Mizojiniden Cinayete: Karşılaştırmalı Kültürel Bağlamda Gündelik Cinsiyetçilik ve Kadınkırımı – Gilda Rodríguez

Polisin, medyanın ve kamunun beyaz olmayan kadınlara, yoksul kadınlara, lezbiyenlere, fahişelere ve uyuşturucu kullanan kadınlara karşı işlenen suçlara tepkisi özellikle berbattır – genel olarak aşağılayıcı stereotipleştirme ve kurbanı suçlamayla iç içe geçmiş bir ilgisizlik.
… koyu tenli, işçi sınıfından kadın kurbanlar Meksika ulusal medyasının çok az ilgisini çekiyor ve ilgisini çektiğinde de, sanki onların algılanan ahlakı bir biçimde onların ölümünü kabul edilebilir kılarmış gibi, kurbanlar, çoğu zaman, “gevşek” olmakla suçlanıyor. Chihuahua Eyaleti’nin bir savcısı, cinayetleri durdurmak için sokağa çıkma yasağının uygulanmasını önerdi çünkü bu yasak, gevşek kadınlar olarak adlandırılanların yaşamlarının harcanabilir olduğunu ima ederek, “iyi insanları” geceleri sokaklardan uzak tutabilirdi.

Marc Lépine’nin – erkeklerin odayı boşaltmasını emredip “feminizmle mücadele ettiğini” ileri sürdükten sonra – on dört kadını öldürdüğü 1989 Montreal katliamının ertesinde, Jane Caputi ve Diana Russell, kadınların salt kadın oldukları için öldürülmesini betimlemek üzere “kadınkırımı” terimini kullanıma soktu. Özgün tanım, kadınkırımının, tecavüz ve cinsel istismardan zorla kısırlaştırmaya uzanan, kadına yönelik birçok şiddet biçimini içeren bir sürecin en aşırı biçimi olduğunu vurgular.[1] Bununla beraber, kadınkırımı, yalnızca kadınlara yönelik diğer açık şiddet biçimleriyle ilişkili olmakla kalmaz; cinsiyetçi kültürün yaratılmasına ve kadınların ve onların yaşamlarının değersizleştirilmesine katkıda bulunan mizojininin gündelik edimleriyle de ilişkilidir. Bu cinsiyetçi gündelik edimler, çoğu zaman, kadınlara yönelik şiddetin büyük ölçekli biçimleriyle ilişkisi muğlaklaşacak bir tarzda görmezden gelinir ya da önemsizleştirilir. Birçok popüler ve medya söylemindeki gündelik mizojini ile kadınkırımı arasındaki kopukluk, iki açıdan sorunludur. İlk olarak bu, cinsiyet temelli cinayetlerin, mizojinistik bileşeni olmaksızın, basit bir öldürme olarak hatalı bir biçimde nitelendirilmesine katkıda bulunur; bu ise bu tür bir şiddetin kökenindeki nedenleri ele almayı güçleştirir. İkinci olarak, “küçük” cinsiyetçilik vakaları meydana geldiğinde, bunlar, daha kolay bir biçimde, önemsiz hatta zararsız olarak görmezden gelinir. Oysa, olağan cinsiyetçi uygulamalar, kadınkırımı ve onu kuşatan siyasi söylemin koşullarını hazırlar. Bu amaçla iki vaka çalışmasını inceledim: 1993’ten bu yana sınır kenti Juárez’de meydana gelen beş yüzden fazla kadınkırımı ve Ağustos 2009’da George Sodini’nin, Pennsylvania Eyaleti’ndeki Pittsburgh Kenti’nin bir banliyösündeki bir spor merkezinde üç kadını öldürmesi. Diğer etmenlerin yanı sıra hem ölçek hem de süre açısından farklı olsa da, Meksika ve Birleşik Devletler’deki bu cinsiyet temelli suçlar, kültürel bağlamlar boyunca gündelik cinsiyetçi uygulamalar ve kadınkırımı arasındaki bağlantının ne kadar açık olduğunu göstermektedir.

1993 yılının başından bu yana, Chihuahua Eyeleti’ndeki sanayileşmiş sınır kenti Juárez’de 500 Meksikalı kadın öldürüldü. Kurbanların çoğunluğu yoksul ya da işçi sınıfından kızlar ve genç kadınlardı. Çoğu zaman cinsel istismar ve diğer fiziksel şiddet emareleri taşıyan bedenleri, kentin uzak alanlarında bulundu. Cinayetlerle bağlantılı olarak birçok kişi gözaltına alındıysa da suçlar devam etti. Hem yetersizliğin hem de yozlaşmanın bir sonucu olarak, yetkililerin cinayetleri çözmedeki beceriksizliği, Juárez’i, kadın olmak için aşırı derecede tehlikeli bir yer kıldı. Daha da önemlisi, Juárez’de kadınların yaşamlarına değer verilmemesi, cinayetlerin cezasızlıkla devam etmesini olanaklı kıldı.

Kadınkırım kurbanlarını büyük bir kısmı, Juárez’in maquiladora’larında, bölgede önemli bir iktisadi güç olan, yabancıların sahip olduğu montaj fabrikalarında istihdam ediliyordu. Maquiladora’lar esas olarak ucuz, kolayca eğitilebilen ve çalışma koşulları hakkında şikâyette bulunmaları olası olmayan vasıfsız emek gereksinimleri nedeniyle, kadın işçiler aramaktadırlar. Maquiladora’ların kadınları işe alma siyasasını, kadınlığın kendisinin, onları uysal, yüksek düzeyde beceri gerektiren görevlere daha yatkın ve erkek meslektaşlarına göre çok daha az talepkâr kıldığına inanılan basmakalıp “şekillendirilebilir işçi kadın” fikri[2] biçimlendirmektedir.

Maquiladora işçileri ve iş başvurusu yapanlar, hamilelik testlerine[3] ve medeni halleri ve kişisel planları hakkında ayrıntılı sorulara tabi tutulur çünkü işverenler haneiçi sorumlulukları[4] nedeniyle işe gelmemezlik etmesi daha az olası genç, bekâr kadınları tercih etmektedir. Maquiladora modeli,işçilerin kullanılıp atılabileceği bir kavramsallaştırma üzerine inşa edilmiştir. Zor bedensel emek, birçok kadının, bedenleri artık ayak uyduramadığı için sanayide birkaç yıldan fazla çalışmasını olanaksız kılar. Hamilelik ve evlilik konusundaki kısıtlamaların yanı sıra, kadınlar ve çocuklar için barınma olanaklarının olmaması, bu kadınların yaşamlarının gerçekliklerini işverenlerin beklentileriyle sık sık çatışmaya sokar ve bu nedenle de işten ayrılma oranı yüksektir. Bununla beraber emek arzı boldur[5] rekabetin farkında olan maquiladora işçileri, aşırı çalıştıklarında ya da istismara uğradıklarında konuşmamayı, hamileliklerini olabildiğince gizlemeyi ve alternatif çocuk bakımı düzenlemeleri bulmayı tercih eder.

Melissa Wright maquiladora ortamında kadınların değerinin umursanmamasını, cinayetlere içkin olan kadınların yaşamlarının değersizleştirilmesiyle ilişkilendirir. O, işten ayrılmanın yüksek oranını, kadınların emeğine yaşamlarından daha fazla değer verildiği “şirket tipi bir ölüm” olarak kavramsallaştırır. Fabrikalar ucuz ve etkili bir biçimde mal üretmeye devam ettiği sürece, işverenler, malları kimin ürettiğine önem vermez. Wright’ın açıkladığı gibi “bu hızlı iş giriş/çıkışları, illa ki bir fazlalık anlamına gelmiyor; bunlar, insanların sanayi atığına dönüştürüldüğü bir sürecin yan ürünü.”[6] Maquiladora işçileri, kullanılıp atılabilir ve daima yeri doldurulabilirdirler. Bir kadının mahremiyet gibi temel insan hakları ihlal edilebilir çünkü bu tür bir ihlale direnirse onun yerini almaya istekli ve hazır bir başka işçi olacaktır.

O halde kadınların ve daha özgül olarak da bedenlerinin kullanılıp atılabilirliği, hem cinayetlerin hem de maquiladora çalışma hayatının ortak özelliğidir. Yerel ve uluslararası devlet-dışı örgütlerin çabalarına rağmen cinayetler devam etmektedir ve şiddetin cinsiyet temeli sık sık görmezden gelinmektedir. Juárez’de zaten yüksek suç oranı – büyük çoğunluğu uyuşturucu ticaretiyle ilişkili – son yıllarda katlanarak arttı. Bu da, medya ve siyasi anlatılarda, cinsiyet temeli cinayetleri, diğer nedenlerin harekete geçirdiği cinayetlerden ayırt etmeyi güçleştirdi.

Caputi ve Russell, “mizojininin sadece kadına yönelik şiddeti motive etmekle kalmadığını, aynı zamanda bu tür suçların basın tarafından ele alınışını da çarpıttığını” ileri sürdü. “Polisin, medyanın ve kamunun, beyaz olmayan kadınlara, yoksul kadınlara, lezbiyenlere, fahişelere ve uyuşturucu kullanan kadınlara karşı işlenen suçlara tepkisi özellikle berbattır – genel olarak aşağılayıcı stereotipleştirme ve kurbanı suçlamayla iç içe geçmiş bir ilgisizlik.”[7] Juárez kadınkırımları etrafındaki söylem de bu örüntüyü izliyor: koyu tenli, işçi sınıfından kadın kurbanlar Meksika ulusal medyasının çok az ilgisini çekiyor ve ilgisini çektiğinde de, sanki onların algılanan ahlakı bir biçimde onların ölümünü kabul edilebilir kılarmış gibi, kurbanlar, çoğu zaman, “gevşek” olmakla suçlanıyor. Chihuahua Eyaleti’nin bir savcısı, cinayetleri durdurmak için sokağa çıkma yasağının uygulanmasını önerdi çünkü bu yasak, gevşek kadınlar olarak adlandırılanların yaşamlarının harcanabilir olduğunu ima ederek, “iyi insanları” geceleri sokaklardan uzak tutabilirdi.[8] Şu anki başkan Felipe Calderón, konu hakkında sessizliğini korurken, kayda değer miktarda enerjisini (ve Juárez’e birçok gezisini) uyuşturucuyla ilişkili suçlara adadı. 2005’te selefi Vicente Fox, medyayı, çözüldüğünü ve artık bir sorun oluşturmadığını iddia ettiği suçları sansasyonlaştırmakla suçlamıştı. Tam da bu süreç boyunca, yaptıkları işle kadınkırımı arasındaki herhangi bir bağlantıyı reddeden maquiladora’lar, kentin ekonomisinde önemli bir oyuncu olmaya devam etti.[9]

Bu esnada, 2009 yazında, George Sodini, kadınların Pittsburgh’daki aerobik sınıfına ateş açtı; intihar etmeden önce üç kadını öldürdü ve dokuzunu daha yaraladı. Kurbanların tamamı, katilin suç işleme niyetini açıkça ifşa ettiği ve birçok mizojinistik şikâyetlenme (“orospu” sözcüğü göze çarpacak kadar sık biçimde geçiyor) içeren bir blogun yazarı olan Sodini’nin hiç tanımadığı kişilerdi. Romantik girişimleri kadınlar tarafından yıllarca reddedilen – “30 milyon kadın”ın kendisini geri çevirdiğini ve on yıllardır seks yapmadığını iddia ediyordu – Sodini, üyesi olduğu bir spor salonunun kadınlar kısmına ateş açarak intikam almaya karar vermişti. Bu vakada, Associated Press ve New York Times dahil anaakım medya ve yerel yetkililer, cinayetlerin cinsiyetli doğasını saptamakta gecikmedi. “Sodini,” diyordu Allegheny İlçesi Polis Karakolu’nun bir üyesi, “içinde aşırı nefret barındırıyordu ve bu eylemi gerçekleştirmeye azmetmişti”.[10] Silahlı saldırgan, sırf içeride çok sayıda kadın bulunduğu için aerobik sınıfını seçmişti.

Anlatı çarpıcı bir biçimde, Juárez kadınlarının vakasında sık sık karşılaştığımız o kurbanların suçlamasından yoksun. Sodini’nin – tamamı beyaz ve orta sınıftan – kurbanları, yapmaları “beklenenden” başka bir şey yapmıyordu ve gerçekten de, o ortamda egzersiz yaparak geleneksel dişiliğin bir senaryosunu izliyorlardı.

Öldürülmüş kadınların fotoğrafları dahil basında yer alan haberlerin miktarı, Juárez cinayetleri hakkında yerel günlük gazete El Norte de Juárez’deki nadiren fotoğraf içeren birkaç kısa haberle apaçık bir karşıtlık oluşturuyor. Birçok açıdan Pittsburgh’daki kadınkırımı etrafındaki söylem, Caputi ve Russell’ın anahatlarını ortaya koyduğu [cinayetlerin görünmemesine sebep olan, ÇN] zorlukların üstesinden gelmeyi başardı ve önemsizleştirmeye ya da kurbanları suçlamaya maruz kalmaksızın, şiddetin cinsiyetli temelini açıkça saptadı.

Cinsiyetçi uygulamalar ve kadınkırımı arasındaki bağlantıyı polis ya da medya değil, feminist bir blog yazarı kurdu. Amanda Marcotte’nin ifade ettiği gibi üzere:

Günümüzde kadınlar – haneiçi işleri berbat etmekten sözüm ona “baş belası” olmaya, bir partiye gitmeye/ara sokaklarda yürümeye hakkı olduğunu düşünmeye, kalmalarını isteyen bir erkeği terk etmeye dek her şeyde -erkeklerin onlardan isteğinden farklı bir biçimde davranmayı seçtiği için tecavüze uğrayacak ya da dövülecek ve hatta öldürülebilecektir. Ama birçok insan Sodini’nin suçunu nicelik değil nitelik olarak farklı görecektir [çok sayıda kadına karşı işlenmiş olması değil, “başka türlü” kadınlara karşı veya başka saiklerle işlenmiş olması algısı, ÇN] çünkü kadınlara karşı bu türden nefret suçu işleyen birçok erkeğin aksine, Sodini, kurbanlarını tanımıyordu.[11]

Montreal katliamındaki Marc Lépine vakasına çok benzer bir biçimde, belirli söylemler Sodini’yi “deli” ya da “zihinsel olarak hasta,” yaptığını da, bunu destekleyen ve buna imkan sağlayan bir kültür sayesinde her gün meydana gelen bir şiddet türünün en aşırı biçimi yerine bir anomali olarak kavramaktadır.[12] Örneğin – internette de yazan Anne Applebaum şöyle demiştir: “Nüfusun yarısı olan kadınların kurbanlaştırılmasına o kadar alıştırıldık ki, artık fark etmiyoruz bile” demenin “gülünç bir önerme” olduğunu söylemişti.[13] Bu makalede karşı çıkmaya çalıştığım şey, tam da bu türden savlar.

Gerçekten de birçok bağlamda, kadınkırımının, boşlukta meydana gelmediğini, aksine, kadınları aşağılayan ve onlara zarar veren (şiddetin birçok biçimini de içeren) davranışları çeşitli derecelerde kabullenen ve besleyen bir ortamın bir – aşırı – dışavurumu olduğunu kavramamızı güçleştiren bir kadınlara karşı umursamazlığın ve hatta nefretin genelleştirilmiş bir kültürü söz konusu. Sodini’nin kadınkırımları örneğinde, blog yazarları, bu adamın suçu ile, erkeklerin cinsel ve romantik fetihlerini sözüm ona sosyal psikolojiden alınma tekniklerle arttırmaya girişen “baştan çıkarma topluluğu” kültürü denilen şey arasında çok incelikli bir bağlantı tespit ettiler. “Kadın düşürme/kadınları yatağa atma sanatçıları [pickup artists]” başarılı bir biçimde kadınları baştan çıkarmak amacıyla beceriler geliştiren erkekler – hedef, olabildiğince çok sayıda kadını baştan çıkarmak. Bu altkültür, son yıllarda, Neil Strauss’un Oyun’u [The Game] dahil çok satan kitaplarla, VH1 kanalında iki sezon boyunca (2007–2008) yayınlanan The Pickup Artist adlı bir reality şov programıyla serpildi ve dikkat çekti; hatta Will Smith’in Hitch filmine de esin verdi. Sodini’nin cinayetlerinden sonra, “kadınları yatağa atma sanatçıları” topluluğunun bazı üyeleri, katilin, onların baştan çıkarma kurallarını izlemiş olsaydı, cinayetlere neden olan cinsel hayal kırıklığına uğramayabileceğini yazdı:

Sodini oyunu öğrenmiş olsaydı, eski sevgilisi onu terk ettiğinde bir başka kadın bulabilecek ve seks yapabilecekti. Sonraki yirmi yılını huysuzluktan ekşiyerek, Sisypus’vari [sic] mavi taşaklarının altında ezilerek ve intikam hayal ederek geçirmeyebilecekti. Oyun, Sodini’nin öldürdüğü kadınların yaşamını kurtarabilirdi.[14]

Bu tür iddiaların altında iki sorunlu varsayım yer alıyor: Bunların ilki, kadınların ilgisizliğinden kaynaklanan hayal kırıklığının, bu tür bir şiddetin dizginlerinden boşalması için, meşru değilse bile, anlaşılabilir bir neden addedilmesi; ikincisi, kadınların fazlasıyla güdülebilir [manipulable] olduğu – ve erkeklerin arzularını tatmin etmek için gerçekten de güdülmesi gerektiği – savı. “Kadınları yatağa atma sanatı,” George Sodini gibi, aşkta-şanssız erkeklerin kadınlarla buluşmasını sağlamanın zararsız bir yoluymuş gibi görünebilir ama aynı zamanda kadınların, erkeklerin arzularını tatmin ettiği ölçüde önemli ve bir başka kadınla değiştirilebilir olduğu – gittikçe daha fazla göze çarpan – bir altkültürün de parçasıdır. “Kadınları yatağa düşürme sanatçılarının” hedefi, onlardan biri olan David DeAngelo’nun ifade ettiği üzere, “herhangi bir kadın”la (vurgu bana ait) konuşmaktır; bunlardan bir başkası olan Mike Pilinski, popüler e-kitabının “She’s Yours For the Taking”[15] (Senin Olmayı Bekliyor) şeklindeki başlığında, takipçilerinin arzuladıkları kadınlar üzerinde hak iddia edebileceğini ileri sürer. Baştan çıkarma topluluğunun dili kadınları daha da nesneleştirir: sanatçının konuşmak istediği kadın “hedef”ken onunla beraber olan arkadaşı “engel”dir. “Kadınları yatağa atma sanatçıları” ve onların teknikleri üzerine artan medya ilgisiyle birlikte, onların kadınlara muameleleri konusunda, bazı kesimlerde, öfke de tepki arttı.[16] Bununla beraber hâkim medya söylemi, kadın avlama sanatının zararsız olduğunu ve en iyi durumda, toplumsal olarak beceriksiz erkeklere, karşı cinsiyetle etkileşimlerinde bir avantaj sağladığını ileri sürdü. Los Angeles Times olayı şu şekilde ele aldı: “Neil Strauss’un yeni kitabı Oyun’u sevmeyebilirsiniz ama o, kadın arayan erkekler için bir kahraman.”[17]

Burada sunduğum iki vaka çalışması hem kadınkırımlarının hem de onlarla ilişkilendirdiğim mizojininin “gündelik” edim türlerinin boyutları açısından eşleşmiyormuş gibi görünebilir. Bununla beraber, Juárez ve Pittsburgh kadınkırımları, birbirleriyle karşılaştırılarak okunduğunda, belirli bir toplumda insanların görmezden gelmeye eğilimli olduğu yaygın ama küçük ölçekli mizojini ile birçoklarının açıklamayı reddediyormuş gibi göründüğü, devasa barbarca edimler arasında, fark edilebilir farklı bağlamlarda bile, var olan derin ilişkiyi ifşa ettiğine inanıyorum. Juárez cinayetleri ve Sodini’ninkiler olağandışı olabilir ama anomaliler ya da sapmalar değildir en korkunç örneklerdir.

Gilda Rodríguez Siyaset Bilimi bölümünde doktora öğrencisi.

Çeviren: S. Erdem Türközü

Düzelti: Serap Güneş

Çevirenin notu: “Femicide” kavramının karşılığı olarak “cinskırım” yerine “kadınkırım” kavramını tercih etmemizin nedeni, “cinskırım” kavramının faili gizlemesi ve farklı çağrışımları barındırmasıdır.


[1] Jane Caputi and Diana E.H. Russell, “Femicide: Speaking the Unspeakable,” Femicide: The Politics of Woman Killing, ed. Jill Radford and Diana E.H. Russell (New York: Twayne Publishers, 1992), 15.

[2] Leslie Salzinger, “From High Heels to Swathed Bodies: Gendered Meanings under Production in Mexico’s Export-Processing Industry,” Feminist Studies, 23.3 (Autumn 1997), 549–574.

[3] Federal düzeyde hamilelik karşıtı ayrımcılık yasası, ancak 2003’te yasalaştı ve uygulaması, özellikle maquiladora sektöründe gevşektir. Emily Miyamoto Faber, “Pregnancy discrimination in Latin America: the exclusion of ‘employment discrimination’ from the definition of ‘labor laws’ in the Central American Free Trade Agreement,” Columbia Journal of Gender and Law, 16 (2007), 307.

[4] Patricia Fernández-Kelly, “Maquiladoras: The View from the Inside,” The Women, Gender, and Development Reader, ed. Nalini Visvanathan et al (London: Zed Books, 1997), 208; Melissa Wright, “The Dialectics of Still Life: Murder, Women and Maquiladoras,” Millennial Capitalism and the Culture of Neoliberalism, eds Jean Comaroff and John Comaroff (Durham, NC: Duke UP, 2001), 140

[5] Althea J. Cravey, Women and Work in Mexico’s Maquiladoras (Maryland: Rowman and Littlefield, 1998), 72.

[6] Melissa Wright, Disposable Women and Other Myths of Global Capitalism (New York: Routledge, 2006), 83.

[7] Caputi and Russell, 15.

[8] Lourdes Portillo, Señorita Extraviada (New York, NY: Women Make Movies, 2002).

[9] “Fox says media ‘reheating’ Mexico women’s murders,” Reuters, May 30, 2005. <http://www.alertnet.org/ thenews/newsdesk/N30619597.htm>

[10] Sean D. Hamill, “Blog Details Shooter’s Frustration,” The New York Times, August 5, 2009.

[11] Amanda Marcotte, “These Crimes Don’t Happen in a Vacuum,” Pandagon, August 5, 2009. <http://www. pandagon.net/index.php/site/comments/these_crimes_ dont_happen_in_a_vacuum>

[12] Calgary Herald için çlışan bir yazar, tam da şu makalede yayınladığım önermeye saldırdı: “Tamam, hanımlar […] oralara gitmeyelim. George Sodini’yi yeni bir Marc Lepine’e, bu hasta bireylerin tüm erkeklerin kalbinde yaşayan şiddeti temsil eden, yeni poster çocuğuna dönüştürmeyelim”, Naomi Lakritz, “One killer a whole gender does not damn,” Calgary Herald, August 7, 2009.

[13] Anne Applebaum, “America Is ‘Saturated With Misogyny’? Oh, Please,” Slate, August 10, 2009. <http:// http://www.doublex.com/blog/xxfactor/america-saturatedmisogyny-ohplease&gt;

[14] Game Can Save Lives,” Roissy in DC, August 5, 2009. <http://roissy.wordpress.com/2009/08/05/gamecan-save-lives/&gt;

[15] David DeAngelo Communications, Inc., Double Your Dating <http://www.doubleyourdating.com&gt;; Mike Pilinski, She’s Yours for the Taking (West Seneca, NY: Kipling Kat, 2009).

[16] Bakınız, örneğin, Andrew Johnson, “Passing on ‘foolproof’ pick-up tips. Is this ‘grooming’ for adults?” The Independent, August 28, 2005.

[17] Deborah Netburn, “Danger: Pickup Artists Ahead,” Los Angeles Times, August 31, 2005.

Kaynak

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s