Hareketimize Ne Oldu? – Connor Kelly

Gelin buna neyse o diyelim: Bu saçmalık. Sekter bir saçmalık. Sansür. Bu bir cadı avı (“TERF” avı) ve üzgünüm ama eğer tek başına bu olay bile sizi LGBT hareketinin gidişatı konusunda bir tartışma yapılması gerektiğine ikna etmiyorsa, kafanızı o kadar açmışsınızdır ki, beyniniz düşmüş demektir.

Connor Kelly
KB İngiltere’den Yazar ve Müzisyen
24 Ağustos 2018
Hareketimize Ne Oldu?
Toplumsal Cinsiyet Meselesi Üzerine Makale No.1

untitled.png
Hakikat Bakanlığı? (Trans-aktivistler tarafından Adalet Bakanlığı binasının ön cephesine yansıtılmış “Bizden sonra tekrarla: Trans kadınlar kadındır” ifadesi)

Trans kadınlar kadındır kadındır kadındır kadındır kadındır……

Adım Connor Kelly. Derry’den eşcinsel bir erkeğim. Ve evet, muhtemelen ben de “toplumsal cinsiyet uyumsuz” sayılıyorum (son derece sevdiğim bir terim). Yıllarca daha çok İrlanda, biraz da İngiltere’de olmak üzere, LGBT hareketi içinde ve savaş karşıtı ve çevre kampanyaları dahil sol siyasette yer aldım. İrlanda’da People Before Profit (Kardan Önce İnsan) hareketiyle alakam oldu ama bu yazıda PBPA adına (ki birkaç yıldır aktif değilim) veya diğer herhangi bir organizasyon adına konuşmadığımı belirtmek isterim. Sadece kendi adıma konuşuyorum. Bu konuda herkes kendi adına tartışmalar yürütebilir (ve yürütmeli) ve kendi tavrını belirleyebilir (ve belirlemeli). Aynı zamanda bir müzisyen ve yazarım ve sayısız Onur Haftası, Kuir ve LGBT etkinliğinde sahne aldım. Şahsi günah çıkarma yazısı pek sevdiğim bir tarz değil aslında ama bu tartışmayla ve LGBT hareketiyle ilgili epey şahsi sayılabilecek fikirlerim olduğu için (belki de tembellikten) argümanlarımı en iyi ifade edebileceğim tarz olarak bu formatı seçtim.

2.png
Rosa Winkel olarak ben (rujun kusuruna bakmayın)

Sahne performanslarımı bilenlere şok gibi gelebilir ama bu yazıyı yazarken epey endişeliyim çünkü özellikle bu mesele etrafındaki tartışmalar (yapılmasına izin verildiğinde) çok zehirli bir hal almış durumda. Evet, doğru sözcük “zehirli.” Hareketimizi–LGBT hareketini–zehirliyor.

Konuya dair düşüncelerimi ortaya koyan bir şey yazarsam kınanacağımdan/ifşa edileceğimden korkuyordum. Yani kendim için, itibarım (işte her ne kadarsa artık) için korkuyordum. Ne kadar korkakça bir suskunluğa saklanmışım! Daha korkakça olansa, son birkaç yıldır bir sürü kadının büyük oranda katıldığım şeyler yazıp söyledikleri için kınandığını/ifşa edildiğini gördüğüm halde çenemi kapalı tutmuş olmam. Ama daha önemlisi, bu konuda yazmaya çekindim çünkü insanların duygularını incitmekten korkuyordum. Tanıdığım, dost ve yoldaş saydığım, birçok kampanyada omuz omuza mücadele verdiğim trans insanların duygularını incitmek istemiyorum.

Ama bu durum boka sardı. Zehirli hale geldi. Günden güne daha da kötüleşiyor. Bunun değişmesi gerek. Haydi konuşalım.

“Trans kadınlar kadındır.”

3.png
Sanırım tartışmanın merkezinde bu ifade var. Tartışma genellikle bu ifade ile başlayıp bu ifade ile bitiyor. Bu yüzden ben de burdan başlayacağım. Ve birilerinin duygularını hiç şüphesiz inciteceğim yer de burası. Üzgünüm.

Trans kadınların kadın olduğuna inanmıyorum, hiç inanmadım. İnanmıyorum çünkü doğru değil. Trans erkeklerin de erkek olduğuna inanmıyorum. Kaç kere tekrarlamamı isterseniz isteyin, fark etmez. Buna inanmayacağım. Üzgünüm.

Gerçekten öyle olduklarına inanmasam da, trans kadınlara kadınmışlar, trans erkeklere de erkekmişler gibi muamele edeceğim ve her bakımdan olduklarını söyledikleri cinsiyetteymişler gibi davranacağım. Ayrıyetten, insanların benim yaptığımı yapmama hakkına da saygı duyuyorum. Çünkü inanmadığı (ve çok az insanın gerçekten inandığı) bir şeyi söylemeye kimsenin mecbur edilemeyeceğini düşünüyorum. Bu paradoks gibi geliyor, biliyorum, ama bu günlerde işler biraz karışık.

Bu konuda konuşurken karşınıza çıkan ikilemleri görüyorsunuz, değil mi? İnanmadığımı belirttiğim için, birçok trans (ve belki de trans olmayan birçokları) açısından bundan böyle benimle muhatap olmak samimiyetsiz gelebilir. Bazıları beni özünde sahtekar bir insan olarak görebilir. Bir bakıma, haklı olacaklar. Olduğunu söylediğin kişiye veya şeye inanmayan biri ile neden muhatap olasın ki? Bunu daha çok, birinin hayatını kolaylaştırmak, ona kabul gördüğünü, güvende olduğunu, sevildiğini hissettirmek için söylenen bir “beyaz yalan” olarak görüyorum. Ama bu, kendi beyanına leke süren bir beyaz yalan. Özcesi, trans insanların hayatını kolaylaştırmak adına, hakikatin söylenemeyeceği sonucuna varmış bulunuyoruz.

Peki bunu neden söyledim, neden kamuoyuna açık ve şimdi söyledim? Neden yalanı, benim yalanımı görünür kıldım? İnsanları, saygı duyduğum ve muhabbet beslediğim insanları incitme riskine neden giriyorum?

Mesele şu ki, herkesin aynı benim gibi (beyaz) yalan söylediğini düşünüyorum. Soru özel bir sohbette özellikle sorulduğunda “hayır, trans kadınların gerçekten kadın olduğunu düşünmüyorum ve onları dişi olarak kesinlikle görmüyorum” yanıtını vermeyecek trans olmayan tek bir insanla tanışmış değilim (gerçi olabilir elbet). Trans erkekler için de aynısı geçerli. Tanıdığım bu insanlar bağnaz dinci Hıristiyanlar veya sağcı homofobikler değiller, çoğunlukla solcu ve sanatçı tayfadan insanlar. Birçoğu gey ve lezbiyen. Eylemlere gelen tipler. Onur yürüyüşlerinin organizasyonuna yardım eden tipler. Bizi destekleyen, sırtımızı verebileceğimiz tipler. Ama çok azı bunu açıktan söyleyecektir, hatta bazıları bunu yapmaktan korktuğunu da söylediler. Epeycesi bu tartışmanın ve genel olarak hareketin sansürcü gidişatından kafası karışmış ve rahatsız durumda.

Şimdi yalanı evrenselleştirmiş mi oldum? “Herkes aslında benim gibi düşünüyor” mu diyorum? Belki ben hep yanlış insanlarla takılıyorum? Hiç sanmıyorum. Belki de insanın beden ve ruh açısından erkekten dişiye veya dişiden erkeğe dönüşebileceğine gerçekten inanan trans olmayan insanlar vardır. Ama henüz onlardan biriyle tanışmadım. Tanışsaydım da beni ikna edemezlerdi çünkü bu mümkün değil. Gelecekte mümkün olabilir. Kim bilir? Ama şu an için mümkün değil. Mümkünatı yok. Şu an gerçeğin bu olmasından rahatsızsanız ve birini suçlamak istiyorsanız, varsa bir Allah’ınız onu suçlayın, kendinizi daha iyi hissedecekseniz evrimi suçlayın veya gerçekliğin kendisini suçlayın (Allah biliyor ya ben sürekli yapıyorum) ama bunu söylemeye cesaret eden kadınları suçlamayın.

Kendilerini nasıl istiyorlarsa öyle sunan, giyinen ve ifade eden erkek ve dişi insanlarla bir barda birlikte oturmaktan, eğlenmekten, çalmaktan, çalışmaktan, çay içmekten, dans etmekten, şakalaşmaktan ve kampanya yürütmekten son derece mutluyum; aslında tüm “hetero mekanlarda” olacağımdan daha mutlu ve rahat hissediyorum kendimi böyle mekanlarda. Çevremin yarısını toplumsal cinsiyet uyumsuzu insanlar oluşturuyor. Ben de onlardan biriyim. Ama cinsel kimlik hoşnutsuzluğunun var olduğuna inanıyorsak, ki birçok trans insanın buna katılacağından eminim, ve bunun ciddiye alınması ve tedavi görmesi gerektiğinde hemfikirsek, ki birçok insanın buna katılacağından eminim, şu an kabul görmüş olduğu üzere, kişinin özdeşleştiği cinsiyette toplumsal kabul görmesi, bu tedavinin parçasını teşkil ediyor. X’e kadın olarak davranacağım çünkü, X’in erkek olarak doğduğunu ve erkek olduğunu bilsem de, bu şekilde erkekmiş gibi davranmaktan çok daha iyi hissedecek kendisini. Buraya kadar sorun yok.

Şimdi, bu bir sürü insanı yaralayabilir ama ben meseleyi esasen şöyle görüyorum: trans (veya bazı insanların adlandırılmayı tercih ettikleri şekliyle, transseksüel) insanların kendilerini ifade ettikleri (veya sundukları, tanımladıkları, özdeşleştikleri) cinsiyette toplumsal kabulü, tedavilerinin bir uzantısı, tedavilerinin toplumsal bir öğesi veya toplumsal bir uzantısıdır. Bunun, hayatları kolaylaştırması beklenir. Bazı yönlerden, epeyce transfobi, homofobi ve kadın düşmanlığı (çoğu zaman birlikte) hala var olsa da, birçok insanın bunu yapıyor olması, toplumun iyi niyetinin bir göstergesidir.

(Benim geldiğim Kuzey İrlanda’da transfobi, homofobi ve kadın düşmanlığı çok yaygın, açıktan yapılıyor ve toplumun “ileri gelenleri” diledikleri an nefretlerini ortaya dökmekten hiç çekinmiyorlar. Kadınlar Kuzey İrlanda’da hala kürtaj olamıyor. Eşcinsel erkekler ve lezbiyenler evlenemiyor.)

Burada sözcük kullanımımı yanlış anlayan olabilir diye netleştireyim, eğer bir kişinin kimliğini onaylamanın bireye son derece zararlı olacağı, ciddi ruhsal strese yol açacağı vb. yaygın olarak düşünülseydi, o zaman toplumu insanların kimliklerini onaylamaya kesinlikle cesaretlendiriyor olmazdık. Ama (şu anda) kimliği onaylamanın insanların daha mutlu yaşamlar sürmesini sağlayabileceği düşünüldüğünden (bugün içinde yaşadığımız koşullarda), bu teşvik ediliyor ve bu konuda kampanyalar yapılıyor. Yani bu anlamda, bu, belirli türde bir sıkıntıya yönelik bir tedavi işlevi görüyor.

Ancak, olumlamanın kendisi onu doğru yapmıyor. Bu yüzden bunu (şu an çoğunlukla sosyal bir görgü kuralı veya tabu olarak görülen) bir tür tedavi/iyileştirme/iyi etme olarak görüyorum. Bu, herkesin buna yasal olarak mecbur olması veya söyleyerek katılmak zorunda olması anlamında gelmiyor (çünkü nihayetinde doğru olmayan bir şey). Ne de hiçbir koşulda hiç kimsenin bu tabuyu yıkmaması gerektiği anlamına geliyor. Bunu yapmanın uygun olduğu/olacağı durumlar vardır. Şu an, bu tabuya dokunmamanın, tartışmanın ilerleyememesi ve tek bir sahte öncüle dayalı bir dizi iddianın etrafında kavgaya dönüştüğü fasit bir daireye hapsolması anlamına geldiği, özellikle kadınların cinsiyet temelli yasal hakları ve daha genel olarak toplumsal cinsiyet ve kimlik etrafında dönen tartışmalar var. Toplumun kendisini bir cinsiyette hisseden ama aslında öteki cinsiyette olan bir kesimi, söz konusu cinsiyet kategorisine (kadınlar / dişiler) otomatikman dahil edilmekte ısrar ediyorsa, kadınlar ve trans kadınlar diye iki grup olduğu pozisyonundan başlamazsak eğer, cinsiyet temelli hakları nasıl konuşabiliriz? Biri dişi cinsiyetten, diğeri ise erkek. Bu böyle. Bu durumda tartışma tabuya dokunmadan ilerleyemez.

(“Tıbbi” terminoloji konusunda not: Translığın hastalıkmış gibi ele alınmasına son verilmesine dönük (tartışmalı) çağrılar olduğunu biliyorum, bu yüzden “tedavi” lafı kötü ve hatta geri kafalı gelebilir ama bir taraftan da (talep halinde) daha fazla ve daha hızlı tıbbi müdahale için kampanya yapıyorken bu nasıl mümkün olabilir, bilmiyorum. Bu tartışmadaki tutarsızlıklar ve paradokslar serisinin yalnızca bir tanesi bu. Aynı insanın bu meselenin tıbbın konusu edilmekten çıkmasını savunurken bir sonraki lafında talep halinde hormon ve engelleyicilere erişim sağlanmasını savunabildiğini gördüm. Benzer şekilde, toplumsal cinsiyetin doğuştan, hatta değişmez olduğunu söyleyen birinin, toplumsal cinsiyetin bir sosyal inşadan ibaret olduğunu düşünmeyen herkesi gericilikle suçladığını görmek de yaygın. Gel de çık işin içinden.)

Beni yanlış anlamayın, kabul etmenin/görmenin iyi bir şey olduğunu düşünüyorum. Ama cinsiyetin var olduğunu da biliyorum. Cinsel yönelimin var olduğunu biliyorum (belki de arada bir kendisini dişi olarak sunan çok efemine görünümlü bir erkeğin beni etkileyebiliyor olmasının ama bugüne kadar hiçbir doğuştan kadında bunu yaşamamış olmamın nedeni de budur). İşte bu yüzden bu mesele bu kadar hassas–insanlar (aslında sanırım çoğu insan), dostlarının ve ailelerinin ve de yoldaşlarının mutlu olmasını istiyor, bu yüzden aslında zıt cinsiyette olduklarını bilmesine rağmen söyledikleri cinsiyettelermiş gibi yapıyor. Bunun nasıl göründüğünü biliyorum ve bu sözlerin bazılarını yazarken kendimi çok kötü hissediyorum çünkü muhtemelen çok olumlu bir toplumsal görgü kuralını bilerek ve bozguncu şekilde ihlal ediyormuşum gibi geliyor. Kim insanlara kendini kötü hissettirmek ister ki? Ama mış gibi yapmanın ucunu kaçırdığımız, bunu yapmanın altında yatan mantığı tamamen yitirdiğimiz ve aslında artık zarar verir hale geldiği bir noktaya vardığımıza inanıyorum. Geylere ve lezbiyenlere zarar veriyor, trans insanlara zarar veriyor, kadınlara zarar veriyor ve toplumsal cinsiyet ve cinsel yönelim meselelerini açıkça tartışmaya ve tartışma özgürlüğüne son derece zarar veriyor. Eğer bu toplumsal tedavi/iyileştirme/iyi etme veya sosyal görgü kuralı en ufak eleştiriye–hatta evrensel bir hakikatin (örneğin “cinsiyet vardır,” ki bir keresinde bunu dediğim için kınanmıştım) dile getirilmesine–bile katlanamayacak kadar kırılgansa, o zaman belki de bunu nasıl yaptığımızı bir daha düşünmemiz gerek.

Dolayısıyla hayır, yalanı ben evrenselleştirmiş değilim, yalanı hepimiz evrenselleştirdik. Belki de en iyi niyetlerle, en içten dayanışma duygularıyla–insanların yaşamını kolaylaştırması beklenen–beyaz bir yalanı, kendi başına çözümsüz gibi görünen bir sürü soruna yol açan sosyal bir tabuya dönüştürdük. Dokunulması–özellikle de dokunan bir kadınsa–en acımasız ve görülmedik kınamalara ve tepkilere sebep olan bir tabu. Bu yolun yol olmadığı, LGBT hareketinin gidişatı için yanlış bir yol olduğu (eğer son gelişmeler sizi ikna etmediyse) daha önce de gayet belliydi.

Bu beyaz yalan etrafına koca bir yeni literatür inşa edildi. Sürekli yeni yeni, hepsi de kendi tedavisine, muamelesine, davranış kuralına ve tabusuna sahip sayısız toplumsal cinsiyet ve kimlik ortaya çıkıyor. Bütün bir gençlik kuşağı, cinsiyet ile toplumsal cinsiyet arasındaki farklar konusunda şaşkına dönmüş, cinsel yönelim nedir, “toplumsal cinsiyet kimliği” nedir, kafası karışmış durumda. Birçoğu, gayet samimi bir şekilde, birinin bir gün kadın, diğer gün erkek, bir sonraki gün başka bir şey olabileceğine ve herkesin bunu kabul etmesi, aksi halde geri kafalı, faşist veya “TERF” sayılması gerektiğine inanıyor. Artık “trans kadınlar kadındır” lafını söylemeyi reddetmenin ifşa edilmeye neden olduğu bir noktadayız. Kadınlar (neredeyse daima kadınlar, çoğu da lezbiyen kadınlar–yani mücadelede omuz omuza olduğumuz kız kardeşlerimiz!–oluyor bu dışlananlar) ‘aman hareketten dışlanmayayım, ifşa edilmeyeyim ve (bazı durumlarda da) kendimi hiçbir platformda ifade edemez hale gelmeyeyim (yakın zamana dek sadece dümdüz faşistlere uygulanan bir taktik) diye (birkaç yıl önce Chimamanda Ngozi Adichie’nin başına geleni düşünün) bu yalanı tekrar etmek mi zorunda?

Doğru olan bir şeyi dile getirmeye karşı yeni bir toplumsal tabu oluşturma konusunda öyle ileri gittik ki, herkesin hakikati bildiği ama hiç kimsenin söylemeye cesaret edemediği bir zihinsel ve dilsel jimnastik sahasında bulduk kendimizi. Artık iyice kafayı kırmış vaziyette, esasında tartışılacak hiçbir yanı olmayan “Lezbiyen = dişi homoseksüel” gibi ifadeleri sorun haline getiriyoruz. Hem de bir binanın ön cephesine kocaman parlak harflerle “Repeat after us: Trans women are women” (Bizden sonra tekrarla: Trans kadınlar kadındır) sözlerinin yansıtılmasının LGBT hareketi için muazzam bir çaba olarak görüldüğü ve pembe basın tarafından saldırganca bir dogmatik eylem sayılmak yerine kutlandığı bir ortamda. Tüm bunlara Orwellyen diyen insanlar duydum ve ne demek istediklerini anlıyorum. Ama bu Orwell’in kıt katılığı için fazla absürt. Bu daha çok bir Kafka romanına benziyor.

Kadınların Penisi Yoktur

1__LUekV_5jgqtTV-eZRyr-Q.png
Crosby Kumsalı

Beni bu yazıyı yazmaya mecbur eden olay, dosdoğru Dava romanından çıkmış olabilecek bir şey. Bu hafta bazı kadınlar (basın tarafından “TERF” diye adlandırılıyorlar) bana çok da uzak olmayan Merseyside’daki Crosby kumsalına stikırlar yapıştırdılar. Liverpool ReSisters adlı bir grup galiba. Bu grupla ilgili toplumsal cinsiyeti eleştirdikleri haricinde hiçbir bilgim yok. Stikırlar, üzerinde “kadınların penisi yoktur” yazılı bir penis şeklinde (gençlerin her gün duvarlara çizdiği cinsten). Hepsi bu. Bu kadar. “Kadınların penisi yoktur.” Kumsaldaki Anthony Gormley heykelinin kasık bölgesine ve bir direğe yapıştırıp fotoğrafını çekmişler ve sonra da Twitter’a koymuşlar.

Bunu zavallıca veya ergence bulabilirsiniz ama bu kadınların da bir eylem yapmaya çalıştığı açık, değil mi? Ve hedef kitlelerinin kim olduğu çok net: toplumsal cinsiyeti eleştiren diğer kadınlar ile LGBT insanlar–yani bu tartışmanın parçası olan insanlar. Eylemin amacı insanların tepesini attırmak. Yaptığı şey tam da bu oldu. Belediye Başkanı Joe Anderson (o yolsuz ve iğrenç pislik domuz), Twitter’da kadınları kınayan bir açıklama yaptı:

“Grubu bilmiyorum, stikırları kaldıracağız ve polisle sorumluları bulmak için birlikte çalışacağız. Unutmayın, Liverpool farklılıklarıyla ve eşitlik mücadelesi geleneğiyle #ONUR duyuyor. Trans sakinlerimizi ve tüm LGBT topluluğumuzu seviyoruz.”

Bu tabii ki Liverpool ReSisters’ın beklediği (belki de ifşa etmek istediği) yanıttı ve bu yanıtı almayı başardılar. Belki “sorumluları bulmak için polisle birlikte çalışacağız” kısmını beklemiyorlardı. Ben kesinlikle beklemiyordum. (Merseyside polisi daha sonra bunu olası bir nefret suçu olarak ele alacağını teyit etmiş. Bu yazı konusunda benimle görüşmek isterlerse, adresim kendilerinde var!)

Başka herhangi bir bağlamda omuz silkip veya gülünüp geçilecek bir stikırın, bir gerçeği–gezegendeki 7 milyar insanın, analarından penissiz doğanların %99,9999’unun yaygın şekilde inandığı bir gerçeği–ifade eden bir stikırın böylesine tehditlerle (hem de büyük bir şehrin belediye başkanından ve polisinden!) ve kınamalarla karşılanıyor olması, doğrusu, biraz afallatıcı olmaktan fazla. Bu tedirgin edici. Tüyler ürpertici. Şok edici. Her hafta bunun gibi bir olay yaşanıyor. Kadınlar (çok yakın zamana dek) tamamen tartışmasız olan şeyleri ifade ettikleri için ifşa ediliyor, kınanıyor, karalanıyor ve yerden yere vuruluyorlar. Belki bunların bazıları, mesela bu ReSister’lar, gerçekten de trans insanlardan nefret eden berbat insanlar. Belki… Tanımıyorum ki onları. Ama hiç sanmıyorum. Velev ki bunlar Britanya’nın en ukala geri kafalıları; “kadınların penisi yoktur” lafı gerçekten de artık nefret söylemi mi oldu yani? Gerçekten mi? Bu kadar mı ileri gittik? Sıradaki ne? “Kadın” da mı nefret söylemi olacak?

“TERF” olarak damgalandığını gördüğüm insanların birçoğu transfobik, homofobik veya hiçbir türden fobik değiller. (Bu tanıma sığmadığını düşünen radikal feministler varsa eğer, özür dilerim.) Bildiğim kadarıyla birçoğu geleneksel anlamda radikal feminist bile değiller. Çoğu aynı zamanda lezbiyen, bu yüzden onların söz hakkını çok önemsiyorum (LGBT hareketinin ilk harfini oluşturan ve tüm gençliğim boyunca arkamı–çoğu zaman gey erkeklerden bile çok–kollamış olan lezbiyenler). Yarısı, çoğu zaman yaptıkları masum bir yorum üzerine kınandıktan/ifşa edildikten sonra tartışmanın içine düşüyorlar. Aslında ben de bir tartışma olduğundan bu şekilde haberdar oldum; cinsiyetin var olduğunun genel bir bilgi olduğunu ve bunu söylemekte bir sorun olmadığını varsayarak, skandal (ve görünen o ki “özensiz”) şekilde cinsiyetin gerçekten de var olduğunda ısrar ettikten sonra.

Gelin buna neyse o diyelim: Bu saçmalık. Sekter bir saçmalık. Sansür. Bu bir cadı avı (TERF avı) ve üzgünüm ama eğer tek başına bu olay bile sizi LGBT hareketinin gidişatı konusunda bir tartışma yapılması gerektiğine ikna etmiyorsa, kafanızı o kadar açmışsınızdır ki, beyniniz düşmüş demektir.

Dahası, bu tür (neredeyse daima kadınların ifşa edilmesinden/kınanmasından görülebileceği üzere, çoğu zaman çok güçlü bir kadın düşmanlığı içeren) cadı avları, kendine solcuyum diyen hiç kimse tarafından desteklenmemeli. Her şeyden önce, kadınlar istediklerini ifade etme hakkına sahipler. İkinci olaraksa, kadınlar yasal haklarını etkileyeceğine inandıkları meseleler konusunda bir araya gelme ve tartışma yürütme hakkına sahipler–isterseler bu kadınlar azınlıkta olsun ki o bile tartışmalı. Buna ilkesel olarak inanıyorum. Bazılarının söyleyeceği şeylerin çoğuna katılmasanız bile (inanın ben de Radikal Feminist teorinin epeyce bir kısmına katılmıyorum), kadınların kendi hakları söz konusu olduğunda kendilerini ifade etmesinin ve örgütlenmesinin sol açısından bir ilke olması gerektiği kesin, veya en azından, onları susturmak isteyen ve onlara çenelerini kapatmalarını söyleyenleri kınamalıyız, öyle değil mi? Yoksa solda artık ilke, feminist toplantıların tehdit ve göz korkutma ile engellenmesi konusunda suskun kalmak mı oldu? Diliyorsanız siz bu kuyuya düşün, ama aşağıda adını anmaya değer tek bir sosyalist bile bulamazsınız.

Benim–ve belki de sizin–gibi, trans kadınların kadın veya trans erkeklerin erkek olduğuna inanmayan (veya bundan bile azı, henüz bir görüşe sahip olmayan ve bu konuda tartışmak isteyen) kadınlar, feministler solda, sağda, merkezde kınanıyor, ifşa ediliyorlar (şimdi de siyasetçiler ve polis tarafından tehdit ediliyorlar), kendi haklarını konuşmak için toplantı düzenlemeleri, platformlarda kendilerini ifade etmeleri engelleniyor, nefret dolu mailler alıyorlar vb. Özünde yaptıkları bir tabuya dokunmaktan ibaret. Gerçeği söyleyerek.

Kadınların bu meseleleri neden şimdi konuşmak zorunda kaldığı, doğuştan kadınlar ile trans kadınlar arasında algıladıkları potansiyel çatışma noktaları, kişinin kimlik beyanına dair yeni öneriler ve Toplumsal Cinsiyeti Tanıma Yasasına getirilmesi planlanan değişiklikler, kadınlara özel mekanlar vb. gibi meselelere burda girmeyeceğim. Veya cinsel kimlik hoşnutsuzluğu şikayetiyle sağlık sistemine başvuran genç kadınların sayısındaki ciddi yükseliş ve bunun ne anlama geldiği meselesine. Zaten yeterince uzattım. Bunlar başka bir yazının konusu ve üstelik, birçok kadın ve birçok trans kadın benim yapabileceğimden çok daha ikna edici ve kapsamlı şekilde bu konularda yazdılar. Onları dinleyin. Bu meseleyi düşün. Kafanızı kullanın ve insanların sizi inanmadığınız şeyler söylemeye zorlamasına boyun eğmeyin.

Son olaylar–kendi şehrim Liverpool’daki de dahil–beni bugüne gelene kadar bir yerlerde ciddi bir hata yaptığımıza ve tamamen sansürcü ve sağlıksız bir ortama mahkum olmadan önce bunu düzeltmeye çalışmamız gerektiğine ikna etti. Mesele “trans kadınlar kadındır” kadar basitmiş gibi davranmayı bırakalım. Mesele basitmiş gibi davranmayı bırakalım. Değil. Zor bir mesele ve LGBT hareketi içinde ve daha genel olarak kamuoyunda açık ve özgürce tartışılması gerekiyor. İnsanların bu konuda neden endişe duyduğunu anlıyorum–geçmişin homofobik sözde “kamuoyu söylemini” hatırlatıyor–ama bu dediklerimi not edin, eğer şimdi halletmezsek, birkaç yıl içinde boku yiyeceğiz. Bunu şimdiden hissedebiliyorum. Son olarak, ey solcular, feministlere kes sesini demeyi bıraksanız nasıl olur? Cidden hiç iyi görünmüyor.

1_4ZoE7SKR89AdabdeejIozw.jpg
GLF

Neye inanmadığımı netleştirdiğime göre neye inandığımı söyleyeyim: Herkesin kendini topluma tercih ettiği şekilde sunma, nasıl istiyorsa öyle giyinme, kendisini nasıl istiyorsa o şekilde adlandırma hakkına ve ulusal sağlık sisteminden ihtiyaç duyduğu sağlık hizmetini ücretsiz alabilme hakkına sahip olması gerektiğine inanıyorum. Toplumsal cinsiyet uyumsuz insanların–ister gey, lezbiyen, trans olsunlar, isterse sırf böyle olduklarından şüphe edilsin–toplum tarafından çok çok uzunca bir süredir bastırıldığına–ve dünyanın büyük kısmında hala sırf toplumsal cinsiyet uyumsuz oldukları için ölüm riskiyle karşı karşıya olduklarına–inanıyorum. Hala mücadele etmemiz gerektiğine ve beraberce mücadele edersek daha iyi olacağına inanıyorum. Bu hafta sonu Manchester’da gey ve lezbiyen kardeşlerim ve kız kardeşlerimle ve trans kardeşlerim ve kız kardeşlerimle birlikte yürüyor olacağım. Kat ettiğimiz bu uzun yolu elbette kutlayabiliriz ama önümüzde daha uzun bir yol var.

Bu yazının incitmiş olabileceği herkesten–kadınlar, trans kadınlar, trans erkekler (yani Joe Anderson hariç herkesten, o siktir olabilir!)–özür dilerim, gerçekten. Bunu yazmaya karar vermem epey uzun sürdü ve “buraya nasıl geldiğimiz” ve muhtemelen yarardan çok zarar getirmiş olan kendi “beyaz yalanım” ile ilgili olarak şahsen üzerime düşen tüm sorumluluğu alıyorum. Bu sözlerin altında nefret yok, dayanışma amacı ve bu tartışmada bir netliğe ve mutabakata varma konusunda gördüğüm aciliyet var–en önemlisi de bir sonraki LGBT kuşağına bırakacağımız mirasın kaygısı var. Hiç kimsenin cinsiyet değiştirebileceğine inanmasam da, trans kardeşlerimin ve kız kardeşlerimin, baskı ve ayrımcılıktan azade, onurlu ve saygın bir yaşam sürmesini tam olarak desteklediğimi ve haklarınız için kampanyalar yapmaya/katılmaya devam edeceğimi bir kere daha vurgulamak istiyorum.

Kadın olarak yaşayın, erkek olarak yaşayın. Nasıl istiyorsanız öyle yaşayın. Buna saygı duyuyorum. Ama dogmaya, hiçbir yere varmayan inandırma taleplerine, zorbalığa veya sansüre boyun eğmeyeceğim ve bazı kadınlar zorbalığa maruz kalır veya sansürlenir veya inanmadıkları bir dogmayı söylemeye mecbur edilirken artık kenarda durmayacağım.

Dayanışmayla,
Cinsiyet uyumsuz dostunuz,
Connor Kelly

NOT: Beni kınama niyetindeyseniz, bana TERF demeden önce iki kere düşünseniz iyi olur. Radikal Feminist değilim. Erkeğim ve bildiğim kadarıyla bu beni birçok feminist örgütten (radikal feministleri kendimle genel anlamda “aynı safta” görsem de) otomatik olarak diskalifiye ediyor. Radikal feminizmle felsefi ve siyasi olarak birçok noktada ayrı düşünüyorum. Ben bir sosyalist, bir Marksist’im — belki de sanatçı olduğumdan, ifade özgürlüğünü özellikle umursayan bir sosyalist ve Marksist. Beni siyasi olarak tanımlamak istiyorsanız şu işinize yarayabilir. İyi bir dost bir keresinde şöyle demişti bana: “Connor, sen kafaca sosyalist, kalben anarşistsin.”

Sosyal medyayı artık kullanmıyorum, dolayısıyla bu platformlarda bana ulaşamazsınız. Bu yazıya gelebilecek eleştirileri tartışmaya açığım. Medium’u daha önce kullanmadığım için en iyi nasıl yapılır emin değilim. Biri bu yazıya bir yanıt yazmak isterse, alttaki yorumlar kısmını kullanması veya bu hesap için kullandığım adrese mail atması iyi olabilir ama nadiren yanıt verebiliyor olacağım. Gelecekte bu eleştirilere yanıt olarak yeni bir yazı yazmak isterim ama tehdit edici ve net şekilde tacizkar yanıtlara cevap vermeyeceğimi belirtmek isterim. Yine de (nasıl çalıştığını çözebilirsem) yorumlar bölümünü TAMAMEN AÇIK bırakmak istiyorum, çirkin yorumlara bile. Eğer bunların silindiğini görürseniz, bilin ki ben silmedim.

Çeviri: Serap Güneş

Reklamlar

Hareketimize Ne Oldu? – Connor Kelly” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s