Dünyanın ilk trilyonerini ne zaman göreceğiz? – Tom Campbell

2635

Kurgusal karakterlerin fantastik servetleri, kanlı canlı kodamanların zenginliği karşısında cüce kalmaya başladı. Bu süper zenginlik patlamasından korkmalı mıyız?

Amerikan iş dünyası elitleriyle yakın ilişki içindeki Forbes dergisi, her yıl yayınladığı dünyanın en varlıklı insanlar listesini tamamlamak için arada bir de “Kurmaca 15” listesi–sinema ve edebiyattaki en zengin kurmaca karakterlerin listesi–yayınlar.

Son “Kurmaca 15” analizlerinde, Bruce Wayne ve Montgomery Burns gibi karakterlerin varlıklarını dikkatli biçimde değerlendirdikten sonra Scrooge McDuck’ın–maden patronu ve Donald Duck’ın amcası–65 milyar dolarla ejderha Smaug’u kıl payı geçerek listenin zirvesinde olduğu sonucuna ulaşmışlar.Ama bu dikkate değer listenin en göze çarpan özelliği belki de fark edilmedi bile: kurmaca milyarderler, gerçekleri karşısında kaybetmişti. Forbes’a göre Amazon’un kurucusu Jeff Bezos kısa süre önce Bill Gates’i geride bırakarak tahmini 98 milyar dolarlık servetiyle dünyanın en zengin adamı oldu. Görünüşe göre dünyada hayal edebileceğimizden daha zengin adamların olduğu noktaya ulaştık.

Amazon’un hisse fiyatları son birkaç yıl içinde beş kat arttı. Bu hızla giderse (ve Bezos’un da sadece 53 yaşında olduğunu düşünürsek) önümüzdeki on yıl içinde yüzlerce milyar dolarlık servete ulaşmasını bekleyebiliriz. Gerçekten de John D. Rockefeller dünyanın ilk tescilli dolar milyoneri olduktan yüzyıl sonra, dünyanın ilk dolar trilyoneri potansiyeli ciddi bir olasılık olarak önümüzde duruyor.

Bir trilyon (Amerikan hesabına göre) bin tane milyar dolar veya kabaca Meksika’nın GSYİH’na eşit ve Bezos sadece teknoloji şirketleri sahiplerinden değil, Kuzey Amerika, Avrupa ve Asya’dan enerji, finans ve perakende kodamanlarından oluşan bir gruba önderlik ediyor. Bu insanların servetleri ve zenginlik listesindeki yerleri hisse ve emtia fiyatlarının günlük dalgalanmasına göre değişiyor ama Bezos oraya varamasa da dünyanın ilk dolar trilyonerinin erkek olacağını düşünmek yeterince mantıklı çünkü Forbes’un ilk yüz listesinde sadece bir düzine kadar kadın var ama bunların hiçbirisi ilk 10’da değil.

Kısa süre önce trilyoner birisi maden sahibi bir ördek kadar imkânsız görünürdü ve Oxfam Ocak ayında önümüzdeki 25 yıl içinde gerçekleşebileceğini söylediğinde çoğu insan ikna olmamış gibiydi. Ama sadece son 12 ayda Almanya, ABD ve Birleşik Krallık borsaları tüm zamanların en yüksek seviyesini gördü ve ayrıca güçlü ekonomik büyümeyle birlikte petrol ve emtia fiyatlarında bir canlanma yaşadı. Şu anda piyasa değeri temelinde Apple dünyanın ilk trilyon dolarlık şirketi olmaya yakın ve tüm bunlar Donald Trump’ın en varlıklılar için vergi oranlarını düşüren mali reformlarından önce oldu.

Yeni yayınlanan Dünya Eşitsizlik Raporuna göre en zenginlerin varlık birikimindeki bu artış, uzun vadeli bir trendin parçası: 1980’den beri küresel nüfusun en zengin %0,1 ortak varlığını en aşağıdaki %50 kadar arttırdı. Bu kalıp hiç tutarlı değil: eşitsizlik Avrupa’da ılımlı artarken komünizmi terk eden Çin ve Rusya’da hızla arttı. 30 yıl önce Batı Avrupa ile kıyaslanan Amerika’da özellikle telaffuz edilir hale geldi ama İkinci Dünya Savaşı’ndan önceki eşitsizlik seviyesine geri döndü ve şu anda dünya üzerindeki en zengin beş adamdan dördüne ev sahipliği yapıyor.

California Üniversitesi’nden ekonomist Gabrial Zucman ve raporu hazırlayan ekibin bir kısmı için bu değişimin ana sorumlusu ekonomik üretimin doğasındaki değişim değil hükümet politikaları. “Gelir ve varlık eşitsizliğine neden olan bir dizi etken var ama bunların en önemlisi politikalardaki değişim: artan gelir ve varlık vergilendirmesindeki azalma; sendikaların güçlerindeki azalma; asgari ücrette düşüş ve kamu varlıklarının özelleştirilmesi.”

Aşırı zenginlik endişesi

Scrooge McDuck, Duckburg şehrinde yaşıyor ve orada altın paralardan oluşan bir yığının üzerinde oturmaktan hoşlanıyor. Ama gerçek süper zenginler mali işlerini benzer biçimde kuytu yerlerde tescil ettirirken, oralarda nadiren zaman geçiriyorlar.

Elbette bunların birçoğu büyük hayırseverler oldular ve yüksek ihtimalle dünyanın ilk trilyoneri de aynı şeyi yapacak. Bill Gates şu anda şirket başarıları kadar gelişmekte olan dünyadaki sağlık programlarıyla da ünlü ve kurduğu vakfın şeffaf ve titiz çalışması birçok kesimden alkış alıyor.

Yardım sektörünü destekleyen bir kuruluş olan Kalkınma Sonuçları Merkezi yöneticisi Jessica Toale’ye göre: “En iyi haliyle büyük hayırseverler sadece fon getirmekle kalmadılar aynı zamanda stratejik hedefler koyma, yeniliği destekleme ve işe yarayan şeyler için temel inşa etme konularında çıtayı yükselttiler.”

Bezos henüz Gates’in ölçeğinde bir hayır kurumu veya vakıf inşa etmedi ama kanser araştırmalarına 60 milyon dolardan fazla bağış yaptı. Bu teknoloji milyarderi, uzay yolculuğundan büyülenmekle kalmıyor, insanlığın güneş sistemini kolonize etmesine dair görüşünü tekrar tekrar dile getiriyor. Bir roket üreticisi ve uzay yolculuğu şirketi olan Blue Origin’i kurup büyük yatırımlar yapmanın yanı sıra roketlerin kurtarılmasına dair bir tutkusu da vardı ve Apollo uzay programının denizde kaybolan roket parçalarının bulunması ve çıkarılması için büyük paralar harcadı.

Goldsmiths College’da Politik Ekonomi Araştırma Merkezi yöneticilerinden Dr. Will Davies şöyle diyor: “Büyük hayırseverlik tamamen erdemli bir şey de olsa bariz riskler var. Şirketler bazı bölgelerde bağışlar yaparken genelde stratejik çıkarlarını gözetirler. Aşırı zenginlik konusundaki endişenin nedeni, bunun insanların potansiyel olarak daha saçma gündemleri desteklemesine izin vermesi ve yepyeni akademik alanlara dönüşebilecek pet projelerin gelişmesine izin vermesidir.”

Diğer milyarderler de ilgi alanlarına yatırım yaptılar; eğitime, sanata ve rejenerasyona para yatırdılar. Bunu yaparak ulusal politikaları ve kamusal işleri şekillendirmede etkili oldular, şehir yönetimlerinden ve şehir hayatından bahsetmiyoruz bile. Örneğin Birleşik Krallık’ta Muhafazakâr Lord Harris okul ve kolejlere önemli bağışlar yaptı ve hükümetin Ücretsiz Okul Programı’nın önemli itici güçlerinden birisi oldu. ABD’de Donald Trump’ın ilk kabinesinin toplam varlığının 14 milyar dolar olduğu tahmin ediliyordu ve çoğu kampanyasına bağış yapmıştı.

Bezor ABD başkanlık seçimlerinde Hillary Clinton’ı destekledi ve ara sıra Demokrat adaylara para verdi. İş insanlarının siyasi partilere para vermesi yeni bir şey olmasa da varlıkları arttıkça faaliyetlerinin kapsamı da artıyor ve bunlara kampanya organizasyonları, hükümette yer almak ve başkanlık için yarışmak da dahil.

Donald Trump en dikkate değer örnek olabilir ama ilk o değildi. Michael Bloomberg on yıl boyunca New York’u yönetti, Silvio Berlusconi İtalyan siyasetini hakimiyeti altına almak için servetini ve medya varlıklarını kullanırken Doğu Avrupa’nın en zengin adamlarından birisi olan Andrej Babiš kısa süre önce kendi siyasi partisini kurduktan sonra Çek Cumhuriyeti’nin başbakanı oldu. Davies’e göre bu gelişmeler derin bir endişe nedeni olmalı: “Özel sektör parasının lobicilik üzerinden demokrasi üzerindeki zararlı etkileri tek tek kişilerin elindeki büyük zenginliklerle destekleniyor. Bu nesiller içinde aileler tarafından üretilen, politika ve demokrasiyi görece kolay biçimde etkileyebilen yeni türde bir oligarşinin tohumlarını ekiyor.”

İlk büyük sanayi titanlarına, vergiler çıkaran ve hatta Rockefeller’in Standart Oil şirketini tekelcilik karşıtı yasayla parçalayan yasama meydan okumuştu. Bu Zucman’a küresel eşitsizliği 20. yüzyılın ortasındaki gibi evcilleştirmenin hala mümkün olduğuna dair umut veriyor ama hükümetlerin ve uluslararası kuruluşların buna çare bulmak için yeterince çalışmadığını düşünüyor. “21. yy. kapitalizminin gerçeklilerine ve sorunlarına uyum sağlayan yeni kurumlar icat etmemiz” gerekeceğini düşünüyor.

Davies “bu zenginlik konsantrasyonuna karşı popülist bir tepki için olgunluğa ulaşıldığını” ve bunun da Amazon gibi teknoloji tekellerine kanalize olabileceğini kabul ediyor ama yasal düzenleyicilerin ve hükümetlerin şu anki politik kültürümüzde otoritelerini büyük oranda kaybettiğinden korkuyor. Davies için süper zenginlerin ortaya çıkması “sağcı medya tarafından desteklenen başarılı muhafazakâr ideoloji ile eşgüdümlü olarak ilerlerdi ve süper zenginlerin hükümet bürokratlarından daha az tehlikeli olduğu hissini yarattı.”

Dolayısıyla bu eylem yokluğu içinde modern jeopolitik, giderek artan biçimde, güç ve zenginliğin eş anlamlı olduğu ve monarşinin toplumdaki sadece en baskın politik aktör değil aynı zamanda en zengin toprak sahibi olduğu Ortaçağ Avrupa’sına benziyor. Kamu politikaları ve şirket çıkarları birbirini desteklerken bu trendin önümüzdeki yıllarda devam etmesi neredeyse kesin.

Jeff Bezos veya bir başkası… ama dünya ilk trilyonerini gördüğünde çoğumuzun ona hayran olması, kıskanması veya ondan nefret etmesinin yanı sıra onun tarafından yönetilmesi de büyük bir olasılık.

Kaynak: The Guardian

Çeviri: Yakov Petroviç

Reklamlar

Dünyanın ilk trilyonerini ne zaman göreceğiz? – Tom Campbell” üzerine 2 yorum

  1. “Bir trilyon (Amerikan hesabına göre) bin tane milyon dolar” değil bin tane milyar dolar olacak.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s