Köprüler inşa etmek – Jenny Roberts

510

Kadın alanları ile transseksüel beklentiler arasındaki çatışma zor bir mesele olmaya devam ediyor; özellikle de ‘yeni kadınların’ bazıları erkek gibi davrandığında. Jenny Roberts bu konuda bir çözüm sunuyor.

“Saygı öğrenilemez, satın alınamaz veya zorla elde edilemez; saygı ancak kazanılabilir.” Anonim

İster bir kadın barınağı, tecavüz-kriz merkezi isterse kadınlara özel bir sosyal mekân olsun… ülkenin dört bir yanındaki kadın grupları, giderek zorlaşan bir tartışma ile karşı karşıya: erkekten kadına geçiş yapmış transseksüelleri kabul edip etmeme meselesi.

Anlaşılabilir şekilde, birçok lezbiyenin şerhleri var ve bazıları buna tamamen karşı. O, ne de olsa kadın olduğunda ısrar ederek eşit muamele talep eden eski bir erkek. Gayet tabii olarak, grup dinamikleri ile ilgili korkular söz konusu. Bazı üyelerin hassasiyetleri ile ve belki de – dürüst olacaksak eğer – transseksüelin, varlığı uygun olmayan veya rahatsızlık veren bir yabancı olduğu duygusu ile ilgili korkular.

Şaşırtıcı olmayan şekilde, trans-kadın – ki kendisi muhtemelen kadın alanı konseptini anlamıyordur – kendini düpedüz reddedilmiş ve incinmiş hissediyor. Kendini hiç erkek gibi hissetmemiş; hep kadınlarla özdeşleştirmiş. Dolayısıyla, bir kadın olduğunu düşünmekte. Dahil olmak hakkı.

Bunu kaçınılmaz olarak tartışma ve üzüntü takip ediyor. Kadınlardan bazıları kendisini tehdit edilmiş hissediyor ve ne yapılması gerektiği konusunda sık sık görüş ayrılıkları ve bölünmeler ortaya çıkıyor. Reddedilmek bir yandan da transseksüelin güvensizlik ve hırpalanmış öz-değer duygusunu besliyor ve çoğu zaman, bildiği tek yoldan tepki veriyor: erkek agresyonu ve öfkesi. Açığa çıkan anlaşmazlık hepimize – transseksüele de kadın doğana da – zarar veriyor ve diğer kadınlar ile birlikte yaşamanın ve bir topluluğu paylaşmanın ne demek olduğunu bilenlerimizi özellikle üzüyor.

Peki çözüm ne? Başlamadan önce bir şeyde netleşelim. Erkekten kadına geçmiş transseksüeller olarak asla gerçek kadınlar olamayız. Bu hoşumuza ne kadar gitmiyor olursa olsun ve bazı transseksüeller aksini ne kadar iddia ederse etsin, toplumsal cinsiyet ayrıcalığı ile büyümüş olduğumuz kaçınılmaz bir hakikat. Bize rekabet etmek, iktidar olmak ve bizim olması gerekeni talep etmek öğretilmiştir. Ve bunu o kadar uzun süre yaptık ki artık farkında bile değiliz. Dahası, tanıdığımız kadınlar da muhtemelen şimdiye kadar çok sempatik yaklaşmış ve epey müsamahakâr davranmıştır. Bunun böyle olduğunu bize – ne doktorlar, ne psikiyatrlar, ne cerrahlar – kimse söylememiştir. “Kadın olmak mı istiyorsun? Peki! Hapları al, elbise giy ve makyaj yapmayı öğren.” Kimse ama hiç kimse, kadın politikasından, kadın kültüründen veya erkek iktidarını bırakmaktan söz etmemiştir. (Bunu nasıl yapacaklardı ki? Çok az istisna hariç cinsiyet hekimlerinin neredeyse tamamı erkek.) Bu yüzden kimse bizi hazırlamıyor. Ve ‘ret’ geldiğinde bu şahsi, kırıcı ve çok, çok korkutucu geliyor. Ve bazen yanlış yollardan tepki verebiliyoruz.

Ama ne kadar anlaşılabilir olursa olsun, eşit muamele görmeyi talep etmek makul değil, yapıcı da değil. Kendimizi ne kadar güçlü şekilde kadın olarak tanımlarsak tanımlayalım, transseksüeller olarak farklı olduğumuzu kabul etmek zorundayız. Erkek egemen bir toplumda kız çocuğu olarak büyümenin ne demek olduğunu bilmiyoruz, bir kadının ergenliğe ve menopoza girmesini asla deneyimlemeyeceğiz, kadın olarak büyümenin toplumsal deneyimini veya adet görmenin nasıl bir şey olduğunu tahayyül edemeyiz… Elbette fiziksel görünümü benzetebiliriz ve içimizde, kadın doğanlarla aynı şeyi hissettiğimizi düşünebiliriz. Ama açık ki ve ne kadar aksini dilesek bile, aynı olamayız. Bu farklılığa açık bir şekilde saygı göstermeyi öğrenebilirsek, sunduğu çözümü de benimseyebiliriz.

Öncelikle transkadınlar kendi geçmişleri konusunda çok dürüst olmalı. Başkalarının korku ve algılarına karşı hassas, kadınların alanına ve bazen burada bulunan hassasiyetlere saygılı olmalıyız. Varlığımızın uygun kaçmadığı ve uygun olduğu gruplar olduğunu kabul etmeliyiz. Ve birlikte büyüdüğümüz ayrıcalıklara hala sahipmişiz gibi davranmayı bırakmalıyız. Erkek değil kadın olarak büyümenin nasıl bir şey olduğunu anlamak için çaba göstermek anlamına geliyor bu. Kadınların tarihini olabildiğince çok okumak ve sindirmek anlamına geliyor; eşitlik mücadelesi ne idi ve bugün ne, anlamak; kadınlarla bize dair şerhleri ve korkuları üzerine konuşmak ve tüm bunları sinirlenmeden veya incitmeden, savunmaya veya saldırıya geçmeden yapmak anlamına geliyor.

Ama saygı iki yönlü ve transkadınlar bunu tek başına yapamaz. Sıklıkla sorunun ne olduğunu bile anlamaya başlamayacaklar. Ben şanslıydım. Henüz ameliyat olmamış çoğu transseksüel gibi “ben bir kadınım, beni kabul etmeniz gerek” deyip duruyordum. Ama ilk (lezbiyen) kız arkadaşım güçlü bir kadındı ve – şükür ki – beni düzeltti: bana farkı öğretti, politikayı açıkladı, lezbiyen topluluğuna giriyor olma gerçekliği ve bazı kadınlardan bu esnada gelebilecek şerhler üzerine düşünmemi sağladı. Kabul görmediğimde saygıyla uzaklaşmayı, dahil edildiğimde bundan onur duymam ve içlerinde yaşamak istediğim kadınları dinleyip onlardan öğrenmem gerektiğini öğrendim. Kolay değildi – hassas ve güvensiz hissettiğinizde eleştiri ve reddedilme incitir. Ama bir kadın topluluğunda yaşamanın ne kadar farklı olduğunu anlamaya başladığımda yavaş yavaş erkek algılarım da değişmeye başladı. Kendim olma – ama kadın doğmuş olanlara saygılı ve nazik bir şekilde – özgürlüğüne halen sahip olduğumu da anlamaya başladım.

Bu yüzden transseksüel kadınların onlara karşı tamamen dürüst (ve aynı zamanda da anlayışlı ve nazik) olacak rehberlere ihtiyacı var. Onlara sınırların gösterilmesi, uygun olmayan davranışları değiştirmeyi öğrenmeleri, kadınların/lezbiyen topluluğunun erkeklerin algısındakinden çok farklı olduğunu anlamaları gerekiyor. Ve erkek kültüründen kurtulmaları için yardıma ihtiyaçları var. Zor, acılı bir yol ama bizim için hepsinden önemli olan ve biri bize yardım etmezse yapamayacağımız bir yolculuk.

Peki ama bu yolculuğu yapmayan transkadınlar ne olacak? Bunların kim olduğunu hepimiz biliyoruz. Teamülleri takmayan, feminist meselelerle dalga geçen ve karşılarına çıkan herkese kabalık yapanlar. Onlar ne olacak?

Şöyle olacağını düşünüyorum:

Lezbiyen topluluğuna kabul edilmek ancak başkalarının verebileceği bir hediye. Ve kazanmamız gereken bir hediye – farklılığa saygı duyarak, uygun şekilde davranarak ve uyum göstermeyi öğrenerek. Bir birey çaba göstermiyorsa, sırf ‘hakkım’ diyerek dahil olmakta ısrar ediyorsa, kabul görmeyi hakketmiyordur. Kimi bireylerin kibirli, zıtlaşmacı davranışının hiçbir mazereti olamaz. Böyle insanlar sadece topluluğa zarar vermekle kalmıyorlar, aynı zamanda geri kalanlarımızın çabalarının da altını oyuyorlar.

Saygı cinsiyet değiştirme ameliyatı ile satın alınamaz. Kazanılmaz zorundadır. Ve transkadınlar hem saygı duyup hem saygı gösterdiğinde dünyamız – sizin de dünyanız – gayet iyi olabilir.

Jenny Roberts

Jenny Roberts’a www.jennyroberts.net adresindeki web sitesinden erişilebilir.

Kaynak: http://www.femininebyte.org/sapphos_party/m2cfspeaks.htm

Çeviri: Serap Güneş

NOT: Şu ve şu yazı ile birlikte okunabilir.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com ile Oluşturulan Web Sitesi.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: