Kan, Anne Sütü ve Kir: Silvia Federici ve Uluslararası Hukukta Maddeci Feminizm (İkinci Bölüm) – Miriam Bak McKenna

Uluslararası Hukukta Maddeci bir Feminizme Doğru

Wages for Housework cover lo res.jpg

Bu sömürü ilişkisi, Küresel Güney’deki hâkim toplumsal ve ekonomik koşullardan zengin Kuzey’in yararlanmasını sağlayan (örneğin ulusötesi şirketlerin ucuz toprak, maden ve emek kaynaklarına erişimi üzerinden) yeni sömürgeci sömürü biçimlerinde de—Federici tarafından “yeni çitlemeler” olarak adlandırılır—yaygındır. Federici’ye göre kapitalizm, yalnızca ücretsiz ev işine değil, Küresel Güney’in az gelişmişliğine yönelik, aksi halde ortak olan çıkarlar arasında bir tabakalaşmaya ve inşa edilmiş bir bölünmeye dayanan küresel bir stratejiye de dayanmaktadır. “Ücretsizlik ve az gelişmişlik,” der, “ulusal ve uluslararası ölçekte kapitalist planlamanın temel unsurlarıdır. Bizi çıkarlarımızın farklı ve birbirine zıt olduğuna inandırmanın güçlü araçlarıdırlar.”

Uluslararası hukukta son birkaç on yıldır zengin ve merak uyandırıcı bir feminist yaklaşımlar geleneği ortaya çıkmış olmasına rağmen, feminist tarihsel maddeci düşüncenin uzun ve çok yüzlü geleneğini dışlama yönünde belirgin bir eğilim de gözlemlenebiliyor. Benzer şekilde, uluslararası hukuka hem geleneksel hem de yeni maddeci yaklaşımlar içinde, ırk ve etnisite gibi meselelerin yanı sıra toplumsal cinsiyetin ve feminizmin bariz şekilde dışlanması söz konusu. Uluslararası hukuk çalışmaları bağlamında tarihsel maddecilik, bazı eleştirilerin iddia ettiği gibi, kadınların ezilmişliğinin sınıfa indirgenmesi gerektiği anlamına gelmez. Bundan ziyade, kadınların deneyimlerinin, ancak belirli üretim tarzlarının dinamikleri bağlamında açıklanabilir olduğunu ifade eder. Ancak “kadınların yaşamının boyunduruk altına alınmasının birbirini kesen çeşitli biçimlerini görünür kılan” maddeci bir çözümleme, uygun bir toplumsal ilişkiler, özellikle de toplumsal üretim, yeniden üretim ve ezilmişlik kuramını da gerekli kılar. [1]

Federici’nin toplumsal yeniden üretimci ve kesişimselci kapitalizm kuramının, kapitalizmin mantık ve yapısının uluslararası hukuk alanı dahilinde daha nüanslı ve sağlam bir eleştirisine imkân sağladığı kanısındayım. Bu yaklaşım, toplumsal olanı, yani toplumsal yapıları, ilişkileri ve pratikleri ön plana alır. Ancak tüm toplumsal yapıları, ilişkileri ve pratikleri kapitalizme indirgemez. Toplumsal düzeni kusursuz, monolitik bir mevcudiyet olarak da tasvir etmez. Tarihsel maddeciliğin geleneksel sınıf indirgemeci varyantlarının ötesine geçen bu bakış açısından kapitalizm, patriyarkanın, ırkçılığın ve emperyalizmin öngörülemez ve birbirine zıt şekillerde etkileşen temel, kurucu unsurlar olduğu karmaşık ve çok yüzlü bir tahakküm sisteminin parçası olarak ortaya çıkar.

Federici’nin çalışmalarında vurguladığı üzere, devletler ve uluslararası kurumlarca da teşvik edildiği şekliyle toplumsal yeniden üretimi kapitalist birikim dinamiğinin parçası olarak ön plana yerleştirmenin önemi, uluslararası hukuk alanı da dahil, maddeci bir analiz açısından elzemdir. Bu, özellikle de aile ve devlet tarafından teşvik edildiklerinden, kadınların kapitalizmdeki spesifik ezilmişlik biçimlerini incelemek için gereklidir. Örneğin, Federici’nin karşılıksız toplumsal yeniden üretim ve bakım işi alanına dair görüşleri, kadınların emek piyasalarına özellikle de Küresel Güney’de ve yapısal uyum programlarından etkilenen ülkelerde ikincilleştirilerek dahil edilişini anlamak açısından faydalıdır. Gerçekten de, kadınların işgücüne katılımı devletler tarafından büyük oranda kolaylaştırırken, “ikincil” işçiler—bakım işine ve fiziksel ve duygusal ihtiyaçların karşılanmasına “doğal olarak” uygun ve erkeklere “doğal olarak” bağımlı—olarak kategorize edilişleri, emek durumlarının aleyhine sürekli olarak yeniden üretilmiştir. [2]

Federici toplumsal yeniden üretim kuramını kadınların evdeki işinden başlatırken, kapitalizmin ücretsiz ve yeniden üretken emeğe olan yapısal bağımlılığının, küresel düzeyde toplumsal denetim üzerine bina edilmiş tahakküm rejimlerine (kölelikten göçmen işçilerin sömürüsüne ve yerli halkların soykırıma uğratılmasına kadar) uzandığını gösterir. İlksel birikime dair anlatısında, toplumsal cinsiyet, ırk, seks ve cinsellik kategorilerinin inşası üzerinden sürer kılınan iktidar ilişkileri, kapitalizmin sistemsel ihtiyaçlarına dayalı öznelerin yaratılmasını kolaylaştırmaktadır. Heteroseksüel aile birimi bu tahakkümün toplumsal olarak yeniden üretilmesinin daha görünür biçimlerinden biriyken, Federici, bu ilişkinin birçok ortamda yeniden üretildiğini öne sürer. Neoliberal çağ—özellikle de, meta formunu emeği karşılıksız ve düşük ücretli boyutlarıyla boyunduruk altına almayı ve sömürmeyi amaçlayan yollarla empoze etme güdüsünün tetiklediği işin küresel yeniden organizasyonu—bu dinamiğin karakteristiğidir. Federici aynı zamanda, ev işçilerinin ve hizmet sağlayıcılarının işçi olarak sürekli değersizleştirilmeleri olgusunun da altını çizmiştir. [3] Bunu yaparken, çağdaş feminist hareketteki retorik boşluklardan birini vurgular: kadınlar ücretli işgücüne dahil olduklarında, daha az toplumsal güce sahip diğer kadınlarla (ve erkeklerle) bir sömürü ilişkisine de girerler çoğu zaman. Emek piyasasında daha iyi koşullara ulaşmanın yolunu sağlayan, bu ikincilerin emeği, bedeni ve zamanıdır.

Bu sömürü ilişkisi, Küresel Güney’deki hâkim toplumsal ve ekonomik koşullardan zengin Kuzey’in yararlanmasını sağlayan (örneğin ulusötesi şirketlerin ucuz toprak, maden ve emek kaynaklarına erişimi üzerinden) yeni sömürgeci sömürü biçimlerinde de—Federici tarafından “yeni çitlemeler” olarak adlandırılır—yaygındır. Federici’ye göre kapitalizm, yalnızca ücretsiz ev işine değil, Küresel Güney’in az gelişmişliğine yönelik, aksi halde ortak olan çıkarlar arasında bir tabakalaşmaya ve inşa edilmiş bir bölünmeye dayanan küresel bir stratejiye de dayanmaktadır. “Ücretsizlik ve az gelişmişlik,” der, “ulusal ve uluslararası ölçekte kapitalist planlamanın temel unsurlarıdır. Bizi çıkarlarımızın farklı ve birbirine zıt olduğuna inandırmanın güçlü araçlarıdırlar.” [4]

Federici’nin patriyarkayı, devleti ve kapitalizmi birbirleri ile etkileşim içinde güçler olarak tasviri, ilişkisel ve kesişen tahakküm rejimlerine ve bunlara eşlik eden denetim sistemlerine odaklanmasıyla birlikte, uluslararası hukuk alanında iç içe geçmiş iktidar tekniklerini ve söylemlerini anlamanın yeni bir yoluna işaret etmektedir. Kapitalizmin çoklu sömürü tiplerine, çoklu mülksüzleştirme biçimlerine ve çoklu özne türlerine bağımlılığı, uluslararası hukukun daha genel temalarında görülebilir durumdadır. Örneğin, on dokuzuncu yüzyıl egemenlik hiyerarşilerinin ve tahakküm, genişleme ve birikim kalıplarını uluslararası alanda güvenceye alan çeşitli hukuksal mekanizmaların ortaya çıkışının yanı sıra sömürgeci genişlemenin tarihine de damgasını vuran örtüşen denetim dinamiklerinde görülebilir.

Uluslararası hukukun bu ezme-ezilme dinamiklerini sürer kılmadaki tarihsel ve çağdaş rolünün incelenmesi, bizi uluslararası hukukta bu kategorilerin üretildiği ve yeniden üretildiği spesifik süreçleri ele almaya zorlar. Örnekler arasında evlilik ve aile ile ilgili normları, geçici işçi ve sömürülerinin ön koşulu her türden haktan mahrum bırakılmaları olan yasadışı göçmen kategorisinin üretilmesini sayabiliriz. Aynısı ticaret, mülkiyet, vergi politikası, refah ve sosyal güvenlik, miras hakları, annelik yardımları ve çocuk desteği (veya bunların yokluğu) için de büyük oranda geçerlidir. Cinsiyetlendirilmiş küreselleşme dinamikleri bağlamında, kadın emeğinin değersizleştirilmesinin, uluslararası kurumlarca, özellikle de Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu tarafından ve mikro-kredi ve yoksulluğun azaltılması stratejileri gibi kalkınma girişimleri üzerinden nasıl teşvik edildiğini gözlemleyebiliriz. Federici, kalkınma gibi görünürde nötr (ve nötrleştirici) söylemlerin, özellikle de “kadınların güçlendirilmesi” gibi amaç beyanlarıyla baş başa, yoksulluğun ve toplumsal cinsiyet ezilmişliğinin sistemsel doğasını gizlemede nasıl işe yaradığını da ortaya sermiştir.

Federici’nin öznellik oluşumuna dair ilişkisel kuramı, uluslararası hukuk pratiklerinde ve tartışmalarında cinsiyetlendirilişi daha örtülü mecazları ve imgesellikleri tespit edebilmemizi sağlayan yeni bir anlayışın önünü açarak, sabit ve değişmez kategoriler olarak toplumsal cinsiyet ve ırkın ötesine geçmemize de imkân verir. İnsancıl müdahale ile ilgili söylemler bunun bir örneğidir. Gerçekten de, Konstantina Tzouvala’nın belirttiği gibi, B. S. Chimni’nin önerdiği sosyalist feminizmdeki apaçık yetersizliklerden biri, toplumsal cinsiyet, ırk, sınıf ve uluslararası hukukun içsel bağlantılı bir tartışma pratiğini nasıl oluşturduğunun bir açıklamasının olmayışıdır. [5]

Sonuç

David Schweickart’ın analitik Marksizm’in “bir kardeşlik söylemi olarak kal”ışından [6] dem vurmasının on yıl kadar ardından yazan Iris Marion Young, şu saptamada bulunur:

feminist sezginin etkisi ile biçimlenmekte olan tarihsel araştırmalarımız, bize kadınların emeğinin tüm üretim sistemlerinde merkezi bir konuma sahip olduğunu, cinsiyete dayalı işbölümünün bugüne kadar var olmuş tüm toplumsal formasyonlardaki toplumsal yapılaşmanın temel bir ekseni olduğunu ve toplumsal cinsiyet hiyerarşisinin birçok toplumsal tahakküm sisteminin en önemli unsuru olarak işlev gördüğünü söylemektedir. Geleneksel Marksizm’de böyle bir hipoteze kuramsal açıdan yer yoksa, o zaman yalnızca kadınların ezilmişliği açısından değil, toplumsal ilişkiler, üretim ilişkileri ve tahakküm açısından da yetersiz bir kuramdır. [7]

Young’ın “eni konu feminist bir tarihsel maddecilik” savunusu [8], bugün her zamankinden daha gerekli. Uluslararası hukuk dahil çeşitli disiplinlerde maddeci yaklaşımlar dahilinde birçok değerli atılım yapılmış olmasına rağmen, (ırk ve cinsellik meselelerinin yanı sıra) toplumsal cinsiyet meselelerini marjinalleştirme konusundaki süregiden eğilim, bu gibi kritiklerin sağlamlığını ciddi şekilde zayıflatmaktadır. İlksel birikim anlatısında toplumsal yeniden üretim, ırkçılık, cinsel denetim, esaret, emperyalizm ve kadınların bedenleri ve yeniden üretim güçleri üzerindeki denetim meselelerini ele alışıyla Federici, uluslararası hukuktaki maddeci yaklaşımlarda ön plana alınması gereken meseleleri vurgulamaktadır.

[1] Chandra Talpade Mohanty, Feminism Without Borders: Decolonizing Theory, Practicing Solidarity (Durham: Duke University Press, 2003), 28.

[2] Daniela Tepe-Belfrage, Jill Steans, et al., “The New Materialism: Re-Claiming a Debate from a Feminist Perspective”, 40 (2016) Capital & Class 305, at 324.

[3] Silvia Federici, Revolution at Point Zero: Housework, Reproduction, and Feminist Struggle (Oakland: PM Press, 2012), 65–115.

[4] Age., 36.

[5] Konstantina Tzouvala, “Reading Chimni’s International Law and World Order: The Question of Feminism”, EJIL: Talk! (28 December 2017); available at https://www.ejiltalk.org/author/ntinatzouvala/.

[6] David Schweickart, “Book Review of John Roemer, Analytical Marxism“, 97 (1987) Ethics 869, at 870

[7] Iris Marion Young, “Socialist Feminism and the Limits of the Dual Systems Theory”, in Rosemary Hennessy and Chrys Ingraham (eds), Materialist Feminism: A Reader in Class, Difference and Women’s Lives (New York: Routledge, 1997) 95, at 102.

[8] Age.

Kaynak: https://legalform.blog/2018/07/15/blood-breastmilk-and-dirt-silvia-federici-and-feminist-materialism-in-international-law-part-two-miriam-bak-mckenna/

Çeviri: Serap Şen

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s