İsyanlar, dış müdahaleler ve diktatörlüklerle dolu bir tarih: Haiti*

(*) Bu yazı 2010 Haiti depremi ardından Toplumsal Özgürlük 31. sayıda yayınlanmıştır.

Haiti, bağımsızlığının bedelini sürekli ambargolarla, saldırı, işgal ve destabilizasyon çabaları ile ödedi. Fransa 1825’te Haiti’ye kaybettiği köle geliri karşılığında 150 milyon Frank tazminat ödemeyi şart koştu. Ülke 1947’ye dek bu tazminatı ödemek zorunda kaldı. 1915–37 arasında, 1. Dünya Savaşı’nı bahane eden ABD’nin işgali altında kaldı. 1957–86 arasında ABD’nin kuklası Duvalier, kanlı rejimi ile ülkeyi emperyalizmin çiftliği haline getirdi. Duvalier, Haiti’nin mücadeleci tarihinde bir kırılma noktası. Kendi halkını, kurduğu kontra birliklerle kırıma uğratarak emperyalistlere hizmet eden, efendileri ile aynı ligde oynama hevesine düşmüş yoz bir ulusal politikacı. Duvalier’nin mezar taşında, yaşamına esin kaynağı olan kişiler arasında, Mustafa Kemal Atatürk adı da sayılıyor.

Batı yarıkürenin en yoksul ülkesi Haiti’nin başkenti Port-au-Prince’te yaşanan depreme felaket demek, bu bahtsız ülkenin felaketten ibaret tarihine bakınca insana garip geliyor. Mağrur başlayan bu tarih, bağımsızlık öncesi sömürgecilik döneminin etkisi, bağımsızlık sonrası ise ABD’nin arka bahçesinde kalan coğrafyası sebebiyle adeta kâbusa dönmüş.

Haiti, Orta Amerika’nın, doğusunu Dominik Cumhuriyeti ile paylaşan küçük bir ada ülkesi. 15. yy.da İspanyollar, 18. yy.da ise Fransızlar tarafından işgal edilen adanın Afrikalı köleleştirilmiş nüfusu, Fransız Devrimi ardından sömürgeci beyazların adanın yönetimi konusunda anlaşmazlığa düşmesinden yararlanarak ayaklanıyor. Fransa’da iktidarda olan Jakobenler, önce Haiti’de, sonrasında tüm Fransız sömürgelerinde köleliği kaldırıyor. Haitili bir delegasyon Fransız Ulusal Meclisi’nde kabul edilerek kucaklanıyor. Jakobenlerin devrilmesi sonrasında iktidara gelen Napolyon, 1803’te adaya sefer düzenleyerek ayaklanmacıları yenilgiye uğratıyor ancak Napolyon’un köleliği geri getireceğini açıklaması ile tekrar ayaklanan siyahlar, 1804’te sömürgecileri yenerek Amerika kıtalarının ABD’den sonra ikinci bağımsız ülkesini ilan ediyorlar.

İlk köle ayaklanması

Kölelerin bu ilk ayaklanması, beyazları yenerek kendi kaderini tayin etmekle kalmıyor, Fransız Devrimi’nin Fransızlardan bile sadık bir takipçisi olarak, barış ve istikrar içinde kendi kendisini yönetebileceğini de kanıtlıyor. Dünyanın tüm köleleri, emekçileri ve ezilenleri için ilham kaynağı olması bu yüzden. Emperyalistler, bu cüretkâr başkaldırıyı ezilenler için ilham kaynağından bir ibreti âlem örneğine çevirmek üzere kolları sıvamakta gecikmiyorlar, çünkü onlar için bu ülke, “tüm beyazlar açısından iğrenç bir görüntü oluşturuyor.”

Haiti, bağımsızlığının bedelini sürekli ambargolarla, saldırı, işgal ve destabilizasyon çabaları ile ödedi. Fransa 1825’te Haiti’ye kaybettiği köle geliri karşılığında 150 milyon Frank tazminat ödemeyi şart koştu. Ülke 1947’ye dek bu tazminatı ödemek zorunda kaldı. 1915–37 arasında, 1. Dünya Savaşı’nı bahane eden ABD’nin işgali altında kaldı. 1957–86 arasında ABD’nin kuklası Duvalier, kanlı rejimi ile ülkeyi emperyalizmin çiftliği haline getirdi. Duvalier, Haiti’nin mücadeleci tarihinde bir kırılma noktası. Kendi halkını, kurduğu kontra birliklerle kırıma uğratarak emperyalistlere hizmet eden, efendileri ile aynı ligde oynama hevesine düşmüş yoz bir ulusal politikacı. Duvalier’nin mezar taşında, yaşamına esin kaynağı olan kişiler arasında, Mustafa Kemal Atatürk adı da sayılıyor.

Aristide Fransa’nın Haiti’den aldığı tazminatı geri isteyince, 2004’te uyduruk bir BM kararına dayanan ve ABD-Kanada-Fransa ortaklığında düzenlenen bir darbeyle devrildi. Tüm baskılara rağmen 2006 seçimlerini %70 oyla yine bir Lavalas adayı kazandı ama emperyalistler tarafından kişi başına düşen sivil toplum örgütü sayısı en yüksek ülke haline getirilen Haiti’de, hükümet işlemez hale getirildi. Haiti, STK’cılığın yeni sömürgecilikteki rolünün en kristalize örneği.

Halka karşı darbe+STK formülü

Emperyalistlere ve işbirlikçilerine karşı örgütlenen Lavalas (Çığ) hareketinin adayı olarak 1990’da yapılan seçimde oyların %75’iyle başkan seçilen Aristide, Kurtuluş Teolojisi’nin yerli Kreol dilinde verilen vaazlarıyla yetişmiş bir rahipti. Sadece aylar sürebilen iktidarı Ekim 1991’de darbeyle sona erdi. ABD’nin koyduğu, büyük çaplı sosyo-ekonomik reformlara girişmemesi şartıyla, Eylül 1994’te ülkeye geri dönerek başkanlığı geri aldı. Ancak neoliberal programa direnmeye devam etti, asgari ücreti artırdı. Ambargolar tekrar başlayınca girilen darboğazda Aristide, çıkış yolu olarak, Fransa’nın Haiti’den aldığı tazminatı geri ödemesini talep etti, bu yüzden 2004’te uyduruk bir BM kararı ile ABD-Kanada-Fransa ortaklığında düzenlenen darbeyle devrildi. Tüm baskılara rağmen 2006 seçimlerini %70 oyla yine Lavalas adayı kazandı ama emperyalistler tarafından kişi başına düşen sivil toplum örgütü en yüksek ülke haline getirilen Haiti’de hükümet işlemez hale getirildi.

Aristide’nin darbeyle devrilip yeniden başkanlığa geldiği 1991-93 arasında, 5 binin üzerinde Aristide yandaşı, hedef gözeten operasyonlarda öldürüldü. Oysa Batı tarafından diktatör olarak adlandırılan Aristide döneminde (2000–2004) sadece 70 muhalif öldürülmüştü.

Tarihine 3. dünya halkları için mağrur bir örnek olarak başlayan Haiti, ABD için ucuz tarım ithalatı kaynağı, tekstil ve diğer tüketim malları üreten Amerikalı şirketler içinse ucuz işgücü deposu olarak kalması adına Washington’un onlarca yıllık siyasi ve ekonomik müdahaleleri sonucunda geri bıraktırıldı.

“Felaket kapitalizmi”

Bağımsızlığın 200. yıldönümünün iki ay sonrasında yapılan darbe, Batı basını tarafından “kendini yönetme becerisine sahip olmayan, yolsuzluğa ve şiddete batmış, ekonomisi harap Haiti’nin yeniden yapılandırılması için bir fırsat” olarak selamlandı. Darbenin tam 6 yıl sonrasında yaşanan deprem, bu ikiyüzlü yalanların maskesini acı şekilde indirmiş bulunuyor. ABD’nin deprem sonrasında Haiti’yi 12 binden fazla askerle fiili işgali, Naomi Klein’in felaket kapitalizmi diye tariflediği “büyük güçlerin ülkeleri, şokların halklarda yarattığı travmalardan yararlanarak şekillendirmesi” savının bir örneği.

2007’de yaşanan gıda krizinde, tanesi 5 sentten satılan, karın ağrısı ve parazit yapan, çamur, tuz ve bitkisel yağ karışımı çörekleriyle gündeme gelen Haiti, enkaz altında halen çıkarılmayı bekleyen binlerce ölüsü ile, Şili depreminin gölgesinde kalarak uluslararası toplumun vicdanından uzaklaşmış durumda.

Haiti’nin trajik öyküsü, ABD öncülüğündeki kapitalizmin tahakküm ve mantığının sonuçları açısından acı bir örnek. Gerçek bir antiemperyalistlik yerine emperyalistlere öykünmeciliğin nelere yol açtığı açısından ise Türkiye gibi ülkeler için derslerle dolu.

Haiti hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Haiti’de Sıfır Seçenek: İşgal, Peter Hallward, New Left Review 2004 Türkçe seçkisi.

Yazar: Serap Şen

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s