Twitter’ın Trans-Aktivist Fermanı – Meghan Murphy

1024px-Meghan_Murphy-e1543395932917.jpg
Meghan Murphy

15 Kasım sabahı kalktığımda, şirketin “nefret davranışı” olarak tanımladığı şey sebebiyle Twitter hesabımın kilitlendiğini gördüm. Tekrar erişim sağlamak için Ekim ayından iki tweet’imi silmeye zorlandım. Olur öyle şeyler diyebilirsiniz. Sosyal medyadaki söylemlerin tonu konusundaki endişeler senelerdir gündemde. Birçok insan Twitter yetkililerinin platformlarında son derece yaygın hale gelmiş sert dili ve şiddetli tehditleri caydırmak için daha çok şey yapıyor olması gerektiğini savunuyor elbette.

Ama bu örnekte, yorumumum “nefret dolu” olarak değerlendirilmesi beni afallattı doğrusu. Bir tweet, sadece “Erkekler kadın değildir” diyor, diğeri ise “Transkadınlar nasıl erkek değil? Bir erkekle bir transkadın arasındaki fark ne?” diye soruyordu. O son soru, kamuya açık konuşmalar dahil sayısız kere sorduğum bir soru ve halen de ikna edici bir yanıt alabilmiş değilim. Bu soruları nefret saçmak için değil—çünkü kendini trans tanımlayan insanlardan nefret etmiyorum—o topluluktaki aktivistlerin argümanlarını anlamak için soruyorum. Ama bu aktivistler böyle sorulara cevap vermek yerine salt bu soruları sormanın bile nefretin kanıtı olduğunda ısrar ediyorlar.

“Erkekler kadın değildir” ifadesi sadece birkaç yıl önce banal—gerçekten de totolojik—görülürdü. Bugünse sapkınlık—cinsiyet değiştirmeyi çok isteyen ama yapamayan transların “insanlığını inkâr etme” amaçlı bir terörist söylem gibi—sayılıyor. Bu sapkınlar, Trans Dışlayıcı Radikal Feminist anlamında bir aşağılayıcı terim olan “TERF” denilerek sövülüyor ve kara listeye alınıyorlar. Birçok Twitter zincirinde, terim “Nazi” ile eşanlamlı kullanılıyor. Bu yılın başında, görünürde saygın bir dergi olan Esquire’ın editörü Tyler Coates, “Sikeyim TERF’leri!” diye bir tweet attı ve anında binden fazla retweet aldı.

Akademik ve sanal hayatın birçok ilerici köşesinde, tüm insanların, sanki ruh gibi mistik bir “toplumsal cinsiyet kimliğine” sahip olduğu teorisine dayanan trans ideolojisini reddeden herkesin, en ergence ve çirkin saldırılarla hedef alınması normal karşılanıyor. “TERF’leri ve Nazi’leri yumrukla” yaygın bir Twitter sloganı, “TERF”lerin “gulaglara gönderilmesi” talebi de öyle. (Bu ikinci öneri bir İngiliz üniversitesindeki LGBTQ+ Topluluğunun resmi Twitter hesabını yöneten öğrenciler tarafından yazılan bir tweet zincirinde ciddi ciddi savunuldu. Yazarlar gulag modelinin “yeniden eğitilmesi” gereken “TERF”ler ve “trans karşıtı geri kafalılar” ile baş etmenin aslında “merhametli ve şiddetsiz bir yolu” olacağını söylediler.)

Başka örneklerde, “TERF”lere yönelik saldırılar ancak ortaokulda duymanın mümkün olduğu sataşmalar biçimini alıyor. Örneğin geçen Ağustos’ta The Cut, “TERF kakülleri” üzerine uzunca bir yazı yayınladı. Yazar Amanda Arnold, “kısa, bodur kaküllerin” hatalı bir şekilde “TERF’lerle nasıl ilişkilendirildiği” konusunun ilgisini çektiğini iddia ediyordu; ama pek tabii ki tüm meselesi, toplumsal cinsiyet mistisizmi konusunda parti çizgisini izlemeyen kadınları alttan alta kurnazca kötülemekten başka bir şey değildi. The Cut işsiz güçsüz bir moda bloğu gibi görünebilir ama New York dergisi himayesinde çıkan bir işsiz güçsüz moda bloğu.

Militan trans aktivistlerle muhatap olmanın faydasız oluşunun ve yalnızca bir boş mantralar ve düzmece kalıplar yığını üretmesinin sebebi, insanın dini inançla tartışamıyor olması. Trans ideolojisinin özünde, filozofları yüzlerce yıldır meşgul eden o eski akıl/beden probleminin, toplumsal cinsiyet çalışmaları uzmanları tarafından kesin şekilde çözüme kavuşturulduğu ve bir erkek bedeninde dişi aklının, dişi bedeninde de erkek aklının var olabileceği fikri yatıyor. Dahası, bu mistik fenomenlerin, insanın içten deneyimlemesi haricinde, her bakımdan görünmez olduğu belletiliyor bize. Yani sözüm ona samimi translığın tek güvenilir göstergesi, kendini trans tanımlayan (ve birçoğu bu çarpıcı keşifleri ani bir toplumsal trendin parçası olarak yapmış görünen) bireylerin kendi beyanları.

Mart ayında San Francisco Halk Kütüphanesi, LGBT ve kadın etkinliklerinde beysbol sopaları ve üzerinde “TERF’leri yumrukluyorum” yazan sahte kanlı tişörtlerle boy göstermeye başlamış bir trans aktivist grubu olan Degenderettes’in kurucusu Scout Tran’in eserlerinden oluşan bir sergiye ev sahipliği yaptı. Avangart çevrelerde çok heyecan verici ve ilerici diye değerlendirilen sergi, pembe ve maviye boyanmış beysbol sopaları ve baltaların yanı sıra, bu kan temalı tişörtlerin teşhirini içeriyordu. Bunların bir kültür savaşında sağa sola savrulacak silahlar olarak tasarlandığı konusunda kuşku duyan varsa diye belirtmek gerek; bazı sopalar dikenli telle kaplıydı—kadın dövmek için kullanılan eski bir aleti, muhtemelen göz korkutma amacıyla, sakatlayıcı, hatta öldürücü hale getirmek bu.

Bazıları bu tehditlere asla fiiliyata dökülmeyecek öylesine gösterişler olarak bakmayı rahatlatıcı bulabilir ama durum her zaman bu olmuyor. 29 Mayıs’ta Taelor Furry adlı bir lezbiyen, St. Louis, Missouri’deki bir gey bar olan Grey Fox Pub’ın dışında dövüldü. Saldırganlar Furry’yi “TERF”lükle suçlayan kuir kadınlardı.

Nisan ayında, kendini trans tanımlayan ve “Tara Wolf” adını kullanan bir biyolojik erkek, arkadaşlarıyla Londra’daki Hyde Park’ta toplumsal cinsiyet kimliği yasasını tartışmak için toplanan 60 yaşındaki Maria MacLauchlan’ı dövdükten sonra saldırı suçundan hüküm giydi. Toplantı öncesinde, ilerici görüşlerin şampiyonluğunu yapan bu şahıs, “gidip biraz TERF dövmek” istediği için Facebook’ta etkinliğin yerini soran bir paylaşımda bulunmuştu.

Montreal’de bu yılki Onur Yürüyüşünde, kendilerini kadın olarak tanımlayan biyolojik erkekler, “Önce transkadınlar/Bir daha asla sonuncu olmayacağız” yazılı bir pankart taşıyarak yürüyüşe öncülük ettiler. Katılımcılardan biri “Defol TERF” yazılı bir döviz taşıyordu, sanki biz cadı TERF’leri kovmak için mistik güçlerini toplamak istermişçesine. Dyke Yürüyüşlerinde, penisli insanları cinsel partner olarak görme konusunda şerhleri olduğunu ifade eden lezbiyenlere bağırılması artık yaygın bir durum.

Lezbiyen onuru için bir merkez olması beklenen San Francisco’da, “Lezbiyen olmaktan onur duyuyorum,” “Lezbiyen Görünürlüğü” ve “Kuir değil lezbiyen” yazılı dövizler taşıyan bir grup kadın taciz edildi ve zorbalığa maruz bırakıldı. Katılımcılardan biri olan feminist tarihçi Max Dashy, kendisi ile birlikte bir grup “yaşlı lezbiyenin” etrafının, kendilerini itip kakarak “TERF’ler yürüyün evinize” diye bağıran bir grup “genç kuir” tarafından sarıldığını söyledi. Facebook’ta şunları yazdı: “Tehlikeli olanlar da dahil birçok yürüyüşe katıldım ama bu hayatımda başıma gelen en çirkin olaydı.” Dashu bu sapkın kadınlarla birlikte yürüyüşe katıldığı için, bir etkinlikteki konuşmacı daveti geri çekildi, ironik ama, hem de Modern Cadılar Topluluğu adlı bir grup tarafından. Trans-uyumlu ilerici çevrelerde TERF’lere karşı yürütülen kampanyalar söz konusu olduğunda, kendine cadı diyenler bile şimdi cadı avına iştirak ediyorlar.

trustwomxn_39116723554.jpg
20 Ocak 2018, Seattle, Wash. Womxn Yürüyüşü

Yaşadığım yer olan Vancouver, Kanada’da bir grup lezbiyen bu yılki Dyke Yürüyüşüne bir uterus çiziminin üstünde “lezbiyen” yazılı tişörtlerle ve “lezbiyen kahramanlarının” posterleriyle katıldılar. Yürüyüş başlamadan önce organizasyon komitesinden iki kişi yanlarına gelerek bu tişört ve afişlerle yürüyüşe katılamayacaklarını, çünkü bunların “trans dışlayıcı” olduğunu söyledi. Pankart veya dövizlerinden herhangi birinde Venüs sembolü (“kadın”ı temsil eden ♀ sembolü) veya dişilerin aynı türden iki cinsiyet kromozomuna sahip olduğunu simgeleyen “XX” işareti olması halinde bunları da çıkarmaları gerektiği söylendi. Grup bu talimatlara uymayı reddetti ve yine de yürüyüşe katıldı. Kadınlar yürüdükçe etrafları “gerici TERF’ler,” “trans kadınlar kadındır,” “bu kapsayıcı bir yürüyüş” ve “Dyke yürüyüşünde nefrete yer yok” diye bağıran trans aktivistler tarafından sarıldı. Erkek bedenli bir trans birey, “‘Sikeyim TERF’leri’ rozetlerinizi alın!” diye bağırarak defalarca grubun üzerine yürüdü. (Sonrasında Dyke yürüyüş komitesi, kadınları “TERF’ler” ve “nefret grubu” olarak niteleyen bir açıklama yayınladı. “Bu insanların, translar da dahil topluluğumuzun değerli mensuplarını reddetmeyi ve dışlamayı amaçlayan eylemleri bizi üzdü, öfkelendirdi ve hayal kırıklığına uğrattı” dediler.)

Bu trend konusunda uyarılarda bulunan diğer kadınlar gibi ben de sürekli ahlakçı panik yaymakla ve transları müzmin cinsel suçlular olarak şeytanlaştırmakla suçlandım. Ama benim meselem “translar” değil, erkekler. Soyunma odaları, banyo ve tuvaletler, kadın sığınakları ve hapishaneler gibi belirli alanların cinsiyete göre ayrılmış olmasının bir sebebi var: çünkü bunlar kadınların savunmasız olduğu ve cinsel saldırı niyetindeki erkeklerin kadınları ve kız çocuklarını hedef alabileceği alanlar. Bunlar kadınların ve kız çocuklarının çıplak olabileceği ve erkek penisine – bu penis aslında “dişi” bile olsa – maruz kalmak istemedikleri alanlar.

Bir erkeğin zihninin içsel olarak deneyimlediği mistik kendini beğenmişlik, cinsiyete göre ayrılmış alanların ilk başta neden oluşturulduğunun sebeplerini etkilemiyor. Kanada’daki dişi itfaiyeciler, daha önce ortak olan alanlarda sürekli tacize maruz bırakıldıktan sonra soyunma odaları, tuvaletler ve duşlar gibi kendilerine özel yerler için yıllarca mücadele etmek zorunda kaldılar. Trans hakları hareketinin radikalleşmiş kesimin geriye sarmak istediği, bunun gibi kazanımlar. Kaç kuşak feminist, tarihsel olarak erkeklere ait olmuş alanlarda kadınların kendilerini güvende hissetmesine yardımcı olmak için hayatı boyunca çalıştı. Ama bu kazanımlar, ideolojik moda diye, “kapsayıcılık” yönündeki erkek talepleri uğruna çöpe atılıyor.

Mayıs ayında, dokuz evsiz kadın, kadın olduğunu iddia etmesine rağmen onlarla ilgili açık saçık, cinsel açıdan uygunsuz yorumlar yapan ve çıplak bedenlerini süzen biyolojik bir erkekle aynı duşu paylaşmaya zorlandıktan sonra Fresno, California’daki Naomi’s House’a karşı dava açtı. Benzer bir şekilde Toronto’da, Kristi Hanna, uyuşturucu bağımlılığından kurtulmaya çalışan dişilere yönelik bir sığınak olan Palmerston House’ı işleten Jean Tweed Centre’a karşı, kadın olduğunu iddia eden iri yarı ve açık şekilde erkek bedenli biriyle aynı odayı paylaşması gerektiği söylendikten sonra, insan hakları ihlali şikayetinde bulundu.

Görünüşte dişilere özel bu tesise erişim izni verilmesinin ötesinde, Hanna’nın belirttiğine göre bu biyolojik erkeğe, trans olduğu iddiasına dayanılarak özel muamele de yapıldı ve bekleme listesindeki iki kadının önüne alındı. Personele onun mevcudiyetine dair yapılan şikayetler “Biz kapsayıcıyız” mantrası ile karşılandı. Erkekler tarafından birçok kez cinsel saldırıya maruz bırakılmış olan Hanna, madde bağımlılığı sorunlarıyla mücadele etmesinin yanı sıra, travma sonrası stres bozukluğundan ve uyuyamamaktan mustarip. Erkeğin gelişinden sonra, iki gece o odada kalmış ama kendini o kadar tehlikede hissetmiş ki (burada bu kavramı tam anlamıyla kullanıyorum) uyuyamamış ve kız kardeşinin evine gitmek için kaçmış. Telefonla yaptığımız görüşmede “Benim haklarım niye önemsiz?” diyordu. “Orada bir yatağım var. O yatak için para verdim. Ama gidemiyorum. Zar zor dayanıyorum. O kadar haksızlığa uğramış hissediyorum ki…”

Eylül ayında Londra’nın Times gazetesi, Londra Üniversitesi’nde bir araştırmacı olan Natacha Kennedy’nin (Mark Hellen olarak da biliniyor), trans ideolojisine karşı çıkma “suçunu” işlemiş akademisyenlerin bir listesini hazırlayıp dolaşıma soktuğunu ortaya çıkardı. Gazeteye göre, listenin toparlandığı “Trans Rights UK” (Trans Hakları Birleşik Krallık) adlı kapalı Facebook grubunun üyeleri, “[trans ideolojisine] uymayan profesörleri işlerinden attırmak amacıyla nefret suçuyla suçlamak için planlar yapıyordu” ve bir dizi üniversite bölümünü, toplumsal cinsiyet dogmasını sorgulayan akademisyenleri çalıştırdıkları için hedef almışlardı. Grubun üyeleri örneğin Sussex Üniversitesi felsefe bölümünün “güvensiz bir ortam” olduğunu belirlemişlerdi çünkü profesör Kathleen Stock, erkeklerin lezbiyen olabileceği fikrine karşı çıkıyordu. Habere göre grubun bir üyesi şöyle gaz veriyordu: “Ona karşı bir nefret suçu bildiriminde bulunun ve sonra da başkan ve başkan yardımcısına.. Onları itin götüne sokun.”

Böyle taktikler histerik ve ihtimal dışı gibi gelebilir. Ama bazı durumlarda başarılı olduğuna ben şahidim. Geçen hafta Twitter’ın beni beden/akıl trans mistisizmini eleştirdiğim için ilk cezalandırışı değildi. Kendisini trans tanımlayan bir biyolojik erkek ile Vancouver’da “Hailey Heartless” BDSM adını kullanan bir dominatriksin aslında aynı kişi olduğunu ve bu kişinin Vancouver’daki bir tecavüz kriz merkezini ve geçiş evini 2016’daki bir sendika konferansında kara listeye aldırıp fonlarının kesilmesini sağlama çabalarına öncülük ettiğini belirttiğimde birden fazla kez hesabım askıya alındı (ki bu “feminist kahraman” 2018 Vancouver Kadın Yürüyüşünde konuşmacı yapıldı).

Aynı şahıs, içeriğimizi şikayet etmek için reklam ağımızla iletişime geçerek Feminist Current web sitemi hedef aldığını da kabul etti. Bunun sonucu olarak, dişi merkezli web sitesi SheKnows, Feminist Current’ın “Sözleşmenin bir gruba cinsel yönelimi ve/veya toplumsal cinsiyet kimliği temelinde saldırılara ilişkin kalite yönergelerine uymadığını” iddia ederek sitemden reklamlarını çekti. Bunun sebebi şirkete göre, biri trans aktivistlerin kadınları ve lezbiyenleri hedef aldığı şiddet içerikli, kadın düşmanı tehditleri, diğeri trans aktivistlerin çocukların cinsiyet değiştirmesi ve genel olarak trans ideolojisi ile ilgili eleştirel soruları susturmak için kullandığı taktikleri sorgulayan iki makale idi.

SheKnows’a bu gönderilerdeki özel olarak hangi içeriklerin “cinsel yönelimi ve/veya toplumsal cinsiyet kimliği temelinde bir gruba saldıran içerik” teşkil ettiğini sordum ama cevap alamadım. Benzer şekilde, Twitter da platformun “nefret içerikli davranışa karşı kurallarını” ihlal ettiğime dair kanıt talebime yanıt vermedi. Hailey Heartless—aynı zamanda Lisa Kreut olarak da tanınıyor—“Twitter güvenliğinde” tanıdıkları olduğu konusunda açıktan böbürlenmişti ki bu Kreut’un şikayetlerinin neden ciddiye alındığını açıklıyor olabilir. Kreut aynı zamanda yerel yoksulluk karşıtı aktivist Yuly Chan’i karalayan ve Vancouver Crossroads konferansında kentsel dönüşümü tartışan bir panelden çıkarılmasını talep eden bir açık mektuba imza veren küçük bir grubun da parçası. Chan konferans örgütleyicileri tarafından, birçoğu yaşlı insanlardan oluşan düşük gelirli Chinatown sakinlerinin yaşam koşullarını geliştirmek için örgütlenen Chinatown Eylem Grubu adlı grubu adına konuşma yapmak için davet edilmişti. Kreut ve arkadaşları, Chan’in sapkın görüşlerinin kanıtı olarak, Vancouver tecavüz merkezinin destekçisi olmasını ve seks ticaretine muhalefet etmesini gösterdiler. Chan bu şikayetler sonucunda panelden çıkarıldı.

Evet, doğru okudunuz: Vancouver’lı bir öncü yurttaş, kentsel dönüşümle ilgili bir panelden, fuhşa karşı çıktığı ve tecavüz kurbanlarına yönelik destek hizmetleri verilmesini desteklediği için çıkarıldı. Toplumsal cinsiyet kimliği kültünün 2018’deki ilerici yüzü bu işte.

Ama iş bununla da bitmedi. Kreut’un Twitter’daki bağlantısı, interneti üçüncü taraflarca yazılan ve Chan’i savunan materyallerden de temizlemeye çalıştı. Twitter beni Chan’e karşı yürütülen karalama kampanyası ve Kreut’un bundaki rolü hakkında paylaştığım her tweet’i ve hatta Kreut’tan söz eden her tweet’imi silmeye zorladı. Bu kararlara karşı çıktığımda, hizmetin “insanların ırkları, etnisiteleri, milliyetleri, cinsel yönelimleri, toplumsal cinsiyetleri, toplumsal cinsiyet kimlikleri, dini inançları, yaşları, engellilik veya hastalık durumları temelinde başka insanlara yönelik şiddeti teşvik etmesine veya doğrudan saldırmasına ya da tehdit etmesine izin vermediği” şeklinde basmakalıp bir cevap aldım. Ne bekleyebilirdim mi? “Batı Kanada’nın Tek Transseksüel BGK [Büyük Güzel Kadın] Tanrıçası” Hailey Heartless gibi Twitter’da tanıdıklarım yok.

Twitter en çok, iki başka tweet yüzünden (birinde “Erkekler kadın değildir,” diyorum, diğerinde “Transkadınlar nasıl erkek değil? Bir erkekle bir transkadın arasındaki fark ne?” diye soruyorum) hesabımın geçici olarak kilitlendiğini söylediğim tweet’e kafayı takmış gibi görünüyordu. Bu tweet’im viral oldu ve 20.000’in üzerinde beğenildi. Trans ideolojisine ve trans aktivizme karşı olan birçok kadın Twitter’ın radarına takılmayabiliyor ama ben fazla tanınmış hale gelmiştim ve insanlar ilgi gösteriyordu. Birileri beni susturmanın bir yolunu illa ki bulmak istedi galiba. Geçen Cuma gecesi, Twitter’dan hesabımın kalıcı olarak silindiğini bildiren bir e-posta aldım. Daha önce olduğu gibi, bana gerçekten de nefret dolu herhangi bir şey paylaştığıma dair hiçbir kanıt gösteremediler.

Hesabımın kapatılmasına sebep olan tweet’te, medyada yalnızca “JY” olarak geçen ve Vancouver’daki estetik merkezlerine, görünen o ki “dişi-toplumsal cinsiyetli” kasıklarına “Brezilya ağdası” yaptırmak için başvuran adamın gerçek kimliğine dair elime kanıt ulaştığını kastederek, sadece “Evet, bu o” (“Yeah, it’s him”) diyorum.

‘Üzgünüz, erkekler için değil’: Brezilya ağdası talebi reddedilen trans kadın insan hakları ihlali şikayetiyle dava açıyor.

Geri çevrilen “JY,” “ayrımcılığa uğradığını” iddia ederek maddi tazminat talebi ile insan hakları şikayetinde bulunmuştu. Twitter bana JY’ye atıfta bulunarak görünen o ki kullanıcıların insanlar için yanlış toplumsal cinsiyeti kullanmasını yasaklayan yepyeni bir kuralı ihlal ettiğimi bildirdi. Ama tweet’im kullanıcılar ve medya Twitter’ın Hizmet Koşullarındaki değişiklikten haberdar olmadan iki hafta önce paylaşılmıştı. Dahası “JY”, aslında kendisini bu sürecin epeycesi boyunca erkek olarak sunuyordu—“dişi” adı yalnızca parantez içinde olacak şekilde, Twitter’da erkek adını kullanması da dahil.

Öyle görünüyor ki “Hailey Heartless” gerçeği söylüyormuş: Dominatriksin, hatta belki de “JY”nin, Twitter’da beni tutturabilecekleri herhangi bir sebeple platformun dışına atmaya istekli tanıdıkları varmış. Twitter’dan atılan başka feministlerden duyduğum hikayelere bakılırsa, bu daha yaygın bir mesele.

Dostlarım bana bazen çok da kafaya takmamamı, çünkü Twitter’ın “gerçek hayat” olmadığını söylüyorlar. Ama çevrimiçi mücadelelerin “gerçek hayat” üzerinde bir etkisi var. Geçtiğimiz ay Kanada’nın Greystone Books yayınevi, üç yıldır üzerinde çalıştığım kitap projemden vazgeçtiğini bildirdi bana. Kitabı henüz tamamlamıştım ve transgenderism ile ilgili önerilen tüm düzenlemeleri kabul etmiştim. Şirketin sahibinin gönderdiği e-posta gelen kutuma hiç beklenmedik bir şekilde düştü ve “Kendi toplumsal cinsiyetleri hakkında inandıkları şey yüzünden şahısları veya grupları inciten bir kitabın Greystone tarafından yayınlanmasını kabul edemem ve etmeyeceğim,” diyordu. Nasıl yani diyerek şok içinde yanıt verdiğimde, analizimde onun açısından aniden “kabul edilemez” hale gelen şeyin ne olduğunu açıklamayı reddetti. Belli ki “TERF’ler” konusundaki bilgi notu kendisine geç ulaşmış.

Gerçekten de bir toplumsal panik çağındayız. Ama bu panik aslında, artık yürüyüşlere öncülük etmeye davet edilen translara yönelik değil. Panik daha ziyade, 2 + 2 = 4 diyen herkese yönelik. “Kadınların penisi yoktur” yazılı stikırlar St. Johns, Newfoundland’daki Memorial Üniversitesi kampusunda görüldükten sonra, toplumsal cinsiyet çalışmaları bölümünün başkanı Jennifer Dyer “TERF’leri” suçladı. Ve üniversite başkanı Gary Kachanoski, stikırları “transfobik” ve “nefret dolu” ilan eden bir açıklama ile hemen tepkisini gösterdi. Öğrenci Birliğinin dış ilişkiler sorumlusu Bailey Howard, “sonraki adımı tartışmak” için bir değil iki toplantı planlandığını söyledi. Newfoundland’ın bölgesel haber programı NTV’nin bir sunucusu, bunu “nefret suçu” olarak adlandırdı. Tüm bu histeriye, en azından özelde toplumumuzun çoğu üyesi tarafından benimsenen bir görüşü ifade eden stikırlar sebep oldu. Bir Monty Python skeci gerçek hayatta yaşanmış gibi sanki.

On binlerce takipçisi olan bir Twitter hesabını kaybettiğim için öfkeliyim. Bir kitap anlaşmam iptal edildiği için öfkeliyim. Ama iyi olacağım. Direngenim. Başka bir yayıncı ve kamuoyuna görüşlerimi iletmek için başka yollar bulacağım. Sayısız destekçim var ve kariyerim bitmiş falan değil. Susmak ise kesinlikle planlarım arasında değil.

Ama mesele benimle ilgili değil. Mesele, toplumsal cinsiyet kralına çıplak olduğunu söylemeye cüret eden herkesi yere sermek için kampuslarda, yurttaş örgütleri üzerinde, halka açık etkinliklerde ve sosyal medya şirketlerinin kapalı kapıları arkasında güç gösterisi yapan kültçü bir hareket. Mesele, önemli sorunları tartışabilme ve kamusal alanda hakikati dile getirebilme özgürlüğümüz. Hep birlikte—sadece bu işin cefasını en çok çeken kadınlar ve feministler değil hepimizin—kolektif biçimde ayağımızı yere vurup aklıselim talep etmemizin zamanıdır.

Meghan Murphy Vancouver, Kanada’dan bir yazar. Web sitesi Feminist Current.

27 Kasım 2018

Kaynak: quillette.com
Çeviri: Serap Güneş

Reklamlar

Twitter’ın Trans-Aktivist Fermanı – Meghan Murphy” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s