariyle PKK’nin ayrı kadın ordusunda savaşan kadın sayısı 5000’miş, karma birliklerdekilerin sayısı ise 11.000’miş.

Tax, PKK’nin kadın gerillalarını, 2. Dünya Savaşı sonrasının diğer kurtuluş mücadelelerindeki karma birliklerdekiler ışığında analiz ediyor: Çin, Vietnam, Sri Lanka, Nepal, Angola ve Eritre, Mozambik, Güney Afrika, Zimbabve, Küba, El Salvador, Nikaragua ve Çiapas’ta silahlı hareketlerin safında savaşan kadınlar. Ama bu mücadelelerde kadınların yer almasının genellikle bir sayı meselesi olduğunu not ediyor: “birçok ulusal kurtuluş mücadelesi kadınları saflarına esasen daha fazla askere ihtiyacı olduğu için alıyordu.”

Bunun aksine PKK, özerk kadın ordusunu “savaşçı sayısını artırmak için değil kadın kadroları güçlendirmek ve her iki cinsiyetin bilincini değiştirmek için” kurdu. Dahası, diğer mücadelelerde kadın savaşçılar “nadiren liderlik rollerine ulaştılar veya erkek askerlere komuta ettiler.” Ancak PKK’de, daha 1990’larda bile, “bazı karma birliklerin kadın komutanları vardı.”

Öteki kurtuluş mücadelelerinde, gerilla güçlerine katılım, askeri olmanın ötesinde etkiler de yaratmıyordu: “kadınların güçlendirilmesi silahlı mücadele veren hareketler için çok nadiren öncelik oldu.” Örneğin Nikaragua’da Sandinistler, “ister sosyal refah, kalkınma, toplumsal eşitlik isterse devrimi savunmak için politik seferberlik olsun, temel olarak daha başka bazı amaçları veya hedefleri yerine getirdiği için” kadın dostu politikalar izlediler.

Tax, devrim sonrası erkek liderlerin, “kendi davranışlarını değiştirmeyi ve gerçek iktidar kaynaklarını paylaşmayı nadiren istediğini” not ediyor. Çin’in Maocuları, “kadınlar gökyüzünün yarısıdır” sloganını propaganda ediyordu ancak Marksizm’den temel alan devrimler, “kadınları kurtuluşları diğer herkesin kurtuluşu için olmazsa olmaz olan bastırılmış ve hakimiyet kurulmuş bir çoğunluk olarak değil – en iyi ihtimalle – işçi sınıfı için destek askerler olarak görmüştü” Tax’e göre.

Buna karşın Kürt hareketinde, kadın hakları ve kadınların özerkliği için savaşmak mücadelenin birincil önceliklerinden birini oluşturuyor ve bir bütün olarak toplumdaki cinsiyet ilişkilerinin yeniden örgütlenmesine temel teşkil ediyor. PKK’de kadın birliklerinin oluşumu “PKK’nin diğer tüm yapılarına paralel özerk kadın örgütlenmeleri oluşturulmasının ilk adımı” olarak işlev gördü. 1995’te PKK resmen şu kararı aldı: “Ekonominin tüm sektörlerinde, tüm toplumsal kurumlarda ve hatta kültür alanında, örgütlenmeler bu orduya göre oluşturulacak ve bunu model alacaktır.” PKK’nin eşsizliğinin, “cinsiyet ilişkilerinin dönüştürülmesini ulusal devrimle kendiliğinden gelecek bir şey olarak değil, tüm girişiminin başarısını ya da başarısızlığını belirleyecek merkezi bir görev olarak görmesinde yattığını” söylüyor Tax.

Gerçek dönüşüme yönelik bir hareket

Bekar kalma zorunluluğu, Kürt hareketini diğer uluslararası kadın hareketlerinden ayrı kılan bir başka uygulama. Namus kaygısı sebebiyle kadınların gerillaya katılmasına izin vermeyen aileler için alınmış olan bu karar, cinsel ilişkiyi hem gerillalara hem de PKK yöneticilerine yasaklıyor.

Genellikle kadın hareketleri, evlilik içi iktidar ilişkilerini eleştirirken diğer yandan da özel hayat ve çocuk yetiştirme mevzularını, özgür aşk, yeniden tanımlanan aile yapısı, komüniter yaklaşımlar gibi daha özgür zeminlerde tekrar değerlendirecek, bu kavramlara yeni anlamlar yükleyecek yollar aramakta. Fakat şu an için birçok insanın yakın ilişki ve birliktelik arayışında başvurduğu bir yöntem olan evlilik, toplumlar nezdinde de “cinselliğe erişim ve karşılıksız yeniden üretim emeği” şeklinde karşılık buluyor.

Kadının ne zaman ve ne kadar doğuracağının ya da doğurmayacağının kararını, kadının inisiyatifine bırakmayı savunan diğer kadın hareketleri, kadının üreme özgürlüğüne merkezi bir vurgu yapar. Bu bağlamda cinsellik yasağını kadın için bir başka kısıtlama olarak ele almak mümkün. Buna karşı PKK’nin tavrı ise şöyle özetlenebilir: Bireysel ilişkiler tatmin duygusu getirmez, esas tatmin edici olan kişinin kendisini mücadeleye adamasıdır. Kendini direnişe adayan militanlar, daha derinde kişiliklerine yeni anlamlar yükleyen bir dönüşüm yaşarlar; tahammülsüzlüğü, tahakküm arzusunu ve agresyonu yok etmek için çabalarlar. Kendilerini Kürt özgürlüğüne feda etmeyi seçerler ve bu feragat cinselliğin yanı sıra aile ve arkadaşlardan ayrılmayı, tütünü ve alkolü bırakmayı kapsar.

Tax, “Feodal ve aşiret kimliğini geride bırakmış, kendini en iyi şekilde geliştirmiş ve nihayetinde de Kürdistan’ı dönüştürebilecek güce erişmiş yeni erkekler ve özgür kadınlar olabilmek adına” bu tarz fedakarlıkların zorunlu görüldüğünü belirtiyor.

Devamında PKK’de 90’larda ve 2000’lerin başında yaşanan paradigma değişimini, bağımsız Kürt ulusal devleti amacından uzaklaşılıp demokratik konfederalizm fikrine geçilmesini, aşağıdan demokrasi, cinsiyet eşitliği, ekoloji ve kooperatif ekonomi programlarını aktarıyor.

Daha sonra, kuzey Suriye ve demokratik konfederalizm uygulamalarından, her toplantısında eşbaşkanlık sistemi ve cinsiyet kotası uygulanan meclis ve konseylerden bahsediyor. Rojava karşıtlığı bağlamında süregelen insan hakları ihlali suçlamalarına da değinerek TEV-DEM (Demokratik Toplum Hareketi) ve PYD’nin rolünü inceliyor. Ocak 2014 Toplumsal Sözleşmesi ile insan haklarının yürürlüğe girmesi en parlak başarısı gibi gözükmekte, umarız bu başarı bir gün tüm Suriye’yi kapsayacak.

Kitap, baba Barzani döneminde KDP’nin çıkışından KRG’nin bugünkü aşiret kayırmacılığına ve yolsuzluğuna kadar, Irak Kürdistanı’nın aşiret temelli siyaseti dahil birçok başka konuyu da kapsamakta. Bir bölüm ise, giderek daha da otoriterleşen AKP hükümetinin, kadını eve hapsetmeyi amaçlayan kendine has tutuculuğunun daha da belirginleştiği Türkiye’ye ayrılmış. Buna karşınsa Türkiye’nin Kürt yanlısı partisi HDP, Rojava çizgisine paralel olarak kadınların kurtuluşu ve demokratik özerklik için çalışmalar yürütmekte.

Tax’in bu kitabı Kürtler üzerine henüz gelişmekte olan İngilizce literatüre güzel bir katkı oldu, sağladığı perspektifler ve içgörüler ise önümüzdeki yıllar içinde tekrar tekrar incelenecek. Tax’e göre “gerçek anlamıyla bir dönüşüm isteyen herhangi bir hareket, kadının taleplerini merkezine almak zorundadır.” Bu harikulade kitap önümüzdeki süreçte bu soruyla ilgilenenler için çok önemli bir kaynak olacak.

Serap&Turp çevirdi

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s