Stephen Jay Gould’u yeniden ölçmek – Matthew Lau

gould

Ölümünden on beş yıl sonra, Stephen Jay Gould’un görüşleri bugün her zamankinden daha önemli.

Stephen Jay Gould’un ölümünün ertesi günü, ABD’deki en ünlü bilim insanı olmasına tanıklık edercesine, New York Times’ın baş sayfasında anısına yazılmış bir yazı yayınlandı. Fikirleri ve argümanları sentezleme yeteneği, çalışma etiği ve–kendisinin de ilk belirtenlerden olacağı üzere–şans idi onu ünlü yapan.

Yirmi beş yıl boyunca Natural History için “This View of Life” köşesini yazacağını planlamamıştı belki ama, çocukluk kahramanı Joe DiMaggio [56 serilik “hitting streak“i ile ün yapan beyzbol oyuncusu] gibi o da, tarihi ta Galileo’ya kadar uzanan yarı unutulmuş popüler bilim makalesi sanatına yeniden yaşam verecek olan bu yazınsal seri ile ün yaptı.

Galileo gibi Gould da bilimi sıradan insanlar için yorumlamaktan fazlasını yaptı. O aynı zamanda çığır açan bir evrim kuramcısı ve sol mücadelede hünerli bir siyasal örgütleyici idi.

Gould, meslektaşı Niles Eldredge ile birlikte biyologların fosil kalıntılarına bakış şeklini değiştirdi. Ortaya attığı sıçramalı denge kavramı, yeni türlerin görece hızla ortaya çıktığını ve ardından milyonlarca yıl büyük oranda sabit kaldıklarını savunuyordu. Daha tutucu meslektaşlarını utandıracak şekilde, “sıçramalı denge” konusunda ilhamını, kısmen “Marksizm’i baba kucağında öğrenmiş” olmasına bağlayacaktı.

Bu yorumu nedeniyle komünistliği üzerinden hedef alınsa da, Gould ve Eldregde dogmacı değil çoğulcu ve tarihçi olarak konuşuyorlardı. “Bu gibi felsefelerin tüm düşüncemizi sınırlandırdığı temel kabulü ile, yol gösterici felsefelerde çoğulculuk istiyoruz sadece.”

Tarihsel bağlam da yeni fikirleri sınırlayıcı bir işlev görüyor. Örneğin Darwin; Smith ve Malthus’un klasik siyasi iktisadının kendi evrim kuramı üzerindeki etkisini kabul ediyordu. Gould, solcu olarak yetişmesinin ve Sivil Haklar Hareketi’ne katılımının, ani ve kesintili evrimsel değişimdeki “sıçramalı denge” izleklerinin önemini kavramasını sağladığını belirtiyor.

Gould, konuya dair etkili tarihsel araştırması Ontogeny and Phylogeny (1977) ile evrimsel gelişim çalışmalarını da canlandırdı ve insan evriminin, öngörülebilir aşamalara sahip bir merdivenden ziyade üst üste geçmiş birden fazla soy ile dallanıp budaklanan bir ağaca benzediğinde ısrar ederek antropolojide iz bıraktı.

Queens’te bir solcu mahallede büyüyen Gould, yerel NAACP’nin gençlik koluna öncülük etti. New York’a zafer turlarında Little Rock Nine’ı [1957’de Little Rock Merkez Lisesi’ne kayıt yaptıran dokuz Afrika kökenli Amerikalının oluşturduğu grup] tanıtırken, yazarlık yeteneğini de erken bir yaşta ortaya koymuş oldu. Şaka yollu, “Güney’de ırkçıların, burada ise imza isteyenlerin eziyetine maruz kaldılar” diyordu. Cesur genç arkadaşlarının New York şehrinin tadını çıkaramayacağından endişe ediyordu ve onlara lisesinin müfredatını günün en zorlu meseleleri ile zenginleştirdikleri için teşekkür etti.

Antioch College’da eğitimini sürdürürken, Yellow Springs/Ohio ve çevresindeki ırk ayrımcılığını ortadan kaldırma çabalarına katıldı. 1964’te, civardaki Xenia’da dört yıl boyunca ırk ayrımında tek başına ısrar etmiş bir berber dükkânı kısa bir süre Sivil Haklar Hareketi’nin ulusal odak noktası haline geldi. Yurtdışında Leeds Üniversitesi’nde öğrenimini sürdürürken bile, Gould ilerici mücadele içinde yer aldı, dans salonlarında ırk ayrımcılığını ortadan kaldırmaya çalıştı ve nükleer silahsızlanma kampanyasına katıldı.

Gould’un yaşamının bu iki yüzü düzenli olarak kesişti. 1982’de, McLean’ın Arkansas’a karşı açtığı davada “yaradılış bilimi”ne karşı uzman olarak tanıklık etti. Bir yıl önce, en ünlü siyasi müdahalesi olan ve ödül kazanan biyolojik belirlenimcilik eleştirisini, İnsanın Yanlış Ölçümü’nü [The Mismeasure of Man, çev: Ebru Kılıç, Versus Kitap, 2014] yayınlamıştı.

İnsanın Yanlış Ölçümü’nün özünde savunulan şey, yirminci yüzyılın zekâ testlerinin ortak özelliğinin, ırk ve sınıf hiyerarşilerini, ondokuzuncu yüzyılın en ilkel kafatası ölçümleri ve kriminal fizyonomi kuramları ile meşrulaştırma arzusu olduğu idi. İki dönemde de araştırmacılar değişmez, kalıtsal zekâ önermesi ve zekânın tek bir sayıya indirgenebileceği ve bu sayıların da insanları çizgisel bir ölçekte sıralayabileceği varsayımına dayanan şeyleştirme yanılgısı ile statükoyu rasyonalize ettiler.

İnsanın Yanlış Ölçümü aynı zamanda bilimde teyit yanlılığı meselesini de ele alır, özellikle de ırksal yanlılık. Kitapta ve onu önceleyen Science makalesinde, Gould on sekizinci yüzyıl ırk bilimcisi Samuel Morton’un biri 1839’dan, ikicisi ise 1849’dan iki kafatası ölçümü setini, Morton’un bilinç dışı bir şekilde verilerini beyazların diğer ırksal gruplardan daha büyük kafatası hacmine sahip olduğunu kanıtlamak için manipüle ettiğini göstermek üzere analiz etti.

Öte yandan Gould okurlarına öjenik ve biyolojik belirlenimciliğin diğer sonuçlarının hâlâ sürdüğünü de hatırlatıyordu. Göçmenler ülkesi Birleşik Devletler, zekâ testlerini 1924’te güney ve doğu Avrupalı Yahudilere kotalar oluşturmak ve milyonlarcası Nazi Almanya’sından kaçmaya çalışırken onları bekletmek için kullanmıştı. Virginia Eyaleti, 1972’ye dek “idiotları” ve “moronları” sterilize etmenin akıllıca olduğunu düşünüyordu.

İnsanın Yanlış Ölçümü, akademinin saflarında daha fazla kadını ve beyaz olmayan insanı kabul ettiği bir dönemde yayınlandı. Gould’un polemikçi tarzı ve eylemci duruşu sayesinde kitabı neredeyse anında üniversite müfredatlarının parçası oldu.

Çürütülme ve Kanıtlanma

Bu durum Gould, Times’ın manşetlerine Haziran 2011’de geri dönene dek öyle kaldı. Makale, “Araştırma, Stephen Jay Gould’un Morton’un Kafatasları Konusundaki Irkçılık İddiasını Çürütüyor” diyordu. Jason E. Lewis’in öncülüğünde bir fiziksel (biyolojik) antropolog ekibi, Morton’un kafataslarının yarıya yakınını yeniden ölçtü ve hem onun hem de Gould’un bulgularını yeniden analiz etti. Ulaştıkları sonuç, “ironik biçimde, Gould’un Morton’u analizinin, sonuçları etkileyen bir yanlılığa dair daha güçlü bir örnek sergilediği” idi. Araştırmada, Morton’un çalışmasının Gould’unkinden daha isabetli olduğu örnekler alıntılanmıştı. En göze batan hatasında Gould, Yerli Amerikalı kafataslarının ortalama kranyal kapasitesini, sayısız daha küçük kafatasını “keyfi biçimde” yeniden analizinin dışında bırakarak şişirmişti.

İnsanlar Gould’un sözde “siyasî doğrucu” yanlılığının ifşa olmasına hemen tepki verdiler. Etkili bloğunda bir yazı kaleme alan antropolog John Hawks, Gould’un çalışmasının kalleşçe olduğunu söyledi ve “bilimin geçerliliğine gölge düşürdüğünü” iddia etti. Morton ile Gould’un çalışmasını yeniden analiz eden ekibin bir üyesi olan Ralph Holloway, “Gould’a güvenmediğini” açıkladı. “Gould’un ideolojik duruşunun baskın geldiği hissiyatına sahiptim ve onun bir şarlatan olduğunu düşünüyordum.”

Aşırı sağcı “ırk gerçekçileri” şaşırtıcı olmayan bir şekilde Gould’un bulgularının “çürütüldüğü” haberlerini coşkuyla karşıladı. Daha ölçülü eleştirmenler ve savunucular arasında bile bir genel kabul ortaya çıkmıştı: Gould’un anlatmak istediği dert anlaşılmıştı ama “onun niyet ettiği şekilde değil.” Morton kabahat işlemiş olmaktan çok haksızlığa uğramış gibi görünmeye başlamıştı.

Makalelerinin sonunda Lewis vd. şunu yazdı: “Gould halen hayatta olsaydı Morton üzerine analizinin savunmasına girişmesini beklerdik.” Gerçek şu: Gould kariyeri boyunca hatalarını açık bir şekilde kabul etti ve “olgusal doğrulama … entelektüel yaşamın en yüce olayıdır” dedi. Gould kendisini savunamaz ama Lewis vd. kendilerini savunabilirler, bu yüzden çalışmalarının kilit yönlerini çürüten daha yakın tarihli çalışmalara neden yanıt vermedikleri merak konusu.

Times henüz haberleştirmese de, daha yakın tarihli kanıtlar Morton’un kafataslarının yeniden analizinin, sonuçları beyazlara doğru çarpıtan hesaplama hataları yaptığını gösteriyor. Ve artık sayısız çalışmanın da gösterdiği üzere, biliminsanları Gould’un ana iddiasının, yani Morton’un 1839 ve 1849 ölçümleri arasındaki tutarsızlıkların bilinçdışı bir ırkçı önyargının göstergesi olduğunun doğruluğuna, son tahlilde karşı çıkmıyorlardı. Dahası, Gould’un orijinal iddiasında olduğu gibi, tüm ırklar için ortalama değerler arasındaki farklar düzeltildiklerinde o kadar küçüktü ki, istatistiksel olarak önemsizdi.

Times bu daha yakın tarihli bulguları neden haberleştirmedi? Cevap elbette onun ve diğer yayınların Gould’a yönelik eleştirileri neden bu denli coşkulu verdiklerini de anlamaya yardımcı oluyor. Gould’un da anlayacağı üzere, mesele siyasi.

Bilimin Tarihsel Yorumlanması

2011’de kimse bilmiyorduysa da, Times için [Gould’u sözde çürüten] haberi yapan muhabir olan Nicholas Wade, 2014’te çok geniş şekilde kınanan A Troubling Inheritance: Genes, Race, and Human History adlı bir “ırk bilimi” kitabı yayınlayacaktı. Beyaz, Doğu Asya ve Afrika medeniyetleri arasındaki kültürel farkları açıklayan, nüfus genetiği alanındaki yakın tarihli araştırmaların sözde bir özeti olan Wade’in kitabı, en sonunda nüfus genetiği alanındaki neredeyse her uzmanın imzaladığı, kamuoyuna açık bir kınama mektubunun konusu oldu.

Wade’in “bilimsel ırkçılığı” zavallıca yeniden diriltmesinin ötesinde, Gould-Morton tartışması daha derin bir siyasal boyuta sahip. İnsanın Yanlış Ölçümü’nün doğrulanması konusunda ana akım haberlerin olmayışı, popüler basının “pozitif” bilimleri tarihsel yorumlamaya dayanan “sosyal” bilimlerin üzerinde tuttuğunu gösteriyor. Gould, kendisi gibi paleontologları “pul koleksiyoncusu” olarak karikatürleştiren bu yanlılıkla bizzat mücadele etmişti.

Gould 1989 tarihli kitabı Wonderful Life: The Burgess Shale and the Nature of History’yi büyük oranda deneysel bilime yönelik yanlılığa karşı yazdı. British Columbia’daki Burgess Kil Taşı Yatağı, çok hücreli yaşamın şafağı olan Kambriyen patlamasından kalan en büyük fosil deposu. Gould’un kitabında belirtildiği üzere, bu fosiller üzerinde çalışan bilim insanları paleontolojinin temel konseptlerini radikal şekilde değiştirdiler. Önceki çalışmaların aksine, kil taşı yatağındaki fosillerin birçoğunun bilinen bir atası yok. Bu, yaşamın, çok hücreli dönemin başlangıcında, o dönemden beri olandan ciddi şekilde daha çeşitli olduğu anlamına geliyor. Şu anki türler yalnızca birkaç “şanslı” hayatta kalan soydan evrimleşti.

Araştırma salt betimleme içerdiğinden ve hiçbir deneysel çalışma içermediğinden, yeni yorumlar manşetlere taşınmadı. Gould bunu, geç yirminci yüzyılın diğer büyük paleontolojik gelişmesi olan ve dinozorların soyunun tükenmesinin dış etkilerin sonucu olduğunu iddia eden “Alvarez hipotezi” ile karşılaştırıyor.

Etki kuramı kamuoyunun dikkatini çekecek her unsura sahipti – beyaz önlükler, sayılar, Alvarez’in Nobel ünü ve statü merdiveninin en tepesindeki yeri. Öte yandan Burgess yeniden betimlemeleri, birçok gözlemciye bir başkasını izleyen eğlenceli bir şey gibi geldi – canlı tarihinden, daha önce kıymeti bilinmemiş, tuhaf hayvanlara dair bazı betimlemeler.

İki keşif de aynı güçlü hikâyeyi, “canlılar tarihinin aşırı riskliliğini ve rastlantısallığını” anlatıyor ama yine de sadece “Alvarez hipotezi” Time dergisine kapak oldu.

Pozitif bilimlerin bu şekilde üstün tutulması, medya kuruluşlarının Gould’un analizine saldırıyı haberleştirirken daha sonra doğrulanmasını neden haberleştirmediklerini açıklıyor. Bu haberlerin tümü Lewis vd. çalışmasının Morton koleksiyonundaki yüzlerce kafatasını sahiden de yeniden ölçtüğünü vurguluyor (muhtemelen üzerlerinde beyaz önlüklerle). Ancak yakın tarihli bir eleştirinin de belirttiği gibi, “Gould’un yayınlanan iddialarının değerlendirilmesi açısından, yeniden ölçüm tamamen lüzumsuzdu.” “Gould, Lewis vd.nin kendi yeni ölçümlerini karşılaştırdıkları Morton’un sonraki çekim bazlı ölçümlerinin güvenilmez olduğunu asla iddia etmedi.” Deneysel metotlara yönelik yanlılıklarını doğrularcasına, “Lewis vd., Gould’un asla iddia etmediği bir şeyi yanlışlıyordu.” Böylesine göze batan bir kavramsal sorun, bizi, Gould’u yapacağı gibi, bu sözde karşıtlığın tarihsel bağlamını incelemeye itmeli.

Aşırı sağ ırkçı politikanın geri dönüşü, ilk siyah Amerikan başkanının seçiminin bunaltıcı şekilde öngörülebilir bir sonucuydu. Obama yönetimi de işleri kolaylaştırmadı, 2008 mali krizini ele alma konusundaki başarısızlığı Amerikan nüfusunun bazı kesimlerini daha da radikalleştirmekten başka bir işe yaramadı. “Alternatif sağ” ve “ırk gerçekçileri” gibi adlarla yeniden tanımlanan bu yükseliş, Trump’ın seçilmesi ve beyaz milliyetçileri en üst görevlere ataması ile zirvesine ulaştı.

Lewis vd., Samuel Morton’un çıkarsız, objektif bir araştırmacı olduğunu ironi yapmadan ancak bu iklimde iddia edebilirdi. Aynı Morton, destekçisi George Combe’un da belirttiği üzere, Yerli Amerikalıların kafataslarını, “yerli Amerikan ırkı ile sonraki işgalcileri arasındaki beyin farkı” yüzünden mi yok olduklarını kesinleştirmek için ölçmüştü. Aynı Morton, insan ırklarının farklı kökenlerden geliştiklerini savunan polijenist tezi kanıtlama peşindeydi. Yine aynı Morton, zamanının önde gelen Güneyli tıp dergisinde “zencilere aşağı ırk olarak gerçek konumlarını vermede en maddi yardımı yaptığı” için övülmüştü.

Gould’un fikirleri bugün önemini koruyor çünkü günümüz gerici ırkçılığı hepten yeni bir gelişme değil. Daha ziyade, Gould’un kariyeri boyunca mücadele ettiğinin bir uzantısı.

Gould, 1996’da İnsanın Yanlış Ölçümü’nü, 1990 başlarının biyolojik belirlenimci çoksatan kitabı The Bell Curve’ü çürüten yeni materyaller ekleyerek yeniden yayınladı. Bu ikinci baskıda, popülerliğini yeniliğinin açıklayamayacağını savunarak The Bell Curve’ü tarihsel bağlamına oturttu. Ne de olsa, merkezi argümanları halihazırda sayısız temelde çürütülmüştü. Bunun yerine Gould şunu savundu:

[Kitabın] ilk başarısı, günümüzün bunaltıcı ruh halinin bir yansıması olmalı – yararlananlara faydası olmayacağı argümanı ile (çünkü düşük zekâ testi puanlarına dayandırılarak doğuştan gelen bilişsel sınırlılıklara sahip oldukları iddia ediliyor), sosyal yardım programlarını ortadan kaldırma isteğinin böylesine kışkırtıldığı, daha önce benzeri görülmemiş bir tarihsel cimrilik momenti.

Şaşırmasa da, bu tarihsel momentin topyekûn gericiliğe evrilmesine üzülürdü büyük ihtimal. İnsanın Yanlış Ölçümü’nün, ırksal ve sınıfsal hiyerarşileri korumak için psödobilimsel zekâ testlerinden zorla sterilizasyon programlarına kadar her şeyin nasıl kullanıldığına dair özenli kaydı, okurlara Amerika’yı yeniden büyük yapmanın ne demek olduğu konusunda iyi bir fikir veriyor.

Çetin Umut

Gould’un Natural History için yazdığı üç yüz makalesinin çeşitliliğini özetlemek kolay iş değil. Pandanın başparmağından flamingonun gülümsemesine; sırtlanın üreme organlarından insan erkeğinin meme uçlarına; Darwin’in yaşamının az bilinen olumsallığından zeki yaşamın evrim geçiriyor olmasının fiili olanaksızlığına kadar, Gould’un makaleleri şaşırtıcı ve eğlendirici olduğu kadar eğiticidir de.

Ama Gould’a göre temel temalar tüm bunları ve çeşitliliği destekliyordu. O “yaşamın tarihindeki [,] … tarihin doğasındaki[,] … izleğin anlamı ve yaşamın basit, zamansız doğa yasalarının kaçınılmaz sonucu değil olumsal bir geçmişin ürünü olduğunu söylemenin ne anlama geldiği” ile ilgilendi. Eleştirmenler, öngörülemezlik üzerine bu vurguyu rahatsız edici buldu. Bu “olur böyle şeyler” demeye getirmiyor muydu?

Gould tabii ki meseleye farklı bakıyordu. Burada olmanın şansı bile varoluşumuzun kırılganlığının bilincine daha fazla varmamızı ve bize yol göstermesi için dönebileceğimiz kendimizden başkası olmadığını anlamamızı sağlamalı.

Gould’un Wonderful Life’ta savunduğu gibi, zeki yaşamın evrimi öylesine benzersiz ve umulmadık bir sonuçtu ki, yaşamı Kambriyen patlamasının başlangıcına kadar geri sarıp yeniden başlatsak, dönemin kırımından farklı erken organizmalar sağ çıkabilir ve biz hiç var olamayabilirdik:

Korkarım ki homo sapiens, muazzam bir evrendeki “çok küçük bir şey;” olumsallığın aleminde aşırı derecede umulmadık bir evrimsel olay. Bundan ne çıkarılabilir? Bazıları bunu rahatsız edici buluyor; bense bunu daima neşelendirici ve hem özgürlüğün hem de bunun sonucu olan ahlaki sorumluluğun bir kaynağı olarak gördüm.

Marksistlerin Gould’un ideoloji eleştirisi olarak göreceği, onun ise “Batı düşünüşünün yaygın önyargılarına bilimsel saldırının toplumsal çıkarımları” olarak adlandırdığı bu ahlaki sorumluluk anlayışı, onun köşesinin diğer ana projesini şekillendirir.

Gould bu şekilde dört önyargı sayıyordu: “ilerleme, belirlenimcilik, aşamacılık ve uyarlanmacılık”. Bu önyargılar var olmaya devam ediyor çünkü birçoklarının işine geliyorlar. Belirlenimcilik ve uyarlanmacılık, varoluşumuzun bir sebeple olduğunu ve yaşar-kalmaya en uygun olduğumuzu söylüyor bize; aşamacılık ve ilerleme ise değişimin öngörülebilir yollardan meydana geldiğini. Kısacası bu önyargılar her şeyin bir nedenden dolayı meydana geldiğini öğretiyor bize.

Gould’un işaret ettiği üzere, çevre hareketi gibi ilerlemeci davalar bile bu önyargıların kibrine kapılır. Yeşil aktivistler, çok sık biçimde, dünyanın yok edebileceğimiz kadar kırılgan olduğunu ve bu nedenle onu koruma sorumluluğunu üstlenmemiz gerektiğini varsayar. Gould bir New York’lunun istihzasıyla yanıt vermişti buna: “O kadar güçlüyüz ki!”

O, dünyanın değil insanların tehlikede olduğunda ısrar etti. Ama bu görüş, iklim değişikliğinin bir kriz olduğu gerçeğini hiç de önemsiz hale getirmiyor. Onun da işaret ettiği gibi:

Gezegenimiz, kendi zaman ölçeğinde, kırılgan değildir ve biz, gezegensel yılın son mikro saniyesindeki zavallı geç gelenler olarak, uzun vadede kamarotlardan başka bir şey değiliz. Yine de hiçbir hareket modern çevrecilik kadar hayati ve vakitli değil, çünkü kendimizi (ve komşu türleri) kendi aptallığımızdan korumalıyız.

Solcu örgütlenme deneyimi ve insan gelişiminin kendi yaşar-kalışımız üzerindeki sonuçlarının farkındalığıyla, Gould’un ekolojik krize sayısız köşe yazısı ayırmış olmasını bekleyebilirsiniz. Ama o, açıkladığı üzere, “hareketin anlamını yitirmiş deyimlerini” tekrarlamaktan fazlasını yapabilene kadar bekledi.

Fransız Polinezyası’nda yer alan Moorea Adası’ndaki Partula kara salyangozunun yok olması üzerine yazdığı makalede Gould, hayatını olumsuz koşullar altındaki uzak bir adada ortama yırtıcı hayvanların sokulmasının yarattığı amaçlanmamış sonuçlar nedeniyle yok olan Partula’yı araştırmaya adayan biliminsanı Henry Crampton için kederlenmemiz gerektiğini savundu. Gould’un kendisi de kara salyangozları üzerine bir uzmandı ancak kendisinin de söylediği üzere, mevzu hümanist bir ekolojiye de ihtiyaç duymamızdı: “Hem pratik bir sebeple, yani insanlar insanlara salyangozların yaptığından veya yapabileceğinden hep daha fazla dokunacağından; hem de ahlaki bir sebeple, yani gayet meşru olarak, tüm etik sorunların ölçütü insan olduğundan; bunlar bizim sorunlarımız, doğanın değil.”

Öyleyse Gould, çevresel kıyımın yoğunlaştığı ve Trump yönetiminin iklim değişikliğiyle baş etmek için atılan çoğunlukla yetersiz adımları ortadan kaldırmaya başladığı günümüzde ne söylerdi? Bir ipucu, Gould’un 11 Eylül terör saldırılarını izleyen yorumlarında yatıyor.

O zamanlar SoHo’da yaşıyordu ve o ve ailesi yorulmak bilmeksizin ilk yardıma koşanları desteklemeye ve ekipleri temizlemeye gönüllü oldu. Bu kadar büyük bir ıstırabın ortasında, Gould’un yazılarının umutsuzluğa ve karamsarlığa yönelmesini bekleyebiliriz. Ama o aksine, iyimserliğini sürdürdü. Neden?

Gould, argümanlarının birçoğunu, bir şeyin ne kadar fazla meydana gelirse o kadar önemli olduğunu ileri süren göreceli sıklık kavramına dayandırıyordu. Bu düşünce sıçramalı denge fikrini önemli kılıyordu çünkü fosil kayıtlarındaki soylar arasındaki durağanlık, yüksek göreceli sıklığa sahipti ama “evrim-olmayanın kanıt-olmayanı [nonevidence of nonevolution] sayılmadığından daha önce görmezden geliniyordu.” Gould, 11 Eylül’ü izleyen haftalarda temel insan nezaketinin yüksek göreceli sıklığını fark etti.

Yanlış savaşlarla ve genişletilmiş polis devletiyle geçen yıllardan sonra, Gould’un yaşamının sonuna yakın olan o günlerde, olayın yorumunun ucu açık bir soru olduğunu unutmak kolay. O “Sıfır Noktası’nın [Dünya Ticaret Merkezi’nin olduğu yer] dünyanın dört bir yanından sayısız nezaket eylemini kanalize eden geniş bir telaşlı iyilik ağının odak noktası” olduğunu söyledi. Saldırılar sırasında uçağı yönlendirilince kaldığı Halifax’ın halkı, ona ve binlerce diğer mahsur kalmış yolcuya misafirperverlik gösterdi.

Gould Natural History’deki son köşe yazısını, Birleşik Devletler’e, tuhaf bir rastlantıyla 11 Eylül 1901’de gelen, büyükbabası Papa Joe’ya adadı. Yirminci yüzyılın başındaki birçok Yahudi göçmen gibi büyükbabası da Manhattan’ın konfeksiyon bölgesinde iş buldu, yoksulluk çekti ama yine de geçinmeyi başardı. Gould “o ve büyükannem, hepsi türümüzü ve ulusumuzu yücelten sıradan değerlerle aşılanmış dört çocuk yetiştirdi,” diye yazar, “dürüstlük, nezaket ve kişinin kendi çabasına dayanarak yükselmesi gerekliliği inancı ile dolu çocuklar.” Gould, Papa Joe’nunki gibi sayısız sıradan öykünün, “umudun ve iyiliğin parlaklığı içinde, onun yaşamının yüzüncü yılını zehirlemiş olan bu çılgın yıkım eylemini gölgede bırakacağını” savundu.

Bu tür yorumları hemen Pollyanacılık diye yaftalamak kolay ama Gould naif bir insan değildi. Onun içindeki filozof “Büyük Asimetri”den söz etti: tek bir yıkıcı eylem, yıllarca süren dikkatli çabaları hiç olmamış kılabilir ama iyi insanlar yine de karşıtlarından sayıca üstündür. Ayrıca Gould’un siyasi örgütçü yanı, bunun uyum içinde eyleme geçmeyi gerektirdiğini biliyordu. Papa Joe üzerine makalesi şöyle sonlanır:

Biz şimdi kazanacağız çünkü sıradan insanlık, her habis psikopata karşı, milyonlarca iyi insanın içinde, muzaffer bir üstünlük barındırır. Ama bu gizli iyiliği, kalıcı uyanıklıkta ve eylemde harekete geçirebilirsek galip geleceğiz.

Modernliği reddeden gerici aşırılıkçıların eserine yanıt olarak “çetin umut” kuralı altında “kalıcı uyanıklık ve eylem” çağrısı, Gould’un kamusal bir entelektüel olarak son teması idi. Sol, örgütleme vazifesine yeniden yönelir ve Aydınlanma ve modernlik projelerindeki köklerini hatırlarken, kendimizi Gould’un “çetin umut” mirasına adamalıyız.

Çeviri: Serap Şen & S. Erdem Türközü

Kaynak: Jacobinmag

Kaydet

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s