Heidegger’in Kara Defterleri O Kadar Şaşırtıcı Değil! – Domenico Losurdo

17911033_10206914459419088_68779084_n

Heidegger’in Kara Defterleri O Kadar Şaşırtıcı Değil![1]

(Domenico Losurdo*)

(Çevirenler: Gamza Aydemir-Ziya Dinçsoy)

Martin Heidegger’in 1931-1941 yılları arasındaki notları ve düşüncelerinin yayınlanmasıyla provoke edilen skandal -Almanya’da devam etmekte olan-, gerçekten de can sıkıcı. Filozofun “Kara Defterler”i (“Schwarze Hefte”) kapağının renginden ötürü bu adı almıştı; ve şimdi öğrendik ki, her şeyden önce onların içeriği de gerçekten kara. Ama bu çok şaşırtıcı mı?

Evet, Hitler’in iktidara gelmesinden kısa bir süre sonra, Heidegger’in Nazi partisine kaydolduğunu ve onun heyecanlı umutlar beslediğini teyit edebiliriz. Onun Almanya’ya ilişkin ilk etaptaki bakışı şöyle idi: “Alman halkı şimdi kendi özünü yeniden keşfetmenin ve kendisini, büyük bir kadere yaraşır kılmanın eşiğindedir”. Ülkenin I.Dünya Savaşı’ndaki yenilgisinden sonra, o, Alman halkının bir zafer rönesansı yaşayacağını ve dünyayı felaketten kurtaracağını düşündü, her şeyden önce Bolşevizmden. Heidegger için gerçekten, Nazizmde örtülü olarak bulunan rejenerasyon vaatleri Alman sınırlarının hayli ötesine geçmişti: Elbette en yıkıcı ifadesi Ekim Devrimi’nde görülen eşitlikçi kitleselleşmeye bir son vermek için, Heidegger’in özlemini çektiği “Modernitenin yıkılması”, ne var ki demokrasi ve liberalizmin ortaya çıkması ile çok önceden başlamıştı. Heidegger’in Sovyet Rusya’ya duyduğu nefret sınırsız olsa da, birinci sırayı Anglo-Sakson dünyasına karşı hissettiği küçümseme alır.

Kültür ve politika için yeni bir başlangıç ile ilgili olarak, Nazizm bir “yeni başlangıç” inşa etti ya da inşa edebilirdi. Kara defterler, filozofun neredeyse mesiyanik beklentileri için bir vasiyetnamedir, ki bu beklentiler onun Hitler’in partisine katılmasına ilham kaynağı olmuştur. Bütün bunlar fazlasıyla doğrudur. Fakat bunlar, onun 1935’te yazdığı ‘Metafiziğe Giriş’in bir bölümünden ve Nazizmin “içsel hakikat ve büyüklük”ünü kutlamasından dolayı, Heidegger araştırmacıları tarafından zaten biliniyordu.

Evrenselci ideolojileriyle (liberalizm, demokrasi, komünizm) komüniter ve geleneksel bağları ortadan kaldırdığından dolayı, belirli bir halkın üyelerini bir araya getiren ve bu insanları kendi topraklarından ve tarihlerinden ayıran modernite, yıkımla eş anlamlıdır. Kaçınılmaz olarak, modernitenin eleştirisi Yahudilerle ilgili olarak da sonuçlanır. Kara defterler bunu doğrular: Pek çok ülkede yaşayan ve kırsal bir hayattan ziyade kentli bir yaşama bağlı olan Yahudiler, “köksüzlük”ün, “topraktan uzaklık”ın ve bu nedenle yıkımın vücut bulmuş halleridir. Ve tekrar, bu tutum Heidegger araştırmacıları için şaşırtıcı olmaktan çok uzaktır: Filozofun “Alman tinsel yaşamı içinde büyüyen Yahudileştirme”ye [“Judaisation”] –otantik/sahici Alman güçlerine dayandırılarak pekiştirmeye- karşı durmanın gerekli olduğunu vurguladığı 2 Ekim 1929 tarihli notlarından zaten iyi biliniyordu.

Kara defterler “ırksal prensip”in önemini açık bir şekilde teorize eder ve çarpıtılmış bir şekilde bile olsa, III.Reich’in ırk yasalarını gerekçelendirir. Burada, zaten biliyor olduklarımıza şüphesiz yeni malzemeler (gerçekten de, büyük ilgi uyandıran malzemeler) ekledik. Fakat zaten ünlü, hatta belki de rezil olan bir mektubun unutulmaması gerekir: 29 Nisan 1933’te, o zamanlar Freiburg Üniversitesi’nin rektörü olan kocasının onayı ile Heidegger’in eşinin gönderdiği [mektup]. Mektubu alan kişi, Heidegger’in hocası Edmund Husserl’in eşi idi. Bu mektupta “Almanların bakış açısından akılsal olan yeni sert yasa”ya onun [Heidegger’in] rızası ifade edildi. Bu yasa, aynı soyadı taşıyan ünlü filozofun oğlu Gerhart Husserl’in [1893-1973] de aralarında bulunduğu Yahudilerin üniversitenin dışında bırakılmasına ilişkindi. Ki o [Gerhart Husserl], Birinci Dünya Savaşı’nda yaralanmış eski bir asker olmasına rağmen, Yahudi olduğu için üniversitedeki medeni hukuk kürsüsünden uzaklaştırıldı. Bu bağlamda, Nazilerin iktidarı ele geçirmesinden hemen sonra, Heidegger’in “tehlikeli uluslararası Yahudi birliği”ne dikkat çekmesine ilişkin, Karl Jasper’in tanıklığını da eklememiz gerekir.

Bu nedenle kara defterler üzerinden açılan ateş haksızdır[2], ama Heidegger’in hayatının ve eserlerinin bulunduğu tarihsel bağlamı gözardı ederek, mitsel olarak sonsuza değin geri alınamaz/kurtarılamaz bir Almanya hayal etmek daha haksız olurdu. Onun Yahudi korkusu [“Judeophobia”] bir bütün olarak Batı boyunca, Atlas Okyanusu’nun her iki yakasında, Ekim Devrimi için gerçek suçluların Yahudiler olduğu konusunda yaygın bir görüş ile aynı zamanlarda oluştu. Nitekim, 1920’de büyük iş adamı Henry Ford, bu olayın ırksal ama siyasi kaynaklı olmadığını; [Ekim Devriminde] insancıl ve sosyalist bir dil kullanılmasına rağmen, aslında Yahudi ırkının dünya hakimiyeti için özlemini dile getirdiğini yazdı. Dikkat edilmesi gereken husus şudur ki, Hitler’in araştırmasında en yüksek mevkide Ford’un resmi vardı, Heidegger’in değil: Nazizmin kökenleri ve ona ilham veren ideolojik motifler yalnızca Almanlara özgü değildi.

İkinci olarak, kara defterlerin onayladığı gibi Heidegger eninde sonunda bir Nazi olmasına rağmen, bu ondan hiçbir şey öğrenilemeyeceği anlamına gelmez. Almanya belki de, diğer herhangi bir ülkeden daha fazla, genellikle evrensel müdahalecilik ile eş anlamlı olarak kullanılan emperyal evrenselcilik ile mücadele etmek zorunda kalan ülkedir: Eski Romalıları ve imparator Augustus’un seferlerini bir kenara bırakarak, ilk olarak 1870-71 yıllarında III.Napolyon’un ve sonra 1914-18 yılları arasında İtilaf güçlerinin “uygarlık” ya da “demokrasi”nin yayılması; her durumda evrensel “değerler” adına savaş açtıklarını akılda tutmalıyız. Bu, ilk ifadesini Nietzsche’de ve sonra özellikle her ikisi de III.Reich’ı destekleyen, Heidegger ve [Carl] Schmitt’te bulan Almanya’daki agresif tepkisel/gerici [“reactionary”] evrenselcilik karşıtlığını açıklar. Bu bir trajedi ve kesinlikle agresif, tepkisel/gerici evrenselcilik karşıtlığını cevap verilecek çok şeyle bırakan bir rezilliktir; ama bu, Batılı emperyal evrenselciliği kendi sorumluluk ve suçlarından hiçbir şekilde aklamaz.

[1] “Heidegger’s black notebooks aren’t that surprising”, 19 Mart 2014 The Guardian

[2] Yazar, bunların zaten biliniyor olduğunu kastediyor. [ Ç.N.]

  • Prof.Dr., University of Urbino
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s