Bayer-Monsanto birleşmesi, besin kaynaklarımız için büyük bir tehdit

Bayer’i 1863’te katrandan boya imal eden iki arkadaş kurdu ve şirket, 1896’da öksürüğe çare olarak eroini, ardından da 1899’da aspirini piyasaya süren bir kimya ve ilaç şirketine dönüştü. Şirket, İkinci Dünya Savaşı’nda Nazilerden ihale alıyor ve zorla çalıştırma uyguluyordu.

İngilizcesi

01 Ekim 2016 Cumartesi | Yeni Özgür Politika

Monsanto ve Bayer “evlenme” niyetlerini açıkladıklarından bu yana bir hafta geçti. Medyanın, yasa koyucuların, tüketici ve çiftçi koruma örgütlerinin ve elbette ki mutlu çiftin kendisinin, bu işin artı ve eksileri konusunda görüş bildirmesi için yeterli bir zaman.

Tepkiler, olağan şüphelilerin tümünden, yağmur gibi geldi.

Çiftçi Birliği, Gıda ve Su İzleme Örgütü, Gezegenin Dostları gibi gruplar anlaşmayı kınarken laflarını esirgemediler. Organik Tüketiciler Birliği ise bu birleşmeyi, ta Mayıs ayında daha iki mega şirket flört halindeyken “cehennemde yapılmış bir evlilik” olarak nitelemişti.

Tahmin edileceği üzere, şirket başkanları geçen hafta, önerilen 66 milyar dolarlık anlaşmayı “dünyanın dört bir yanında yetiştiricilerin ve insanların yaşamlarını” iyileştirecek özgecil bir plan diye övdüler. Geçen hafta Senato Yargı Komitesi üyelerine, birleşmenin “yükselen gıda talebini karşılamak için gerekli olduğunu” söylediler.

Monsanto ile Bayer’in işinin dünyayı beslemek olduğu hikayesini yutan var mı? Hem de kanıtlar aksini söylerken?

Hadi bu iddia bu kadar saçma olmasın diyelim, yine de “dünyayı besleme” işini, Bayer gibi 1940’larda Nazi toplama kampları için zehirli gaz üretmiş I.G. Farben kartelinin parçası olan ve daha yakın tarihte de yabancı ülkelerdeki hemofili hastalarının ebeveynlerine HIV ile enfekte olmuş ilaçlar satarak binlerce çocuğun AIDS’ten ölmesine sebep olmuş bir şirkete vermenin iyi bir fikir olduğunu kim düşünür ki?

Hem Monsanto’nun hem de Bayer’in paragöz, ahlaksız, açgözlü, tekelleşmeci ve alenen sabıkalı geçmişleri belgeleriyle kayıt altında. Bu iki şirketin birleşerek dünyanın en büyük tohum ve pestisit şirketine dönüşmesine izin vermek, iki eski Adalet Bakanlığı yetkilisinin “besin kaynaklarımız ve dünyanın dört bir yanından çiftçiler için alarm zili” dediği bir tehlike değil mi?

Pestisit Eylem Ağı’ndan bilim insanı Marcia Ishii-Eiteman şunları söyledi:

Dünya tohum ve pestisit piyasası şu an zaten toplamda altı şirketin elinde. Daha fazla konsolidasyon, bir yandan Monsanto ve benzerlerinin bize ilaca dirençli süper otlar, süper böcekler ve sağlığa zararlı pestisitlerden başka bir şey vermemiş olan bir tarım modelini dayatmaya devam etmesine izin verirken, diğer yandan da fiyatları artıracak ve çiftçilerin seçim yapma şansını daha da sınırlandıracaktır. Bunun yerine agroekolojik, esnek ve verimli tarıma yatırım yapmamız gerekiyor.

İlaç, gıda ve biyoteknoloji tekelleri arasındaki bağları güçlendirecek olan bu anlaşmanın çiftçilere ve tüketicilere zarar vereceği kesin, can çekişen ekosistemi saymıyorum bile.

Ama dünyayı zehirli pestisitlerden ve korkunç fabrika çiftliklerden kurtarmaya ve biyolojik çeşitliliği geri getirmeye, su yollarımızı temizlemeye, yerel ekonomileri canlandırmaya ve küçük çiftliklerin gelişimine yardımcı olmaya, dünyanın topraklarını geri almaya ve tekrar işlerini yapabilecekleri -karbon seviyesini aşağı çekip kontrol altına alırken besleyici değeri yüksek gıda üretebilecekleri- şekilde yenilemeye adamış olan bizler açısından, Bayer ile Monsanto arasındaki evlilik pek bir şeyi değiştirmeyecek.

Anlaşma açıklandığında da yazdığımız gibi, Monsanto muhtemelen merkezini kapatıp yurtdışına çıkacak. Lanetlenmiş Monsanto adı da böylece emekli edilmiş olacak.

Ama sabıkalı bir şirket, adı -ya da büyüklüğü- değişse de sabıkalı kalmaya devam eder.

Birleşme olsun ya da olmasın, bizim işimiz de aynı kalmaya devam ediyor: Başarısız bir tarım deneyinin suçlarını ifşa etmek ve zehirli tiranlığına son vermek. #MillionsAgainstMonsanto (Milyonlar Monsanto’ya Karşı) sloganı #BillionsAgainstBayer (Milyonlar Bayer’e Karşı) sloganına dönüşecek, o kadar.

Dünyayı beslemek mi, lobicileri beslemek mi?

Bayer ve Monsanto’nun büyük duyuruyu yapmadan önce birleşmelerini süsleyip püslemek için epey zamanı vardı. Buna rağmen, kimi muhafazakar medya kuruluşları bile meselenin esasına baktı.

Bloomberg’deki bir makalenin başlığı şöyleydi: “Heroin, Nazis, and Agent Orange: Inside the $66 Billion Merger of the Year.” (Eroin, Naziler ve Portakal Gazı: Yılın 66 Milyar Dolarlık Birleşmesinin İçyüzü)

Makaleden:

Bayer’i 1863’te katrandan boya imal eden iki arkadaş kurdu ve şirket, 1896’da öksürüğe çare olarak eroini, ardından da 1899’da aspirini piyasaya süren bir kimya ve ilaç şirketine dönüştü. Şirket, İkinci Dünya Savaşı’nda Nazilerden ihale alıyor ve zorla çalıştırma uyguluyordu. Almanya-Leverkusen merkezli şirket bugün ilaç imal ediyor ve yaban otu ve böcek öldürücü üreten bir tarım bilimi ünitesine sahip. Şirketin amacı insanlar, bitkiler ve hayvanlara yönelik kimyasal ve ilaç pazarlarına hakim olmak.

1901’de kurulan Monsanto, faaliyet alanını endüstriyel kimyasal, farmasötik ve tarım ürünlerine genişletmeden önce sakarin gibi gıda katkıları üretiyordu. Şu anda yasaklanmış olan ve yaygın olarak PCB’ler olarak bilinen poliklorlu bifeniller gibi bazı tartışmalı ve yüksek oranda zehirli kimyasallar ve ABD ordusu tarafından Vietnam’da kullanılmış olan bitki öldürücü kimyasal Portakal Gazını üretmesi ile meşhur. 1970’lerde bitki öldürücü kimyasal Roundup’ın ticari üretimine, 1980’lerde ise genetiği değiştirilmiş mısır ve soya fasulyesi tohumları geliştirmeye başladı. 2000’de bir dizi şirket birleşmesinden yeni bir Monsanto ortaya çıktı.

Kuşkucu bir Wall Street Journal muhabiri, tarım endüstrisinde planlanan üç birleşmeden biri olan bu birleşmenin bir sıkıntıya işaret olduğunu söylüyor. Jacob Bunge, 14 Eylül tarihli haberinde “Genetiği değiştirilmiş ürünlerin hakimiyeti tehdit altında” diyor.

Bunge, Ohio’lu bir çiftçi Joe Logan ile görüşmüş. Logan, “Biyoteknolojik tohum için ödemekte olduğumuz fiyatı çeviremiyoruz.”

Bu bahar, Logan tohum makinesini çuvalı 85 dolara gelen soya fasulyesi tohumuyla doldurdu, bu fiyat yirmi yıl önce ödediğinin beş katı. Önümüzdeki bahar, tasarruf edebilmek için mısır ve soya fasulyesi tarlalarından birçoğuna biyoteknolojik olmayan tohumlar ekmek istediğini söylüyor.

Nasdaq, bu birleşme duyurusunu, OpenSecrets.org tarafından yayınlanan ve Monsanto ve Bayer’in sadece dünyanın en büyük iki kimyasal tarım şirketi olmakla kalmayıp, iş lobiciliğe geldiğinde de en yüksek paraları harcadıklarını gösteren rakamlara dikkat çekmek için bir fırsat olarak kullandı.

Bayer ve Monsanto, OpenSecrets’a göre lobiciliğe geçtiğimiz on yılda 120 milyon dolar harcamışlar. Monsanto’nun harcamaları büyük oranda tarım sektörüne odaklıyken, Bayer’inki yoğun şekilde farmasötik alanında olmuş.

Yine OpenSecrets’a göre hem Monsanto hem de Bayer, GDO içeren gıdaların bunu belirtecek şekilde etiketlenmesi engellemeye milyonlar dökmüş.

Genetiği değiştirilmiş gıdaların etiketlenmesine iki şirket de karşı ve bu mesele onlar için epey önemli. Bu yüzden bu yaz yasalaşan Güvenli ve Doğru Gıda Etiketleme Yasası’nı (H.R. 1599) desteklediler. Yasa şirketlerin genetiği değiştirilmiş organizmalardan imal edilmiş ürünleri, tüketicilerin anlaması zor olduğu için eleştirilen bir şekilde belirtmesine imkan veriyor ve Vermont gibi kimi zaman daha sert yasalara sahip eyalet yasalarını geçersiz kılıyor.

Açıkçası, “Güvenli ve Doğru Gıda Etiketleme Yasası” şirketleri ürünlerindeki GDO içeriğini ifşa etmekten koruma amaçlı bir yasa için bilinçli olarak yapılmış çarpıtma amaçlı bir tanımlama.

Ad değiştiren bir sabıkalı

Geçtiğimiz hafta, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) önemli bir açıklama yaptı. The Guardian tarafından yayınlanan habere göre UCM, tarihinde ilk kez “‘çevresel yıkım’, ‘doğal kaynakların sömürüsü’ ve ‘yasadışı toprak kamulaştırması’ ile sonuçlanan suçlara öncelik verecek.”

Bu açıklama, ekosistemimizin içinde bulunduğu kötü duruma ilişkin ve tümü de endüstriyel tarımı işaret eden üç yeni raporla aynı döneme denk geldi:

* Virginia Üniversitesi’nden araştırmacılar, raporlarında, GDO’lu mahsullerin yaygınlaşmasının böcek ilacı kullanımını azalttığını ama yaban otları daha dirençli hale geldiği için yaban otu öldürücü kimyasalların kullanımını artırdığını ve sonuç olarak da “ciddi çevresel hasara” yol açtığını belirtiyor.

*  Mother Jones dergisi şöyle yazdı: “Devasa bir Obruk Florida Suyuna Radyoaktif Atık Bıraktı. Sebep? Fosfat ülkesinin tam kalbindeki bir gübre şirketi.”

* NASA ve Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi (NOAA), dünyanın kayda geçen en sıcak Ağustos ayını yaşadığımızı bildirdikten sonra, küresel ısınma konusunda “artık rekorların bile rekor kırdığını” belirttiler. Bunun Bayer ve Monsanto ile ne ilgisi mi var? Endüstriyel, kimyasal, dejeneratif tarım en büyük sera gazı emisyonu üreticisi. Organik rejeneratif tarım ise tam tersine karbon seviyelerini aşağı çekme ve fazla karbonu atmosferden temizleme konusunda en büyük umut.

Denetim kurumları Bayer-Monsanto birleşmesini onaylasın ya da onaylamasın, bu şirketler doğaya karşı saldırılarına devam edecekler. Hükümetler ve mahkemeler, bu ve diğer şirketleri onlarca yıldır insan sağlığına ve çevreye verdikleri zararlardan sorumlu tutma konusunda hiç de iyi bir sınav vermediler.

UCM bunun değişebileceği sinyalini verdi. Bir yandan da taban hareketleri, Bayer ve Monsanto gibi şirketlerin cebi dolsun diye bedel ödemekten usanmış halde, bu gidişe dur demek için ayağa kalkıyorlar.

15-16 Ekim’de önde gelen uluslararası yargıçlardan oluşan bir heyet, Monsanto’nun ürünlerinden zarar görmüş, beş kıtadan 30 tanığın ve bilimsel ve hukuksal uzmanın tanıklığını dinleyecek. Taban örgütlerinin öncülüğünü yaptığı bu uluslararası yurttaşlar mahkemesi ve Halklar Meclisi (14-16 Ekim), Kasım’da yargıçlar tarafından hazırlanan tavsiye kararların açıklanması ile son bulacak. Mahkemenin, “çevre kırımıyla” yargılanan şirketlerin dosyalarını içeren çalışması, UCM’nin açıklaması ile daha da önemli hale geldi.

Uluslararası Monsanto Mahkemesi, mükemmel poster çocuğu Monsanto’nun adıyla tanımlandı. Ama gelecekteki yasal işlemlere temel oluşturacak olan tavsiye kararları Bayer dahil tüm tarım şirketleri için geçerli olacak.

Öte yandan, resmi mahkemeye ve Halklar Meclisi’ne katılamayan dünyanın dört bir yanından yurttaşları, kendi Dünya Gıda Günü “Monsanto Karşıtı Yürüyüş”lerini örgütleyerek dayanışma göstermeye çağırıyoruz.

Monsanto, Bayer…. Adın önemi yok. Nüfuzunu kullanma konusunda büyüklüğün önemi olsa da şirketlerin işledikleri suçlar aynı. Onları durdurma zamanı geldi.

Yazar: Katherine Paul

Çeviren: Serap Şen

Kaynak: http://www.ecowatch.com

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s