Sağda ve Solda Kadın Nefreti – Andrea Dworkin

Women-Hating Right and Left by Serap Güneş

Feminizmle neyi kastettiğimizi ve kadın kurtuluş mücadelesinin bizim için hayatlarımızı ona adayacak kadar önemli olduğunu söylemek üzere son bir araya gelişimizden bu yana epey oldu: Cumartesi öğleden sonra üç saatimizi ayırmak, arada bir mektup yazmak ya da öfkeli bir “Aman Tanrım, öyle demek istemedin, değil mi!” demek değil feminizm. Esasen, biz, hayatlarımızın önemsiz olduğunu düşünmüyoruz. Bunu bir düşünün. Ve bize karşı işlenen suçların küçük ve önemsiz olduğunu düşünmüyoruz. Ve bu, bu dünyada hakları olan insanlar olduğumuzu anlamada olağanüstü bir ilerleme kaydettiğimiz anlamına geliyor; bu hakları kimsenin elimizden alamayacağı ve maruz kaldığımız sistematik cinsel istismardan, kadınlara sistematik olarak boyun eğdirilmesinden incindiğimiz anlamına geliyor. Ve mücadele etmek ve içinde yaşadığımız toplumu sıfırdan değiştirmek üzere politik olarak örgütlendik.

Feministler olarak, diğer insanların anlamıyor göründüğü sorunlara bakmanın bir yolunu bulduğumuzu düşünüyorum. Açık konuşalım, sağ ve sol, feministlerin ne yapmaya çalıştığını anlamıyor gibi görünüyor. Feministler, kadınların incitildiği, güçsüzleştiği ve toplumun bize karşı zulmü kutladığı ve kendi bedenlerimizin bütünlüğünü ve kendi yaşamlarımızın haysiyetini reddettiği bir cinsiyet hiyerarşisini, bir ırk hiyerarşisini, bir ekonomik hiyerarşiyi yok etmeye çalışıyorlar.

Şimdi, bu, solun çözülmesi gerektiğine karar verdiği bir sorun değil. Fark etmiş olabilirsiniz. Ve bu, sağın sorun olarak gördüğü bir şey değil. Sağ, solda olduğu gibi, sorunun önemli olmadığını söyleme noktasına gelmedi henüz, çünkü sol her zaman avangarddır. Sol avangart olduğu için, önde şöyle diyebilir: “Evet, sorunu anlıyoruz. Sadece yeterince önemli değil.” Doğru, dinozorlar olarak, ortada sorun göremiyoruz deyin geçin. Ve bizim bu ikisi arasında seçim yapmamız bekleniyor.

Feministler içinde yaşadığımız topluma bakıyorlar ve erkek iktidarla nasıl mücadele edeceğimizi anlamaya çalışıyorlar. Ve bununla nasıl mücadele edeceğimizi anlamaya çalışmak için, nasıl örgütlendiğini, nasıl işlediğini anlamalıyız. Nasıl ayakta kalıyor? Kendi kendini nasıl idame ettiriyor? Bir iktidar sistemi olarak kendisini nasıl sürdürüyor?

Erkek iktidarına, erkek iktidarının tüm kurumlarına bakarken, nasıl çalıştıklarını anlamaya çalışıyorlar – bilirsiniz, yakıt depolarına kum doldurmak gibi; onların çalışmasını engellemeliyiz. Biz de bunu nasıl yapabileceğimizi anlamaya çalışıyoruz.

Erkeklerin kadınlar üzerindeki iktidarını korumada sağın rolüne bakmalıyız ve erkeklerin kadınlar üzerindeki iktidarını korumada solun rolüne bakmalıyız: söylediklerine değil, yaptıklarına bakmalıyız. Ve bu yüzden, sık sık yaptıkları gibi, şu ya da bu şekilde, şunu dedikleri zaman bize sundukları gerçekliğin ötesine geçmeliyiz: “Kızlar, sizin için neyin iyi olduğunu biliyoruz. Sizin çıkarınıza hareket ediyoruz. ” Sağcılar size koca vaat edecek – evet, bu doğru, ona itaat etmeniz gerekiyor, ama onun da bunu yaptığınız için, yani ona itaat ettiğiniz için sizi sevmesi gerekiyor. Artık, birçok kadın için pek de kötü sayılmayacak—şu an içinde yaşadığımız koşullar gibi—koşullara sahibiz. Çünkü dinlemek zorunda olduğunuz erkek sayısını birkaç milyon azalttınız.

Ve sol diyor ki—ki bunun iyi bir uzlaşma noktası olduğunu düşünüyorlar—şunu da diyor: Eğer o an siyaseten bilhassa ilerici takılmıyorlarsa “kızlar” diye hitap ediyorlar bize, yok değilse, “amcıklar” diyorlar çünkü onların özgürlük fikri bu, ve diyorlar ki bize, “Şimdi yapacağımız şu: bize cinsel olarak erişilebilir kaldığınız müddetçe, kürtaj hakkına sahip olmanıza izin vereceğiz. Ve eğer bu erişilebilirliği geri çekerseniz ve “bağımsız kadın hareketi” denilen saçmalık hakkında konuşursanız, size şimdiye kadar verdiğimiz her türlü desteği ortadan kaldıracağız: parasal, politik, sosyal, size kürtaj hakkı için verdiğimiz her şey. Çünkü kızlar, kürtaj hakkınız bizim için cinsel erişilebilirlik anlamına gelmiyorsa, bu hakka sahip olamazsınız.” Ve son on beş yıldır bize yaptıkları da bu.

Sonra feministler olarak gelip diyoruz ki: Tamam o zaman, bu insanların yaptıkları şeyi nasıl yaptığını anlayacağız. Soruna politik yaklaşacağız. Bu, sömürü sistemlerini üzerimizde işledikleri esnada onlar tarafından incitilen insanlar olarak bizim bakış açımızdan izole etmeye ve tanımlamaya çalışacağımız anlamına geliyor. Bu, biz en altta olsak ve onlar üstte olsa bile, onları zayıf noktalarından incelemekte olduğumuz anlamına gelir. Ve bu zayıf noktalarını bulduğumuzda – ki bu noktaların yerini anatomik olarak ya da başka herhangi bir şekilde bulabilirsiniz – sahip olduğumuz tüm kasları, hangi pozisyonda olursak olalım, hareket ettireceğiz ve o puştu kolektif tezahüründe üstümüzden atacağız.

Ve bu, politik olarak erkek üstünlüğüne karşı bir direniş örgütlediğimiz anlamına geliyor. Eskiden devrim yapmaktan bahsederdik. Hepimiz gülümserdik, gülerdik ve başımız dönerdi. Ve bunun kolay olacağını düşünürdük. İktidarı elinde tutanların, devrimden bizim kadar zevk almayacaklarını nedense anlamıyorduk. Örgütlenmeye başladığımızda iyi vakit geçirememeye başladılar. Zayıf olduklarını görmeye başladıkça daha da mutsuz oldular, erkek üstünlüğü sadece Tanrı ya da doğa tarafından kendilerine verilen o devasa, yekpare şey değildi. Tanrı sağcı; doğa solcu.

Ve bir gecede devrim mümkün değilse de, erkek iktidarına ve kadınlara zarar veren erkek iktidarı kurumlarına karşı tutarlı, ciddi, örgütlü bir direnişin mümkün olduğu ortaya çıkmaya başladı. Bunu görmeye başladık ve onlar da görmeye başladı.

Ardından kadın hareketi için zor günler başladı. İktidarı elinden almaya çalıştığımız insanlar, bize yüzlerce ve binlerce yıldır kullanma ayrıcalığına sahip oldukları yollarla saldırmakla yetinmeyeceklerdi. Bizi durdurmak için politik olarak da örgütleneceklerdi. Ve yaptıkları da bu.

Şimdi, bir direnişten bahsettiğimde, örgütlü bir siyasi direnişten bahsediyorum. Öyle sadece gelip giden bir şeyden bahsetmiyorum. Bir histen bahsetmiyorum. Kalbinde her şeyin olması gerektiği gibi olmasından ve düzenli bir günden geçip kalbinde iyi, nezih, harika fikirlere sahip olmaktan bahsetmiyorum. Vücudunuzu ve zihninizi ortaya koymanızdan ve içinde yaşadığınız toplumu değiştirmek için kendinizi yıllarca mücadeleye vermenizden bahsediyorum. Bu sadece tanıdığınız erkekleri, onların davranışlarını düzeltmek anlamına gelmez – tabi o da fena olmazdı. On beş yıl oldu. Davranışları bile kayda değer ölçüde düzelmedi. Ama siyasi direniş dediğim bu değil. Siyasi bir direniş, gece gündüz, yeraltında ve yerüstünde, insanların görebildiği ve göremediği yerde devam eder. Kuşaktan kuşağa aktarılır. Öğretilir. Teşvik edilir. Kutlanır. Akıllıdır. Anlayışlıdır. Kararlıdır. Ve bir gün kazanacaktır. Kazanacaktır.

Hepimiz aynı zamanda erkek egemenliğine karşı kişisel bir direnişi de somutlaştırıyoruz. Bunu yapabileceğimiz en iyi şekilde yapıyoruz. Ve son yıllardaki sorunun bir kısmı, birinin ya da diğerinin – politik ya da kişisel direnişin – yeterli olacağını, çünkü feminizm bir tür yaşam tarzı seçimi olduğunu öne sürmek oldu. Sen genç, modern bir kadınsın. Elbette bir feministsin. Feminist olmak bu değil. Feminizm, sevmediğiniz tüm kadınlar dahil, yakınında olmak istemediğiniz tüm kadınlar dahil, eskiden en iyi arkadaşınız bile olsa, artık hiçbir alakanızın olmasını istemediğiniz tüm kadınlar dahil bir sınıf olarak kadınların erkek üstünlüğüyle mücadelesi politik pratiğidir. Kadınların kim olduğunun bir önemi yok. Hepsi de dayağa ve tecavüze ve çocukken de enseste maruz kalma konusunda aynı savunmasızlığa sahip. Yoksul kadınlar, uğruna mücadele ettiğimiz eşitlikçi bir toplumda hoşgörülemez bir cinsel sömürü biçimi olan fuhşa karşı daha savunmasızdır.

Bahsettiğim bu direnişte yapmamız gereken şeyin bir kısmı, erkek gücüyle işbirliği yapmayı reddetmek. Onun tarafından kullanılmayı reddedin. Onun amigoluğunu yapmayı reddedin. Hayatımızı biraz daha kolaylaştırmak için onunla işbirliği yapmayı reddedin. Bu toplumda konuşmak için gerçekten bir platform sağlasa bile onunla işbirliği yapmayı reddedin. Erkek gücünün önünü açan bir kadınsanız, ağzınızı bir vantrilok hareket ettiriyor olabilir. Kız kardeşlerin adına çalışmıyorsun. Erkekler için çalışıyorsun. Ve diğer kadınlara zarar vermelerini kolaylaştırıyorsun. Erkek gücüyle işbirliği yapmamak çok zordur çünkü erkek gücü her yerdedir. Her yerde.

Erkek gücüne karşı feminist bir direnişe sahip olmanın bir kısmı, bu direnişin temelini diğer kadınlara, daha az ortak noktanız olan kadınlara ve hiçbir ortak yanınız olmayan kadınlara genişletmeyi içerir. Bu, pek çok farklı siyasi bakış açısına sahip kadınlarla aktif, iknaya dayalı diyalog anlamına gelir çünkü onların yaşamları, sizin yaşamınız kadar değerlidir. Bu yüzden işte.

Erkeklerin bizim için çizdiği geleneksel siyasi engelleri aşmak zorundayız. “Bizim kızlar şurada, onlara Demokrat diyeceğiz, sosyalist diyeceğiz, onları nasıl istiyorsak öyle çağıracağız. O kızlar orada, onlar onların kızı. Bizim tarafımızdaki kızların onların tarafındaki kızlarla konuşmasına izin yok.” Her iki taraftaki kızlar diğer taraftaki kızlarla konuşursa, aynı tür erkekler tarafından aynı şekilde becerildiklerini öğrenebilirler.

Öyleyse kadınların gerçek deneyimine baktığımızda – ki ne sağ ne de solun, yalnızca feministlerin yaptığıdır bu – ne buluruz? İdeolojileri ne olursa olsun, siyasi yelpazenin her yerindeki kadınların tecavüze uğradığını ve kadınların evlilikte ve evlilik dışında dayak yediğini görüyoruz. Bu ülkede mevcut ensest oranı artıyorken bile, çok sayıda yetişkin kadının ensest kurbanı olduğunu görüyoruz. Şu anda uzmanlar, her yıl 16.000 yeni baba/kız ensest vakası olduğuna inanıyorlar ki bu ensestin sadece bir türü.

Kadınların gerçek deneyimi fuhşu içeriyor ve kadınların gerçek deneyimi porno içeriyor. Ve kadınların gerçek deneyimine baktığımızda ve bize ne düşüneceğimizi ve hayatlarımızın aslında ne olduğunu söyleyip duran, hem soldan hem sağdan adamların dediklerini yutmadığımızda, bulduğumuz şey, örneğin, pornoya baktığımızda, bunun kuşaklar boyunca cinsel istismar malzemesi olarak kullanılışının izini sürebiliyoruz. Kuşaklar boyunca kadınlar: kız çocukları, genç kadınlar, anneler, anneanneler… Bu toplumda kadınların maruz bırakıldığı cinsel istismarın işlevli bir parçası olması için, pornonun ortalığa saçılmış olması gerekmiyordu. Size halihazırda bildiklerinizi hatırlatıyorum sadece: kadınların cinsel istismarının çoğu mahremde gerçekleşir. Gerçekten göremediğimiz bir yerde gerçekleşir. Ve kadın hareketinin şaşırtıcı başarısı şunu demek oldu: “Artık senin mahremine saygı duymuyoruz, tecavüzcü.”

Kadınlar evlerinde tecrit edilmiş durumda. Bu, kadınların dışarı çıkamayacağı anlamına gelmez; kadınlar dışarı çıkabilir. Ama kadınların başına gelenler çoğunlukla evde geliyor. Ev, bu toplumdaki kadınlar için en tehlikeli yer. Evlerinde her yerde olduğundan daha fazla kadın öldürülüyor. Bu ülkede her on sekiz saniyede bir, bir kadın -evli olan veya birlikte yaşayan bir kadın- darp ediliyor. Ev, kadınlar için tehlikeli bir yerdir.

Ve kadın hareketinden önce, tecavüze uğrayan kadınlar, dövülen kadınlar, bu yalnızca onların başına geliyor sanıyordu. Tüm dünyada sadece onun başına geliyor sanıyordu. Niye onun başına geliyordu? Yaptığı bir şey yüzünden; olduğu bir şey yüzünden; yanlış yaptığı bir şey yüzünden; çünkü bir şekilde o kötüydü. Sorun – şiddet – erkek üstünlüğü tarafından etkili bir şekilde gizlendi. Gerçek şu ki, herhangi bir şehirde bir alt sokağa inebilir ve tam olarak aynı nedenle erkeklerden aynı şiddete maruz kalmış çok sayıda kadın bulabilirdiniz. Ve bunun nedeni – gerçekten tek bir neden var – kadın olmaları. Bu kadar. Kadın oldukları için. Toplum sadece kadınları cezalandırmak için değil, kadınları cezalandıran erkekleri korumak için örgütlenmiştir. Ve değiştirmeye çalıştığımız şey bu.

Şimdi, sağ ve solda kadın nefretini ele almak için, size özellikle pornodan bahsetmek istiyorum. Pornolarını kaybetmemek ve pornonun sebep olduğu cinsel istismarı da sağlamca yerinde tutmak için sağın ve solun hangi ortak stratejileri uyguladığından bahsedeceğim.

Porno evlerde var oldu ve cinsel istismarda kullanıldı. Porno sadece erkeklere özel gruplardaki erkeklere açıktı. Çoğumuz büyürken – kırk ya da elli yaşındaysak – porno görmedik. Bugün olduğu gibi her yer porno değildi. Sonuç olarak, feministler olarak daha sonra cinsel istismarı anlamaya çalıştığımızda her zaman eksik bir parça kalıyordu. Tüm bu tecavüzcü değerlerin ve kadınları taciz etme yollarının erkekler arasında nasıl iletildiğini, tacizin gerekçelerinin nasıl iletildiğini anlamanın hiçbir yolu yoktu. Erkekler bunları nasıl öğreniyordu? Bunlar öylece gökten düşmedi. Sanmıyoruz. Galiba bazı insanlar böyle olduğunu sanıyor. Sanki On Emir ile birlikte indiler. Kadına şöyle vurursun. Onu böyle bağlarsın.

Ama biz böyle olduğunu düşünmüyoruz. Şöyle oluyor bu iş: kadınlar erkeklerin özel mülk olarak evlerde izole halde sahip olduğu varlıklar. Ve bir de porno sorunuyla mücadele etmek için muzır neşriyat kanunları var. Ve bu muzır neşriyat kanunları toplumda aslında ne işe yarıyor? Bunlar pornoyu kadınlardan ve çocuklardan saklıyor. Bizi porno görmekten alıkoyuyorlar. Ama pornonun bizi cinsel olarak istismar eden erkekler tarafından üzerimizde kullanılmasını engellemiyor bu kanunlar. Erkekler pornoya erişebiliyor ve kullanabiliyor. Onu sadece biz göremiyoruz, onun hakkında konuşamıyoruz, ona karşı örgütlenemiyoruz, ondan erkek üstünlüğünün nasıl işlediğine dair öğrenebileceğimiz şeyleri öğrenemiyoruz. Hiç buna izin verirler mi?

Toplumsal yapının erkek üstünlüğünü koruma yollarından biri, muzır neşriyat kanunlarını kullanarak pornoyu kadınlardan bir sır gibi saklamak, ama onu erkeklere, birey olarak erkeklere ve tüm erkek gruplarına açık tutmak şeklinde sağcı bir strateji olmuştur.

Kadın hareketinde ara sıra yüzeye çıkan şu tuhaf fikre sahibiz – bu, hayatımızı önemsizleştiren ama aynı zamanda da yanlış bir fikir – dünyada fenomenolojik olarak iyi ve kötü kadınlar diye bir ayrım var. Ve kötü olarak tanınmak, algılanmak ve kötü olarak kabul edilmek isteyen çok onurlu solcu kadınlarımız var. Hem de nasıl kötü. Şimdi, gerçek şu ki, bu toplumda iyi bir kadın olmak için elinizden gelen her şeyi yapabilirsiniz, ama iyi bir kadın olmanın yüzeyde göründüğü şeye uyumunuz üzerinden hayatınızı birleştirdiğiniz özel kocanın özel evindeyken, adam size vurmaya başladığında, size yine de kötü bir kadın olduğunuz için vuruyordur. Ve bu toplumun temelinde yatan dayanak şudur ki, tüm kadınlar kötüdür, bizim kötü bir doğamız var ve cezalandırılmayı hak ediyoruz. Ve soldaki en berbat kadın olabilirsin – bu da solun bakış açısından iyi bir kadın olmak anlamına geliyor – ve solcu adam sana vurmaya başladığında, kadın olduğun için vurur, çünkü sen bir kadının kötü olması gibi kötüsün, bir solcunun kötü olması gibi değil; kötüsün çünkü kadınsın ve cezalandırılmayı hak ediyorsun.

Bunun kurumlarda nasıl tezahür ettiğine bakabilirsiniz. Bunun pornoyla ilişkisini düşünmenizi rica ediyorum, çünkü pornoda bir kadını kadın olduğu için cezalandırmak amacıyla yapılabileceklerin sınırı yoktur. Kadının varlığının ta kendisi, cezalandırılmaktan cinsel zevk aldığı şeklinde sunulur. Kötü bir kız olmayı istemene gerek yok. Erkek egemenliği altında yaşıyorsun; kötüsün zaten. Sen bir kadınsın; sende nefret dolu olan – sende, seni tanımlayan – erkeklerin seni incitmesinin nedenidir. Bunu demezler örneğin: “Bir insana vuruyorum ve o insanı incitiyorum.” Şunu derler: “Bir kaltağın hakkından geldim. Bir orospuyu cezalandırdım.” Pornodaki lafları kullanırlar: “Hoşuna gidiyor, değil mi? İçinde bundan gerçekten hoşlanan bir şey var, değil mi?”

Ve sonra incinmekten hoşlanmayan bir kişi olduğunuzu düşünerek yardım almak için gittiğinizde, psikolog “İçinizde bundan gerçekten hoşlanan bir şey var, değil mi?” diyor. Cevap veriyorsun: “Tanrım, hayır. Sanmıyorum.” Ve sana şunu söylüyor: “Dürüst davranmıyorsun ve kendini pek de iyi tanımadığın kesin.” Yoga hocanıza gidiyorsunuz ve o da size aynı şeyi söylüyor. Biraz cesaret kırıcı, değil mi? Manav bile, eğer bir kadınsan, kötü olduğuna [yapmıştır bir şey, hakketmiştir’e] inanıyor.

Doğamız itibariyle istismar edilmeyi arzuladığımız varsayılıyor. Porno, kadın olduğumuz için bizi yok etme noktasına kadar cezalandırmakla ilgilidir ve hem sağın hem de solun pornoyu savunma konusunda ortak bir noktası vardır. Cezalandırıldığımızdan emin olmak için birlikte hareket ediyorlar. Bize göre bu konuda kamuoyu önündeki kavgaları aldatmacadan ibaret. Bizi alt etmek için her biri üzerlerine düşeni yapıyor. Ve önemli olan onların rolünün ne olduğunu anlamak.

Muzır neşriyat kanunlarında olan şey, sağcı yargıçların – pornodan dünyadaki her şeyden daha fazla nefret ettiklerini iddia eden bu otoriter insanların (buna inanıyorsanız elimde satılık bir köprü var, ona bir bakın) – pornoyu koruyan yasal formülü geliştirmiş olması. Muzır tanımlarında, pornocuların yayınladıkları materyali yasal olarak koruyabilmek için kullandıkları formülü verdiler. Yüksek Mahkeme diyor ki: “Bu işi yapacaksan şu şekilde yap. Böyle yaptığın sürece sana dokunmayız.” Bütün o muzır kararlarının söylediği bu.

Ve sonra araya girip pornoculara şunu diyen harika, solcu, avangart yazarlarımız var: “Güzel – ben de sağcıların size verdiği formülün standartlarını karşılayabilmeniz için size toplumsal olarak kurtarıcı [meşrulaştırıcı] materyali sağlayacağım.” Bunu bazen sağcı bir yazar da yapıyor. William Buckley veya onun gibileri. Paraya hayır demiyor. Feministler parayı geri çevirir. Parayı geri çevirmeyenler feminist değildir.

Yani her zaman kavga ediyormuş gibi davranan sağ ve sol arasında, dergilerine kadınlardan nefret eden her türlü sömürü, işkence, şiddet veya vahşeti koyabildikleri, yanına da bir makale iliştirip Yüksek Mahkeme’nin standardını karşılayabildikleri olağanüstü bir sosyal uzlaşı var. Tüm yapmaları gereken bu. Bu standardı karşılamak için okuryazar olmaları yetiyor. Ve bunu birlikte yapıyorlar. Ve her zaman yaptıkları halka açık horoz dövüşüyle dikkatinizi dağıtmalarına izin verirseniz, porno denen sosyal ürünü üretmeye gelince, aynı fikirde oldukları gerçeğini kaçırabilirsiniz.

Pornodaki kadın nefreti iki tarafı da rahatsız etmiyor. Kadın nefreti sağ veya sol için – güncel bir kelimeyi kullanırsak – “rencide edici” görülmüyor. Bu nefret ister tavşan kılığına sokulmuş, isterse işkence edilen kadınlar şeklinde olsun, onları rahatsız etmiyor. Bunlarla hiçbir sorunları yok. İki tarafın da.

Pornocuların işlerini yürütme biçimleri, ülke genelindeki belediye yönetimleriyle ilişkileriyle ilgilidir. Ülkenin dört bir yanındaki şehirlerde, şehir konseylerindeki Demokratlar ve Cumhuriyetçiler gibi, her gün hayatlarımız hakkında güvenilir kararlar veren, sözde iyi hükümetlerimiz var. Çoğumuz, bunlara dikkat edemeyecek kadar meşgulüz. İlgilenmemiz gereken bir ideolojimiz var. Çok önemli siyasi faaliyetlerimiz var. Bu esnada hiçbirimizin umurunda olmayan bu konseylerde pornoculara şehirlerimizin parçaları veriliyor.

Tabi sağcı ve solcu yerel politikacılar pornoya karşı ayağa kalkıyor elbette. Liberaller ise dehşete kapılıyor. Demek istediğim, dehşete düşüyorlar ama onu savunmaları da gerekiyor. Mecburlar. Neden mecburlar? Konuyu değiştiriyorlar. İmar, kadınların sömürülmesi ve ticareti için verilen yasal izindir. Budur anlamı. Pornoyu durdurmaz. Belli bir mahalle ile sınırlar. Pornocuların belediyede nüfuz elde etme yolu, imar kurulu toplantılarına gitmeleridir. Kendileri yapar, avukatları yapar. Bir şehir merkezi, bir konut projesi veya bir alışveriş merkezi olsun, şehirlerin hangi kısımlarının kentsel dönüşüm için planlandığını öğrenirler. Ve gidip o araziyi satın alırlar. Ve sonra o şehrin kanunları kendilerine dost oluncaya kadar o toprağı rehin tutarlar. Ve kadınlardan nefret eden ürünlerini, şehrin resmi olarak onaylanmış bölgelerinde satarlar. Ve şehrin kendilerine verilen kısımları nerededir? Bu yerler çoğunlukla renkli insanların ve bazı fakir beyaz insanların yaşadığı yerler.

Örneğin Minneapolis, nüfusun yüzde 96’sı beyaz ve yüzde 4’ü renkli, bunların da çoğunluğu siyah ve Kızılderili olan bir şehir. Nasıl oluyor da pornonun yüzde 100’ü onların mahallelerinde? Demek istediğim, porno eğer gökten düşüyor olsaydı, bu şekilde düşmezdi.

Olan budur. Şehirlerin bu kısımları ekonomik olarak harap olur. Meşru işletmeler başka yere taşınır. Şehrin her yerinden erkekler geceleri porno satın almak ve kadın avlamak için gelir. Bu mahallelerde kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet suçları artar. Porno peşinde olmayan kimse diğer mahallelerden o mahallelere gitmez hale gelir. Bu yüzden şehirlerimizde yeni bir ayrım şeklimiz var, bunu pornonun sosyal etkileri yaratıyor. Kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet artıyor.

İşte sağ ve solun uzlaştığı yer burası [serbest piyasacılık]: Bazen Cumhuriyetçilerin ve muhafazakarların (bazen de Demokratların) emlak değerlerinden bahsettiğini duyarız. Emlak değerlerini kurtarmak istiyorlardır. Ve kimlerin emlakının değerini kurtaracaklar? Zenginlerin ve beyazların emlaklarının değerini. Pornoyu işte bu yüzden oralara koyuyorlar. Sol öfkeyle ayağa kalkıyor ve “Bunu yapmaya nasıl cüret edersiniz? Ekonomik eşitlik istiyoruz. Burada ekonomik yıkım istemiyoruz,” diyor. Sol hiçbir şey yapıyor değil, çünkü sağ emlak değerlerinden bahsederken, sol laf ebeliği yapar.

Ve böylece – bu ülkedeki belediyelerin geniş bölgelerinde – pornonun yarattığı yeni bir ayrım biçimine sahibiz. Pornonun yarattığı yeni ekonomik çöküntü alanlarımız var. Ve mecburen orada yaşayan insanların yeni bir dezavantajı var.

Bütün bunlarda devletin rolü nedir? İnsanlar devletin rolü hakkında konuşmayı severler. Kutsanmış bir şekilde soyut bu rol. Mürekkep lekesi testi okumak gibi; kafana eseni söyleyebilirsin. Haklı olup olmadığını kimse bilemez. Yani söylemek istediğim, aslında dönüp başvurabileceğimiz belirli eyalet var ve bu, içinde yaşadığımız eyalet. Aslında ne olduğuna, nasıl çalıştığına ve nasıl ortaya çıktığına biraz dikkat edebiliriz.

Tüm bunlar arasında net olan şey, devletin rolünün ekonomik veya cinsel adalet yaratmak olduğunu ne sağın ne de solun düşündüğüdür. Bu net görünüyor. Eşitlik, kadınları da kapsayacaksa, artık bir sol amaç değildir. Sol, amaç olarak eşitliği reddetmiştir. Ve eşitlik hiçbir zaman sağın hedefi olmadı.

Bunun gerçekliğini şimdi anlatacağım ve Birinci Değişiklik hakkında tüm o bokları duyduğunuzda bunu düşünmenizi rica ediyorum. Kölelik kurumunu korumak için özenle hazırlanmış, insan alım satımına müdahale etmemek için özenle hazırlanmış bu Anayasa hakkında düşünmenizi rica ediyorum. Bu Anayasa ile düzenlenen bu devletin, insanların alınıp satılmasını içeren suçlara karşı son derece duyarsız olması şaşırtıcı değildir.

Ve size Kurucu Babaların -çoğunun- köle sahipleri olduğunu hatırlatacağım. Ama özellikle – özellikle – Birinci Değişikliği yapan James Madison, sadece kölelere sahip değildi, aynı zamanda bakım masrafları için yılda 12 veya 13 dolar harcayıp her köleden yılda 257 dolar kazanabileceğiyle övünüyordu.

Birinci Değişikliğin, tarihsel olarak bu ülkede taşınabilir eşya olmuş insanların haklarını korumakla hiçbir ilgisi yoktur. Ve şu anda Birinci Değişikliğin insanları alıp satan insanları korumakta olması sürpriz değil: Birinci Değişiklik pornocuları korur. Ve bize onların ifade haklarının hepimizin ifade özgürlüğünü güçlendirdiği söylendi. Görüyorsunuz, birimizi ya da onumuzu ya da otuzumuzu alıp ağzımızı tıkıyorlar, bizi bir şeylere asıp sallandırıyorlar ve ifade özgürlüğümüz güçlenmiş oluyor. Akla mantığa sığmıyor ama bunun doğru olduğunu söyleyip duruyorlar. Ben de doğru olmadığını söyleyip duruyorum.

Lütfen şu anda mahkemelerin pornoyu ve porno sektörünü aktif şekilde koruduğu bir ülkede yaşadığımızı anlayın. Indianapolis’te sivil haklar yönetmeliği kabul edildiğinde, kararname çıkarıldıktan bir saat sonra şehre dava açıldı. Kararnameyi geçirdiği için. Daha kullanılmamıştı bile. Sırf geçirdiği için.

Federal bölge mahkemesindeki ilk yargıç, Reagan’ın atadığı bir yargıç, bir kadın, sağcı bir kadındı. Kararında, cinsiyet ayrımcılığının, önem bakımından Birinci Değişiklik haklarına asla ağır basmadığını söyledi. Sağcıların pozisyonu budur. Birinci Değişiklik, kadınlara yapılan her türlü bir zarardan daha önemlidir. Bu Birinci Değişiklik – ilk kararnamesi daha sonra temyiz edildi. Temyiz mahkemesinin kararnameyi bozan kararını Reagan’ın atadığı bir başka yargıç, Frank Easterbrook yazdı. Pornonun yaptığını söylediğimiz her şeyi yaptığını kabul eden bir karardı. Tecavüz ve yaralamayı teşvik ettiğini söylüyordu. Kadınlara daha düşük ücret, kadınlara hakaret, aşağılama ve yaralanmalara yol açtığını söylüyordu. Ve sonra bunun pornonun ifade özgürlüğü açısından gücünü kanıtladığını söyledi. Kadınlara zarar verme kapasitesi, ifade özgürlüğü olarak gücünü kanıtlıyormuş ve korunması gerekmesinin nedeni de buymuş. Sağcı, Reagan’ın atadığı bir özgürlükçü yargıç.

Dolayısıyla, teoriniz, sağın pornoya karşı olduğunu ve pornonun var olmasını engellemek için her türlü yolu kullanacağını söylüyorsa, bana öyle geliyor ki, teoriniz yanlış olduğu için gerçeklik sizi teorinizi değiştirmeye zorluyor. Hem sağ hem de sol, bir kadının bir yere asılıp sallandırılmasının ifade özgürlüğü olduğu konusunda hemfikirdir. Birinin ifade özgürlüğüymüş. Ve bu, kadınların yasal olarak taşınabilir mal olmasını mümkün kılan yeni bir yasal yol olduğu anlamına geliyor. İfade haline getirildiğimizde, teknoloji çağında ifade özgürlüğü olarak erkeklerin mülkü haline geldiğimizi anlıyor musunuz? Bir kez teknoloji olduğumuzda, istismarımız bir kez teknolojiye dönüştüğünde, yasal olarak onların malı oluyoruz.

Solun serbest piyasaya çok da fazla değer vermemesi gerekiyordu. Demek istediğim, serbest piyasa sol görüşlü bir fikir değil, değil mi? Demek istediğim, serbest piyasa, satabildiğinizi sattığınız ve çok sattığınız, fiyatlarınızı yükselttiğiniz ve yapabildiğiniz kadar büyük bir kâr elde ettiğiniz anlamına gelir. Ve neyin popüler olduğunu ve neyin popüler olmadığını ve ne yapıp neyi yapamayacağınızı size piyasa söyler. Ve eğer pek çok insan çok değerli olmadıkları için ölürse, kaderleri buymuş, çünkü en yüksek değer serbest piyasadaki rekabettir.

Şimdi, birçok solcunun, “fikirler serbest piyasası” dediği bir şey hakkında konuştuğunu duymuş olabilirsiniz. Görüyorsunuz, serbest piyasada sadece domuz, sığır, soğan, elma ve araba satıyor olmanız gerekmiyor. Fikirlerin de bir serbest piyasası var. Ve bu serbest fikir piyasasında fikirler rekabet ediyor. Ve iyi fikirler kazanıyor ve kötü fikirler kaybediyor.

Benim gibi, bir fikrin kutsal olduğunu ve meta olmadığını düşünebilirsiniz. Yani demek istediğim şu: onu yoktan var edip piyasaya sürüp “ağırlığı şu, kilosunu şuna satıyorum” diyemezsiniz. Görünüşe göre solun sözünü ettiği fikirlerin izini sürerseniz, kadınları kastettiklerini görebilirsiniz. Fikir dedikleri şey, pornoda kadınların nesneleştirilmesi, pornoda kullanılması, pornoda sömürülmesi. “Fikirler serbest piyasası” bu işte. Ne acayip ki fikir dedikleri bu şey bize çok benziyor. Fikir biziz ve bir serbest piyasamız var, duydunuz mu? Bizim bir serbest piyasamız var.

Gerçek şu ki, ezilmişlik politik bir gerçekliktir. Bu, bazı insanların en altta olduğu, üstte olan veya kendilerinin üstü olan kişiler tarafından sömürüldüğü ve kullanıldığı bir iktidar düzenlemesidir. Her şeyin psikolojikleştirilmesi ve sosyologlar tarafından da kullanılması gereken bu ülkede, ezilmişlikten politik bir gerçeklik olarak bahsetmiyoruz. Bunun yerine, insanların mağdur olmasından bahsediyoruz. İşte şöyle kurban haline getirildi diyoruz. Falanca bir tecavüz kurbanıydı. Bu kavramda sorun yok. Doğru ifade ediyor. Tecavüze uğradıysan, mağdur edilmişsindir. Elbette ki mağdur edildin. Bir kurbandın. Ama bu metafiziksel anlamda, varoluş durumunuzda, özünüzün ve varoluşunuzun içsel bir parçası olarak bir kurban olduğunuz anlamına gelmez. Birinin seni incittiği anlamına gelir. Seni yaraladılar.

Ve eğer bir kadın olarak doğduğun için sistematik olarak başına geliyorsa, seni kontrol etmek ve incitmek için acı ve aşağılama kullanan bir siyasi sistemde yaşıyorsun demektir. Şimdi, başımıza gelen şeylerden biri, bir grup insanın mağdur olduğumuzu değil, mağdur gibi hissettiğimizi söylemesidir. Sanki biz “öyle” hissediyoruz. Sanki bir ruh hali içindeyiz. Duygusal bir aşırı tepki durumu. Hissediyoruz. Bize bir şey olduğundan değil, kötü bir ruh hali içinde olduğumuzdan. Ve bu ruh halinden de feministler sorumlu oluyor, çünkü biz kadınları mağdur hissettiriyoruz.

Her üç dakikada bir tecavüz olduğunu, bu ülkede her on sekiz saniyede bir kadının dövüldüğünü söylediğimizde, bu kadınları çok kötü etkiliyor çünkü kendilerini mağdur hissediyorlar. Ve biz kötü olmamalıyız ve kadınları kötü hissettirmemeliyiz. Beyin yakan bir akıl yürütme bu. Bütün zeminimizi ortadan kaldırmak demek şunu söylemek: “Siyasi bir sorunumuz var. Siyasi bir çözüm bulacağız. Ve onu bulmak için içinde yaşadığımız toplumu değiştirmemiz gerekecek.”

Bir grup insanı alıyorsun ve birden fark ediyorsun ki biri her on sekiz saniyede bir dövülüyor, her üç dakikada bir tecavüze uğruyor, onun eğlence olsun diye tecavüze uğrayışını izlemek, eğlence olsun diye sömürülmesini ve nesneleştirilmesini ve istismar edilmesini izlemek için yılda on milyar dolar harcanıyor ve sen bundan bir gıdım bile rahatsız olmuyor, n’oluyor yahu demiyorsan, bence yalnızca kurban değil, yarı ölü, tamamen duygusuz ve gerçek bir aptalsın demektir.

Sömürü gerçek ve tespit edilebilirdir ve onunla savaşmak sizi zayıf değil güçlü kılar. Cinsel ihlal gerçektir ve tahammül edilemezdir ve onunla savaşmak sizi zayıf değil güçlü kılar. Kadın nefreti gerçektir ve pornoda ve kadına yönelik cinsel şiddet eylemlerinde sistematiktir ve onunla savaşmak sizi zayıf değil güçlü kılar. Ve sağ ve sol, her ikisi de – ister “namuslu olsaydın tacize uğramazdın” diyen Phyllis Schlafly olsun, ister cinselliğinizi sahiplenip tecavüzü unutmanız gerektiğini söyleyen, unut gitsin, tavır yapmayı bırak artık, kurban gibi hissetme diyen sol olsun – ikisi de kadınların statükoyu kabul etmesini, statüko içinde yaşamasını ve daha önce bahsettiğim siyasi direnişi örgütlememesini istiyor. Çünkü sömürüye direnmenin ilk adımı, onu tanımak, görmek ve bilmek ve sizin üzerinizde nerede durduğu konusunda yalan söylememektir.

Ve ikinci adım, sen bugün iyiysen ve dün de iyi idiysen ama ağaca asılı kız kardeşin iyi değilse, onu indirmek için o mesafeyi kat edecek kadar önemsemektir diğer kadınları.

Feminizm, gerçekten eşitlikçi bir topluma ulaşmak için, kadın nefretine karşı çıkmaktır. Ve köklerini kadın nefretinin siyasi savunmasına dayandıran hiçbir kadın hareketi olamaz. Kadından nefret etmenin iyi olduğunu düşünenler feminist değildirler. Değiller. Kadın nefreti olan pornonun kendi hoşlarına gittiği, kendilerini özellikle de cinsel olarak tahrik ettiği çeşitli durumlarda, bazen iyi olduğunu düşünenler de feminist değil. Ve kadın nefretinin bazı durumlarda çok kötü olduğunu düşünenler ama “pornoda sorun yok çünkü porno orgazma neden oluyor” diyenler de feminist değil. Porno, kadınlardan nefret eden insanlarda orgazma neden olur – elbette oluyordur. Kadınların sömürülmesinin bir ifade özgürlüğü ya da fikir olduğuna inanacak kadar kadınlardan nefret eden insanlar feminist değildir. Kadınların kendileri gibi tam olarak insan olmadıklarına ya da pornodaki kadınların kendileri gibi tam olarak insan olmadıklarına inanan insanlar feminist değildir. Kadınlardan nefret edenler, kadın nefreti üreten, porno üreten, kadından nefret eden seksi kutlayanlar feminist değildir.

Bu harekette ilkel feminizm dediğim şeye bir dönüş yaşandığını görmek istiyorum. Çok basit. Bu, kadınları inciten bir şey olduğunda feministlerin buna karşı olduğu anlamına gelir. Kadın nefreti kadınları incitir. Porno kadın nefretidir. Porno kadınları incitir. Feministler pornoya karşıdır, onu savunmaz.

Ses kaydı (İngilizce)

4 Nisan 1987’de New York Üniversitesi Hukuk Okulu’nda düzenlenen “The Sexual Liberals and the Attack on Feminism” (Cinsel Liberaller ve Feminizme Yönelik Saldırı) başlıklı konferansta Andrea Dworkin tarafından yapılan Women-Hating Right and Left (Sağda ve Solda Kadın Nefreti) başlıklı konuşma (48 dakika). 800’den fazla kişinin katıldığı konferansın arka planında pornografiye karşı çıkan radikal feministler ile cinsel liberaller arasında sürmekte olan tartışma vardı. Bu arka plana dair daha fazla ayrıntıyı, konferans sonunda bu konuşmaların yazılı hale getirilmesi ile basılan “Sexual Liberals and the Attack on Feminism” kitabına Dorchen Leidholdt tarafından yazılan giriş yazısında okuyabilirsiniz. “The Sexual Liberals and the Attack on Feminism” kitabının tamamı pdf olarak buradan indirilebilir.

Sağda ve Solda Kadın Nefreti – Andrea Dworkin” için bir yanıt

Add yours

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com ile Oluşturulan Web Sitesi.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: