İsrail’in kökenleri Paris’te ya da Berlin’de değil, İstanbul’da – Seth J. Frantzman

israil

1920’de Türk siyasi parti aktivistlerinin bir fotoğrafı. Yahudiler arasında da benzer bir siyasi devrim yaşanıyordu. (Fotoğraf: Seth J. Frantzman)

4 Eylül 2016, Jerusalem Post

İnsanlar Paris ve Berlin’le ilgili hayal kuradursun, İsrail’in kökenleri Paris’te ya da Berlin’de değil, İstanbul’da.

İsrail basınını okumak, hala kimliğini bulma mücadelesi veren bir topluma açılan perde.

Batı Şeria işgalinin neredeyse 50 yıl ardından ve bağımsızlığın neredeyse 70 yıl ardından İsrailliler, devletlerinin karakteri konusunda obsesif şekilde tartışıyor.

Bu manşetlerin bazıları öfkeli bir çocuğun tepinişlerini dinlemek gibi; “İsrail radikal solu intihar etti ve şimdi sağ bizi öldürecek,” yazıyor tanınmış bir köşe yazarı. Bir başka manşet ise güvenlik hizmetlerinin ve ordunun, devlet politikasını belirlemede boyunu aşmış rolünü yansıtıyor. Eski bir Mossad şefi “iç savaş” uyarısı yapıyor. Eski bir general İsrail’in “dünyanın işgal şampiyonu” olduğunu söylediği için spotların odağında.

Birçok İsrailli, kendilerini ve devletlerini, Ehud Barak’ın bir keresinde “cangıldaki villa” olarak tanımladığı bir Batı ülkesi olarak görüyor. Amerikalı bir yazar olan Richard Cohen, bir keresinde İsrail’in eski bir Avrupalı sürgünler ülkesi olduğunu söylemişti; “bir elinde tüfek, diğer elinde bir Kierkegaard kitabı ile savaşan entelektüeller” ülkesi.

İsrail’in neredeyse yanlışlıkla Ortadoğu’da yer alan Avrupalı bir ülke olduğu büyük oranda bir mit. Gerçekte ise İsrail, Avrupa tarihinden ilham alan milliyetçilerin kurduğu Ortadoğulu bir devlet.

İsrail’in en yakın tarihsel ve kültürel paraleli Almanya veya Amerika değil Türkiye. Modern Türkiye, Birinci Dünya Savaşı’nın dehşetinden ve Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkımından doğdu. Çürüyen Osmanlı yönetiminin ve onun miadı dolmuş hilafetinin yerine modern, laik bir cumhuriyet getirdi.

Temelinde, Mustafa Kemal Atatürk’ten türetilen Atatürkçülük ideolojisi vardı. Temelini oluşturan fikirler, İtalyan milliyetçiliği gibi Avrupalı milliyetçi hareketlerden alınan ilham ile 19. sonu ve 20. yy. başında Türkiye’deki reformların birleşiminden meydana geldi.

Theodor Herzl’ün Siyonizm’i 19. yy. sonunda kuruldu. David Ben-Gurion ve Yitzhak Ben-Zvi gibi İsrail’in kurucu liderleri, yirmili yaşlarını o zamanlar Jön Türklerin ve İttihat Terakki’nin etkisi altında olan İstanbul’da öğrenim hayatlarını sürdürerek geçirdiler.

1880 ve 1920 yılları arasında ortaya çıkan Yahudi ve Türk milliyetçilikleri arasında estetik ve metotlar açısından birçok benzerlik var. Türkiye modern bir devlet olarak İsrail’den 20 yıldan uzun süre önce kurulmasına rağmen, her ikisi de kendilerini savaştan var ettiler. Her ikisi de ilk baştaki sınırlarını belirlemek isteyen uluslararası örgütler tarafından kösteklendiler.

Her ikisi de laikti ve soldan etkilenmiş ama esasen etnik milliyetçi partiler tarafından yönetiliyordu.

Her ikisi de, birçok partinin olduğu bir cumhuriyet yerine kurucu partinin devletin sahibi olduğu, toplum üzerinde yoğun bir devlet ve ordu müdahalesine dayanan cumhuriyetler kurdular. Her ikisi de dinî bir geleneği modern devletleri ile harmanlama konusunda zorluk yaşadılar.

Hem İsrail hem de Türkiye’de sorun, ithal ettikleri Avrupalı milliyetçilik tarzının Avrupa’da 1950 itibariyle miadını doldurmuş olmasıydı. Yine de Ortadoğu’da bu fikirler yüzeye yeni çıkıyordu.

İsrail ve Türkiye milliyetçilerinin aksine Irak, Mısır, Suriye ve Lübnan gibi Arap ülkelerinde ortaya çıkan milliyetçilik, köklü bir ideoloji üretme konusunda büyük oranda başarısız oldu. Bunun yerine her bir Arap milliyetçiliği bir kişilik kültü, yüzünü giderek artan şekilde din ve mezhepçiliğe dönecek olan halk kitlelerini acımasızca bastıran diktatörlükler haline geldi.*

Hem Türkiye’de hem de İsrail’de, siyasi iktidarın kurucu siyasi partiden muhalefete geçmesi, sırasıyla 1950 ve 1977 olmak üzere, 30 yıl aldı. Bu, iki ülkede demokrasi anlayışının görece zayıflığının ve iki milliyetçiliğin geliştirdiği hegemonik sistemlerin göstergesi. Hem Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) hem de İsrail İşçi Partisi, kuruluş sonrası on yıllarda böylesine güçlü bir rol oynamış olan bu kurucu partiler, Sosyalist Enternasyonal üyesiydiler.

Devlet sosyalizmleri, devletlerini şekillendirmek istedikleri ağır milliyetçiliklerinin üzerini örten bir süstü. İsrail’de bu, diasporada yaşamış Yahudi halkını yeniden şekillendirmek, onları anayurdun efendisi yapmak içindi. Türkiye’de ise daha çok kıra dayanan Müslüman bir devleti modern bir ülkeye dönüştürmek içindi. Türkiye’de ülkenin siyasi gelişimi darbeler ve aşırı şiddetle bozuldu, İsrail içinse ülkenin bu gibi iç kavgaları defeden sonsuz savaşları ile.

Her iki ülkede, kurucu milliyetçilik hem dinle hem de ulusal azınlıklarla kavgalıydı.

İki ülke de kitlesel nüfus hareketleri üzerine kuruldular**, Türkiye’de 1,3 milyon kadar Yunan 1922’de kaçmak veya ülkeyi terk etmek zorunda kaldı, İsrail’de 750.000 Filistinli Arap, mülteci haline geldi. İki ülkede de azınlıklar, Türkiye’de çoğunlukla Kürtler ve İsrail’de Araplar, medeni ve siyasi hak ihlalleri ile karşılaştılar ve bugün halen şüphe ile bakılmaya devam ediyorlar.

Türkiye ve İsrail toplumlarındaki bugünkü bölünmelere baktığımızda, Sağ ile Sol, dindar ile laik, azınlık ile çoğunluk arasındaki bu çok taraflı ihtilafın nasıl yaşandığını açık şekilde görebiliriz. Türkiye ve İsrail’de daha dindar ve sağcı bir kamuoyunun yükselişi eski Solu siyasi boşluğa düşürdü. Bu büyük ölçüde her iki ülkede solun klasik Batı Solu olmamasından kaynaklanıyor. Hiçbir zaman 1950’ler zihniyetinden kurtulamadılar.

Türkiye’de, kurumların ve ordunun hakimiyeti üzerinden devlet gücüne tutunmak isteyen unsurları “derin devlet” olarak karakterize ediyorlar.

Bu derin devlet mantalitesi “bir zamanlar devletin sahibi bizdik, onu elimizden aldılar,” şeklinde.

Recep Tayyip Erdoğan ile siyasi muhalifleri arasındaki kültürel savaş, bu derin devleti siyasi sistemden çıkarıp atma konusunda oldu. Türkiye, derin devleti, farklı, çok milliyetçi ve daha dindar bir sistemle değiştirdi.

İsrail’in sürekli kültürel kavgaları da derin devletin ülke kurumları üzerindeki etkisini ortadan kaldırmakla alakalı. “İsrail ordusu artan milli dinci nüfuzla mücadele ediyor” gibi makaleler veya Temmuz ayında Solla bağlantılı bazı isimlerin İsrail’de bir darbe olması gerektiğini ima ettiği haberleri okuduğumuzda, Türkiye’deki kültürel ihtilafın bir yansımasını görürüz.

Haaretz “İsrail okullarının İtalyan faşizmini anlatmak yerine Mizrahi Yahudiliğini*** öğretmesinden” sızlanırken, bu, eğitim sisteminin artık Avrupa merkezli olmayıp bir Yahudi mozaiğini daha çok içermesine dair korkularının sembolüydü. Daha muhafazakar Anadolulu sesler ülkeyi Avrupacı bir bakış açısından uzaklaştırıp daha çok Ortadoğu’dan kök alan bir bakış açısına yönelttiğinde Türkiye’de de benzer bir devrim gerçekleşmişti.

Yalnızca Avrupalı sanata, yalnızca Avrupalı laik mantalitelere olan takıntıdan kurtularak, İsrail de bu yerlileşme sürecinden geçiyor. Eskiye giden yol boyunca her noktada, daha çok Alman-Yahudi ağırlıklı kültürel ve entelektüel elitler İsrail’in Avrupa’dan uzaklaşıp villanın dışına, cangılın içine dışına daha çok gitmesini kınıyorlar.

Türkiye bu iki Ortadoğu cumhuriyetinin daha eski olanı olduğu için, Türkiye’de Erdoğan yönetimi altında neler olduğunu incelemek akıllıca olabilir. Türkiye’de laiklik konusunda bir erozyon yaşandı ve entelektüalizmin aşağılanmasında bir artış oldu.

Bir derin devlet türünü düzeltmek isterken ülke kalıcı şekilde sağa savruldu ve bir daha merkeze dönemeyebilir.

İsrail’in de Türkiye gibi bir sorunu var, eski entelektüel elitleri devlete giderek daha yabancılaştılar, o derece ki bazıları devlete nefret kusuyor. İsrail’de 1950’lerin eski rejimi altında zenginleşmiş, güvenlikli sitelerde yaşayan, en ayrıcalıklı aynı elitler, en çok “Mizharim ve yerleşimciler” olarak gördükleri bir kesim tarafından “ülkelerinin” ellerinden alınmasına öfkeliler. Bu tam da iktidarda oldukları zaman katılımcı bir demokrasi inşa etmeye çalışmak yerine kendileri için bir Avrupalı muhafaza oluşturarak kendilerini farklı olanlardan ayırdıkları için böyle.

Yargıdan orduya ve sinemaya kadar her şeyi etkileyen ayrılmış eğitim sistemleri, ayrılmış toplumlar ve kayırmacı ağlar yarattılar. İster Arap olsun, ister Ortadoğulu Yahudiler olsun, isterse dindar Yahudiler veya Ruslar ya da Etiyopyalı göçmenler olsun, farklı olan herkesle dalga geçtiler ve aşağıladılar. Sonra da tüm bu gruplar seçimlere yabancılaştığında şaşırdılar.

Kökenleri Avrupa’da ölmüş olan Avrupalı milliyetçilikte yatan ve dünyadaki modern yeri sıkı sıkıya Ortadoğu’da olan bir devleti nasıl yönetirsiniz? Ne tamamen laik ne de dindar? Ne tamamen Doğulu ne de Batılı? İlk önce devletin Avrupalı olduğu yalanını bırakmanız lazım.

Bugün Avrupalı olmanın hiçbir faydası yok; Avrupa kendi kimliği konusunda kendisiyle savaş halinde. İkincisi, farklı arka planlardan ve görüşlerden entelektüellere alan açarak entelektüalizme saygının yeniden sağlanması gerekiyor. Üçüncüsü, kurumları etnik veya dinsel adalar şeklinde muhafaza etmeye çalışmak yerine bunların farklılıkları içermesini kabul etmeniz gerekiyor.

Devleti bir darbe kurtarmayacak, topluma daha fazla asker müdahalesi veya daha fazla dinsel şovenizm ile kurtulmayacak. İhtiyacı olan şey kendine karşı dürüst olmak. İsrail Solu ne olduğu konusunda sürekli kendine yalan söylüyor. Daha Ortadoğulu ve daha dinci bir Sağ ile kavga içindeki bir Avrupalı laik milliyetçi Sağ.

İsrail’de modern Sol yok. Hiçbir zaman olmadı. Resmi evliliğin olmayışı, ayrılmış eğitim sistemi ve ayrılmış toplum İsrail’de 1950’lerde yaratıldı, 2000’lerde değil; dünyada başka hiçbir “Sol” böylesine olağan dışı sağcı sistemler yaratmamıştır.

İnsanlar Paris ve Berlin hayali kuradursun, İsrail’in kökenleri Paris’te ya da Berlin’de değil İstanbul’da.

İsrail’in çıkarına olan, berbat bir demokrasiye izin veren parçalanmış siyaset. Başbakan Benjamin Netanyahu bir Erdoğan değil. Türkiye’nin çıkarına olan şu anda Batı Şeria’nın bir eşdeğerine sahip olmaması; uluslararası olarak tanınmış sınırlara sahip.

İsrail ve Türkiye bölgede eşsizler ve Doğu-Batı, dindar-laik ayrımının ortasında olmaları ile benzersizler. Kaosa düşmediler, radikal Avrupalı konseptleri benimsemediler ve milliyetçilikten kurtuldular ve İran İslam Cumhuriyeti’nin dengi olmadılar. Ama yüz yüze oldukları iç ve dış düşmanlardan kaynaklı tehlike, bir yandan ulusal azınlıkları ile uzlaşırken diğer yandan ekonomik ve askeri alan dahil, bu görece başarıyı uzun vadeli bir başarıya dönüştürmek.

@Sfrantzman TERRA INCOGNITA • SETH J. FRANTZMAN

Çevirmenin notları:

* Türkiye’de devlet eliyle bir resmi din yaratılması sürecinin meyvesi olan dinci sağ siyasal muhafazakarlığın siyasal iktidarı ele geçirerek devleti yeniden şekillendirmesini “yerlileşme” sayan ve yoğun şekilde #cerenkenaring içeren yazının bu paragrafı ilginç. Temel mantığı İsrail ve Türkiye’deki kurucu ideolojilerin eleştirilmesi olan yazı bu paragrafında Arap ülkelerinde bu tür bir ideolojinin gelişmemiş olmasını eksiklik sayarak kendisiyle çelişiyor. Öte yandan Arap ülkelerindeki “kişilik kültü” eleştirisini Türkiye’den neden esirgemiş? “Yüzünü giderek artan şekilde din ve mezhepçiliğe dönecek olan halk kitlelerini acımasızca bastıran diktatörlükler” çözümlemesi tam bir Esad karşıtı Suriyeli ılımlı muhalif cümlesi. Soğuk Savaş dönemi dengelerinin, yazıda eleştirilen devlet ideolojilerinin pekişmesindeki rolü yazarın aklının hiçbir köşesinde yokmuş.

** Etnik azınlıkların Anadolu’dan sökülmesine yönelik sadece kuruluş dönemiyle sınırlı olmayıp on yıllarca sürecek olan politikaları “kitlesel nüfus hareketleri” şeklinde geçiştirmek, ilk soykırımı da inkar eden İsrail resmi politikasının bir yansıması. Bu konuda bkz:

İsrail ilk soykırımı daha fazla inkar edemez (Robert Fisk)

*** Mizrahi: Doğulu anlamına gelip Orta Doğu, Kuzey Afrika, Orta Asya ve Kafkasya’daki Yahudilere verilen genel addır (WikiPedia).

Serap çevirdi

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s