Nobel Ödüllü Ekonomist Stiglitz: Eşitsizlik kendiliğinden ortaya çıkmadı, yaratıldı

Inequality

Çeviri: Barış Satılmış

Amerikan eşitsizliği kendiliğinden ortaya çıkmadı, yaratıldı. Piyasa güçleri de rol oynadılar bunda ama tek başına değillerdi. Şunu herkes görüyor olmalı: ekonominin yasaları evrenseldir ama büyüyen eşitsizliğimiz–özellikle en üstteki yüzde 1’in ele geçirdiği tutarlar–kesinlikle bir Amerikan “başarısı.” Her türlü ölçüyü kaçırmış bu eşitsizlik, artık bir şeylerin değişeceği umudunu getirmiyor, tersine, durum daha da kötüye gidecek gibi. Bu sonuçları ortaya çıkaran güçler daha da pekişiyor.

Amerika’nın şu anki eşitsizlik düzeyi olağan dışı. Diğer ülkelerle ve hatta Birleşik Devletlerde eskiden olanla karşılaştırıldığında, olağan dışı biçimde büyük ve yine olağan dışı bir hızla büyüyor. Eşitsizlikteki değişimi izlemenin çimlerin büyümesini izlemeye benzediği söylenirdi: değişimi kısa süre içinde gözlemlemek zordu. Ama bu artık doğru değil.

Eşitsizliği ele almak çok yönlülük gerektiriyor–tepedeki aşırılığı kontrol etmeli, orta kısımları güçlendirmeli ve en alttakilere yardım etmeliyiz. Her bir hedef kendine has bir program gerektiriyor. Ama bu tür programlar inşa etmek için bu olağan dışı eşitsizliğin her bir cephesine neyin neden olduğunu daha iyi anlamalıyız.

Bugün karşı karşıya olduğumuz eşitsizlik ne kadar sıra dışı olursa olsun, eşitsizliğin kendisi yeni bir şey değil. Ekonomik ve politik gücün yoğunlaşması Batı’nın kapitalizm öncesi toplumlarında birçok bakımdan çok daha aşırıydı. O zamanlar, din eşitsizliği hem açıklıyor hem de haklı çıkarıyordu: toplumun tepesindekiler ilahi bir hak nedeniyle oradaydılar. Bunu sorgulamak sosyal düzeni veya hatta Tanrı’nın iradesini sorgulamaktı.

Ama modern ekonomistler ve siyaset bilimciler için, ve aynı zamanda da antik Yunanlılar için, bu eşitsizlik önceden belirlenmiş bir sosyal düzen meselesi değildi. İktidar–çoğu zaman askeri iktidar–eşitsizliklerin temelindeydi. Militarizm ekonomiyle ilgiliydi: fatihlerin, fethettiklerinden, mümkün olanın en fazlasını almaya hakları vardı. Antik çağlarda doğa felsefesi diğer insanlara başkaları için araçmış gibi davranmakta genel olarak bir sorun görmedi. Antik Yunan tarihçisi Tukididis’in ünlü sözünde dediği gibi, “hak, dünyanın işleyişi bakımından, sadece güç olarak eşitler arasındaki meseledir, güçlü ne yapabiliyorsa yapar ve zayıf çekmesi gereken acıyı çeker.”

Güce sahip olanlar bu gücü politik ve ekonomik konumlarını pekiştirmek veya en azından sürdürmek için kullandılar. Öte yandan, gelir dağılımında aksi halde iğrenç görünecek farklılıkları kabul edilebilir kılmak için düşünceyi de şekillendirmeye çalıştılar.

İlahi hak fikri ilk ulus devletlerde reddedilince, iktidardakiler konumlarını savunmak için başka dayanaklar aradılar. Bireyin erdemini öne çıkaran Rönesans ve Aydınlanma ile ve büyük şehirli alt sınıfların oluşmasına neden olan Sanayi Devrimiyle birlikte özellikle Marx gibi sistem eleştirmenleri sömürü üzerine konuşunca eşitsizlik için yeni mazeretler bulmak zorunlu hale geldi.

On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında baskın hale gelen–ve hala baskınlığını koruyan–teori “marjinal verimlilik teorisi” adını taşıyordu; daha verimli olanlar topluma yaptıkları daha fazla katkıyı yansıtan daha yüksek gelirler elde ediyorlardı. Rekabetçi piyasa, arz talep kanunlarıyla çalışarak her bir bireyin katkısının değerini belirliyor. Birisinin zor bulunur ve değerli bir becerisi varsa, piyasa onu üretime olan daha büyük katkısı nedeniyle uygun biçimde ödüllendirecektir. Becerisi yoksa geliri  düşük olacaktır.

Teknoloji ve kaynak kıtlığı, arz ve talebin sıradan yasalarıyla çalışarak bugünün eşitsizliğini şekillendirmede rol oynarlar ama başka bir şey daha devrededir ve o başka şey hükümettir.

Eşitsizlik ekonomik güçler kadar politik güçlerin de sonucudur. Modern bir ekonomide hükümet oyunun kurallarını–adil rekabet nedir ve hangi faaliyetler rekabete karşı ve yasadışıdır, iflas durumunda, bir borçlu tüm borcunu ödeyemediğinde kim ne alır, hangi hileli pratikler yasaktır–belirler ve dayatır. Hükümet aynı zamanda kaynakları dağıtır (hem açık hem de daha az şeffaf biçimlerde) ve vergiler ve sosyal harcamalar üzerinden, teknoloji ve politika ile şeklini almış olan pazardan ortaya çıkan gelir dağılımını düzenler.

Son olarak hükümet, örneğin, mirasları vergilendirerek ve ücretsiz kamusal eğitim sağlayarak varlıklılığın dinamiklerini değiştirir. Eşitsizlik sadece piyasanın becerikli bir işçiye becerisi olmayan bir işçiye göre ne kadar çok para ödediğiyle değil bir kişinin elde ettiği beceri seviyeleriyle de belirlenir. Hükümet desteğinin olmadığı durumlarda, yoksulların çocuklarının birçoğu, bırakın gelişmiş verimlilik ve yüksek gelir için gereken becerileri elde etmek için lazım olan eğitimi almayı, temel sağlık hizmetleri ve beslenmeye bile ulaşamaz. Hükümet, bir kişinin eğitiminin ve miras alacağı varlığın, ailesininkilere ne kadar bağlı olacağını etkileyebilir.

Amerikan hükümetinin bu fonksiyonları yerine getirme biçimi toplumumuzdaki eşitsizliğin derecesini belirler. Bu arenaların her birinde diğerlerinin zararına bazı gruplara fayda sağlayan ince kararlar vardır. Her bir kararın etkisi küçük olabilir ama, en üsttekiler yararına verilmiş, çok sayıdaki kararın kümülatif etkisi çok büyük olabilir.

Rekabetin aşırı karlılığı sınırlaması gerekir ama hükümetler piyasaların rekabetçi olmasını sağlamazsa çok yüksek tekel karları ortaya çıkabilir. Rekabetin, aşırı yüksek yönetici tazminatlarını da sınırlaması gerekir ama modern şirketlerde CEO’nun devasa bir gücü var–kendi tazminatını belirleme gücü dahil, ama elbette yönetim kuruluna tabi şekilde–ancak birçok şirkette yönetim kurulunu atamada bile ciddi güce sahip ve etki altındaki bir kurulun denetleme olasılığı düşük. Kar ortaklarının söz hakkı çok az. Bazı ülkelerin, örneğin yönetim kurulunda bağımsız üyelerin yer almasında veya kar ortaklarının söz hakkına sahip olmasında ısrar eden ve CEO’nun gücünü sınırlayan daha iyi “kurumsal yönetim kanunları” var. Ülkenin etkili biçimde uygulanan iyi kurumsal yönetim kanunları yoksa CEO’lar kendilerine aşırı primler ödeyebilirler.

Artan oranlı vergi ve harcama politikaları (zenginlere yoksullardan daha çok vergi koyan ve iyi sosyal koruma sistemleri sağlayan politikalar) eşitsizliğin boyutunu sınırlayabilir. Tersine, ülkenin kaynaklarını zenginlere ve nüfuzlu olanlara veren programlar eşitsizliği arttırabilir.

Politik sistemimiz, giderek artan şekilde, sonuç eşitsizliğini arttıran ve fırsat eşitliğini azaltan bir biçimde çalışıyor. Bu sürpriz olmamalı: tepedekilere aşırı güç veren bir politik sistemimiz var ve bu gücü sadece yeniden bölüşümün kapsamını sınırlamak için değil, aynı zamanda oyunun kurallarını kendi çıkarlarına değiştirmek ve kamudan ancak büyük “hediyeler” olarak adlandırılabilecek şeyleri kendilerine almak için kullandılar. Ekonomistlerin bu faaliyetlere verdikleri bir ad var: bunlara rantçılık diyorlar; varlık yaratmanın ödülü olarak değil, kendi çabaları olmadan üretilmiş varlıktan daha büyük bir pay kaparak gelir elde etmek. En tepedekiler, geri kalanların parasına konmak için onların farkında bile olmadığı yöntemler öğrendi–gerçek yenilikleri budur.

Gerçekten de, son otuz yılın iş hayatındaki en önemli yenilikler, ekonomiyi daha verimli yapmaya değil, tekel iktidarının nasıl daha iyi sağlanacağına veya hükümetin sosyal getirileri ve özel ödülleri dengeleme amaçlı düzenlemelerinin etrafından nasıl dolanılacağına odaklanmıştır.

Rantçılık birçok biçim alabilir: hükümetten gelen gizli ve açık transferler ve sübvansiyonlar, piyasayı daha az rekabetçi yapan kanunlar, var olan rekabet yasalarının gevşek uygulanması ve şirketlerin diğerlerinden faydalanmasını veya maliyetleri toplumun geri kalanına yıkmasını sağlayan yasalar. “Rant” terimi asıl olarak toprak sahibi başka hiçbir şey yapmadan sadece toprağa sahip olduğu için bu ödemeleri aldığından toprağın hasılatını tanımlamak için kullanılmıştır. Bu, örneğin gösterdikleri çaba karşılığında bedel olarak ücret alan işçilerin durumuyla çelişir. “Rant” terimi daha sonra sadece bir tekeli kontrol ettiği için alınan gelir anlamında tekel karlarını veya tekel rantlarını kapsayacak şekilde genişletildi. Sonunda terim benzer sahiplik iddiaları üzerine sağlanan gelirleri içerecek şekilde daha da genişletildi. Hükümet bir şirkete şeker gibi bir ürünün sınırlı miktarda (kota) ithalatı için ayrıcalıklı bir hak verirse o zaman bu hakların sahipliği sonucunda üretilen ekstra hasılata “kota rantı” denir.

Rantçılık sadece Ortadoğu, Afrika ve Latin Amerika’nın kaynak zengini ülkelerinde yaygın değil. Bizimki dahil modern ekonomilerde de yaygın. Bu ekonomilerde bir çok biçimde alabilir, bazıları petrol zengini ülkelerdekine çok benzer de olabilir: devlet varlıklarını (petrol veya maden gibi) adil pazar fiyatlarından daha düşük fiyatla satın almak.

Rantçılığın bir diğer biçimi de işin öteki tarafıdır: hükümete pazar fiyatlarının üzerinde (rekabetçi olmayan tedarik) ürünler satmak. İlaç şirketleri ve askeri yükleniciler bu tür rantçılıkta uzmanlaşmışlardır. Açık hükümet sübvansiyonları (tarımda olduğu gibi) veya gizli sübvansiyonlar (rekabeti azaltan ticaret kısıtlamaları veya vergi sisteminde gizlenen sübvansiyonlar) kamudan rant sağlamanın diğer yollarıdır.

Tüm rantçılık biçimleri sıradan vatandaşlardan para almak için hükümeti kullanmaz. Özel sektör, kamudan rant elde etmede kendi başına da uzmanlaşabilir, örneğin tekelci uygulamalar üzerinden ve avını bekleyen bankaların verdikleri krediler örneğinde olduğu gibi, daha az bilgili ve daha az eğitimli olanları sömürerek. CEO’lar şirket üzerindeki kontrollerini şirket karlarının daha büyük kısmını kendilerine almak için kullanırlar. Ama burada hükümet de yapması gerekeni yapmayarak rol oynar: bu faaliyetleri durdurmayarak, bunları yasadışı ilan etmeyerek veya var olan yasaları uygulamayarak. Rekabet yasalarının etkili uygulanması tekel karlarını kısıtlayabilir: yağmacı borçlandırmaya ve kredi kartı suiistimallerine karşı etkili yasalar, banka sömürüsünün kapsamını sınırlandırabilir; iyi tasarlanmış kurumsal yönetim yasaları şirket çalışanlarının şirket karlarına el koymasını sınırlandırabilir.

Gelir dağılımının zirvesindekilere bakarak, Amerika’nın eşitsizliğindeki bu yönü hissedebiliriz. Çok azı teknolojiyi yeniden şekillendiren mucitler veya doğa yasalarına dair anlayışımızı yeniden şekillendiren bilim insanlarıdır. Dehası ile modern bilgisayarın temelindeki matematiği insanlığa sunan Alan Turing’i düşünün. Veya Einstein’i. Veya (Charles Townes’in kilit rol oynadığı) lazerin mucitlerini veya transistörün mucitleri John Bardeen, Walter Brattain ve William Shockley’i düşünün. Veya modern tıbbın temelini oluşturan DNA’nın gizemini açıklayan Watson ve Crick’i. Refahımıza bu kadar büyük katkı sağlayanlardan hiçbirisi ekonomik sistemimiz tarafından en çok ödüllendirilenler arasında yer almıyor.

Bunların yerine gelir dağılımının zirvesindeki insanlar öyle ya da böyle iş hayatı dâhileri. Steve Jobs veya arama motorları ve sosyal medya yenilikçilerinin kendi alanlarında dahi olduğunu iddia edenler olabilir. Jobs ölümünden önce Forbes’un dünyanın en zengin milyarderleri listesinde 110. sıradaydı, Mark Zuckerberg 52. Ama bu “dâhilerin” pek çoğu imparatorluklarını Forbes listesine hiç çıkmayan World Wide Web’in (İnternet Sunucular Ağı) mucidi Tim Berners- Lee gibi devlerin omuzlarında inşa ettiler. Berners-Lee milyarder olabilirdi ama olmamayı seçti, fikrini ücretsiz olarak erişilebilir kıldı ve bu da internetin gelişimini büyük oranda hızlandırdı.

Gelir dağılımının tepesindekilerin başarılarına daha yakından bir bakış, dehalarının epeycesinin, piyasa gücünü ve diğer piyasa arazlarını suiistimal etmenin daha iyi yollarını tasarlamakta ve birçok durumda, siyasetin daha genel olarak toplum için çalışmaktansa kendileri için çalışmasını sağlamanın daha iyi yollarını bulmakta yattığını gösteriyor.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s