Women’s Place UK adına Lortlar Kamarasında yaptığım konuşma – Kathleen Stock

Bu hikâyeden çıkarılacak ders ise şu: kamu kurum ve kuruluşlarının kimden ve ne konuda tavsiye alacakları konusunda daha dikkatli olması gerekiyor. Ve üniversitelerin, bu alanda şu anda kabul görmekte olan düşünce şeklini şiddetle eleştirebiliyor olabilecek yeni araştırmalar üretebilmesini desteklemek gerekiyor.

ks

10 Ekim 2018

(Not: Toplantıda bu konuşmanın kısaltılmış bir versiyonu yapıldı. Trans Soruşturması Raporu ise, dudak uçuklatan görkemiyle şuradan okunabilir.)

Yasal olarak cinsiyet değiştirmeye ilişkin kamu politikası geliştirirken, sadece bir değil birçok çıkar kümesinin söz konusu olduğu, A Woman’s Place ve Fair Play for Women gibi kampanyalar sayesinde sanırım herkes için artık net.

Özet geçmek gerekirse: biyolojik eril cinsin erkek olarak toplumsallaşmış olan üyelerine doğum sertifikalarına ‘dişi’ sözcüğünü yazdırmayı çok kolay hale getirecekseniz, basitçe şu şekilde ifade edilebilecek en az iki sorununuz olacaktır:

· Bazı eril bireylere dişileri taciz etmek için daha fazla fırsat; çünkü eril bireyler daha kolay dişi muamelesi görebilecek, dolayısıyla dişilere daha fazla erişebilecek.

ve

· Dişiler için fırsat eşitliğini tarihsel olarak desteklemiş olan pozitif edimlerin altının oyulması; çünkü artık bazı eril bireyler ‘kendilerini dişi olarak tanımlayabilecek’ ve dolayısıyla bu fırsatlara (kadın kotaları en bariz örnek) erişebilecek.

Ayrıca, sorgulayan, toplumsal cinsiyet uyumsuz, ‘cinsiyet [sex] değiştirmenin’ artık kolay göründüğü bir dünyada kim olduklarını bulmaya çalışan çocuklar için çok fazla kafa karışıklığı da yaratmış olacaksınız.

Dolayısıyla, hepimiz için soru şu: bu rakip çıkarlar arasında nasıl denge kurmalı?

Bu soruya cevap vermeye çalışırken, kamu yararına faaliyet gösteren kuruluşların, bazen zararlı sonuçlara yol açacak şekilde nasıl yanlış yönlendirildiği hakkında konuşmak istiyorum.

Belirli bir meselede görüşü alınanların seçiminin, şu dört temel ve sağduyulu prensibe dayanması gerektiğini düşünüyorum:

· Etkilenen tüm grupların temsili

· Görüş sunanların gereken uzmanlığa sahip olması ve yalnızca uzmanı oldukları alanlarda görüş bildirmesi.

· Görüşüne başvurulanların güvenilirliklerini zedeleyen bir geçmişe sahip olmaması.

· Görüş sunanların, mümkünse, kendi görüşlerini desteklemek için bağımsız şekilde teyit edilmiş kanıtlara başvurması.

Bu dört prensibin gözetilmediği duruma bir örnek olarak, Transgender Equality (Trans Eşitliği) soruşturması üzerinden seçme komite tarafından hazırlanmış ve Ocak 2016’da kamuoyuna sunulmuş rapora göz atmak istiyorum.

Hepinize hatırlatmak istiyorum: bu soruşturma, her ne sebeple ve her kim olursa olsun, herkesin yasal olarak cinsiyet değiştirmesi üzerindeki tüm somut kayıtların kaldırılmasını öneriyor. Ayrıca, bir dizi başka politika da öneriyor, örneğin:

· Yasal olarak cinsiyet değiştirilebilecek yaşın 16’ya düşürülmesi.

· Eşitlik Kanununun mevcut hükmünün, trans kadınların tecavüz kriz merkezleri ve ev içi şiddet sığınakları gibi mesleki ortamlarda çalışmasına ve destek almasına imkân verecek şekilde iptali.

Dolayısıyla, saymış olduğum prensipleri tek tek ele alalım:

a) Trans Soruşturmasının şahitlerinin seçiminde, etkilenen tüm gruplar temsil edildi mi?

Hayır.

Soruşturmaya şahitler olarak, milletvekilleri hariç 20 kişi çağrıldı. Bunların 11’i trans savunuculuğu/lobi gruplarını temsil ediyordu. 9’u görünürde daha ‘tarafsız’ idi. Diğer gruplardan başka hiçbir özel savunucu, şahit olarak çağrılmadı. Örneğin:

· dişilere özel gruplar ve hizmetler,

· cinsiyetin kişi beyanına dayanmasına karşı olan operasyon sonrası transseksüeller ve

· geçiş yapan çocukların endişeli ebeveynleri

gerektiği gibi temsil edilmediler.

Yazılı gönderilen metinlerin kullanımında da trans savunucularının ağır basması ve diğer grupların göz ardı edilmesi söz konusu. Tek bir örnek vermek gerekirse, Nihai Raporda transkadın Jane Fae’nin yazdığı 8 madde var. Ama cinsiyetin kişi beyanına dayanmasına karşı olan transkadın Miranda Yardley’inkiler gibi yazılı metinlere veya tanınmış akademisyen Profesör Sheila Jeffreys’inkilere Nihai Raporda yer verilmemiş.

Belki de genel iyimser düşünce, trans savunucusu grupların hem kendi çıkarlarını hem de rakip gruplarınkini sorumlu biçimde temsil kabiliyetinde olduğudur. Böyle ise, bu sanırım pratikte başarısız olmuş.

Bunu aslında söylenmiş olanlardan bazı örneklere baktığımızda görebiliyoruz.

Örneğin:

· Okullarda cinsiyete göre ayrılmış tesislerin kaldırılmasını savunan Gendered Intelligence Direktörü Jay Stewart’ı buluyoruz. Bunun, dişi öğrenciler üzerinde dikkate alınmış olması gereken açık bir etkisi var.

· Sığınaklarda veya tecavüz kriz merkezlerinde transkadınların varlığından – kendi ifadesiyle – ‘rahatsız’ olduğunu hisseden travmatize olmuş dişi tecavüz kurbanlarının ve ev içi istismar kurbanlarının transkadınların kalabilmesini sağlayacak şekilde ‘eğitilmesi’ gerektiğini savunan, İskoç Trans İttifakı’ndan James Morton’ı buluyoruz. Bu, dişilerin çıkarlarını dikkate almıyor.

· Ve Jane Fae’nin yazılı metninden derlendiği belli olan ve ‘Bir kişiden [Toplumsal] Cinsiyet Tanıma Sertifikasını göstermesini istemek hukuka aykırı olmasa da neredeyse her durumda gereksizdir’ diyen sonuç bölümünü buluyoruz. Ancak bu raporda, dişilerin dezavantajlı olduğu alanlarda (örneğin suç oranlarını veya cinsel saldırı oranlarını ya da maaş farkını kayda geçerken) cinsiyetler [sex] arasındaki farklar hakkında doğru veriler elde etme makul amacından hiç söz edilmiyor.

Şimdi ikinci prensibe dönelim:

b) Trans Soruşturması şahitleri gereken uzmanlığa sahip miydi?

Çağrılan 11 trans savunucusu şahitten 9’u trans insanlardı ve diğer ikisi trans insanların ebeveynleriydi.

Bu şahitlerin algılanan uzmanlığı iki şeyden kaynaklanıyor gibi görünüyor:

· Alakalı yaşam deneyimine sahip olmak ve

· Bazı durumlarda, bir yardım veya lobi kuruluşunu kurmuş veya yönetiyor olmak.

Kendilerini etkileyen yasalar konusunda ilgili insan grubunun üyelerinin yaşam deneyimine kulak verilmesinin önemli olduğunu kabul ediyorum. Ancak, bu o grubun tavsiyelerini sorgulamaksızın doğrudan kabul etmekten farklıdır. Ulusal Sağlık Sisteminin Hasta-Kamu Katılımı yönergelerini karşılaştırırsanız: hastalar ve kamu, araştırma sorularının şekillendirilmesine veya klinisyenlerin araştırmanın etkisini anlamasına yardımcı olmaya dahil olabilir: ama bu soruların cevapları yine de ağırlıklı olarak daha uygun vasıflara sahip uzmanlarca belirlenecektir.

Uzmanlığın sınırlarını aslında raporda verilen kanıtların bazılarında yine görebiliyoruz.

Örneğin,

· Geçiş sürecindeki çocukları ve ailelerini destekleyen Mermaids yardım kuruluşunun başkanı olan Susie Green. Green eski bir BT yöneticisi ve bir trans çocuk ebeveyni. Ergenlik bastırıcıların 16 ve 17 yaşın üzerindeki çocukların yanı sıra daha küçük olanlara da sağlanması gerektiğini önerdiği alıntılanıyor. Bunun tıbbi dayanağına dair hiçbir şey sunulmamış.

· İskoç Trans İttifakından James Morton, yasal cinsiyet değişikliğinin 16 yaşın altındakiler için de sağlanması gerektiğini öneriyor.

· Matematik derecesi olan, Lancaster Öğrenci Birliği temsilcisi Anna Lee, spor alanındaki ulusal yönetim organlarının, trans atletlere ilişkin gereklilikleri gevşetmesi gerektiğini öneriyor.

Yani, şahitlerin konuşmak üzere yeterli donanıma sahip oldukları konu ile bilgi sahibi olarak konuşmak için hiçbir uzmanlığa sahip olmadıkları meseleler arasında sıkça karışıklık görüyoruz.

Bunun, kamu kuruluşlarının trans savunucularının tavsiyelerine bel bağlama şekliyle daha genel bir alakası var. Mermaids’in internet sitesine giderseniz, şu alıntıyı görürsünüz: ‘Mermaids Ulusal Sağlık Sistemi, Emniyet, Sosyal Hizmetler, Okullar, CAHMS ve işyerinde profesyonelleri eğitti.’ Gendered Intelligence’ın internet sitesi ‘okul, üniversite ve gençlik hizmetlerinde bir dizi farklı trans eğitim paketi’ sunduklarını söylüyor.

Ama hangi yetkiyle? Hangi uzmanlıkla? Bu kuruluşların üyeleri genellikle herhangi bir mesleki vasfa sahip değiller ve sahipseler, bu kuruluşlarla çalışmalarının sebebi bu değil. Şu anda hukuk, tıp, sosyal politika, eğitim vb. gibi alanlarda kamu kurumlarına danışmanlık yapıyorlar; ve bazı durumlarda bunu yapmak için hangi yeterliliklere sahip oldukları çok belirsiz.

Görüş alınanların seçimine ilişkin bir sonraki prensibe dönelim:

c) Görüşüne başvurulanlardan herhangi biri güvenilirliklerini zedeleyen bir arka plana sahip miydi?

Benim görüşüme göre bunun en bariz kötü örneği, soruşturmaya çağrılan ilk şahit olan Jess Bradley. Bradley’in Soruşturmadan bu yana NUS’den uzaklaştırılmış olmasını bir yana bıraksak bile, Bradley’in ilişkili olduğu kuruluş olan Trans Sağlığı için Eylem başka şeylerin yanı sıra aşağıdakileri açıktan savunduğundan, burada ciddi bir güvenilirlik sorunu olduğu belli oluyor:

· Tüm trans mahkumların derhal salıverilmesi ve affedilmesi;

· Tüm doğum sertifikalarının son bulması ve

· Hormonların ücretsiz ve talep üzerine reçete edilmesi.

Bunların tümü, Bradley’in kanıt göstermeye hiç çağrılmaması gereken bir aşırılıkçı olduğunu gösteriyor. Bir miktar özen gösterilmiş olsaydı bu kesinlikle tespit edilirdi.

Son olarak sormak istiyorum:

d) Şahitler kendi görüşlerini desteklemek için bağımsız teyit edilmiş kanıtlara başvurdular mı?

Birçok durumda hayır. Trans Soruşturması Raporu, çek edildiğinde hiçbiri doğru çıkmayan, duygulara oynayan istatistiklerle dolu. Örneğin, raporun ikinci paragrafında göze çarpan iddiaya bakalım: ‘Bireyler gündelik olarak yüksek seviyelerde transfobiye maruz kalmaktadır.’ Bu, kendi seçtikleri katılımcılara transfobiden ne anladıklarını soran lobi kuruluşlarının hazırladığı raporlardan çıkarsanıyor. Taciz kurbanlarından tacizin transfobi mi yoksa homofobi mi olduğunu tam olarak belirleyebilmeleri bekleniyor örneğin. Bu, çoğu zaman kurbanın emin olmasının imkânsız olduğu bir şey.

(Bu konuda Stonewall’un geçerliliği sorgulanmayan transfobi tanımı da pek yardımcı olmuyor: ‘Trans olmaları dolayısıyla birinden korkulması veya hoşlanılmaması; buna, onların toplumsal cinsiyetini kabul etmenin reddi/inkârı da dahil.’ Bu, makul herhangi bir yasanın yasaklayabileceğinin çok ötesine geçerek, her ne sebeple olursa olsun bir transkadının bir kadın olduğunu reddeden herkesi transfobik yapıyor.)

Ya da Raporda üstüne basa basa vurgulanan bir başka çok duygusal iddiayı ele alalım:

“Genç trans insanların yarıya yakını ve trans yetişkinlerin üçte biri intihar girişiminde bulunuyor.”

Dipnotlara ve diğer kaynaklara baktığınızda, bu iddianın iki kaynağı var gibi görünüyor:

· Çocuklarla ilgili iddia Mermaids’in powerpoint sunumundan geliyor ve

· Yetişkinlerle ilgili iddia İskoç Trans İttifakından James Morton’ın yazarlarından biri olduğu bir rapordan geliyor.

Yani iki durumda da, Soruşturmanın şahitleri, Soruşturma tarafından kullanılan verilerin üretilmesinde pay sahibi. Ve baktığınız zaman çalışmalar sayısız temel kısıtlama ile malul – örneğin katılımcıları destek grupları üzerinden internette kendilerinin seçmiş olması; özbildirim; hiçbir karşılaştırma grubunun olmaması ve her iki örnekte de son derece tuhaf kimi rakam manipülasyonları.

Peki çözüm ne? Bu alanda görüşlerine başvurulan daha fazla uzman ve danışman akademisyen olması gerektiğini düşünüyorum.

Ancak üç şerhi de aklımızda tutmamız gerek.

Birincisi: bu akademisyenler Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Bölümlerindense, bu gibi bölümlerdeki birçok akademisyenin biyolojik cinsiyetin doğal olarak mevcut olduğunu inkâr reddettiğini hatırlamalıyız; cinsiyetin [yani “gender” değil “sex”in] toplumsal olarak inşa edildiğini düşünüyorlar. Buna samimi şekilde inanan kimsenin, kamu politikası konusunda tavsiyelerde bulunurken dişi cins sınıfının çıkarlarını doğru düzgün ele alabilmesi muhtemel değildir. Dolayısıyla Toplumsal Cinsiyet Çalışmalarından insanların yanı sıra, ilgili diğer alanlardan da insanlara ihtiyacımız var: örneğin istatistikçiler, psikologlar, psikiyatrlar, hukuk kuramcıları, felsefeciler, sosyologlar, tarihçiler vb.

İkinci şerh şu: şu anki iklim, eğer kendi görüşleri Stonewall’un ve Gendered Intelligence’ınkilerle birebir örtüşmüyorsa, akademisyenlerin bu alanlarda söz söyleyemeyeceği kadar düşmanca. Gerçekten de, Stonewall ve Gendered Intelligence üniversitelerimizde sık sık ‘Eşitlik’ eğitimlerine davet ediliyorlar. Kendi üniversitem ‘Stonewall Çeşitlilik Şampiyonu’ diye bilinen bir şey olmak için kendini parçaladı. Yani neyin söylenebileceğine ve neyin söylenemeyeceğine dair üniversite politikası çoğu zaman lobi kuruluşlarının tavsiyesi ile belirleniyor. Üniversitedeki politika ile trans lobi kuruluşları arasındaki bu etkileşim nedeniyle, akademisyenler çoğu zaman trans aktivizm hakkında eleştirel konuştukları için işverenleri tarafından disipline verilme korkusu duyuyorlar. Rektör yardımcılarının ve üniversite yöneticilerinin bu kuruluşlarla göbek bağlarını kesmesi ve akademisyenlerin bu kuruluşların yaymakta olduğu görüşlerin bazılarına karşı çıkma hakkını sağlam şekilde ve yüksek sesle savunması gerekiyor.

Üçüncü ve son şerhim şu: AHRC ve ESRC araştırma fonu başvuruları, dergilerde makale yayınlama vb. için hakemlik sistemi, kabul edilen anlatıları eleştiren başvuruların ve makale gönderimlerinin, yanlış türde bir hakeme denk gelmesi halinde reddedilmeye daha açık olması anlamına geliyor. Ve üniversitelerde şu anki mevcut dinamikler düşünüldüğünde çok sık şekilde yanlış türden hakeme denk geliyorlar. (Gerçekten de dişiler üzerine herhangi bir akademik tartışma giderek redde daha açık hale geliyor. Örneğin, bir süre önce bir dişi tıbbi şikâyeti olan vajinismus üzerine yazılmış bir makalenin bir dergi tarafından kısmen makalenin yazarının vajinismusu yalnızca kadınların yaşayabileceği bir şey varsayması gerekçesiyle reddedildiğini öğrendim. Şaka yapmıyorum.)

Sonuç olarak—Trans Soruşturmasından bu yana işlerin değiştiğini veya benim gerçeklerden bihaber olduğumu düşünüyorsanız—bu kuruluşların uzmanları aklıselim şekilde seçmediğine dair son derece güncel üç örnek var:

· Bu hafta, cinsiyete göre ayrılmış yatakhanelerin kaldırılması konusundaki bir Times soruşturmasına yanıt olarak, Youth Hostel Association sözcüsü şunu söyledi: “Eşitlikler Kanunu 2010, transgender statüsü temelinde ayrımcılığı yasaklamaktadır.” Eşitlik Kanunu’nun adının hatalı yazılmış olması bir yana, bu yorum yanlış—koruma altındaki karakteristik toplumsal cinsiyet değişimi ve cinsiyet.

· Şimdi ben burada konuşurken, Mermaids’in internet sitesinde ‘Özel Destek’ başlığı altında, Dr. Helen Webberley’e verilen bağlantı duruyor. Bu kişi bu hafta, trans gençler için, hormon reçetesi yazmak dahil lisanssız özel çevrimiçi klinik işlettiği için Sağlık Hizmet Standartları Kanunu’nu ihlal etmekten hüküm giydi.

· Ayrıca yine ben konuştuğum sırada, Aimee Challenor, çocuk tecavüzü suçlaması ile yargılanan bir adamı kendi seçim danışmanı olarak işe almış olmasına rağmen, Stonewall’un internet sitesinde hala Trans Danışma Grubu’nun üyeleri arasında sıralanmış durumda. Challenor, Girlguiding’in eril bedenli çocukları dişi çocuklarla aynı duşlara ve çadırlara koymayı meşrulaştıran şu anki meşum politikasını yüksek sesle savunmaktaydı.

Bu hikâyeden çıkarılacak ders ise şu: kamu kurum ve kuruluşlarının kimden ve konuda tavsiye alacakları konusunda daha dikkatli olması gerekiyor. Ve üniversitelerin, bu alanda şu anda kabul görmekte olan düşünce şeklini şiddetle eleştirebiliyor olabilecek yeni araştırmalar üretebilmesini desteklemek gerekiyor.

Çeviri: Serap Güneş

Kaynak

Reklamlar

Women’s Place UK adına Lortlar Kamarasında yaptığım konuşma – Kathleen Stock” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s