Rusya ve intermarium – Robert D. Kaplan

Section-5

Marco Polo’nun dünyasına geri dönüş ve ABD askeri yanıtı (5)

RUSYA VE İNTERMARİUM

Avrupa artık Soğuk Savaş Sonrası dönemde olduğu gibi jeopolitik olarak Rusya’dan korunmuyor. Akdeniz Havzası Müslüman göçü yoluyla yüzlerce yıldır ilk kez gerçekten birleşmiş hale geldiğinden, Avrupa Levant’tan ve Kuzey Afrika’dan da korunmuyor. Dolayısıyla, bölgeler üst üste düştüğünden ve bir şehir veya kasaba ve onu çevreleyen kır ile sınırlı bir anayurt anlamında dahi çok daha belirsiz tanımlandığından “Doğu”nun belirli bir yerden başlamadığı, Yüksek Orta Çağ’ı hatırlatan çok daha eski bir kartoğrafyaya geri dönmüş durumdayız.

Tüm bu karmaşa ve kıyametin kuzeyinde, ortaçağdaki çarlarının, Napolyon ve Hitler’den çok önce İsveçlilerin, Lehlerin ve Töton Şövalyelerinin işgaliyle yüz yüze kalmış ve bu yüzden Moğollarla ittifak yapmayı seçtiği sırada bile, Doğu Ortodoks yetkisi Avrupa’yı bugün olduğu hale getiren tarihsel çağların (Rönesans ve Aydınlanma) parçası olmamış olan Rusya var. Vladimir Putin’in Avrasyacılığının bu geçmişte derin kökleri var ve dolayısıyla “imparatorluk Rus devletinin varsayılan seçeneği”. Putin, 17. yüzyıl ortasında Kiev Rusya’sının (yani Ukrayna) ortaçağdaki kalbine doğru güneye çarcı emperyal genişlemenin, Rusya’nın nihai düşmanı Lehistan-Litvanya Birliği’nin erken çözülüşünü getirerek büyük yarar sağladığını biliyor. Stalin de bu hikayeyi iliğine kadar biliyordu ve bu nedenle Rusya’yı gerçek ve algılanan tehditlere, özellikle de Orta ve Doğu Avrupa’dan gelenlere karşı korumak için sözde devrimci emperyal bir paradigmayla yönlendiriliyordu. Ve Ortadoğu Orta-Doğu Avrupa ile bitişik olduğundan, anarşisi Putin’in artık görmezden gelemediği bir şey, özellikle de Rusya’nın bitişik Kafkaslardaki çıkarları düşünüldüğünde. Bu nedenle, Putin Büyük Ortadoğu ve Orta-Doğu Avrupa’ya bakıyor ve tek bir bölge görüyor. Rusya’nın kendi Avrasya coğrafyası bu realizasyona uygun.

Karadeniz Karayiplerin 19. yüzyılda ve Güney ve Doğu Çin denizlerinin bugün olduğundan daha az bir çatışma sistemi değil.

Bunların tümü, Rusya’nın teşkil ettiği tehdidin coğrafi kalbinin Karadeniz havzası haline geldiğini gösteriyor: Rusya’nın Ukrayna, Türkiye, Doğu Avrupa ve Kafkaslar ile kesiştiği yer burası. Ya da başka şekilde açıklayalım, Avrupa’nın Yakın Doğu ile karşılaştığı ve eski Rusya, Osmanlı ve Habsburg emperyal çatışma sisteminin tümünün birleştiği yer. Şüphesiz ki Geniş Karadeniz bölgesi Suriye ve Ukrayna’daki savaşları birleştiren ve Türkiye’yi Rusya’ya karşı durmak için Kafkaslar ve Balkan pivot devletleri Azerbaycan ve Romanya ile birlikte öne ve merkeze koyan bir jeopolitik konsept teşkil ediyor. Karadeniz, Karayiplerin 19. yüzyılda ve Güney ve Doğu Çin denizlerinin bugün olduğundan daha az bir çatışma sistemi değil. Yine de Karadeniz, ABD savunma ve güvenlik bürokrasisinin etrafında örgütlendiği Soğuk Savaş alanındaki çalışmaların mantığı dahilinde sayılmaz. Bunun sebebi Karadeniz’in diğer bölgeler dahilinde ve arasında kalması ve dolayısıyla artık her şeyden önce Avrasya’ya tanımını veren akışkan ve organik bir coğrafyayı sembolize etmesi. Putin entelektüel olarak bunu bizden daha iyi anlıyor. Taktik becerisi isabetli bir coğrafi kavrayıştan kaynaklanıyor.

Dolayısıyla Ukrayna ve Suriye, Putin’in Baltık Devletlerine ve Balkanlara yöneliminden ayrı tutulamaz. Bu gerçeklik 1920’lerin İntermarium konseptini (Latince “denizler arası”, yani Baltık ve Karadeniz arası) ihya ediyor. İntermarium, kuzeyde Estonya’dan güneyde Romanya ve Bulgaristan’a ve doğuda Kafkaslara kadar, bir zamanlar Almanya ile Rusya arasındaki çatışma bölgesini, şimdi ise ABD ile Rusya arasındaki çatışma bölgesini çevreleyen çatışmalı kenar bölgeyi (rimland) oluşturuyor. Dolayısıyla ABD’nin dünya ölçeğinde gücünü belirlemede, Rusya’nın bu çatışmalı kenar bölgeyi “Finlandiyalaştırmasını” önleme kabiliyeti çok büyük rol oynayacak.

Öte yandan, Avrupa artık Soğuk Savaş Sonrası dönemde olduğu gibi jeopolitik olarak Rusya’dan korunmuyor: ya da, daha önce söylediğim gibi, Akdeniz Havzası Müslüman göçü yoluyla yüzlerce yıldır ilk kez gerçekten birleşmiş hale geldiğinden, Avrupa Levant’tan ve Kuzey Afrika’dan da korunmuyor. Dolayısıyla, bölgeler üst üste düştüğünden ve bir şehir veya kasaba ve onu çevreleyen kır ile sınırlı bir anayurt anlamında dahi çok daha belirsiz tanımlandığından, “Doğu”nun belirli bir yerden başlamadığı, Yüksek Orta Çağ’ı hatırlatan çok daha eski bir kartoğrafyaya geri dönmüş durumdayız. Kısacası, karşılaştırmalı olarak zayıf kurumlar, karşılaştırmalı olarak daha yüksek yozlaşma seviyeleri ve Rus organize suç gruplarının Balkan devletlerine Orta ve Batı Avrupa devletlerinden daha yüksek bir siyasal istikrarsızlık seviyesi ile yük olan belirgin varlığı dikkate alındığında, Yakın Doğu, ne kadar inkar edilirse edilsin artık Avrupa’nın kendi içinden [yani Balkanlardan, ÇN] başlıyor. Bunun kendisi, komünizmin ve Uzun Avrupa Savaşı’nın bir mirası. Evet, hemen göze çarpmayan sınıflandırmalar sürse bile, Doğu ve Batı ikiliği dünyayı bölüyor.

Çeviri: Serap Şen

Kaydet

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s