Sol ve Suriye: “Daha çok ağlamalısın!” – Fredrik deBoer

halep-in-sesini-dunyaya-duyuran-bana-alabed-2-9085469_o

Sol beyhude tartışmaların yabancısı değil ama Suriye konusundaki, keskinlik ve kafa karışıklığı konusunda seviye atlayan benzersiz bir bileşime sahip.

Suriye tartışmasında, müdahale karşıtı sola acayip öfke duyan ama kendisi de müdahale yanlısı olmayan, sesi epey yüksek çıkan bir grup beni şaşırtmaya devam ediyor. Current Affairs’te bu konu üzerine ilk makalemi (1) yazdığımdan beri sürekli onlar hakkında bir şeyler okuyorum. Ortalama solcuların Beşar Esad’a ve Vladimir Putin’e yeterince karşı olmadığından eminler ama kendileri de gerçekte ne olmasını istediklerine dair, ortalama solcularındakinden farklı olan tutarlı bir görüş ifade edemiyorlar.

Suriye konusunda mevcut seçenekler şöyle:

  1. Suriye’deki isyancıları, bizzat asker yollamak da dahil, zalim Esad rejimine karşı askeri olarak desteklememiz lazım. Bu bir sürü sebeple kötü bir fikir. Öncelikle de korkunç bir bataklık, insani bir felaket olacağından; nükleer silahlı Rusya ile kolayca savaşa yol açabileceğinden ve müdahaleciler ne kadar aksini arzu ederse etsin, kaçınılmaz şekilde emperyalist bir projeye (ve İran’a karşı bir savaşa) dönüşeceğinden.
  2. Amerikan emperyalizmine karşı Esad ve Putin’i desteklemeliyiz. Şükür ki bu çok marjinal bir pozisyon. Kötü bir fikir çünkü Esad bir canavar ve muhtemelen ilk seçeneğin tüm risklerini bu da taşıyor.
  3. Suriye’deki isyancıları uçuşa yasak bölge ile desteklemeliyiz. Bu pozisyon iki fikre dayanıyor: bir, uçuşa yasak bölgenin Rusya ile sıcak savaşa yol açmayacağı ve iki, uçuşa yasak bölgenin Suriye’de ciddi bir askeri varlık olmaksızın uygulanabileceği. İkisi de yanlış.
  4. Suriye’deki isyancıları silah verip eğiterek desteklemeliyiz. Bu pozisyonun sorunu ise işe yaramamış olması ve tarihin bize bu eylemlerin epey nahoş sonuçları olduğunu göstermesi.
  5. Yapabileceğimiz çok az şey var. Esad bir canavar, Putin kötü bir aktör ama ABD de gittiği her yerde yıkıma ve insani krize sebep olan beceriksiz ve pervasız bir süper güç ve müdahale edemeyiz. Seçeneklerden en az kötü olanı, bombalamayı kesmek, silahlandırmayı kesmek, insani yardım sağlamak açısından elimizden geleni yapmak ve alabileceğimiz kadar mülteci almak. Benim pozisyonum bu.
  6. Üstteki seçenek ama daha öfkelisi? Daha çok duygulanmak? Ilımlı muhaliflerle içeriği ve biçimi belirsiz bir “dayanışma göstermek”?

Gıcıklık yapmaya çalışmıyorum. Sadece son pozisyonun gerçekte ne anlama geldiği konusunda hiçbir fikrim yok, yine de sürekli bu seçeneğin versiyonlarını duyup duruyorum. Amerikan müdahalesinin derinleşmesine – evet, zaten müdahale etmekte olduğumuzu biliyorum ve evet, o müdahaleye de karşıyım – karşı çıkan solcular, sözüm ona “Esad yanlısı” solla ilgili keskin laflar ediyorlar. Esad’cı bir sol var, evet, ama çok zayıflar ve radikal solda bile hiçbir etkileri yok. Buna rağmen “Esad yanlısı sol” diye suçlananlar çok daha fazla sayıda, üstelik çoğu Esad’a karşı olduklarını açık açık söylüyor.

Benim durumumda olan şu: insanlar “Esad’ı kına!” diyorlar, “Zaten kınadım, gene kınarım” diyorum. Buna verilen yanıt “Daha sert kına” oluyor. Benim gibi Esad’ı açıktan reddeden ama aynı zamanda Amerikan müdahalesinin tırmanmasını da reddeden insanların isyancılar veya Suriye halkı için yeterince duygulanmadığına dair sürekli bir ısrar var. Politika açısından, insanların atmak istedikleri somut adımlar açısından görebildiğim hiçbir görüş farklılığı yok. Sadece, eylemle bağlı kopmuş yapmacık tavırlar sergilenmesine dair sürekli bir talep var.

Mesela bir Charles Davis var (2), bu konuda gerçekten pervasız. Glenn Greenwald’a ve başkalarına, Putin’e karşı çok yumuşak oldukları iddiasıyla saldırıyor. Hem savaş karşıtı hem de Esad karşıtı olduğundan, hem Amerikan emperyalizmine hem de Rus emperyalizmine karşı çıkan, üçüncü yol gibi bir şeyi savunuyor. Birçokları gibi o da bunu bir tür cesur, aykırı tavırmış gibi sunuyor ama görebildiğim kadarıyla Suriye konusunda çok büyük oranda solun tavrı bu. Benim bu konudaki tavrım bu. Başka kim bu tavrı sahipleniyor dersiniz? Glenn Greenwald! (3) “Savaşa hayır, Esad’a hayır” alınması çok kolay tavır, birçoğumuzun tavrı bu ve yine de sol alanlar eveti cevap olarak kabul etmeyen insanlarla dolu.

Solcular gibi iktidardan uzun süre uzak kaldığınızda böyle bir eğilim baş gösterir. Politika üzerinde o kadar az etkiniz vardır ki, diğer insanların belirli tavırlara nasıl bir duygusal yatırım yaptığına aşırı önem vermeye başlarsınız. Bu yüzden insanlardan doğru şeyi talep etmelerini değil, istedikleri şey konusunda bağırlarını açarak dövünmelerini bekleyen bir politika tarzı ortaya çıkar. Evet, eylem imkânsız göründüğünde dayanışmanın önemini kabul ediyorum ama anlamlı bir hedefler vizyonuyla bağı koparıldığında, bu en berbat duygusal politika tarzı, terapi olarak politika, ahlaki hijyen olarak politika haline geliyor.

Burada mesele “makul” şeyler savunmakla ilgili değil. Ulaşamayacağınız sonuçlar konusunda tartışmanın hiçbir zararı yok. Tuhaf küçük politik çevremde, temel bir evrensel geliri veya iş garantisini savunup savunmamamız gerektiği konusunda sert bir tartışma oldu ve kimi zaman bir tarafın diğerini liberterlerin, ötekinin ise diğerini şirketlerin kullanışlı aptalı olmakla suçladığı nahoş bir hal aldı. Baktığınızda çok aptalca gelebilir, bu iki hedefe de yakın zamanda ulaşamayacağız ne de olsa. Ama bu tartışmaya yine de değer veriyorum çünkü geleceğe dair hedeflerimizi tanımlamamız gerekiyor ve hangisi doğru olursa olsun, tartışan insanların ne olmasını istedikleri konusunda net farkları var. Bu önemli.

Suriye tartışması ise böyle değil. Öfkenin çoğu gerçekte ne olmasını istediğini veya benimle elle tutulur, maddi amaçlar açısından ne gibi bir farkları olduğunu somut olarak ifade edemeyen insanlardan geliyor. Kim tarafından, ne amaçla, ne tür adımlar atılmasını istiyorsunuz? Bunlar beyhude veya haksız sorular değil. Bir sürü insanın Suriye meselesini bir samimiyet testi haline getirmeye çalıştığı şu ortamda özellikle haksız değiller. Samimiyet testlerini genel olarak sevmiyorum ve neye inandığınızdan ziyade ne kadar duygulandığınız konusunda olduklarında özellikle sevmiyorum. Bu yazdıklarıma deliriyor ama ne olmasını istediğinize dair somut olarak farklı bir şey ifade edemiyorsanız, mevzuyu bir kez daha düşünmelisiniz.

Bu konuda okunması elzem bir makalede Brendan O’Neill şöyle yazdı (4): “Batı’da birçokları için Suriye meselesi ahlaki bir fırsat, ‘ahlaki tepkilerimizin’ temaşa edildiği güvenli bir platform halini aldı.” Bunu yapmıyorsam beni mazur görün.

(1) 1953—2002—2016: Syria and the Reemergence of McCarthyism, https://www.currentaffairs.org/2016/11/syria-and-the-reemergence-of-mccarthyism

(2) Russia Is Not Iraq (and Neither Was Syria), https://pulsemedia.org/2017/01/11/russia-is-not-iraq-and-neither-was-syria/

(3) https://twitter.com/search?l=&q=assad%20from%3Aggreenwald&src=typd&lang=en

(4) Aleppo: virtue‑signalling goes global, http://www.spiked-online.com/newsite/article/aleppo-virtue-signalling-goes-global/19113#.WIDQU5KHSqR

fredrikdeboer.com

Çeviri: Serap Şen

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s