Brexit sonrası Avrupa solu – Yanis Varoufakis

varoufakis-berlin-diem25

jacobinmag.com

5 Eylül 2016

Yunanistan eski maliye bakanı Yanis Varoufakis eleştirileri yanıtlıyor ve DiEM25’in Avrupa Birliği içinden direniş planını anlatıyor.

Sadece on bir ayda, Yunan “Oxi”si ve Brexit hem Avrupa Birliği’ni hem de Avrupa solunu salladı. AB’nin otoritercilik ile ekonomik başarısızlığının karışımından illallah getirmiş Avrupa solunun bir kesimi şimdi, kıta çapında AB’den çıkış referandumları için sol desteği harekete geçirecek bir “AB ile yolları ayırma” çağrısı yapıyor. Analizleri kısaca “Lexit” (ç.n. Left Leave, “Sol Çıkış”) olarak biliniyor.

Avrupa’da Uluslar Ötesi Demokrasi Hareketi DiEM25, Lexit mantığını Avrupa’nın ilericileri için alternatif bir ajanda lehine reddediyor. Kuşkusuz ki sol, Avrupa Birliği’nin, karar alma sürecini depolitize eden pratiğine tüm enerjisi ve hayal gücü ile karşı çıkmalı. Aslında bu görev diğer Avrupalı demokratlara, yani Yeşillere ve liberallere de düşüyor. Bu oluşumlar kendilerini sol olarak görmeyebilir ama Brüksel’in yetkisiz otoriterliğine direnme görevimizi onlar da paylaşıyor.

Mesele ilerici güçlerin AB müessesesi ve mevcut uygulamalarla mücadele edip etmemesi değil. Mesele bu mücadelenin hangi bağlamda, hangi kapsayıcı politik anlatı dahilinde gerçekleştirileceği. Bu konuda üç seçenek öne çıkıyor:

Birinci Seçenek: Daha Fazla Avrupa

Standart avro-reformizm – tipik olarak sosyal demokratlarca uygulanıyor – “daha fazla demokrasi,” “daha fazla Avrupa” ve “reforme edilmiş kurumlar” çağrısı yapıyor. Ama bu seçenek bir yanılgı üzerine kurulu: Avrupa Birliği’nin demokrasi yetmezliği, hiçbir zaman daha fazla demokrasi ve birkaç reformla telafi edilebilecek bir şey olmadı.

AB, halkı karar alma süreçleri dışında tutacak ve büyük iş dünyası ve uluslararası finans karteline boyun eğecek, demokrasiden ari bir alan şeklinde bilinçli olarak inşa edildi. Avrupa Birliği’nin demokrasi yetmezliği yaşadığını söylemek, ay yüzeyindeki bir astronotun oksijen yetmezliği çektiğini söylemeye benziyor.

Hükümetler arası müzakerelere ve aşamalı anlaşma değişikliklerine dayanan standart süreçten, Avrupa Birliği kurumlarının reforme edilmesi çıkamaz. Bu sebeple, “daha fazla Avrupa” çağrıları yanlıştır: mevcut rejim altında ve var olan kurumlar dahilinde, bu ancak bir Avrupa Kemer Sıkma Birliği ile sonuçlanabilir.

Bu reformist pozisyon Schäuble Planı’nı resmileştirip yasallaştıracak ve Avrupa Birliği’ne ulusal bütçeleri veto etme, federasyon boyunca demokrasileri ağır şekilde kısıtlama yetkisi verecektir. Sonuç olarak, Avrupa’nın en zayıf yurttaşlarını etkileyen kriz derinleşecek, yabancı düşmanı sağ güç kazanacak ve AB’nin dağılışı hızlanacaktır.

Bunu akılda tutarak, demokrasi yanlısı ilericilerin Avrupa Birliği müessesesi ile kafa kafaya bir çarpışmanın öncülüğünü yapmaktan başka bir alternatifi yoktur. Bu bizi ikinci ve üçüncü seçeneklere getirir.

İkinci Seçenek: Lexit

Diğerleri içinde Tarık Ali, sol yönetimindeki çıkış referandumlarını etkileyici bir şekilde ele aldı. Stathis Kouvelakis, Brexit sonrası pozisyonu şu şekilde özetledi: “yabancı düşmanı ve milliyetçi sağ güçlerin hegemonya kazanmasını ve halk isyanını saptırmasını engellerken referandum oyununu oynamamız lazım.”

Kısaca, sağcı mizantropiyi yenmek için onların ülkelerimizi AB’den çıkaracak olan referandumlarını desteklemek zorundayız.

Ama Lexit ne gerçekçi ne de solun temel ilkeleriyle tutarlı. Hemen akla gelen, çıkış referandumlarının, ki ana olarak sağ tarafından tertiplenip öncülük edilen hareketler, solun muhaliflerinin siyasi üstünlüğüne engel olmasına yarama olasılığı olmaması. Ama bunun da ötesinde, bunu yapmak solun toplumsal dönüşümle ilgili en köklü kanaatlerinden bazıları ile çelişecektir.

Sol, statiği dinamik analizlerden ayırma konusunda eskiden iyiydi. Marx, Hegel’den yararlanarak, sonuçlara karşı sürece öncelik verdiğinden beri, sadece dünyanın durumunu değil değişimin yönünü de hesaba kattık. Bu ayrım, Avrupa Birliği analizimiz için kritik önemde.

Örneğin, ortak pazarın ve Avro bölgesinin oluşturulmasından önce almamız gereken pozisyon, bu kurumlar oluşturulduktan sonraki ile aynı olamaz. Bu nedenle, Yunanistan’ın ortak pazara ve Avro bölgesine girmesine karşı çıkmak ve daha sonra Grexit’e karşı çıkmak mükemmelen tutarlıdır.

Daha da önemlisi, stratejimiz büyük oranda, işçilerin serbest dolaşımdan yararlandığı sınırsız bir Avrupa ile mi yoksa ulus devletlerin sınırları kontrol ettiği ve bunları gastarbeiter* (misafir işçi) olarak adlandırılan yeni proleter kategorileri yaratmak için kullandığı 1950’ler başının Avrupa’sı ile mi başladığımıza bağlıdır. Bu son nokta Lexit’in tehlikesini işaret etmektedir. Avrupa Birliği’nin serbest dolaşımı tesis etmiş olması düşünüldüğünde, Lexit, dikenli teller ve silahlı korumalarla birlikte, ulusal sınır kontrollerinin yeniden tesis edilmesine – gerçek bir destek verilmesini olmasa bile – razı olmayı getirir.

Tarih bize kılavuz olmalı. Sol tek pazara destek karşılığında ortak asgari ücret talep etmiş olmalıydı. Bunun yerine, zaman içinde kerelerce hüsrana uğrayan bir amaç olarak, bunları kuruluşundan sonra yasalaştırmayı umdu. Bunu akılda tutarak, Lexit destekçileri, solun yabancı düşmanı sağı, onun yeni çitler inşa edilmesi çağrısını sahiplenerek sürklase edebileceğine gerçekten inanıyorlar mı?

Dahası, Lexit’in dalga etkileri olacaktır. Örneğin, planın yandaşları, solun, çevre politikasının yeniden millileştirilmesini destekledikten sonra fosil yakıt sanayisine karşı söylem ve politika savaşlarını kazanacağına inanıyorlar mı? Avrupa Birliği bu şartlar altında dağılırsa, sol iki cephede de muazzam yenilgilerle yüz yüze kalacaktır.

Üçüncü Seçenek: AB İçinde İtaatsizlik

DiEM25 tarafından önerilen üçüncü seçenek, hem avro-reformistlerin “daha fazla Avrupa” çağrısını hem de Lexit’çilerin AB seviyesini tümden feshetmeyi desteklemesini reddediyor. Bunun yerine, Avrupa Birliği elitlerinin yerel, ulusal ve uluslararası seviyelerde iş yapma tarzına demokratik bir muhalefetin yükselmesini sağlayacak Avrupa yanlısı bir vatandaş ve hükümet itaatsizliği hareketi öneriyoruz.

DiEM25 olarak, olağan politika oluşturma kanalları üzerinden AB’nin reforme edilemeyeceğine ve bunun, ulusal gerilin yüzde 0,5’i veya 1’i kadar bütçe açığı konusundaki mevcut kuralların eğilip bükülmesiyle de – Fransa, İtalya, İspanya ve Portekiz hükümetlerin yapmakta olduğu gibi – kesinlikle olmayacağına inanıyoruz.

Vicenç Navarro kısa bir süre önce “parlamentoların, kemer sıkma politikalarını sorgulamak dahil, halen gücü olduğunu” yazdı. Bu, Syriza hükümetinin iktidardaki ilk beş ayının gösterdiği gibi, teknik olarak doğru. Ancak Navarro, yeni Portekiz hükümetini örnek verirken ne yazık ki hatalı.

Sosyalistler liderliğindeki koalisyonun “Avrupa Komisyonu tarafından dayatılan kemer sıkma politikalarının uygulanmasını durdurduğunu” iddia ediyor. Keşke doğru olsa. Ama Troyka dostu, sağcı başkan Aníbal Cavaco Silva’dan hükümet kurma yetkisi almadan önce, Portekiz solundaki partiler önceki hükümetlerin “Avro grubuna olan vaatlerini” kabul etmek zorunda kaldı. Yani, kendilerini yalnızca yeni kemer sıkma tedbirlerinin yürürlüğe girmesini ertelemekle sınırlandırarak, daha kendi hükümetleri kurulmadan önce Troyka’nın mevcut programına teslim oldular.

Dolayısıyla evet, ulusal parlamentoların ve hükümetlerin hala gücü var – Syriza hükümetimizin, referandum akşamı teslim olmadan önce, Atina Baharı sırasında yapmış olduğunu yapma gücü mesela.

Avrupa Merkez Bankası bir ‘bankalara hücum’ başlatmaya – ve hatta bir ülkenin bankacılık sistemini kapatmaya – hazırken, ilerici bir ulusal hükümet gücünü yalnızca Troyka ile bir kopuşa hazırsa kullanabilir. DiEM25’in Lexit cephesi ile anlaştığı nokta burası: Avrupa Birliği müessesesi ile bir çarpışmadan kaçınılamaz. Ayrıldığımız nokta ise, onların bunun bir AB’den ayrılma kampanyası şeklini alabileceği varsayımı.

Bunu cansiperane bir şekilde reddediyoruz ve yerine Avrupa Birliği’nin yerel yönetimler, bölgeler ve ulusal seviyelerde yürürlüğe konulamaz kurallarını hedef alan ama ayrılma yönünde hiçbir hamle yapmayan kasıtlı bir itaatsizlik kampanyası öneriyoruz. Kuşkusuz ki, kuruluşlar, DiEM25’in ajandasını benimseyen asi hükümetleri ve maliye bakanlarını ihraçla, paniklerle, “banka tatilleri” ile tehdit edecektir – tıpkı 2015’te Yunan hükümetini ve şahsen beni tehdit ettikleri gibi.

Bunu yaptıklarında, çıkış korkusuna yenik düşmeyip onların gözünün içine bakarak şöyle demek kritik önemde:

Haydi o zaman! Korktuğumuz tek şey yegane teklifiniz: Avrupalı halk kitlelerini ümitsizliğe sürükleyen ve onları bağnazlığın efsunu altına iten borç-deflasyonist girdabın ebedileştirilmesi.

Gözümüzü kırpmazsak, ya onlar kırpacak – ki bu durumda Avrupa Birliği dönüşecek – ya da AB kendi müessesesi tarafından paramparça dağıtılacak. Komisyon, Avrupa Merkez Bankası, Berlin ve Paris, Avrupa Birliği’ni politikalarına uymayan ilerici hükümetleri cezalandırmak için parçalarsa, bu, Avrupa çapında ilerici politikayı Lexit’in asla yapamayacağı bir şekilde harekete geçirecektir.

Şu iki durum arasındaki derin farkı düşünün: Birincisi, Avrupa Birliği müessesesi, yetkisiz otoriterliğine itaat etmeyi reddettiklerinde, ilerici, demokratik yollardan seçilmiş hükümetleri ihraç etmekle tehdit ediyor. İkincisi, ilerici ulusal partiler yabancı düşmanı sağ ile çıkış için yan yana kampanya yürütüyor.

AB müessesesi ile, enternasyonalizmin ruhunu koruyan, Avrupacı eylem talep eden ve bizi yabancı düşmanı sağdan tamamen ayıran bir tarzda çarpışmak ile, bir yandan Avrupa Birliği’nin, solu Nigel Farage ve Marine Le Pen gibilerden ayırt edilemez şekilde resmetmesine izin verirken diğer yandan milliyetçilerle el ele yürümek – ve kaçınılmaz şekilde onların hegemonyasını güçlendirmek – arasındaki fark bu.

Doğal olarak, DiEM25 ajandası, şehirlerimizin, bölgelerimizin ve ülkelerimizin Avrupa Birliği’nin tehditlerine karşı isyan etmesini sağlayacak stratejiler geliştirmek zorunda. Aynı zamanda, müessesesi itaatsiz ulusal hükümetlere karşı tehditlerini gerçekleştirecek kadar aptalsa AB’nin çöküşü ile baş edebilecek planları da içermeli. Ama bu stratejiler ve planlar solun kendi hedefi olarak Avrupa Birliği’nin dağılışını başlatmasından çok farklı.

Kısaca, DiEM25, çıkışı “kendi içinde bir amaç” olarak benimsemeyi ve hatta, bunu bir tehdit olarak kullanmayı dahi reddediyor. Ama zorla çıkarılma tehdidi ile karşılaştığımızda hükümet itaatsizliğinden geri basmamalıyız.

Yeni bir Enternasyonal

DiEM25’i kuran, solun enternasyonalizm geleneği: Avrupa Birliği konusundaki pozisyonumuz tam olarak bunu yansıtıyor.

Yoldaşlarımın, Marx ve Engels “dünyanın bütün işçileri, birleşin” sözünü sloganları olarak benimsediklerinde ulusal kültürün veya ulus devletin önemini reddetmediklerini hatırlatmama müsaade edeceklerini umuyorum. Bundan ziyade, bir ulusal çıkar fikrini ve mücadelelerin ulus-devlet seviyesine öncelik vermesi görüşünü reddettiler.

DiEM25’in önerdiği isyan, yerel hükümetlere, ulusal hükümetlere ve Avrupa Birliği’ne özgün demokrasiyi getirecek. Reformistlerin yaptığı gibi AB’yi ulusal seviyeden öncelikli görmüyoruz, ne de ulusal seviyeyi bölgesel veya yerel yönetim seviyesinden öncelikli görüyoruz.

Ne yazık ki birçok Avrupalı solcu aksinde ısrar ediyor: ulusalı enternasyonalin önüne koymak. Örneğin Stefano Fassina, DiEM25’i – Ralf Dahrendorf aracılığıyla – AB seviyesinde demokrasinin “mümkün olmadığını… çünkü bir ‘Avrupalı halkın,’ Avrupa demokrasisi için bir Avrupalı demos’un var olmadığını” iddia ederek eleştiriyor. Şöyle devam ediyor:

idealistler ve avro fanatikler içinde bazıları halen Avrupa Birliği’nin kendisini bir tür ulus devlete, ancak bu kez daha büyüğüne, Avrupa Birleşik Devletleri’ne dönüştürebileceğine inanıyor.

Avrupacı bir harekete bu sol itirazı anlamak mümkün değil. Gerçekte yaptığı, bir demos’un ulusal ve kültürel homojenlikle karakterize olması gerektiği için, ulusüstü demokrasinin var olamayacağını iddia etmek. Bunu duysa Marx’ın ne kadar öfkeleneceğini hayal edebiliyorum! Tıpkı uluslar ötesi bir cumhuriyeti hayal etmiş – ve bunun mücadelesini vermiş – solcu enternasyonalistleri ne kadar şaşırtacağını hayal edebildiğim gibi.

Belki unutuyoruz ama sol, bir ulus ile egemen bir parlamento arasında birebir ilişki olduğuna dair burjuva inanışına geleneksel olarak karşı çıkmıştır. Sol, kimliğin, ister sınıf mücadelesi olsun, ister postkolonyal mücadele, patriarkaya karşı mücadele, toplumsal cinsiyet ve cinsel stereotipleri ortadan kaldırma mücadelesi olsun, siyasal mücadele üzerinden yaratıldığını söyleyerek karşı çıkmıştır bu inanca.

Bu nedenle DiEM25, uluslar ötesi elitlere karşı Avrupacı bir itaatsizlik kampanyası çağrısı yaparak – demokrasiyi sağlayacak bir Avrupa demosu yaratmak amacıyla – solun geleneksel yaklaşımından yana bir tavır alıyor. Fassina ve diğerleri, enternasyonalizmin ulus devletler arasında işbirliğine indirgendiği bir tek-ulus-tek-meclis-tek-egemenlik politikasına geri dönüşü savunarak, şimdi bu yaklaşıma saldırıyorlar.

Fassina ulusal seviyeyi öncelikli görüşünü desteklemek için Antonio Gramsci’ye başvuruyor. Gramsci’nin:

sembolünde İtalya bayrağının üzerinde yatan orak çekiç ile birlikte kızıl bayrak olan İtalyan Komünist Partisi’ne popüler kökler ve hegemonik kapasite sağlamak için, “ulusal-popüler” kategorisini

savunduğunu yazıyor.

Net olsun; Gramsci, enternasyonal ilerleme sağlamak için, solun yerel ve ulusal ilerici hareketler yaratmak zorunda olduğunu savundu. Ama ulusalı uluslar ötesi seviyeden öncelikli görmedi, ne de uluslar ötesi demokratik kurumların oluru olmadığını ya da sakıncalı olduğunu iddia etti.

DiEM25, gerçek Gramsci’ci ruhla, bir seviyeyi başka bir seviyeden öncelikli görmeksizin, Avrupalı isyanımızın her yerde – şehirlerde, bölgelerde, ulus devlet başkentlerinde ve Brüksel’de – olması gerektiğinin altını çiziyor. İlerici bir hareket, ancak bu Avrupacı asi kentler, iller ve ulusal hükümetler ağı üzerinden İtalya’da, Yunanistan’da, İngiltere’de ve her yerde hegemonik hale gelebilir.

Arsızca şu soru gelebilir: “Neden AB seviyesinde duruyorsunuz ki? Enternasyonalistler olarak neden dünya çapında demokrasi için kampanya yapmıyorsunuz?” Yanıtımız küresel demokrasi için enternasyonalist bir perspektiften kampanya yaptığımız olur. DiEM25, Bernie Sanders’ın ABD’deki hareketi ile güçlü bağlar inşa ediyor ve Latin Amerika, Avustralya ve Asya’dan üyeler kaydediyor.

Ama tarih – iyi ya da kötü –, muhafaza edilmeye değer bazı programlara sahip sınırsız bir AB getirdi. Sol, sınırların olmayışını, bu iklim değişikliği politikalarını, hatta genç Avrupalılara sınırları olmayan bir eğitim sistemine katılma fırsatı sunan Erasmus programını savunmalıdır.

Onlarsız gerici bir Avrupa Birliği olacak bu harikulade eserlere sırt dönmek, solun temel ilkeleriyle çelişecektir.

DiEM25’in Avrupa için İlerici Ajandası

İlericiler karar alma süreçlerini yeniden politikleştirmek ve yeniden demokratikleştirmek için mücadele vermeli. ABD’de Donald Trump, Britanya’da sağcı Brexit’çiler ve Fransa’da Le Pen, bunların hepsi bir ikiz krizin neden olduğu ekonomik bir krizin ertesinde yükseldiler: finansallaşma felaketi ve liberal demokrasinin iflası.

Avrupa’nın solu için mesele, ilerici liberalleri, Yeşilleri, feministleri vb. için olduğu gibi, bu mücadelenin reform mu, çıkış mı, yoksa DiEM25’in önerdiği gibi Avrupa Birliği içinde ama ona karşı bir itaatsizlik kampanyasıyla mı kazanılabileceği. DiEM25, özgün bir alternatif inşa etmek üzere kuruldu: Avrupa çapında –hem AB üyelerinde hem de AB üyesi olmayanlarda aynı şekilde – siyasal katılımın tüm seviyelerinde (kasabalar, kentler, bölgeler ve ülkeler) çeşitli siyasi geleneklerden demokratların bir ittifakına dayanan birleştirici politikaların sınırlar olmayan bir yükselişi.

DiEM25’in Avrupacı bir demokratik hareket çağrısını ütopyacı bularak reddedenlere yanıtımız, geleneksel demokrasinin, solun eski ve halen geçerli enternasyonalizmine uygun düşen meşru ve gerçekçi bir uzun vadeli amaç olmaya devam ettiğidir. Ama buna net bir acil eylem planı da eşlik etmelidir.

Öncelikle, “daha fazla Avrupa”ya dair şimdi, yani reformun kurumsallaştırılmış kemer sıkmanın demir kafesine tercüme edileceği mevcut koşullar altında söylenecek her söze karşı çıkın. İkinci olarak, Avrupalılara mevcut kurumsallıkları ekonomik krizi durduracak, eşitsizliği ortadan kaldıracak ve umudu yeniden yeşertecek şekilde yeniden düzenlemek için bir taslak plan sunun. Üçüncü olarak, bu taslak planın, Avrupa Birliği müessesesinin yetkisiz otoriterliğinin kendi dağılışına sebep olması halinde, enternasyonalizmin nasıl korunacağını da içerdiğinden emin olun.

“AB demokratikleşecek. Yoksa dağılacak!” DiEM25’in yol gösterici beyannamesi bu. Hangisinin olacağını öngöremeyiz, bu yüzden birincisi için mücadele ederken ikincisine de hazırlanıyoruz. Ve bunu taban örgütlenmeleri seviyesini ve ilerici uzmanları işe dahil eden ilerici bir ajanda yolunda çalışarak yapıyoruz.

Amacı? Avrupa demokrasisinin baş düşmanını yenmek: Avro-TINA**; mevcut politikalara Avrupa Birliği’nin dağılması dışında bir alternatif olmadığına dair gerici dogma.

DiEM25’in bu düşmana karşı panzehri, önümüzdeki on sekiz oy boyunca yerel, bölgesel ve ulusal aktörlerle istişare içinde oluşturacağımız bu ilerici ajanda. Bunu başarmak, yenilmiş, ümidini yitirmiş ve hayal kırıklığına uğramış Avrupalılara, hayret verici şekilde, bir alternatif olduğunu gösterecektir.

Ajanda pragmatik, radikal ve kapsamlı olacak; kent konseylerine, illere ve ulusal parlamentolara daha fazla egemenlik verirken, Avrupa’nın sosyal ekonomisini istikrara kavuşturmak için hemen uygulanabilecek politikalardan oluşacak; Avro çökerse ve Avrupa Birliği parçalanırsa insani maliyeti azaltacak kurumsal müdahaleler önerecek; Avrupalıların, kendi canlanan ulusal kültürlerini, parlamentolarını ve yerel makamlarını destekleyecek ortak bir kimlik oluşturmasını mümkün kılacak bir süreç tasarlayacak.

DiEM25’in Avrupa için İlerici Ajandası, dünya genelinde güç kazanan milliyetçi enternasyonale karşı ilerici bir enternasyonali birleştirecek.

Önümüzdeki Yol

Avrupa Birliği artık dağılmanın ileri bir aşamasına geldi. Geleceği açısından iki olasılık var: Ya henüz geri dönülmez noktayı geçmedi ve halen demokratikleştirilebilir, istikrara kavuşturulabilir, rasyonelleştirilebilir ve insanileştirilebilir, ya da dağılma kesin.

DiEM25, demokratikleşme kampanyasından vazgeçmenin iki durumda da büyük bir hata olacağına inanıyor. Demokratik bir Avrupa Birliği’ni tasarlamak halen mümkün ise – geçen her dakika ihtimali azalan bir olasılık – denememek yazık olacaktır. Ama mevcut AB’nin demokratikleşebilmekle alakası kalmadığına inanıyorsak, mücadeleyi bırakmak ve çıkışı bir “kendi içinde amaca” dönüştürmek böylesi bir ajandadan yarar sağlama kapasitesine sahip tek siyasi gücün; uzlaşmaz, yabancı düşmanı sağın ekmeğine yağ sürecektir.

Peki o zaman ilericiler ne yapmalı? DiEM25’in yanıtı şu:

  • Enternasyonalist saflarda demokratik bir Avrupa Birliği için dinç bir şekilde kampanya yapmak – AB’nin mevcut şekliyle ayakta kalabileceğine veya kalması gerektiğine inanmıyorsak bile;
  • Avrupa Birliği’nin yetkisiz otoriterliğini teşhir etmek;
  • Avrupa çapında sivil, yurttaş ve hükümet itaatsizliğini koordine etmek;
  • DiEM25’in kendi uluslar ötesi yapısı üzerinden, Avrupacı bir demokrasinin tüm seviyelerde ve tüm yetki sınırları içinde nasıl işleyebileceğini göstermek;
  • Avrupa Birliği’ni düzeltmeye ve müessesenin buna sebep olması halinde ve olduğu durumda AB’nin ve Avronun dağılma sürecini ilerici bir şekilde yönetmeye dönük makul, ölçülü ve ikna edici öneriler içerecek etraflı bir Avrupa için İlerici Ajanda sunmak.

(*) Wikipedia: “1950’li yıllarda Federal Almanya Cumhuriyeti’nce yüksek sayısal oranda yurtdışından talep edilen popüler işgücü dolayımında ortaya çıkmış Almanca bir tanımlama”

(**) Muhafazakar İngiliz başbakan Margaret Tatcher’ın sloganı “kapitalizm dışında alternatif yok” anlamındaki “there is no alternative” ifadesinin kısaltması: TINA.

Serap çevirdi

Reklamlar

Brexit sonrası Avrupa solu – Yanis Varoufakis” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s