Öğrenci aktivizmi yetmez: Üniversiteler neden solun birincil örgütlenme yeri olamaz? – Freddie deBoer

article_2063706_0EDE4060000005.jpeg

Jacobin

Amber A’Lee Frost, üniversitelerin sol (veya diğer siyasetlerin) örgütlenme faaliyetinin merkezi olamayacağını söylerken haklı. (Bu görüşe katılmıyorsanız Port Huron Beyannamesi’ni okumanızı öneriyorum.)

Bunların normatif değil bir dizi ampirik iddia olduğunu lütfen aklınızda tutun. Verili bir hareketin örgütlenme stratejisinin ana mekanının kampüs olmasının iyi veya kötü olduğunu söylemiyorum. Bugün işe yaramayacağını söylüyorum; ne iyi ne de kötü.

(1) Kampüste çok insan yok.

Ortalıkta o kadar çok üniversite var ki öğrenci nüfusunu olduğundan çok daha yüksek sansanız sizin suçunuz olmaz. Ama Ulusal Eğitim İstatistikleri Merkezi NCES, lisans öğrencisi veya mezunu yalnızca 20 milyon kadar öğrenci olduğunu söylüyor. Bir 4 milyon kadar da bu kurumlarda çalışan insan var.

Yani bu demek oluyor ki Amerikan nüfusunun yüzde 7,5 kadarı düzenli olarak şu ya da bu şekilde kampüste, tabi online eğitim konusunu bir kenara koyuyoruz.

Yüzde 7,5 hiç mi önemsiz? Değil tabi. Bu gayet de ciddiye alınacak bir miktar ama bunların tümü siyasi olarak örgütlenebilse bile, ki bu hakikatin epeyce uzağında bir durum, yine de yetişkin nüfusunun epeyce büyük bir çoğunluğunu dışarıda bırakıyor oluyorsunuz.

(2) Kampüs aktivizmi sezonluktur.

Birkaç ay boyunca pek bir kampüs protestosu duymayacaksınız. Neden mi? Çünkü yaz tatili. Tatil dönemi protestocu öğrenci grupları için özellikle zordur. Birkaç yıl önceki “kampüs ayaklanması” dalgası neden bir anda sönüverdi? Çünkü araya yılbaşı tatili girdi, bahar yarıyılı güz yarıyılı kadar aktif olmadı ve sonra da yaz tatili geldi.

Aktivizm pratikte bir momentum ve devamlılık gerektiriyor ve tatillerin düzenliliği bunu epey zorlaştırıyor. Dikkatli olan ve güçlü bir liderliğe sahip örgütler örgütlenmenin bu sezonluk doğasını düzenlemek için adımlar atabilirler ama takvime göre kampüs örgütlenmesinde her zaman büyük uyuşukluk dönemleri olacaktır. Oysa siyaset bütün bir yıl devam ediyor.

(3) Üniversite öğrencileri sabit bir nüfus değiller.

Pratikte devamlılık demişken, kampüslerdeki siyasi gruplar üyelik ve liderliklerini sürekli değiştirmek zorundalar çünkü öğrenciler (umuyoruz ki) sonunda mezun olup gidiyorlar. Burada yine, sorun bu gruplar tarafından sıkı çalışma ve önceden planlama ile hafifletilebilir ama belirli bir sayıyı ve tutarlı bir siyasi vizyonu sürdürmek beş ila altı yıllık devirlerle yüzde 100 değişim yaşıyorsanız çok zor.

(4) Yerel ahali ile öğrenciler arasındaki uyuşmazlıklar yerel örgütlenmeyi zorlaştırabilir.

Ne yazık ki birçok üniversite şehrinde kampüs toplumu ile yerel ahali arasında karşılıklı bir gerilim ve güvensizlik var. Bu gerilimlerin derecesi bir kampüsten ötekine çok değişiyor ve önünün alınması da mümkün. Aslında bu bölünmeleri ortadan kaldırmaya dönük girişimlerin kendisi en iyi kampüs aktivizmi olabilir.

Ama üniversiteler ile onları ağırlayan şehirler arasındaki karmaşık uyuşmazlıklar, çoğu zaman kampüs sınırlarının (ki dikkati ve toplumları birbirinden ayıran görünmez bir duvar olarak işlev görürler) ötesi ile anlamlı bir dayanışma inşa edilebilmesini zorlaştıracaktır.

(5) Öğrenciler örgütlenmeye yeterince zaman ayıramayacak kadar meşguller.

Üniversite öğrencilerinin yüzde 70’i çalışıyor. Dörtte birinin bakması gereken çocuğu var. Bu öğrenciler öğrenciliklerini başarıyla devam ettirmek için de çalışmak zorundalar. Zamanları konusunda gerçekçi ve adil olmalıyız ve öğrencilerin çoğunluğunun haftanın büyük çoğunluğunda siyasete katılamayacağını kabul etmeliyiz.

(6) Üniversite öğrencileri doğal ve gayet meşru bir “işe alınma” birinci önceliğine sahip.

Eğer siyasetle meşgul oluyorsa, elbette çalışan her insan bunun mesleki yansımalarına maruz kalma riski altındadır ama üniversite öğrencileri açıktan siyasetle uğraşma konusunda daha özel bir takım kaygılara sahip olabilirler, özellikle de internet çağında.

Şimdilerde yaptıklarımızın ve düşüncelerimizin kolayca arama yapılabilir ve herkese açık bir arşivini sürekli olarak oluşturuyoruz. Bu, ilk kez işe alınacaklar için, yani herkese olağan gelmeyebilecek bir siyasi geçmişe rağmen işe alınabileceklerine/iş alabileceklerine güvenecek kadar sosyal sermaye biriktirmemiş olanlar için özellikle sıkıntılı bir durum.

Bir sürü üniversite öğrencisinin siyasete meyilli olduğunu ama risk alamayacaklarını/alamadıklarını düşünüyorum ve bu, modern iş piyasasını düşünürsek anlayış göstermemiz ve saygı duymamız gereken bir korku.

(7) Üniversite aktivizmi ya öğrencilerin güven içinde öğrenip geliştikleri düşük öncelikli bir alan ya da esas örgütlenme alanı olabilir, ikisi birden olamaz.

Kampüs aktivistleri hatalar yaptığında (engelli öğrencilere yönelik ücretsiz bir yoga kursunu “yoga bir kültürel iç etme” diye kapattırmaya çalışmak gibi), onları savunanlar sık sık “ya ne olacak, onlar sadece üniversite öğrencisi, hata yapıp batırabilirler, başka nasıl öğrenecekler” falan diyor. Bu çok yanlış bir değerlendirme değil.

Sorun, bu tavrın, kampüsün merkezi bir alan veya sol siyasal örgütlenmenin merkezi alanı olması gerektiği fikri ile yürümeyecek olması. Kampüste olup biten sol hareketin geneli için belirleyici olacaksa, o zaman “ya ne olacak” deyip geçilemez. Eğer kampüs örgütlenmesi genç aktivistler için büyük oranda sonuçlarını pek de dert etmeden faaliyet yapacakları bir alansa, o zaman esas siyasal çalışmanın yapıldığı alan olamaz. Bu fikirler birlikte var olamaz.

(8) Kampüsün işgücünü emek ilkelerine göre örgütleyin.

Bunların hiçbiri kampüste örgütlenilmemesi gerektiği anlamına gelmiyor; kesinlikle kampüslerde örgütlenmek lazım. Ama Frost gibi ben de solun kampüslerde ne olduğuna aşırı takıldığını düşünüyorum çünkü kampüsler solun biraz olsun anlamlı varlık gösterebildiği tek alan gibi görünüyor. Öğrenci aktivistler öğrenip gelişmek için siyasete dahil olmaya teşvik edilmeliler ama onların illa ki gençliğin öncü gücü olmasını beklememeliyiz, hem de Amerikalıların yalnızca üçte birinin üniversite diploması aldığı düşünüldüğünde.

Bu arada da, kampüste bir işyeriymiş gibi örgütlenmeye kesinlikle devam etmeliyiz. (Unutmadan; Frost kampüs sendikasının üyesi, aynen benim gibi.) Ama bu örgütlenme emek ilkelerine göre gerçekleşiyor, akademik kültürün özel gereklerine göre değil. Ve bu Frost’un temel tezine bizi geri getiriyor: Amerikan solunun ana odak noktası ve hedefi olması gereken öğrenci değil emek örgütlenmesi.

Serap çevirdi

 

Reklamlar

Öğrenci aktivizmi yetmez: Üniversiteler neden solun birincil örgütlenme yeri olamaz? – Freddie deBoer” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s