Geçtiğimiz hafta, Fransa’da Başkan Emmanuel Macron’un akaryakıta “ekolojik” vergi zammına karşı kitlesel bir hareket ortaya çıktı. Bu hareket, birçok çelişkili unsuru birleştiriyor: yatay örgütlenmeli doğrudan eylem, bir “apolitiklik” anlatısı, aşırı sağ örgütçülerin katılımı ve sömürülenlerin samimi öfkesi. Açık ki, neoliberal kapitalizm, yoksullara daha da fazla yük bindirmek haricinde iklim değişikliğine hiçbir çözüm üretmiyor ama yoksulların öfkesinin gerici bir tüketici tepkisine dönüşmesi de aşırı sağ için kaygı verici fırsatlar yaratıyor. Bu yazıda, sarı yelekliler hareketi üzerine ayrıntılı bir rapor sunuyoruz ve bu hareketle ilgili gündeme gelen soruları tartışıyoruz.

A las barricadas: sarı yelekliler hareketi, insanların tüketici kimliklerinden vazgeçmeksizin isyan etmesi için bir kanal sağladı.

Giriş: Hükümet Merkezde, Aşırı Sağ İsyanda

ABD’de 2018 seçimlerine giden süreçte, hükümetin kontrolünün merkez siyasetçilerde olmasının daha iyi olacağına dair epey argüman duyduk. Ama merkez siyasetçiler iktidara gelip yetkilerini yoksulların zararına olacak şekilde kapitalizmi stabilize etmek için kullandıklarında ne olur? Bunun sonuçlarından biri, aşırı sağcı milliyetçilerin kendilerini “sıradan halkı” hükümetin baskıcı entrikalarından korumaya çalışan isyancılar olarak sunma fırsatı yakalaması. Devletin, kapitalizmin yol açtığı acıları hafifletmek için çok az şey yaptığı bir dönemde, iktidar odalarının dışında konumlanmak daha avantajlı olabilir. Sonuç olarak, aşırı sağcı milliyetçilik, merkez siyasetten hükümetler döneminde, aşırı sağ hükümetler döneminde olduğundan daha fazla zemin elde edebiliyor.

Merkez siyasetçilerin çevreciliği, feminizmi, enternasyonalizmi ve ırkçılık karşıtlığını neoliberalizmle ilişkilendirmeye çalıştığı bir ortamda, hükümet karşıtı hareketlerin en azından bazılarının ekoloji karşıtı, kadın düşmanı, milliyetçi ve ırkçı olması mümkün olabiliyor. Bu ise merkez siyasetçilerin işine yarıyor, çünkü kendilerini dünyaya aşırı sağcılara karşı mümkün tek alternatif olarak sunabiliyorlar. Marine Le Pen’e karşı kampanyasında Macron’un seçilmesini sağlayan strateji tam da buydu. Bu bakımdan, merkezciler ve milliyetçiler, olası tüm pozisyonları kendi aralarında paylaşıp kapitalizmin yarattığı krizlere gerçek bir çözüm tahayyül etmeyi imkânsız kılmayı hedefleyen aslında birbirine sadık düşmanlar.

Kısacası: eğer dünyayı, seçimlerde tepki olarak merkez siyasetçilere oy vermeye neden olan bir milliyetçi zaferler dalgası silip sürüyorsa, ama anarşistler ve diğer devrimciler bunca insanın yüz yüze olduğu felaketleri doğru düzgün ele alan taktik ve hareketleri halkla buluşturmayı beceremiyorsa, bunun sonu daha da ekstrem bir aşırı sağ popülizm olabilir.

Öfke ve kafa karışıklığına dayalı bir toplumsal hareket

Merkez parti hükümetleri dönemindeki popülist toplumsal hareketleri, aşırı sağ grupların bunları ele geçirme yollarını belirlemek ve bunu nasıl engelleyebileceğimizi bulmak için incelemeliyiz. Şu an merkezin de merkezi bir başkan olan Macron yönetimi altında Fransa’yı birbirine katan “sarı yelekliler”i yakından incelememizin sebebi de bu.

“Sarı yelekliler” hareketi modern merkez siyasetin çelişkileri altında açığa çıkabilecek tuhaf kırılmaları gösteriyor: her şeyden önce, küresel ısınmaya çözüm üretmek ile kapitalizmin tahribatına çözüm üretmek arasındaki sahte ikilik. Bu ikilik, milliyetçilere, ekonomik krizi fırsata çevirirken çevreciliği devlet baskısı ile ilişkilendirerek değersizleştiren bir söylem kazandırdığından, özellikle tehlikeli.

Zenginlerin diktatörlüğüne karşı: Nantes yakınlarında görülmüş bir pankart

Fransa’da olan bitenler 2013’te toplu ulaşım zammına karşı bir hareketin ülke çapında bir krizi tetiklediği Brezilya’da yaşananları hatırlatıyor. Bu kriz, on binlerce insana yatay örgütlenme ve doğrudan eylem konusunda yeni bir deneyim kazandırmıştı ama aynı zamanda, kendilerini hâkim düzene karşı isyancılar olarak sunan milliyetçilerin zemin kazanmasına da vesile olmuştu. Ama 2013 Brezilya’sı ile bugünün Fransa’sı arasında iki önemli fark var. İlki, Brezilya’daki hareketin anarşistler tarafından başlatılmış ama sonrasında anarşist değerlerin egemen olmasının mümkün olamayacağı kadar hızla büyümüş olması. Sarı yelekliler hareketinde ise anarşistler önemli bir etkiye hiç sahip olmadılar. İkincisi, Brezilya’daki hareket merkezci değil solcu olduğunu iddia eden bir hükümet döneminde oldu. Brezilya’da ulaşım zammına karşı hareketin sağ tarafından ele geçirilmesi, askeri diktatörlüğü ve yargısız infazları açıktan savunan Bolsonaro’nun seçim zaferine giden bir olaylar silsilesi yarattı. Fransa’da ise, bağlam daha bile az umut vaat edici görünüyor.

Bunun gibi bir durumda anarşistler ne yapmalı? Zaten ayakta kalma mücadelesi veren göstericilere karşı devletin yanında saf tutamayız. Aynı şekilde, doğal çevreye karşı göstericilerle de saf tutamayız. Hükümet karşıtı protestolar içinde milliyetçilik karşıtı bir pozisyon ve ekolojik hareketler içinde devlet karşıtı bir pozisyon oluşturmak zorundayız. “Sarı yelekliler” hareketi, bize hem milliyetçilerle hem de merkezcilerle karşı karşıya geldiğimiz, üç tarafı olan çatışmaların yaşandığı bir dönemde nasıl strateji geliştirebileceğimizi düşünmek için öğretici bir fırsat sunuyor.

Yanan barikatlar.

Haftalar önce Macron hükümeti 1 Ocak 2019’da akaryakıt vergisini bir kez daha arttıracağını resmen duyurdu. Bu ise akaryakıt fiyatlarının artması demek. Bu karar “yeşil ekonomiye” geçişin adımı olarak gerekçelendirildi.

Fransa’da araçların üçte ikisini dizel araçlar oluşturuyor ve dizel normal benzinden daha ucuz. İnsanları onlarca yıl dizel araç satın almaya teşvik eden politikalardan sonra hükümet dizel yakıtların artık “çevre dostu” olmadığına ve bu nedenle insanların otomobillerini ve alışkanlıklarını değiştirmesi gerektiğine karar verdi. Macron daha yönetiminin başlangıcında süper zenginlerin gelir vergisini düşürdü; ekolojik olarak daha sürdürülebilir teknolojilere geçiş için zenginlere düşecek payı arttıracak adımlar atmadı, oysa ekolojik olarak zararlı sanayi faaliyetlerinden elde edilen kârlardan en çok zenginler pay alıyor. Dolayısıyla Macron’un akaryakıt vergisini arttırmak için kullandığı ekolojik argümanlar tutarsız. Birçok insan akaryakıt vergisi zammını yoksullara yeni bir saldırı olarak görüyor.

Ekoloji ile çalışan insanların ihtiyaçları arasındaki bu sahte ikiliği Fransız hükümeti yarattı. Onlarca yıllık mekân planlaması, ekonomik faaliyetleri ve iş fırsatlarını büyük metropollerde yoğunlaştırdı ve toplu ulaşımı bu alanlarda geliştirdi, bunu yaparken kırsal alanları göz ardı etti ve nüfusun büyük bir kesimi için otomobili zorunlu hale getirdi. Başka seçenek olmadığı müddetçe birçok insan şu anda çalışmak ve yaşamak için tamamen kendi otomobillerine dayanmak zorunda.

Paralı geçiş noktasında blokaj eylemi.

Macron’un akaryakıt vergi zammına tepki olarak insanlar internette örgütlenmeye başladılar. Ortalıkta bir sürü imza kampanyası dolaştı ve bir milyon imzaya ulaşan bir tanesi ulusal basında yayınlandı. Sonra 17 Eylül 2018’de, bir sürücü örgütü “akaryakıtta aşırı vergilendirmeyi” kınayan bir açıklama yaptı ve üyelerini, zammı neden onaylamadıklarını anlatan bir mektupla birlikte akaryakıt faturalarını Macron’a göndermeye çağırdı. 10 Ekim 2018’de, iki kamyon şoförü Facebook’ta 17 Kasım 2018 için akaryakıt zamlarına karşı bir etkinlik çağrısı yaptılar. Facebook ve Twitter’da ekonomik durumlarının ne kadar kötü olduğunu belirten ve zam kararının bunu daha da kötüleştireceğini söyleyen insanların videoları her gün daha da artarak paylaşılmaya başlandı.

Ulusal eylem çağrısının hemen öncesinde, ülke çapında 2000 grup yolları, biletli geçiş noktalarını, akaryakıt istasyonlarını ve rafineleri kapatma veya en azından gösteriler yapma niyetlerini duyurdular.

Eylemin katılımcılarının tanınmasını sağlamak için sarı acil durum yelekleri giyilmesine karar verildi ve sempatizanlara da arabaları içinde bu yelekleri giyerek desteklerini gösterme çağrısı yapıldı. Yeleğin ardındaki sembolizm net. Fransız sürücü yönergeleri, yolda bir kaza veya başka bir sorun olması durumunda giyilmek üzere, her sürücünün arabasında sarı yelek bulundurmasını zorunlu kılıyor. Otomobillere bağımlılıklarının bilincinde olan ve koşullarının daha da kötüleşeceğinden korkan protestocular, Macron’un kararlarına karşı direnişin sembolü olarak seçtiler bu acil durum yeleklerini. Buna atfen hem protestocular hem de medya bu hareketi “sarı yelekliler” olarak adlandırdı.

17 Kasım günü Nantes yakınlarında bir blokaj.

17 Kasım’a denk gelen hafta sonu binlerce eylem yapıldı. Ulusal blokajın ilk gününde, yaklaşık 288 bin “sarı yelekli” protestocu vardı sokaklarda. Bu, hareket açısından başarı demekti, özellikle de esnaf sendikalarından veya diğer büyük örgütlerden hiçbir yardım almadıkları düşünülürse.

“Sarı yelekliler” ile diğer şahıslar arasında kavgalar patlak vermesiyle ne yazık ki işler hızla kızıştı. Sarı yelekli bir protestocu olan altmış yaşlarındaki bir kadın, hasta çocuğunu hastaneye yetiştirmek için arabasını protestocuların arasından sürmeye çalışan bir annenin çarpması sonucu hayatını kaybetti. Bunun dışında o hafta sonu toplamda 400 insan yaralandı, bir protestocu öldürüldü ve 280 kişi tutuklandı.

Hareket bu olaylara rağmen gücünü yitirmedi. Katılım azalsa da blokajlar sonraki günlerde devam etti. Hükümetin üzerindeki basıncı sürdürmek için sarı yelekliler sonraki Cumartesiye (24 Kasım) başka bir ulusal eylem çağrısı yaptılar. Bir kez daha, çeşitli sarı yelekli gruplar Facebook üzerinden Fransa’nın her yerinde eylem ve gösteriler planladılar ve Paris’te büyük bir gösteride toplanmak için bir çağrı dolaştırıldı.

TOMA karşısında protestocular. Fotoğraf duygulandırıcı görünüyor ama aşırı sağcı milliyetçi Action Française, fotoğrafın “düzen güçlerine karşı ön cepheyi oluşturan” militanlarını gösterdiğini iddia ediyor.

Başta bu gösteri Eiffel kulesinin yakınında Champs de Mars için planlanmıştı. Burada polis protestocuları çevreleyip kontrol altına alabilirdi. Bu yüzden bu resmi karar bazı sarı yeleklileri memnun etmedi ve sosyal medyada başka çağrılar dolaşmaya başladı. Paris’te 17 Kasım’daki eylem amacına, yani Başkanlık sarayına ulaşamadı; bu yüzden Paris’te toplanmak üzere olan sarı yelekliler 24 Kasım’da bu çabayı tekrarlamaya karar verdiler. Eiffel kulesinin dibinde toplanmak yerine, insanlar son derece güçlü bir sembolik statüsü olan Champs Elysées’yi bloke ettiler. Bu lüks cadde Paris’in en çok ziyaret edilen yeri; Başkan Macron’un kaldığı Elysée sarayı bu caddenin sonunda.

Önceki hafta yaptıkları gibi, gösteriler en hızlı şekilde Başkanlık sarayına ulaşmaya çalıştılar. Barikatlar ve çatışmalar Paris’in en ünlü caddesinde tüm gün sürdü. Bu ikinci eylem raunduna 8000’i Paris’te olmak üzere 106 bin kişinin katıldığı söyleniyor. Bu rakamlar hareketin ivme kaybettiğini gösteriyor. Paris’teki gösterilerde 24 kişi çatışmalarda yaralandı ve 103 kişi gözaltına alındı, bunların 101’i tutuklandı. İlk duruşma 26 Kasım Pazartesi günü yapıldı.

Champs Elysées.

Bu ne tür bir hareket?

Sarı yelekliler kendilerini kendiliğinden, yatay ve lidersiz bir hareket olarak tanımlıyorlar. Bunların doğruluğunu belirlemek zor. Hareket, insanların ne yapmak ve nasıl yapmak istediklerine yerel olarak karar verdiği merkezsiz eylemleri kolaylaştıran sosyal medya grupları üzerinden başladı. Bu bakımdan bir tür yatay örgütlenme olduğu kuşkusuz.

Hareketin gerçekten lidersiz olup olmadığı ise daha karışık bir mesele. En başından itibaren, sarı yelekliler hareketlerinin apolitik olduğunu ve liderlerinin olmadığını iddia ettiler. Bunun yerine, ortak öfkeleri temelinde bir arada davranan sayısız grubun organik çabası olduklarını söylediler.

Ancak pratik olarak her grupta—anarşistler de dahil—olduğu gibi, güç dinamikleri söz konusu. Çoğu zaman olduğu gibi, ellerinde kaynak olduğundan, ikna gücüne sahip olduklarından veya basitçe yeni teknolojilere hâkim oldukları için bazı insanlar daha fazla etkiye sahip olabiliyor. Kendilerini hareketin sözcüsü olarak tanıtan bazı insanları incelediğimizde, hareketi kimlerin etkileyebildiğini ve bunların neyi amaçladığını görebiliyoruz.

• Vaucluse bölgesi sözcüsü Christophe Chalençon kendisini apolitik olarak tanımlıyor ve hiçbir sendikaya üye olmadığını söylüyor. Ama 2017 seçimlerinde “geniş sağdan” aday olmuş. Kişisel ilişkilerine ve Facebook profiline baktığımızda muhafazakâr, milliyetçi ve yabancı düşmanı söylemleri açık şekilde görülebiliyor.

• Limoges’de 17 Kasım eyleminin örgütleyicisi Christophe Lechevallier. Bu “öfkeli yurttaşın” profili de son derece ilginç. Rüzgâr nereden eserse o yöne dönmüş olduğu görülüyor. 2012’de merkez partiden (Modem) aday olmuş. Ardından aşırı sağcı Ulusal Cephe’ye (şimdi adı Rassemblement National) katılmış ve 2016’da lideri Marine Le Pen’i bir toplantıya davet etmiş. Aynı zamanda, üretimi arttırmak için glifosat gibi kimyasallar kullanılmasını savunan GDO yanlısı tarım örgütü FNSEA için de çalışmış.

• Toulouse’da sarı yeleklilerin sözcüsü Benjamin Cauchy. Bu genç yönetici ulusal ve yerel medyada bir sürü röportaj verdi. Ve bu sözcü de geçmişine bakıldığında hiç de apolitik sayılmaz. Geleneksel neoliberal sağa (o dönem, Les Républicains olarak bilinen UMP) üyeliğini açıkça söylüyor. Ama hukuk fakültesine giderken, muhafazakar sağ ve aşırı sağ parti ve gruplarla ilişkisi bilinen bir öğrenci sendikası olan UNI’nin liderlerinden biriymiş. Ama daha ilginci, şu an milliyetçi parti Debout La France’ın üyesi olduğunu hiç söylememesi. Bu partinin lideri Nicolas Dupont-Aignan, son başkanlık seçiminin ikinci turunda Macron’u yenme umuduyla Le Pen ile ittifak yapmıştı.

Barikatın iki tarafında da öfkeli tüketiciler var.

Yani muhafazakarların ve aşırı sağcı grupların kendi söylemlerini dayatmayı, fikirlerini yaymayı ve bu “apolitik öfkeli yurttaşlar hareketini” daha fazla güç kazanmak için kullanmayı umdukları net. Toulouse’daki sarı yelekliler Benjamin Cauchy’yi siyasi görüşleri nedeniyle hareketlerinden atmaya karar verdiler. 26 Kasım’da, bir radyo programına katılan Cauchy, atılması sorulduğunda, vergi zamlarına karşı mücadele etmek için “Les Citrons” (Limonlar) adında yeni bir ulusal örgüt kurduğunu söyledi ve fırsatı “sarı yelekliler hareketi içindeki antidemokratikliği” kınamak için kullandı.

Son olarak, sözüm ona “lidersiz hareket”, ikinci Paris gösterisi ardından stratejisini tamamen değiştirmiş görünüyor. 26 Kasım Pazartesi günü, basına hareketin sekiz resmi sözcüsünden oluşan bir liste verildi. Görünüşe göre, önceki gün, sarı yeleklilerden çevrimiçi bir oylamaya katılıp liderlerini seçmeleri istenmiş. Bu adaylar ve stratejik kararlar hareket içinde tartışma yaratmaya başladı bile. Bazı sarı yelekliler şu an seçimin meşruiyetini eleştiriyor ve bu liderlerin nasıl seçildiğini sorguluyor.

Bu arada, hareketin bazı üyeleri, 1 Aralık Cumartesi günü başka bir eylem çağrısı yaptı. Talepler net: 1) Satın alma gücünün artması, 2) Tüm akaryakıt vergilerin iptali. Bu talepler karşılanmazsa, göstericiler “Macron’un istifası için yürüyeceklerini” söylüyorlar. Şu ana dek 27.000 kişi bu yürüyüşe katılacağını belirtti. Bir kez daha, haftalardır düstur olan birlik sloganı buharlaşmış görünüyor çünkü sayısız yerel örgütleyici, gittiği daha çatışmalı yola karşı çıkarak kendilerini hareketten ayırdılar.

Gece blokajı.

Yataylık meselesini anlamak yerine, ana akım haber kuruluşları başka bir soruya odaklanıyorlar: protestocuların öfkesi haklı mı?

Birçok haber kuruluşu bu hareketin çevrenin korunmasını umursamayan, çoğunlukla düşük eğitimli, düşük gelirli insanlardan oluştuğunu söyledi; katılımcıların öfkesini haksız göstermek için gösterilerdeki şiddete dikkat çektiler. Ama bazı yayın kuruluşları söylemlerini zamanla değiştirdi, göstericilerin kaygılarını daha az küçümser hale geldiler. Örneğin geçen Cumartesi Champs Elysées’de yaşanan çatışmalardan sonra, yeni İçişleri Bakanı Christophe Castaner, “verilen zarar çok değil, daha çok maddi zararlar, bu da daha önemli” dedi. [“Cana geleceğine mala gelsin” gibi bir tavır, ÇN.] Ana akım medyanın ve politikacıların 1 Mayıs’ta ve Çalışma reformları protestolarında benzer eylemleri nasıl kötülediği düşünülürse bu son derece şaşırtıcı bir açıklama.

Bizim perspektifimizden, öfkelerinin meşru olduğuna hiçbir kuşku yok. Bu harekette yer alan birçok insan her gün yaşamlarında baş etmek zorunda oldukları zorlukları anlatıyorlar. Artık yeter demekte haklılar; akaryakıt sorunu bardağı taşıran son dalma olmuş. Diğer herkes ekonomik dalgalanmalardan ve tüketicileri hedefleyen vergi artışlarından yara almadan kurtulurken, alt sınıflar iki yakalarını bir araya getirme konusunda her gün daha da zorlanıyorlar.

Dolayısıyla öfke ve doğrudan eylem meşru. Mesele, bu harekete yön veren siyasi vizyon ve değerlerin iyi bir yere varmayı sağlayıp sağlamayacağı.

“Öyleyse biyoyakıt kullansınlar – Brigitte Macron.”

Sıkıntılı Zemin

Sarı yelekli eylemleri sırasında sayısız ırkçı, cinsiyetçi ve homofobik olay yaşandı. Paris’teki 17 Kasım gösterilerinde, gösterici kalabalığı arasında birçok tanınmış antisemit ve milliyetçi vardı. Paris’teki 24 Kasım eylemlerine de aşırı sağın ve milliyetçi grupların üyeleri katıldı. Bazı yoldaşlar aşırı sağın Paris gösterilerindeki varlığının “inkâr edilemez” olduğunu söylüyorlar. Bayrak taşıyan bir monarşist grup da görmüşler; kalabalık, çatışmalar sırasında polisin TOMA kullanması karşısında bunların varlığını “önemsiz” görmüş.

Neye yorumlanacağı pek belli olmayan pek çok başka unsur da var. Örneğin Paris’teki kalabalık 1968 Mayıs’ının (“CRS SS”) ve çalışma reformuna karşı yapılan gösterilerin (“Paris debout, soulève toi”) klasik sloganını atarken, şu an radikallerle değil geleneksel cumhuriyetçi partilerle ve aşırı sağla ilişkilendirilen Marseillaise’in ilk kıtası da söylenmiş. Bu Fransız Devrimi’ndeki kökenlerine bir atıf olarak da anlaşılabilir ama marş Fransız ulusal marşı olarak rol değiştirmiş durumda ve artık vatansever ve milliyetçi bir tonu var.

Başka bir örnek: Champs Elysées’den yürünürken kalabalık “Evimizdeyiz” diye slogan atmış. Masum gibi görünebilir bu slogan, ne de olsa göstericilerin sokakları doldurduğunun bir ifadesi olarak da yorumlanabilir. Ancak bu slogan Ulusal Cephe destekçilerinin toplantılarında sık sık kullandığı bir sloganı hatırlatıyor. O bağlamda anlaşılırsa çok daha kötü bir anlamı var. Milliyetçiler için bu, Fransa demek ve Fransa’nın daima beyaz, Hıristiyan ve milliyetçi bir ülke olması demek. Kendi kimliklerine ve siyasi gündemlerine uymayan herkes bu nedenle yabancı veya davetsiz misafir gibi görülüyor. Yani bu slogan kimin ait olup kimin olmadığına dair bir şey anlatıyor. Bu sözlerin sarı yelekli gösterilerinde kullanılması, meşum değilse bile kötü bir seçim.

Paris harekette gerici eğilimlerin baş gösterdiği tek yer değil. Gerçekten de 17 Kasım’da Cognac’da sarı yelekli protestocular, “evine geri dön” diye bağırarak araba kullanan siyah bir kadına saldırdılar. Aynı gün Bourg en Bresse’de, seçilmiş bir temsilci ve partneri eşcinsel oldukları için saldırıya uğradı. Somme ilinde, bazı sarı yelekliler, trafikte sıkışmış büyük bir kamyonun içinde göçmenlerin saklandığını fark edince göçmen polisini aradılar. Liste böyle uzuyor.

Son olarak, bu “apolitik” hareketin bazı katılımcıları, daha iyi bir eğitimi, hastaneleri ve sağlığa erişim hakkını savunan ve demiryolu işçileri hareketi dahil genel olarak toplumsal hareketlere karşı besledikleri nahoş duyguları açıktan ifade ettiler. Aslında “herkes” katılabilsin diye kendisini kolektif mücadelelerden ayrı tuttuğunu iddia eden bu hareketin sonu bireyci çıkarı savunmak oluyor: izole tüketicilerin, herhangi bir gerçek toplumsal değişim olmaksızın daha ucuz bir fiyata otomobillerini kullanmaya devam edebilme hakkı.

Nasıl ilişkilenmeliyiz?

Anarşistler ve solcular arasında, “sarı yelekliler” fenomeni ile nasıl ilişkileneceğimiz konusunda iki farklı düşünce var: içinde yer almamız gerektiği ve mesafemizi korumamız gerektiği. Mesafeli olmak için sunulan argümanlar şunlar:

• Sarı yelekliler hareketi “apolitik” olduğunu iddia ediyor. Katılımcıların geneli kendisini sıkı çalışan ama vergilerden ve hükümet kararlarından hep en kötü etkilenen öfkeli yurttaşlar olarak tanımlıyor. Bu söylemin, adını milletvekili Pierre Poujade’den alan gerici ve popülist bir hareket olan 1950’lerin Poujadisme hareketi veya daha yakın tarihli olarak “Bonnets rouges” (kırmızı bereliler) hareketi ile epey benzerliği var.

• Hareketin “apolitik” olma savunusu tehlikeli çünkü aşırı sağcı örgütçülerin, popülistlerin ve faşistlerin protestocuların arasına karışması için mükemmel bir fırsat yaratıyor. Yani bu hareket aşırı sağa kendisini yeniden kurması ve güç kazanması için fırsat sunuyor.

• Hareket dikkat çekmeye başladığı an, aşırı sağcı politikacı Marine Le Pen ve diğer muhafazakâr ve popülistler desteklerini açıkladılar. Apolitiklik de bir yere kadarmış!

“Ultra-sağ kaybedecek!”

Harekete dahil olma yönündeki argümanlar şunlar:

• Bu, düşük gelirli insanları içeren samimi bir kendiliğinden ve merkezsiz hareket gibi görünüyor. Teoride, kapitalizmle ve devlet baskısı ile mücadele etmek için onlar arasında örgütleniyor olmamız lazım. Ama sınıf savaşı ve antikapitalizm gibi kavramlar gösterilerde hiç de gündem değildi.

• Bazıları faşistlerin hareketi ve temsil ettiği öfkeyi ele geçirmesini önlemek için katılmamız gerektiğini savunuyor. Bazı radikaller, insanlarla yeni bağlar kurmak ve kapitalizm ve ekonomik krize nasıl yanıt verileceği konusundaki fikirlerimizi yaymak için bu eylemlerde yer almamız gerektiğine inanıyorlar.

• Bazı radikaller için, mevcut hareketten kuşku duymak ve içinde yer almak istememek, “apolitik” yoksullara karşı sınıfsal bir önyargının işareti olabilir. Her durumda izleyici değil aktör olmamız gerektiğini söyleyenler de var. Bazıları, “gerçek” devrimcilersek, pasif şekilde dışarıdan eleştirmek yerine bilinmeyene atlamamız ve mümkün olanı keşfetmemiz gerektiğini dahi iddia ediyorlar.

Bu argümanların hepsi geçerli ama anarşistler bu argümanlarla faşistlere örgütlenme platformu sunan bir harekete katılırsa—Ukrayna devriminde bazı anarşistlerin yaptığı gibi—bu daha da büyük felaketlere kapı açacak bir felaket olacaktır.

“Kahrolsun devlet, polis ve faşistler.”

Sarı yelekliler hareketinin temel sorunu, başlangıç noktasının yanlış olması: hepimizin ortadan kaldırmak için mücadele veriyor olması gereken koşulları muhafaza etmeye çalışıyor. Günümüzün yabancılaşmış ve sefil tüketici yaşam tarzını korumaya çalışmak yerine (ki bu yaşam tarzının bugün hâkim olması işçi hareketinin bir yüzyıldır devam eden yenilgileri ve ihanetlerinin sonucu), otomobillere ve akaryakıta neden bu kadar bağımlı olduğumuzu sorgulamalıyız. Geçinme ve seyahat etme yollarımız böyle izole edici, bireycileştirici bir şekilde tasarlanmamış olsaydı—kapitalistler bizi bu kadar gözü kara sömüremiyor olsaydı—çevresel imha ile mali istikrarımızın son dayanağından vazgeçmek arasında seçim yapmak zorunda kalmazdık.

Başka bir dünya (veya dünyanın başka bir sonu) için mücadele ederken alışkanlıklarımızı değiştirmek ve ayrıcalıklarımızdan vazgeçmek zorundayız ama her zaman olduğu gibi, hükümetler ve kapitalistler bizi kendi sebep oldukları sorunların yükünü taşımaya mecbur ediyor. Tartışmanın şartlarını ve kavramlarını onların belirlemesine izin vermemeliyiz.

“Macron’u devir, hükümeti dağıt, sistemi yık.”

Ucu açık sorular

Tesadüf bu ya, anavatan Fransa dışında durum son derece farklı. Reunion adasında 17 Kasım’dan bu yana tüm stratejik yerlerin—havaalanı, liman, valilik—bloke edildiği bir toplumsal ayaklanma vardı. Durumun kontrolünü kaybedecekleri korkusuyla ve ekonomiye etkisinden endişelenerek, Fransız makamları 20 Kasım’da 25 Kasım’a kadar devam eden sıkıyönetim ilan ettiler.

Avrupa’da sarı yelekliler hareketi liderlik sorunları ve strateji konusunda anlaşmazlıkların ardından kendisini yeniden yapılandırmaya çalışırken, bu yeni köprüler kurmak ve bu hareketin gündeme getirdiği sorunlara daha sistemsel çözümler önermek için bir fırsat olabilir.

Ekoloji konusunda, iklim değişikliğinden esas sorumlu olanların zenginler olduğunu ve onları deviremiyorsak bile iklim değişikliği ile mücadelede yükün onlara bindirilmesi gerektiğini vurgulamalıyız. İngiltere’de kapitalizme ve iklim değişikliğine karşı Extinction Rebellion hareketinin mevcut blokaj eylemleri ile yapmaya çalıştığı böyle bir şey. İngiliz kanalının iki ayrı ucunda kapitalizm ve ekoloji konusunda biri devletten ekolojik taleplerde bulunan, diğeri ise devletin çevre koruma tedbirlerine tepki gösteren iki farklı blokaj hareketinin olması ironik.

Milliyetçilik konusunda ise, kendi ırkımızdan, cinsiyetimizden ve dinimizden insanlar tarafından sömürülmenin yabancılar tarafından sömürülmekten daha iyi olmadığını söylemeli ve tüm ayrım hatları boyunca—ırk, cinsiyet, din, yurttaşlık ve cinsel tercih—dayanışmayı örerek bizi ezen ve sömürenlere karşı durabileceğimizi vurgulamalıyız. 24 Kasım’daki feminist yürüyüşle buluşan Montpellier’deki sarı yelekli protestocular bize ilham verdi.

Her şeyden öte, toplumsal hareketler alanı dahilinde bir antikapitalist, anti-faşist, cinsiyetçilik karşıtı ve ekolojik cepheye ihtiyacımız var. Soru ise bunun “sarı yelekliler” hareketi içinde mi yoksa karşısında mı yer alması gerektiği.

Kaynak: https://crimethinc.com/2018/11/27/the-yellow-vest-movement-in-france-between-ecological-neoliberalism-and-apolitical-movements

Çeviri: Serap Şen

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s