John Berger neden yeryüzündeki en teorik olmayan Marksist? – Andrew Marr

bigfig3

newstatesman.com

John Berger’in hikayesi, bir “şekil değiştirenin” ayakta kalma ve zafer hikayesidir. Yazara dönüşen bir ressam olarak çağımızın en etkili sanat yorumcusu olmuştur. Ana akım kurgusal biçimleri reddeden bir romancı olarak 1972’de Booker Ödülü’nü kazanmış ve ödülün yarısını Kara Panterler’e vermiştir. Marksizm’in düşüş sürecinde ateşli bir Marksist olarak popüler kalmayı becermiştir. Üst-orta sınıf bir İngiliz, bir asker ve bir Londralı olarak, Fransa kırlarında yaşamak amacıyla ışıltılı metropole sırtını dönmüş ve böylece hakiki bir enternasyonalist olmuştur.

Berger bu ay 90 yaşına basıyor ama hep keyfini sürdüğü kurt gibi zihinsel ve fiziksel enerjisini ve de bedensel karizmasını halen koruyor. Ve ne mutlu ki hem onun yazdığı hem de onun hakkında yazılmış bir dizi yeni kitap, bizi John Berger’in gizemine biraz daha yaklaştırıyor.

Bu kitapları okurken bariz bir gerçek karşımıza çıkıyor: Berger’in başarısının her şeyden önce büyük yazarlığın başarısı olduğu. Karmaşık meseleler üzerine uzun ve derinlemesine düşünüyor ve yüz kaslarında yansımasını görebileceğiniz bir tür zihinsel egzersizin sonunda bu meseleler üzerine keskin bir görüş geliştiriyor. Sanat ve kültürü, tanışmış olduğu ve bir başka New Statesman yazarı olan George Orwell’ı hatırlatan bir berraklıkta açıklıyor.

Genç Orwell için mevcut haliyle dünyanın manası yoktu. Eton’da yetiştiği ve İmparatorluk Burmasında polis olarak çalıştığı yıllar, gördüğü ve hissettiği şeylere öylesine korkunç şekilde tersti ki, hayatının geri kalanını boşluklar içinde ve bu boşlukları açıklamaya çalışarak geçirdi. Bu, acımasız şekilde, bir siyaset felsefesine yol açtı. Ama anormal şekilde kuvvetli bir izleyici olarak, neyin önemli olduğunu görmek ve bu konuda dürüstçe yazabilmek için tüm yaşam şeklini değiştirmesi gerektiğini gördü.

Onlarca yıl sonra John Berger de benzer bir dönüşüm geçirdi. Hevesli bir genç ressam olarak sanatın bir nükleer yok oluş çağında ne anlama geldiğini merak etmeye başladı. Savaş kahramanı bir baba ile modern İngiliz vatanseverliğinin tam göbeğinde büyüyen, Almanların 2. Dünya Savaşı’ndaki Londra bombardımanları sırasında sanatını öğrenen yetenekli ve okumuş Berger, dünyaya anlam kazandırabilmek için başka türde insanlarla – hepsinden çok da Haute-Savoie köylüleri ile – birlikte yaşamak üzere hayatını değiştirmek zorunda olduğunu gördü.

Benim için başarısının en iyi ölçütü en çok bilinen kitabı Görme Biçimleri (1972) ve hatta romanları değil Yedinci Adam. İsveçli fotoğrafçı John Mohr ile 1975’te hazırladıkları bu çalışma, büyük sermayenin işgücü talebinin yerinden kopardığı göçmen işçilerin yaşamları ve çalışma koşullarının öfkeli bir anlatımı. 40 yıldan uzun zaman önce çıkmasına rağmen 2016’yı anlatıyormuş gibi.

Bu başarıyı ölçmek için A Jar of Wild Flowers: Essays in Celebration of John Berger kitabına da göz atabilirsiniz. Berger’e armağan olarak hazırlanan kitaba katkı sunanlar hayret verici bir enternasyonalizm oluşturuyor. Karşımızda Filistin’de, Yunanistan’da, Afrika çapında ve Asya ve Amerika kıtalarında hayranlık duyulan bir adam var. Makaleler Picasso ve Cro-Magnon sanatı hakkında değerlendirmeler de içeriyor ama çoğu politik şiddet ve baskı üzerine: Hindistan’daki komünal cinayetler, IŞİD terörü, Gazze’deki katliam… Berger sanatla başlamış olsa da neredeyse her yana uzanan bir düşünme ve yazma biçimi geliştirdi.

Bunu nasıl yaptı? Orwell ile Berger arasındaki en büyük fark kuşak veya siyasi değil, pratik farkı. Berger yaşamı boyunca içgüdüsel olarak başkalarıyla birlikte çalışmaya yatkın bir insan oldu. Yazıları sohbetlerden ortaya çıkıyor. Düşüncesi diğer insanların düşünce ve çalışmaları ile teati içinde – şaşırtıcı bir çizimi anlamaya çalışıyor ya da fotoğraflara veya şiire veya heykele ya da mektuplara veya bir sohbetin ilk sözüne karşılık veriyor. Daima kapıları açık bir yazar. Bu derece yoğun ve ciddi bir düşünür olduğu için bu özellikle etkileyici. Yoğunluk ve sonuna kadar açıklık çoğu zaman kolayca bir araya gelmez, derin düşüncelere dalmak ve karşılıklı sohbet de öyle.

Bu yüzden 91. yaşı için çıkan yeni kitaplar arasında Berger severler özellikle Lapwing and Fox’u beğenecekler. Kitap Berger ile görsel sanatçı ve film yapımcısı dostu John Christie arasındaki sohbetlerden oluşuyor. Christie kendi çocukluğunu, Modigliani hakkındaki son düşüncelerini ve flüt sesine gelen bir geyik hakkındaki bir anekdotu içerebilecek, illüstrasyonlar, çizimler vb. eklediği bir mektup yazıyor. Berger ardından el yazısıyla cevap veriyor. Ne üzerine yazışıyorlar? Aslında hayatta olmak üzerine.

Berger Christie’nin multimedya sanatçısı Ian Breakwell ile birlikte yaptığı bir filme şöyle reaksiyon veriyor:

Küçük bir çocukken, dört altı yaş arası, doğaya dair güçlü bir algım vardı. Çoğu çocukta ya da tüm çocuklarda olduğunu sanmıyorum. Sonra mantık, rekabet ve diğer öncelikler tarafından sökülüp atıldı. Doğa seni, tanıdığın herkesi ve başına gelen her şeyi çevreleyen bir yumurta şekline sahipti … Doğanın yumurtası yoğundu ve var olan her şeyi içine alıyordu. Onu bir yumurta olarak düşündüm çünkü köşeleri olmayan bir kaptı. Dışında hiçbir şey yoktu. Hiçbir şey.

Bu beni Berger’in Marksizm’ine götürüyor. Devrimci görüşlerinden ve mülksüzleştirilenlere olan bağlılığından hiç vazgeçmedi; yine de yazılarının büyük kısmı doğrudan politik değildi; iktidarın derin yapılanmalarına veya partilere çok az ilgisi var gibiydi ve kesinlikle katılacağı her Marksist örgütten anında atılacak türde bir Marksist’ti.

Dahası, granüler hassasiyete, deneyimin en ince ayrıntılarına, çizgilerine ve en küçük gölgelerine temayülü olan bir hayal gücüne sahipti. Geç Rönesans’tan erken modernizme kadar olan dönemi bir paragrafta kapsayabilecek bir sentez ve teori marifetine sahipti. Ama bundan da fazlası, iyi bir sanat yazarıydı çünkü ince bir ayrıntıya odaklanıp daha önce hiç fark etmediğimiz bir hakikati gösterene dek onu inceleme becerisine sahipti.

Berger dünyanın dört bir yanında sevildi çünkü yeryüzündeki en teorik olmayan Marksist’ti. Toprağın tanelerine, eski bir ceketin kat yerlerine, kuzukulağı çorbasının keskin kokusuna veya bir Alman’ın kirpi çizimine, yani doğanın yumurtası içindeki o dopdolu ete öncelik veren bir yazardır. Kapitalizme olan nefretinin yalnızca mülksüzleştirilenler adına bir öfkeyi değil aynı zamanda modern dünyanın berbatlığına ve çok daha geniş bir mülksüzleşme olarak doğadan kopmamıza karşı da bir tepkiyi ifade ettiğini düşünüyorum.

Ve burada hayatı boyunca peşini bırakmamış olan özgün soruya geri dönüyoruz: Sanatın manası nedir? İlk romanı Zamanımızın Bir Ressamı’nın (1958) sürgündeki bir Macar sanatçı olan kahramanı, modern resmin biçimciliğine saldırır. “Sorunlarını kendisi dışındaki şeylere hiç bakmaksızın halleden bir sanat” türüdür bu. “Biçimci eser kendini beğenmiştir. Bir metadır. Böyle metaların pazarını da kendini beğenmiş insanlar oluşturur – çıtkırıldım kozmopolit sanat dünyasının üyeleri.”

Çok güçlü bir gözlemdir bu ve Berger burada önemli bir noktaya değinmektedir. Ama Berger ile Patrick Heron arasında 1950’lerde (ve ayrıca bu sayfalarda) geçen, sanatçının toplumsal yükümlülükleri konusundaki tartışmaya dönüp baktığımda kendimi Berger’den yana bulamıyorum. Modern dünyada hala “işe yarayan” resimler yapmaya çalışan bir ressam olarak, Heron tap tazeliğin önemine – iyi bir resim yapmanın ne kadar zor olduğuna – dair, en ivedi ve polemikçi haliyle Berger’den daha hassas ve nüanslı bir anlayışa sahipti.

Berger, resmin varlıklıların birbirleriyle değiş tokuş ettikleri fişler haline geldiğini belirterek sanatçılardan bunu düşünmelerini isterken haklıydı. Ancak sanatçılar bir yandan da sanatı yenileştirmek ve sonuçlarının bir şekilde önemli olduğuna inanmak zorundadırlar. Heron kapitalist ülkelerdeki güvenli, kolay ve popüler sanat ile resmi sosyalist gerçekçi sanat propagandasının aynı ölçüde berbat olduğuna dikkat çekti.

Berger 1940’ların sonunda ana akım bir faaliyet olarak resmi bıraktı ama her zaman bir çizer olarak kaldı. Sanatçı gözünün duyarlılığı ile insan tarihine dair geniş, güçlü bir anlayışı böylesine etkili şekilde bir araya getirebilen yaşayan başka kimse bilmiyorum. Böyleyken, bu topluluktaki esas kitap Verso’nun tehlikesiz biçimde Landscapes: John Berger on Art adıyla bastığı kitap. Kübizm üzerine makalesini, o “an”ı anlamak isteyen herkesin okuması gereken bir tartışmayı, Amerikan soyut dışa vurumculuğunun entelektüel yetersizliği ve modern galeri kültürü konusunda ilginç şekilde gaddar bazı yazıları içeriyor.

Yine de Berger’in anlayışının özüne dair altı çizilmesi gereken başka bir şey daha var. Bu kitap erken dönemlerindeki bir öğretmene yazılmış bir tür aşk mektubu olan ve anlamını ancak yavaş yavaş açığa vuran “Kraków” başlıklı, sıra dışı ve açığa vurucu bir otobiyografik makale içeriyor. Bunun en az yapmış olduğu diğer şeyler kadar derinlikli olduğunu düşünüyorum. Bize tüm iyi yazıların iyi (yani sabırla, özenle, severek) bakmaya dayandığını hatırlatıyor.

Başka bir kısa makale olan “The White Bird”, bana Berger’in öfkeli siyaseti ile estetik yumuşaklığı arasındaki görünür tüm kapıların kilidini açıyormuş gibi görünüyor. Hazan sonrası yaşadığımızı yazıyor:

… kötülüğün azgınlaştığı bir ıstırap dünyasında, olan bitenin Varoluşumuzu doğrulamadığı bir dünyada, direnilmesi gereken bir dünyada. Estetik anın ümit vaat ettiği durum bu. Bir kristalin veya bir güzelliğin yalnız olmadığımız anlamına geldiğini; yaşanan tek bir yaşamın bizi inanmaya sevk edeceğinden daha derin şekilde varoluşun içinde olduğumuzu bu durumda anlıyoruz… Bir an için, insan algısının enerjisi yaratılışın enerjisinden ayrılmaz hale geliyor.

Bu bir Marksist açısından ilginç görülebilecek aşkınlıkta bir düşünce ama bu sevecen ve çok sevilen adamı anlamanın anahtarı olduğu da kesin. Onun sayesinde biz de daha derin şekilde varoluşa dahil olduğumuzu, daha az yalnız olduğumuzu hissediyoruz.

Çeviri: Serap Şen

Düzelti: Cem Yarar

Reklamlar

John Berger neden yeryüzündeki en teorik olmayan Marksist? – Andrew Marr” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s