“Hollanda hükümeti Türk dini kuruluşlarıyla fazla içli dışlı oldu”

Screen Shot 2018-07-13 at 02.41.50

Göçmen arka planından gelen bazı Hollandalılar kendi kendilerini izole ediyorlar, kendilerini ayrıştırıyorlar. Türk toplumu örneğinde, kendini ayrıştırma çoğu zaman Erdoğan’ın uzun kolu ile tetikleniyor ve destekleniyor.

 

Hollanda’nın De Kanttekening gazetesinden Hakan Büyük’ün Bente Becker ile röportajı

3 Temmuz 2018

VVD partisinden Bente Becker (Almere, 1985), 2017’den bu yana VVD’den milletvekili. Tilburg Üniversitesi’nde Kamu Yönetimi okudu. 2005’te Temsilciler Meclisinde VVD’de altı haftalık staj yaptı. Ardından Binnenhof ve çevresinde parti için çeşitli görevler aldı. Diğer şeylerin yanı sıra, eski bakan Henk Kamp’ın siyasi yardımcılığını, eski Temsilciler Meclisi üyesi Ineke Dezentjé Hamming-Bluemink’in politika danışmanlığını yaptı. Politika danışmanı olarak Mark Rutte için konuşmalar yazdı. 15 Mart 2017 seçimlerinde meclise girdi. Temsilciler Meclisinde entegrasyon, sosyal içerme, dış ticaret ve kalkınma işbirliği konularıyla ilgileniyor.

Bente Becker, hükümetin Türk dini kuruluşlarını entegrasyon konusunda muhatap almayı bırakması gerektiğini düşünüyor. “İnsanlara bu tür kuruluşlar eliyle ulaşmamalıyız. Her yurttaşa, onu bir birey olarak ciddiye alarak, tam bir Hollandalı gibi davranmalıyız.”

Entegrasyon meseleleri Hollanda’yı meşgul etmeye devam ediyor. Geçtiğimiz haftalarda konu yeniden gündeme geldi. Bunda SCP’nin Hollanda’daki Müslümanların dini deneyimleri üzerine, Müslümanlar arasında dindarlığın arttığı ve bunun entegrasyon açısından geriletici etkileri olduğu sonucuna ulaşan raporunun da etkisi oldu. Çok tartışılan bir başka mesele ise sokaklarda kornaya basarak konvoy yapan Türkler olgusu. Erdoğan’ın seçim zaferinden sonra diğer yerlerin yanı sıra Rotterdam ve Amsterdam’da sokaklara çıkıp “Recep Tayyip Erdoğan” posterleriyle dolaşan Türkler korku yarattı.

Entegrasyon ve sosyal içerme alanlarında çalışan Milletvekili Bente Becker (VVD), SCP raporuna yanıt olarak, insanlara bir grup olarak değil bireyler olarak hitap eden bir entegrasyon politikasını savunuyor. Erdoğan’ın uzun kolunun Hollandalı Türkler üzerindeki olumsuz etkisini de eleştiriyor. “Erdoğan yüzünden buradaki Türkler Hollanda’ya sırtlarını, Türkiye’ye yüzlerini dönüyorlar,” diyor.

Katolik bir arka plandan geliyorsunuz. Verdiğiniz bir röportajda inancın kişisel yaşamınızda önemli bir rolü olduğunu söylediniz. Neden VVD’yi tercih ettiniz? CDA size daha uygun olmaz mıydı?

VVD’yi tercih etme sebeplerim açık. Birlikte en iyi nasıl yaşayabiliriz sorusuna şahsi görüşlerime en yakın cevap veren parti o. Okulda toplumsal sorunlar konusunda tartışmalara katılırdım. Orada görüşlerimden birçoğunun liberal olduğunu, insanların kendi tercihlerini yapma özgürlüğünü gerçekten önemsediğimi gördüm. Bu aynı zamanda istediğiniz şeye inanma özgürlüğünü de içeriyor. CDA’nın net bir Hıristiyanlık vurgusu var, oysa benim dinimin siyasetteki duruşum ile hiçbir ilgisi yok, din benim kişisel deneyimim.

Entegrasyon ve sosyal içerme alanında hemen bir şeyi değiştirebilecek olsanız ne olurdu?

Her göçmenin ilk günden başlayarak çalışması. Çalışmıyor olmak insanların entegrasyonunu zorlaştıran önemli bir sorun. Önce üç yıl dil öğrenmek, entegrasyon kursu almak zorundalar ve belediyeler genellikle onlara bu esnada yani bu süreç tamamlanmadan çalışamayacaklarını söylüyorlar. Yeni bir ülkeye geliyorsunuz ama izole bir yaşamınız olduğu ve çalışmadığınız için Hollandaca ile temasınız olmuyor, bu yüzden topluma aktif katılamıyorsunuz. Bu üç yılın heba olması demek. Tüm göçmenler geldikleri gibi Hollanda toplumunun bir parçası olmanın anlamını hissetmeli: çalışmak, iş arkadaşlarıyla tanışmak, dili aktif kullanabilmek vb. Bu, başarılı entegrasyon şansını arttırır.

VVD bu insanların iş olanaklarını arttırmak için yeterince şey yapıyor mu?

Elimizden gelen her şeyi yapıyoruz. Entegrasyon sistemi şu anda gözden geçiriliyor. D66’dan Bakan Wouter Koolmees (Sosyal İlişkiler ve İstihdam) bu konu üzerinde çalışıyor. VVD’nin bu konudaki çalışmalarının son örneği mecliste verdiğim bir önerge. Bu önergede Koolmees’e entegrasyon programında ilk günden itibaren çalışmanın önemini dikkate alma çağrısı yaptım. Şu an bu sürecin “işgücü piyasasına yönlendirme” olarak adlandırılan yazılı, teorik bir ders olduğu doğru. Önerdiğim ise şu: bunu pratik bir deneyime dönüştürelim. Koolmees buna bakacağını belirtti. Umarım entegrasyon planının parçası olur.

SCP’nin Hollanda’daki Müslümanların dini deneyimi konulu raporu, Müslümanların daha dindarlaştığı ve birçoğunun topluma dair olumsuz bir algısı olduğu gibi çarpıcı sonuçlar içeriyor. Daha fazla dindarlık mı mesele?

İnsanların dindarlaşması değil burada sorun. Biri dindarsa entegre olmamıştır diyemezsiniz. Bir liberal olarak kimsenin inancına karışmam, ister ateist, ister Hıristiyan, Müslüman veya başka bir dinden olun, bu sizin inancınız. Burada mesele, raporun da gösterdiği gibi, birçok Müslümanın bu toplumun özgürlüğe dair değerlerini kendi değerleri saymaması. Kendilerini burada kendi ülkelerindeymiş gibi hissetmiyorlar. İnsanlar inançlarına çekiliyor, izole oluyor ve toplumdan yüz çeviriyor, sorun bu.

Entegrasyondaki gerileme tersine çevrilebilir mi?

Çokkültürlü toplum tartışması elbette uzun süredir devam ediyor. Siyasetçiler uzun süre insanların kendi grupları içinde kendi inanç, gelenek ve dilleriyle yaşamasında hiçbir sorun olmadığını düşündüler. Bu bir sorun. Gruplar birbirine temas etmeden yaşıyor o zaman. Gruplar artık ülkenin geri kalanı ile bir toplum oluşturduğunu hissetmiyor. Göçmenlerin dil öğrenmesini ve en kısa sürede çalışmaya başlamasını sağlamazsanız, entegrasyon sorunlarına kapıyı aralarsınız. Üzerinde çok durulmayan bir başka önemli noktaysa, tercih özgürlüğü, ifade özgürlüğü ve kadın erkek eşitliği gibi değerlerimize sahip çıkmak ve yüceltmek. Bu konuda aktif olmalıyız. Göçmenlere çok uzun süre “grup olarak entegre edilmesi” gerekenler gözüyle bakılmış olması da önemli bir sıkıntı. Herkesin kendi kimliği var, her insan biriciktir, bu yüzden insanlara bir grup olarak değil birey olarak yaklaşmalıyız.

Göçmenlere uzun bir süre topluma katılım adına pek bir şey sunulmadığını söylüyorsunuz. VVD son on yıllar boyunca çoğu zaman hükümetteydi, son on beş yıldır on dokuz hükümetten on dördündeydi. VVD entegrasyon sorunlarından ne kadar sorumlu?

Doğal olarak VVD’nin de bir rolü var. Bu ortak bir sorumluluk, göçmenlerin topluma katılması konusunda teşvik eder bir pozisyon almamak 90’lara kadar siyasetteki genel eğilimdi. Ancak VVD, Frits Bolkestein ile bu alandaki sorunu tartışma inisiyatifi ve tavır değişikliği gösteren ilk partilerden biri.

VVD tercih özgürlüğü gibi değerlerin içselleştirilmesini teşvik etmek için ne yapıyor?

Bu bizim için çok önemli bir konu. Partimin yakın zamanda bu alanda aldığı bir tedbir eğitimle ilgili. Okulların yurttaşlığı müfredatın parçası olarak sunma görevleri var. Bunlar şu gibi sorular içeriyor: aktif bir yurttaş olmak ne demektir ve demokratik anayasal devlet aslında nedir? Bunun tüm okullarda ciddi ve kapsamlı şekilde yapılmadığı ortaya çıktı. Eğitim teftiş kurulu haklı olarak, bunun yasada çok muğlak olduğunu ve hayata geçirilmesini engellediğini söyledi. Bu yüzden koalisyon anlaşmasında yasadaki ‘yurttaşlık’ tanımını daha net, temel hedefleri itibariyle daha güçlü formül etme konusunda anlaştık. Ama sorun yalnızca bu da değil çünkü mesele sırf müfredatta ne olduğu değil, bir okulun müfredatı, yani “yurttaşlık görevini” nasıl işlediği de önemli. Bu okul kurullarının beyanlarında demokratik anayasal devletimizin parçası olduklarını, özgürlüğe dair değerlerimizi benimsediklerini, dolayısıyla buna ters seçimler yapmayacaklarını ifade etmesi gerektiği anlamına geliyor.

Göçmen arka planından gelen Hollandalılar genellikle ayrımcılıktan şikâyet ediyorlar. VVD için ayrımcılıkla mücadele ne kadar önemli?

Ayrımcılıkla mücadele etmeli ve asla kabul etmemeliyiz. VVD buna önem veriyor ve bu konuda ciddi. Örneğin VVD’den bakan (Sosyal İlişkiler ve İstihdam) Tamara van Ark şu anda emek piyasasında ayrımcılığa karşı bu sonbahar tamamlanacak yeni bir eylem planı hazırlıyor. Van Ark, ayrımcılık yapan firmaları belirlemek için habersiz ziyaretler ve telefon görüşmeleri kullanmak ve istihdam bürolarının firmaların ayrımcı taleplerini bildirmesini zorunlu hale getirmek gibi çeşitli tedbirler düşünüyor. Ayrımcılığa karşı mücadele bizi daha ileriye götürür ama unutmayalım ki ayrımcılık toplumdan yüz çevirmenin ve katılmamanın gerekçesi olamaz.

Göçmen arka planından gelen bazı Hollandalılar kendi kendilerini izole ediyorlar, kendilerini ayrıştırıyorlar. Türk toplumu örneğinde, kendini ayrıştırma çoğu zaman Erdoğan’ın uzun kolu ile tetikleniyor ve destekleniyor. Resmi makamlar bu uzun kola karşı yeterince önlem alıyor mu?

Uzun kolun etkisi kendisini çok farklı türden yollarla ve alanlarda gösteriyor, bu yüzden o uzun kolla mücadele kolay değil. Bu uzun kolun çeşitli kısımları var, örneğin medya, Hollanda Diyanetinin 140’tan fazla camisi ve UETD’nin (AKP’nin Avrupa kanadı) Hollanda kolu… Bu geniş ağ durumu karmaşıklaştırıyor. UETD üyeleri kendilerini demokrat gibi sunuyorlar ama programları, eylemleri ve amaçları son derece farklı bir tablo ortaya koyuyor. UETD Erdoğan yanlısı mitingler düzenliyor ve gençleri Hollanda siyasetine sokmak için yetiştiriyor. Mecliste bu konuda soru önergesi verdim. Durumu karmaşıklaştıran bir başka etmen, demokratik, özgür bir ülkede yaşıyor oluşumuz; bu yüzden örgütleri kapatamıyoruz. Ama açık ki bu uzun kolun etkisi olumsuz. Elimizden geldiğince ve gereken her yerde uyanık olmalıyız. Daima gerçekte ne olup bittiğini yakından takip etmemiz ve yasalarımızın sınırları aşılıyorsa müdahale etmemiz gerekiyor. Örneğin şu anda camilerin Türkiye gibi antidemokratik ve özgür olmayan ülkelerce finanse edilmesini nasıl engelleyebileceğimiz araştırılıyor, Almanya’daki gibi, Türk siyasi partilerinin burada kampanya yapmasını engellemek tartışılıyor.

Bir röportajınızda, Türk siyasi partilerinin kampanyalarının önlenmesine dair meclise verdiğiniz önergede, Türkiye’deki iç gerilimlerin Hollanda’ya taşındığını söylediniz. Yalnızca AKP değil, Erdoğan karşıtı partiler de burada kampanya yapıyorlar. Bu partiler de mi yasaklanmalı yoksa bir ayrım yapıyor musunuz? Örneğin demokrasi yanlısı veya karşıtı ya da İslamcı ve seküler diye?

Önemli olan şey Türkiye’deki gerilimlerin Hollanda’ya taşınmasının önüne geçmek. Bunlar buradaki farklı gruplar arasında gerilimlere ve çatışmalara sebep oluyor. Geçtiğimiz yıllarda bu gibi gerilimlerin ne tür acılara sebep olduğunu gördük: ölüm tehditleri ve polisin müdahale etmek zorunda kaldığı kontrolden çıkan gösteriler. İstenmeyen ve istenen politikacılar diye ayrım yapamayız. Hükümet olarak “sen müspet pozisyondasın, gelebilirsin, sen menfi pozisyondasın, gelemezsin” diyemezsiniz. Bu demokratik bir ülkeye yakışmaz.

Hollandalı siyasetçiler ve gazeteciler Erdoğan’ın uzun koluna odaklanıyorlar ama Milli Görüş, Gülen cemaati ve Ülkü Ocakları gibi kısmen veya tamamen Erdoğan rejiminden bağımsız hareket eden Türk siyasi ve dini örgütleri ve hareketleri daha az dikkat çekiyor. Bu tür topluluklar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Hükümet Hollanda’daki Türk toplumunu temsil ettiğini iddia eden bu Türk dini örgütlerini entegrasyon konusunda muhatap almaya son vermeli. VVD önceki hükümeti sırasında Lodewijk Asscher’den (PvdA siyasi lideri, eski başbakan yardımcısı ve Sosyal İlişkiler ve İstihdam Bakanı) buna son vermesini istemişti. Bu konuda VVD’nin, SP’nin ve D66’nın verdiği önerge 2016’da Temsilciler Meclisinde çoğunluk desteğini aldı. Bunu sağlayan şey, Türkiye’deki 15-16 Temmuz 2016 darbe girişimi ardından Hollanda’daki Türk toplumu içinde yayılan tehdit ve göz korkutma atmosferi hakkında VVD ve SP’nin girişimleri oldu. Bakan Koolmees bir süre önce bunu hayata geçirme sözü verdi. Hükümet bu dini kuruluşlarla fazla içli dışlı oldu. Entegrasyon bu değil. Entegrasyon için insanlara böyle kuruluşlar üzerinden ulaşmaya çalışmamalıyız. Her yurttaşa, onu bir birey olarak ciddiye alarak, tam bir Hollandalı gibi davranmalıyız.

Sonuç olarak, ‘Türk Hollandalı tüm kuşaklar bugüne kadar kültürel entegrasyon açısından büyük ölçüde kaybedildi. Yeni kuşaklara odaklanmamız gerekiyor’ mu diyorsunuz?

Bu soru bana daha önce de soruldu. Muhatabım şöyle bir şey dedi: “biz çoktan kaybettik, bu konuda yapacak bir şeyimiz yok.” Ona cevabım “ben siyasete hiçbir şey yapmayıp pes etmek için girmedim” oldu. Şunu kimse için söylemem: topluma entegre olması için göstereceğimiz çaba boşa gider… Eğer bir Türk Hollandalı olarak Türkiye’ye bağlılık hissediyorsa bunda hiçbir sorun yok. Hollanda ile çok az veya sıfır bağ hissetmek, kendini bir Hollandalı olarak hissetmemek sorun olan. Bu konuda pes etmemeliyiz, böyle hissedenlere de hitap etmeye devam etmeliyiz.

Kimsenin üstünü çizmemeliyiz diyorsunuz ama partili arkadaşınız ve Başbakan Mark Rutte, 2016’da Erasmus Köprüsü üzerinde gösteri yapan Türkler için “gitsinler” dedi. Bu sözler konusunda ne düşünüyorsunuz?

Başbakan gazetecilerin haber yapmasını engellemek için Türk bayraklarını sallayan bir gruba tepki gösteriyordu. Hollanda’da yaşıyorsanız; burada, size birçok fırsat sağlayan bu özgür toplumda doğduysanız, o zaman normal olan şekilde topluma dahil olun. Gazetecileri engelliyor ve Hollanda’ya karşı küfrediyorsanız burada olmanıza gerek yok ki, gidebilirsiniz. Rutte’nin mesajı buydu ve buna katılıyorum.

Kaynak: https://dekanttekening.nl/interview/de-overheid-heeft-veel-te-lang-gepraat-met-turkse-religieuze-clubs/

Çeviri: Eser Karacan

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s