Marco Polo’nun dünyasına geri dönüş ve ABD askeri yanıtı (2) – Robert D. Kaplan

PAKISTAN-CHINA-ECONOMY-TRANSPORT

İkinci Bölüm

YENİ BİR STRATEJİK COĞRAFYA

Avrupa kaybolurken, Avrasya kaynaşıyor. Avrasya’nın birleşmiş hale veya Avrupa’nın Soğuk Savaş ve Soğuk Savaş Sonrası dönemde olduğu şekilde istikrarlı hale geldiğini söylemiyorum – sadece küreselleşme, teknoloji ve jeopolitiğin etkileşimlerinin, her biri bir diğerini güçlendirerek, Avrasya süperkıtasının, analitik olarak konuşursak, tek bir akışkan ve ele gelir birim haline gelmesine yol açtığını söylüyorum. Avrasya basitçe daha önce sahip olmadığı bir anlama sahip. Dahası, Kuzey Afrika ve Levant’tan mültecilerin Avrupa’ya dolmasının da gösterdiği üzere Akdeniz Havzası’nın yeniden birleşmesi ve de Hindiçin’den Doğu Afrika’ya kadar Hint Okyanusu boyunca dramatik şekilde artan etkileşimler sebebiyle, artık bir nefeste Afro-Avrasya diyebiliriz. 20. yüzyıl coğrafyacısı Halford Mackinder’ın Avrasya ile Afrika’nın birleşimi için kullandığı ifade olan “Dünya Adası” terimi, artık prematüre sayılmaz.

Yavaş yavaş yiten Batı, kendi birlik tohumlarını kıtalar aşan bir yükselen küresel kültüre ekerek, bu gelişmeye iştirak ediyor. Bu süreci daha da cesaretlendiren ise, teknoloji sayesinde mesafelerin ortadan kalkması: yeni yollar, köprüler, limanlar, uçaklar, devasa konteynır gemileri ve fiber optik kablolar. Ancak, tüm bunların olan bitenin yalnızca bir katmanını oluşturduğunu görmek önemli, çünkü daha sıkıntılı başka değişimler de var. Tam da din ve kültürün küreselleşme ile zayıflaması sebebiyle, iletişim devrimi yoluyla daha ciddi, tek renkli ve ideolojik biçimde yeniden icat edilmek zorundalar. Boko Haram ve İslam Devleti’ne bakın, bunlar İslam’ı değil ama internet ve sosyal medyadan ilham alan tiransal mutabakat ve kitle histerisinin ateşlediği İslam’ı temsil ediyorlar. Daha önce yazdığım gibi, yaşanan şey sözde medeniyetler çatışması değil, yapay olarak yeniden inşa edilmiş medeniyetlerin çatışması. Ve bu sadece, Ortadoğu hapishane-devletlerinin çöküşünün gösterdiği gibi yalnızca devletler arasında değil devletlerin kendi içinde de görülebilir hale gelen jeopolitik bölünmeleri keskinleştiriyor.

Bu şiddet dolu ve interaktif dünyada, Soğuk Savaş alanı çalışmalarının ve de kıtaların ve altkıtaların sağı solu belli bölünmeleri, Uzun Avrupa Savaşı yaşayan bellekten akıp gittikçe, silinmeye başlıyor.

Şiddetli ayaklanmalar ile iletişim devriminin tüm yönleriyle kombinasyonu – siber etkileşimlerden yeni ulaşım altyapılarına kadar – daha klostrofobik ve yırtıcı şekilde çekişmeli bir dünyayı biçimlendirdi: öyle bir dünya ki toprak halen önemli ve her kriz bir diğeri ile her zamankinden daha fazla etkileşim içinde. Tüm bunlar megakentlerin genişlemesi ve nüfustaki mutlak artışlar ile yoğunlaşıyor. Ne kadar kalabalık olunursa olunsun, yeraltı suyu tablası ve topraktaki besinler ne kadar tükenirse tükensin, insanlar her zerre toprak parçası için savaşacaklar. Bu şiddet dolu ve interaktif dünyada, Soğuk Savaş alanı çalışmalarının ve de kıtaların ve altkıtaların sağı solu belli bölünmeleri, Uzun Avrupa Savaşı yaşayan bellekten akıp gittikçe, silinmeye başlıyor. Avrupa, Kuzey Afrika, Yakın Doğu, Orta Asya, Güney Asya, Güneydoğu Asya, Doğu Asya ve Hint altkıtası, jeopolitik konseptler olarak giderek daha az anlamlı olmaya yazgılı. Bunun yerine, hem katı sınırların hem de kültürel farkların aşınması sebebiyle, harita, Orta Avrupa ve Adriyatik’ten başlayan ve tarımın beşiği Çin medeniyetinin başladığı Gobi Çölü’nün ötesinde biten, bir algılaması güç derecelemeler devamlılığını dışa vuracak. Coğrafya önemini koruyor ama yasal hudutlar daha az önemli hale gelecek.

Bu dünya, feodalizmin işleyişini hatırlatır biçimde, hükümet seviyesinin hem üzerinde hem de altında var olan formel yükümlülüklere giderek daha çok bağlı hale gelecek. Tıpkı İspanya ve Portekiz’de ortaçağ Endülüs’ünün, Arapların hükmettiği ama zorla Müslümanlaştırmanın yaşanmadığı, zengin bir Müslüman, Yahudi ve Hıristiyan medeniyetleri karışımını görmesi gibi, bu yükselen dünya – elbette çatışma alanlarının dışında – Batı’nın liberal ruhunun içine çözüldüğü ve ancak bu şekilde yerini bulduğu bir hoşgörü ve kekremsi kültürel karışımlar dünyası olacak. Bölgesel çatışmalar ise, yeryüzünün her parçasının artık giderek daha çok birbiri ile bağlantılı hale gelmesi sebebiyle, neredeyse daima küresel etkilere sahip olacaklar. Kısacası, on yıllardır İran, Rusya ve Çin’i içeren yerel çatışmalar, Avrupa ve Amerikalara yönelik terörist ve siber saldırılara yol açtı.

Coğrafi bölünmeler 20. yüzyıldakinden hem daha büyük hem de daha az olacaklar. Daha büyük olacaklar çünkü egemenlikler katlanarak artacak; yani, AB gibi uluslarüstü bir organizasyon silikleşse ve ASEAN gibi bir tanesi bu gözdağı ve güç dünyasında pek az anlam ifade etmeye yazgılı olsa da, daha fazla sonuca ulaşmak için mevcut devletlerin kendisi içinden bir dolu şehir devletleri ve bölgesel devletler ortaya çıkacak. Öte yandan coğrafi bölünmeler daha az da olacak, çünkü Avrupa ile Ortadoğu, Ortadoğu ile Güney Asya ve Güney Asya ile Doğu Asya gibi bölgeler arasındaki farklar – ve özellikle de ayrımın derecesi – azalacak. Yani harita daha akışkan ve barok hale gelecek, ama aynı kalıp kendisini tekrar edecek. Ve bu aynı kalıp, kara ve demir yollarının, boru hatlarının ve fiber optik kabloların hem çokluğundan hem de güçlenmesinden destek alacak. Açık ki, ulaşım altyapısı coğrafyayı yenmeyecek. Gerçekten de, böylesi bir altyapıyı birçok yerde inşa etmenin maliyeti, coğrafyanın inkar edilmez gerçeğini gösteriyor. Enerji keşif sektöründeki herkes veya Baltık ülkelerini veya Güney Çin Denizi’ni içeren bir savaş oyununa katılmış olanlar, eski model coğrafyanın halen ne kadar belirleyici olduğunu bilir. Aynı zamanda, kritik ulaşım altyapısı da coğrafyayı – ve onun dolayımıyla da çağımızın jeopolitiğini – daha baskıcı ve klostrofobik yapan bir diğer faktörü teşkil ediyor. Şundan emin olalım, bağlantısallık, tekno-optimistlerin iddia ettiği gibi daha fazla barışa, refaha ve kültürel tekdüzeliğe yol açmak yerine, çok daha muğlak bir miras bırakacak. Daha fazla bağlantısallık ile, savaş ihtimali daha yüksek olacak, ve savaşların bir coğrafi bölgeden diğerine yayılma kolaylığı da daha yüksek olacak. Şirketler bu yeni dünyadan en fazla fayda sağlayanlar olacak ama (çoğu kısmıyla) güvenlik sağlama yetersizlikleri ile, nihayetinde kontrol onlarda olmayacak.

Daha fazla bağlantısallık ile, savaş ihtimali daha yüksek olacak, ve savaşların bir coğrafi bölgeden diğerine yayılma kolaylığı da daha yüksek olacak.

Bu süreci Çin hükümetinin Orta ve Batı Asya boyunca Avrupa’ya bir kara köprüsü ve Hint Okyanusu boyunca Doğu Asya’dan Ortadoğu’ya bir deniz yolu ağı inşa etme girişiminden daha çok anlatan başka bir şey yok. Çin ve Pakistan, yanı sıra İran ve Hindistan, uzak ve kara ile çevrili Orta Asya’nın petrol ve doğalgaz alanlarını güneyde Hint Okyanusu ile birleştirmeyi umduğundan, bu kara ve deniz yollarının kendisi iç bağlantılı olabilir. Çin bu altyapı projesini “Bir Kuşak, Tek Yol” olarak adlandırıyor – aslında, yeni İpek Yolu. Ortaçağın İpek Yolu tek bir rota değildi, Avrupa ile Çin’i hem kara üzerinden hem de Hint Okyanusu boyunca narince bağlayan geniş ve rasgele bir ticaret ağıydı. (İpek Yolu, geç 19. yüzyılda bir Alman coğrafyacı olan Baron Ferdinand von Richthofen tarafından o şekilde – Seidenstrasse – adlandırıldı.) İpek Yolu’nun Orta Çağlar boyunca görece eklektik ve çokkültürlü içeriği, tarihçi Laurence Bergreen’e göre, “ortodoksiye veya tek zihniyetliliğe yer vermemesinden” kaynaklanıyordu. Ortaçağ seyyahları, İpek Yolu’nda “kompleks, çalkantılı ve tehditkar ama yine de geçirgen” olan bir dünya ile karşılaştılar. Sonuç olarak, her yeni seyyahın anlatımıyla, Avrupalılar dünyayı “daha küçük ve daha yönetilebilir” olarak değil, “daha büyük ve daha kaotik” olarak gördüler. Bu, dünya ne kadar küçülürse, teknolojinin ilerlemesi sebebiyle, tümü birbirine geçmiş ele avuca sığmaz sayısız krizi ile aslında o kadar geçirgen, karmaşık ve bunaltıcı göründüğü kendi zamanımızın mükemmel bir tarifi. İpek Yolu’nu enine boyuna dolaşmış olan geç 13. yüzyıl Venedikli taciri Marco Polo, en çok bu dünya ile arasında kurulan ilişkiyle meşhur. Ve seyahat ettiği bu rota, önümüzdeki çağda Avrasya’nın jeopolitiğini tanımlamak için en iyi taslağı sunuyor.

Çeviri: Serap Şen

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s