Östrojen hipotezi: Hormonlara kulak vermek – Lisa Miller

Şizofren erkeklerin ilk psikotik epizotlarını neden kadınlara nazaran bu kadar erken yaşadığını merak eden Britanyalı üç psikiyatr, 1990’ların başında Londra’nın kalabalık bir mahallesinde doktor muayenehaneleri ve hastanelerden topladıkları 20 senelik tanı kayıtlarını incelediler ve hayret verici bir sonuca ulaştılar: 45 yaş sonrasında, ilk atak şizofreninin gösterilebilir bir “ikinci zirvesi” vardı. Ve bu hastalar ağırlıklı olarak kadındı.

İkinci zirvenin keşfedilmesinden bu yana 20 yıl geçti ama bu olgu psikiyatri müessesesinde neredeyse tamamen görünmez olmayı sürdürüyor ve durum genel doktorlar arasında daha bile karanlık. Dolayısıyla, kadınların ilk ruhsal çöküntülerini neden hayatlarının daha geç bir aşamasında yaşadıklarına bir açıklama da getirilemiyor ve bu olgu (hayatlarının daha geç, menopozla ilişkili belirli bir döneminde yaşıyor olmaları), en iyi nasıl tedavi edileceklerini bulmak için dikkate alınmıyor. Onun yerine, orta yaşta aniden psikotik hale gelen kadınlara, bakan doktorun genellikle pek de umursamadığını gösteren tanılar konuyor ve kadınlar erkekler üzerindeki klinik deneylerde test edilmiş güçlü antipsikotiklerle tedavi edilmeye çalışılıyor. Rahatsızlıkları sınıflandırılmamış ve akıl sağlığının sınırlarında yaşayan bu kadınlar, tıbbın kendileri karşısındaki cevapsızlığı ile daha da yabancılaştırılıyorlar.

Ama bu 20 yıl içinde, çoğunluğu kadınlardan oluşan ve Amerikan üniversitelerinden, Akıl Sağlığı Ulusal Enstitüsü gibi kuruluşlara ve İsviçre ve İspanya’dan araştırmacılara kadar dünyanın dört bir yanından bağımsız çalışan küçük bir grup psikiyatr, bu kadınlar üzerine çalışmaya başladılar. Bazı vakalarda, hormonlarda menopoz başlangıcına denk gelen dramatik dalgalanmaların şizofreniyi tetiklediğine inanıyorlar. Bu korelasyona “östrojen hipotezi” adı veriliyor.

Geniş farklılık gösteren çok sayıda vakayı açıklamaya yardımcı olduğu için güçlü bir hipotez bu. Daha yaygın olarak gençlerde görülene benzer ruhsal çöküntüler yaşayan bu “ikinci zirve” şizofrenik kadınlar var. Ama yaşamları ve acıları östrojen hipotezi ile aydınlatılabilecek kadın sayısı daha fazla, örneğin psikozlu kadınların sıkıntıları, yaşamlarının her aşamasında östrojen dalgalanmaları ile ilişkilendirilebilir. Halüsinasyonları hormon döngüleri ile uyum içinde kuvvetlenen veya zayıflayan geleneksel, erken atak şizofrenili kadınlar ve östrojenleri çocuk doğurduktan sonraki haftalarda dibe vurduğunda aniden ve dramatik şekilde psikotik – veya katatonik ya da intihara meyilli – olan kadınlar var. Bunun haricinde, daha önce tanı konmuş ve kontrol altındaki akıl hastalıklarına (bipolar rahatsızlığı, majör depresyon) sahip olan ve menopoz geçişi sırasında nüksetme veya şiddetlenme yaşayan kadınlar, ve diğer kadınlar PMS (adet öncesi gerginlik sendromu) geçirirken intihar eğilimi gösterenler kadınlar da var.

Tüm kadınlar, ruhsal durumlarını mahvedebileceğini bildikleri hormonları ile kesintisiz bir iletişim içindedirler. Ama hormonların güçlendirme ve stabilize etme ihtimali de var. Ama bu görüş, erkek deneylerinden çıkarılmış hastalık modellerinin kadınlar için tam olarak geçerli olmayabileceği ihtimalini dikkate almaya isteksiz doktorlar tarafından tanı ve tedavi için alakasız sayılarak rafa kaldırıldı. “Erkekler erekte olamıyorsa bu bir felakettir,” diyor üreme psikiyatrı Catherine Birndorf. “Ama üreme özelliklerimiz ve patriyarka nedeniyle kadınlar hakkında çok az çalışma var. Kadınları daha iyi anlamaya çalışmalıyız.”

Columbia Üniversitesi psikiyatri bölüm başkanı Jeffrey Lieberman ise daha açık konuşuyor: “Tıp bu kadınlara pek ilgi göstermedi. Orta yaşlı kadınlar düşük öncelikli, tıpkı daha önce çocukların olduğu gibi.”

2013’te, adet öncesi disforik bozukluk, DSM’nin (Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı) yeni revizyonunda resmi bir tanı oldu ve kadınların yüzde 5,5’i için, genellikle PMS olarak bilinen aşamanın, ciddi depresyona, işgücü kaybına, ilişkilerde tehlikeli kopuşlara ve hatta intihara sebep olabilecek şekilde sıkıntılı geçtiği kabul edilmiş oldu. Eski kuşak feministler, dişiliği bir patoloji haline getirmek olduğunu iddia ederek bu sınıflandırmaya karşı çıktılar ama genç feministler buna katılmadılar. Bu kategorinin oluşturulması ile birlikte, sıkıntı yaşayan bir grubun nihayet tanınıp ihtiyaç duyduğu tedaviyi alabileceğini (ve bu tedaviyi sigortadan karşılayabileceğini) söylediler.

Ama tıp müessesesi halen bu konuda geri bir noktada. DSM üreme hormonlarından nadiren söz ediyor ve cevaplar veya sebepler bulmak için hormon değişimlerini inceleyen doktorlar halen küçük bir azınlık. Psikiyatri uzmanlık eğitimlerinin yalnızca yüzde 39’u üreme psikiyatrisinde herhangi bir eğitim gerektiriyor ve stajyerlerin çok daha azında böyle bir yetkinlik aranıyor.

Tıp ve bilimin, bizi erkekler tarafından oluşturulmuş, erkekler üzerindeki araştırmalarla tesis edilmiş ve erkekleri tanılamak ve tedavi etmek üzere tasarlanmış kategorilere sokuşturmak yerine kadınlara gerçekten öncelik verdiği, adet döngümüz ve hormon dalgalanmalarımız dahil dişiliğimizi dikkate alıp araştırdığı bir dünya düşünün. DSM’deki hastalık sınıflandırmalarını yaratan uzmanlar, kadınların hormon döngülerindeki dalgalanmalara eşlik edebilen şiddetli semptomların toplanması için etiketler oluştursaydı ve böylece herhangi bir yerdeki herhangi bir iç hastalıkları uzmanı kitabı açıp bağlantıyı kursa ve ne yapacağını bilebilseydi ne olurdu? Hekimler dişi hormonlarının ilacın etkililiğini nasıl azalttığını veya arttırdığını anlasaydı ne olurdu? Orta yaş psikozu yaşayan kadınlar, ayırt edilebilir bir grup oluştursaydı ve birbirlerini, ne olacağını bilmedikleri sıkıntılı topraklardan geçen normal gezginler olarak görselerdi ne olurdu?

2009’da, Jayashri Kulkarni adlı Avustralyalı bir psikiyatr, östrojen hipotezini bir adım daha ileri taşıyan sıra dışı deneylerin sonuçlarını yayınlamaya başladı. Östrojendeki dalgalanmalar psikozu şiddetlendiriyor idiyse, o zaman östrojen enfüzyonlarının – hormon ilaveleri – bunu düzenlemesi ve sağaltması gerekmez miydi? Küçük bir çalışmada Kulkarni, doğurma yaşında ve şizofreni tanısı konmuş bir grup kadına, düzenli olarak reçete edilen antipsikotik ilaçlarla birlikte östrojen uyguladı ve kontrol grubuna kıyasla, bu grubun pozitif ve negatif semptomlarının azaldığını buldu. Daha büyük bir grupla yeniden denedi ve benzer bir sonuca ulaştı. Küçük bir erkek grubu ile denedi – hormonların feminize edici yan etkilerini (memelerin büyümesi gibi) önlemek için bir hafta boyunca antipsikotiklerle birlikte östrojen uyguladı – ve aynısını buldu. Beşinci gün itibariyle, erkek östrojen grubu “plasebo grubuna kıyasla psikotik semptomlarda kayda değer bir hafifleme sergiledi,” ve yedinci gün itibariyle, erkekler daha bile ilerleme kaydetmişti.

Östrojenin risklerinin farkında olan Kulkarni (2002’de, araştırmacılar, meme kanseri ve kalp hastalığı riskinde ciddi bir artış görülmesi ardından hormon replasman tedavisi üzerine büyük bir Kadın Sağlığı İnisiyatifi çalışmasını durdurmuşlardı), bu kez şizofren menopoz kadınlar üzerinde, östrojeni stimüle eden (dolayısıyla daha az dolaylı risk taşıyan) ilaçlar kullanarak bir başka deney serisi yaptı. Burada da “sağlam bir terapötik etki” buldu.

Östrojen ile akıl hastalığı arasındaki bağlantılar açık ve tedavi başarı şansı göz ardı edilemeyecek kadar ilgi çekici, özellikle de kadınların tedavilerinde dişiliklerini dikkate almaya isteksiz veya sorunlarını o dişiliğin ifadesi ve dolayısıyla tedaviye değmez olarak gören doktorlardan yüzyıllardır ne kadar yetersiz hizmet aldıkları düşünülürse.

Kadınların adet görmesi – ve hormonları ve rahimleri – ile ilişkilendirilen stigma, kadınların adet görmesini “kirli” sayan Levililer (Eski Ahit’in üçüncü kitabı) zamanına kadar gider. Ama adet görmek, tarihsel olarak salt dişi mundarlığından fazlası olmuştur; kadınların öfkesinin, dengesizliğinin, güvenilmezliğinin, zayıflığının, kırılganlığının ve nevrotikliğinin sebebi de sayılmıştır. Antik Yunanlar, muhtemelen Hipokrat da dahil, rahmin bazen bir kadının içinde yerinden oynayarak aşırı duygusallığa sebep olabileceğine inanıyordu. Bunun için en iyi çarenin sert seks olduğunu düşünüyorlardı.

Bugün bile, çok daha bilinçli olmamıza ve adet kanamasının (ve kanamanın kesilmesinin) normal ve doğal olduğu fikrini tekrarlamamıza ve kadınların yemek sofrasında en sağlıklı pedlerden konuşabilmesine rağmen, adetle ilgili stigma devam ediyor ve kadınları iki yönden sıkıştırıyor: gayet meşru duygularımız, ruh hallerimiz ve tepkilerimiz hormonal döngülerimizle ilişkilendirilerek değersizleştiriliyor – öfkeliysek veya üzgünsek, adet huysuzluğu çektiğimiz söyleniyor, öfkemiz veya canımızın sıkkınlığı değersizleştiriliyor ve gerçek sebepler yok sayılıyor – ve diğer taraftan, üreme döngülerimiz, hormonlarımız veya organlarımızla bağlantılı sağlık sorunlarımız dikkate alınmıyor veya hafife alınıyor. 21. yüzyılda bile, rahimlerimizin yerinden oynayabileceğine dair hurafelere inanılmaya devam ediliyor: birlikte maraton koşacağımız arkadaşımın annesi, ona fazla koşmamasını, yoksa rahminin “düşeceğini” söylemişti mesela, rahim yerinden sökülüp servikse çarpabilir, kısırlığa, ağrıya veya başka dertlere sebep olabilirdi.

Hem üreme organlarımızın bizi kırılgan, duygusal, mantıksız yaptığı düşünülüyor, hem de bunların beden ve akıl sağlığımız üzerindeki etkilerine hiç şikâyet etmeden, metanetle katlanmamız bekleniyor. Erkek arkadaşlar ve kocalar bu önyargıyı pekiştiriyor ama doktorlar da, hatta seçkin olanları bile yapıyor bunu. Adet kız çocuklarının üzerinde “gelecek dişidir” yazılı tişörtlerle dolaştığı bir çağda bile tabu olmayı sürdürüyor ama menopoz konusunda durum daha da beter çünkü kültürümüzde doğurganlık belirtilerinden – kan ve yumurtaların vücuttan atılması, hormonların “dengesizleşmesi” – daha iğrenç ve utanç verici görülen bir şey varsa eğer, o da doğurgan olmamak, kısırlık. İncil’de, kısır kadın lanetlenmiştir.

Bir zamanlar menopoza “çare,” orta yaşlı kadınlara yeniden cinsellik kazandıracak bir yol olarak teşvik edilen hormon replasman tedavisi, Kadın Sağlığı İnisiyatifi çalışması durdurulduktan sonra, doktorlar tarafından kabul görmeyen ve sağlık yazarları tarafından uzak durulan kültürel bir günaha dönüştü. Şimdi fiziksel veya ruhsal semptomlar için hormon soran kadınların lafı ağızlarına tıkanıyor. Ama hormon takviyesi konusunda kamuoyu görüşü, büyük ölçüde trans hakları hareketinin kararlılığı sayesinde değişmeye başladı. Hormon takviyelerinin tehlikeleri konusundaki gerçek abartılıyor. Ortada evrensel veya kesin bir risk yok, bazı durumlarda tehlikeli bir risk söz konusu ve dikkatli bir takip ve gözetim ile bu riskler yönetilebilir. Yıkıcı bir orta yaş psikozu ile meme kanseri riski olasılığı arasındaki korkunç ikilemle karşı karşıya kalan bir kadının ikisi arasında tercih yapmasına izin verilemez mi?

İkinci zirve şizofrenisi menopozla tetiklenen bir kadın şöyle diyor: “İnsanların hayatlarının bu dönemini düzgün atlatmasına yardımcı olmak için yeterli bilgimiz yok: beslenmeye mi yoksa davranışa mı dikkat etmeli; menopoz mu yoksa menopoz öncesi mi sorun… Şahsen tamamen kimyasal bir dengesizlik olduğunu düşündüğüm anlar oluyor. Bence bu araştırılarak bulunabilecek bir şey ama aslında bir de kaybettiğimizi düşündüğüm bir şey var: kuşaktan kuşağa aktarılan ama son 50 yıldaki çok hızlı değişimlerin ve nüfustaki patlamanın arasında kaybolan eski bilgiler. Eskiden yaşadığımız gibi yaşamıyoruz. Eskiden sülalecek yaşardık. Birbirine bağlı ve paylaşım içinde bir topluluk gibi… Buna nasıl ulaşırız bilmiyorum ama ihtiyacımızın ne olduğunu biliyorum: Bize ne olduğunu, ne yaşamakta olduğumuzu anlayan ve oturup bize bunu anlatacak insanlara ihtiyacımız var. Bir noktada, karşımıza oturup ‘Tamamdır, artık 45 yaşındasın. Menopoza giriyorsun ve şunları yaşayacaksın’ diyen birine.”

Kısaltarak çeviren: Serap Şen

Kaynak

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s