İsveç’te aşırı sağın yükselişi: “Göçmen karşıtlığı değil ekonomi etkili”

isvecsecim

İsveç’te aşırı sağ İsveç Demokratları partisinin yükselişini, bu partinin aday ve seçmenlerini kapsamlı veriler üzerinden inceleyerek anlamaya çalışan araştırmacılar Ernesto Dal Bó, Frederico Finan, Olle Folke, Torsten Persson ve Johanna Rickne, esas tetikleyicinin ekonomik şoklar olduğunu, göçmen karşıtlığının ise ekonomik bağlam içinde dolaylı etkili olduğunu ortaya çıkardılar. İsveç’te Pazar günü gerçekleşen ve aşırı sağ partinin beklendiği gibi büyük bir çıkış yakalamadığı seçimlerden hemen önce, Ağustos 2018’de yayınlanan çalışma “Economic Losers and Political Winners: Sweden’s Radical Right” (Ekonomide Kaybedenler ve Siyasette Kazananlar: İsveç’in Radikal Sağı) başlığını taşıyor. Çalışmanın giriş bölümünü aşağıda özetledik:


Geçtiğimiz yirmi yıl içinde, birçok gelişmiş demokraside radikal sağ partilerin belirgin şekilde güçlendiği görüldü. Bu, kıtaları ve seçim sistemlerini aşan bir trend. Radikal sağ partiler Avrupa’da çok sayıda, radikal sağdaki politikacılar Avusturya, Finlandiya, Macaristan, İtalya, Polonya, Slovenya ve ABD’de hükümetlerin parçası oldular ve Avustralya, İsrail ve Japonya’da da bu gibi siyasetler ortaya çıkıyor. Bu yeni siyasi oluşumların bazı ortak özellikleri var. Birçoğu geleneksel değerlere, kanun ve nizama vurgu yapıyor ve geçmişi yüceltiyorlar. Programları genellikle milliyetçi, yerlici ve popülist bir göçmen karşıtı ve sistem karşıtı mesaj veriyorlar. Çoğunlukla liberal demokrasinin çekirdek değerlerine meydan okuyorlar.

Çeşitli akademik alanlardan bilim insanları radikal sağın yükselişine açıklama getirme işini acil görev olarak belirledi. Bu literatürdeki önemli tartışmalardan biri, radikal sağın bir ülkede belirli bir zamanda genişlemesine imkân veren tetikleyici etmenleri ilgilendiriyor. Bu tartışmanın merkezinde ekonomik koşullarda yaşanan şokların rolü yer alıyor. Bunlar ya kritik faktörler ya da dikkatlerin sosyokültürel açıklamalardan çarpıtılması olarak görülüyor.

Bu makale, İsveç’in radikal sağı üzerine çoğunlukla betimleyici bir vaka çalışması sunuyor. Yaptığı kritik katkılardan biri, bir radikal sağ partinin – İsveç Demokratları – yükselişini, hem talep (seçmenler) hem de arz (politikacılar) yönünden incelemesi. İdari kayıtlardan alınan ayrıntılı verileri kullanarak, radikal sağın yükselişini, İsveç nüfusunun geniş alt grupları için ekonomik eşitsizlik ve iş güvenliği açısından büyük şoklara neden olan iki olayla ilişkilendiriyoruz.

Politikacılar ile seçmenleri birlikte incelememiz, İsveç Demokratları’nı bir yurttaş-aday hareketi olarak karakterize etmemize imkân veriyor. Politikacılar ve seçmenler ortak emek piyasası deneyimlerine ve dış gruplara – siyasi seçkinler ve göçmenler – karşı ortak tavırlara sahipler. Politikacıların büyük çoğunluğu, mevcut parti yapılarından kopmaktan ziyade, siyasete yeni girmişler. Tek tek politikacıları incelediğimiz bu özgün çalışma, radikal sağın yükselişinin siyasi seçilimi nasıl etkilediğini değerlendirmemize imkân veriyor. Yeni politikacılar, daha önce zaten zayıf bir siyasi temsilin olduğu, az kaynaklı emek piyasası segmentlerinden geliyorlar. Aynı zamanda bu politikacılar, görece deneyimsizler, düşük eğitime ve gelirse sahipler ve buna görece düşük kamu hizmeti motivasyonu eşlik ediyor. Bu durum, siyasi sınıfın ortalama vasıflarını zayıflatıyor.

Öncelikle, çalışmamız ekonomik şokların radikal sağın yükselişini nasıl açıklayabileceğine yeni bir ışık tutuyor. İsveç Demokratlarının yükseliş momentinden başlıyoruz: 2006 ve 2010 arasında parlamentoya girebilecek kadar büyümek ve 2014’te İsveç’in en büyük üçüncü partisi (%12,9 oyla) olmaya kadar gelmek. Bu dönem 2015 mülteci krizinden önce ama nüfusun geniş bir kesimi için görece ekonomik durumu kötüleştiren iki olayla tesadüf ediyor. 2006’da, bir merkez sağ partiler koalisyonu iktidara gelerek, vergi kesintilerini ve sosyal güvenlikte (yardımı çalışmaya bağlayan) kemer sıkmayı içeren dramatik bir reform paketi uyguladı. Sadece 6 yıl içinde, bu reformlar gelir eşitsizliğinde dramatik bir artışa neden oldu. Kazanılan gelir vergisi indirimleri ile gelirler istikrarlı bir işe sahip “içerdekiler” (emek piyasasının içindekiler) için büyümeye devam ederken, harcama kesintileri istikrarsız işlere sahip veya işsiz “dışarıdakiler” (emek piyasasının dışındakiler) için harcanabilir gelirde bir durgunluğa neden oldu. İkinci önemli olay 2008 mali kriziydi. Kriz, nüfusun istikrarlı bir işe sahip olan ama işleri, “güvendeki içerdekiler” kesimine nazaran otomasyonla veya diğer rasyonalizasyon formlarıyla gereksizleşmeye daha müsait olan kesimlerinin iş güvencesizliğini arttırdı.

Bu olayların sonuçlarını analiz etmek için, 1979-2011 arasında tüm yetişkin nüfusu için yıllık gözlemlerin bir panelini sunan kapsamlı kayıt verilerinden başlayarak nüfusu ekonomik açıdan kazananlar veya kaybedenler olarak sınıflandırıyoruz. Bu verilerle, tek tek politikacılar ve her seçim bölgesinin sakinleri için ekonomik ve sosyal koşulları karakterize edebiliyoruz. Dolayısıyla emek piyasasının içindekiler ve dışındakiler SELMA kategorizasyon modeli kullanılarak, gelir kaynaklarının bileşimi üzerine ayrıntılı verilere dayanılarak belirleniyor. İçerdekiler otomasyonla işini kaybetme risklerine göre bölünüyorlar. Bu bize hassas ve güvende içerdekiler olarak iki grup veriyor.

Ana bulgular ve bunların yorumu

Görece bir geliş düşüşü ve yüksek iş güvencesizliği yaşayan grupların radikal sağ politikacı ve seçmenler arasında yüksek temsil edildiğini bulduk. İsveç Demokratları’ndan politikacılar arasında, hem nüfusla hem de (daha keskin bir karşıtlıkla) diğer siyasi partilerle karşılaştırıldığında, daha fazla dışarıdaki ve hassas içerideki var. Yüksek temsil, emek piyasasının dışındaki alt gruplar için, bunların “make work pay” (çalışmanın çekiciliğini artırmaya dönük teşvikler – ya çalışana gelir vergisi indirimi ya da işverene istihdamı kolaylaştırıcı vergi indirimi – aracılığı ile işi gelir getirici kılmak) reformlarından kayıpları (içerdekilere kıyasla) büyüdükçe artmakta. Seçmenler açısından, İsveç Demokratları’nın seçim başarısı ile ekonomik reformların ve mali krizin etkisi arasında güçlü bir pozitif korelasyon bulduk. Negatif ekonomik şoklar ile güçlü korelasyon farklı bölgelerden göçmenlerin mevcudiyeti veya gelişi ile veya coğrafi bir alanda göçmenlerin iş sahibi olmasından veya sosyal yardım almasından etkilenmiyor. Bunlar aynı zamanda suç oranları, göçle ilgili medyada çıkan haberler veya yerel siyasi bağlamdaki değişkenler gibi kontroller karşısında da değişmiyorlar.

Seçmen davranışları analizimiz, radikal sağ seçmen davranışı üzerine ampirik literatüre katkı sağlıyor. Siyasi reformlardan ve ekonomik krizlerden kaynaklanan ekonomik eşitsizliği inceleyerek, iktisatçıların ticaret ve teknoloji şoklarının seçmen davranışı üzerindeki etkisine olan son dönemdeki ilgisini tamamlıyoruz.

Ekonomik şoklardan zarar gören yeni politikacıların ve seçmenlerin, geleneksel olarak gelir eşitliğine ve iş güvenliğine dönük politikalar benimsemiş İsveç Sol Partisi veya Sosyal Demokratları yerine neden radikal sağa yöneldiği sorulabilir.  Analizimin sunduğu cevap, siyasi solun emek piyasasının dışındakiler ve hassas içindekilere nazaran güvende içindekilere daha yakın politikacıları öne çıkarması. Bu bulgumuz, ekonomik kaybedenler gruplarının özellikle büyük olduğu yerlerde İsveç Demokratları’nın diğer partilere nazaran bu gibi politikacıları öne çıkarması ile de destekleniyor.

Açıklamamızın diğer tarafında, ekonomik şokların müesses sol partilerin parçası olduğu hükümete güveni azaltması var. İsveç Demokratları’nın seçim desteğindeki artışın, emek piyasası dışındakiler ve içindekiler arasında siyasi partiler dahil hükümet kuruluşlarına yönelik güvende net bir farklılaşma ile üst üste düştüğünü bulduk. Kendileri de küskün seçmenlerle aynı arka plandan gelen adayların, bu güven uçurumunu daha iyi kapattığı sonucu çıkarılabilir.

Peki ya göç, cinsiyet ve eğitim? Analizimiz göçe doğrudan maruziyet ile radikal sağ destek arasında bir bağlantı göstermiyor. 2002-2014 arası İsveç Demokratları’nın yaşadığı yükseliş, İsveçlilerin ortalama olarak göçe daha yüksek toleranslı olduğu bir dönemde gerçekleşmiş. İçerdekiler ile dışardakiler arasındaki göçmen karşıtı tavır farkı, hükümet kuruluşlarına yönelik güvendeki farklılaşmadan daha zayıf. Bu, göç karşıtı söylemin partinin seçim başarısında oynadığı önemli rolü dışlamıyor. Müesses partilere güvenin azalması ile, geleneksel siyasi sınıfın kapsayıcı değerleri ile bu denli zıt düşen bir tutum almak, sistem karşısında uzlaşmaz bir muhalefet görüntüsü veriyor ve bu, yurttaş adayların elde ettiği güvenilirliği tamamlıyor.

Dahası, ekonomik sonuçlardan göçe dair tutumlara ve göç politikasının seçmen davranışı üzerindeki belirleyiciliğinin artışına giden dolaylı bir bağlantıyı da kolayca düşünebiliriz. Belki de en önemlisi, ekonomik baskılar insanları göçün maliyetlerini ve örtülü bir şekilde yabancıdan alıp bu ülkede doğmuş olana vermeyi vurgulayan siyasi mesajlara daha hassas hale getirmiştir. Ekonomik şoklar aynı zamanda düşük gelirli yerlilerin, sınıfsal aidiyet hissetme ve gelir eşitliğini desteklemekten, milli aidiyet hissetmeye ve vergi kesintileri (bunun kendileri için bir maliyeti olsa bile) ile göçün kısıtlanmasını desteklemeye kaymasına sebep olmuş olabilir. Benzer şekilde, küskün ekonomik kaybedenler kendi iç grupları ile daha güçlü toplumsal aidiyet geliştirmiş olabilir. Bu seçmenler kendi sıkıntılarının suçunu dış gruplara yüklüyorlarsa, göç karşıtlığının yanı sıra sistem karşıtı da olan bir partiye yakınlık geliştirebilir. Buna benzer başka açıklamalar, literatürde uzun süredir işlenmekte olan, göç karşıtı duruşun ekonomik şoklarla etkileşim içinde popülist seçmen davranışına neden olması olgusunu desteklemektedir.

Ayrı bir konu olsa da eşit ölçüde önemli bir nokta, çoğu zaman düşük eğitimli, beyaz, orta veya işçi sınıfı erkeğin uzun vadeli toplumsal düşüşü meselesidir. Bu nüfus segmenti hem İsveç hem de başka yerlerde radikal sağ seçmenlerin bel kemiğini oluşturmaktadır. İsveç örneğinde bu demografik segment incelediğimiz ekonomik olaylardan etkilenmeye daha açıktı. Ancak incelememiz, cinsiyet, eğitim ve sanayi sektörü ile esnek kontrolden sonra seçmen davranışı ile siyasi aday arasında güçlü bağlantının geçerliliğini sürdürdüğünü gösteriyor. Kısacası, sonuçlarımız hem uzun hem de kısa dönem sosyoekonomik düşüşün önemli olduğunu ve kısa dönem ekonomik düşüşün geçmiş özlemi daha yüksek “latent” seçmen segmentlerinde bir tetikleyici olabileceğini öngören anlayışla uyumlu.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s