Michael D. Yates* – Çalış, Çalış, Çalış: Birkaç Kişi Zengin Olabilsin Diye

9 Ağustos 2022

Çeviren: S. Erdem Türközü

 “Bud, F-111 savaş uçağı için tasarlanmış ön camları inceliyor. 1960’ların sonlarındayız ve şehrin altmış kilometre kuzeyindeki küçük bir kasabada Pittsburgh Plate Glass Company’de yaklaşık otuz yıldır çalışıyor. Cam, uçağın kokpitine çok sığ bir açıyla oturacak, öyle ki camdaki herhangi bir kusur abartılacaktır. Bu aşırı stresli bir iş. Şirket kusursuz cam göndermek istiyor ama çok fazla parçayı reddederse ustabaşı mutsuz olacak. Sıradaki işçiler, istasyonlarından geçen plaka sayısı için teşvik ücreti alacak. Bud, yüksek yoğunluklu lambalar altında çalışır ve bu, ona sürekli göz yorgunluğu ve baş ağrısı veriyor. Aspirin ve sigara içerek başa çıkıyor. Hatta masasında birkaç sigara aynı anda yanıyor. Tatmin edilmesi gereken başka taleplerin olacağı eve döndüğünde bitkindir. O akşamın ilerleyen saatlerinde yerel bir spor liginde çocuklara koçluk yapacak. Tabii ki, vardiyalı çalışmıyorsa ve düdük onu sonsuz cam levhalara geri çağırmadan önceki günün çoğunu mahveden sefil öğleden sonra dörtten gece yarısına dek süren vardiyada değilse. Uzun yıllar sonra, 44 yıllık ağır emeğin ardından emekli olduğunda, tüm o sigaraların ürünü olan amfizemden, ayrıca fabrikadaki asbest ve silika tozundan ölüyor. Bir patronun, tozu görebilseydin sana zarar vermezdi dediğini kederle hatırlıyor. Ne dediğini hâlâ hatırlayan oğluna, ‘Mike, böyle olacağını düşünmemiştim’ diyor. Göreceğimiz gibi, Bud’ın kötü durumu bugün dünya işçileri için o zamandan daha az geçerli değil. Belki daha çok. Şuanda çok az kişinin sahip olduğu haklara sahip bir sendika üyesiydi.”

Bugünlerde çalışan insanlarla ilgili gazete ve dergi haberlerini okuyoruz. COVID’in işyerlerinde yayılmasıyla nasıl başa çıkmak zorunda kaldıklarını. Evden çalışmanın, özellikle de çocuklu bir kadınsanız, ne kadar yorucu olduğunu. On milyonlarca kişinin işini bıraktığını ve on binlercesinin işçi sendikalarını nasıl kurduğunu. Ancak işin doğası, tam olarak nasıl yapıldığı, onu yapanların zihinleri ve bedenleri üzerinde ne gibi etkileri olduğu ve neden insan varoluşunun çoğundan kökten farklı, özel bir şekilde düzenlendiği hakkında neredeyse hiçbir şey görmüyoruz. Bud, çalışmalarının etkilerini hissetti. Ama o ve o cam fabrikasında çalışanlar işlerini şekillendiren daha büyük güçleri anladılar mı? Ya bugünün işçileri?

+++

“Çoğu Avrupa dilinde emeği ifade eden sözcükler, zorlama, eziyet, ıstırap ve zulüm imgelerinden kaynaklanır.” İnsanlar, doğal dünyada kendilerine sunulanı çalışma kapasiteleriyle birleştirmedikçe yaşayamaz. Yaşamın devam etmesi için gerekli olan yiyecek, giyecek ve barınağı üretmek için yapmamız gereken budur. Ama bu neden bir eziyet olsun ki? Kesinlikle dünyadaki zamanımızın çoğu için değildi. Avcı-toplayıcı topluluklarda yaşıyorduk ve kolektif olarak yararlı ürünler ortaya çıkarmak için emek harcamak hayatın normal bir parçasıydı. Antropologlar, atalarımızın yaşamın gereklerini karşılamak için olağanüstü miktarda enerji harcamak zorunda olmadıklarını söylüyor; bugün boş zaman etkinlikleri diyebileceğimiz şeyler için bolca zaman vardı: şarkı söylemek, dans etmek, ilahi söylemek, mağara duvarlarına resim çizmek. İnsanlar, öğrenmeleri çocuktan yetişkine geçişi damgalamaya yardımcı olan karmaşık görevleri, uyumlu bir topluluğun bir üyesi olarak gerçekleştirdi. Üretilenlerin dağılımı günümüz ölçütlerine göre oldukça eşitti ve avcılık gibi bir alanda beceri, elde edilen yiyeceğin daha büyük bir oranını güvence altına almıyordu. Çalışmanın doğal dünyanın metabolizmasını pek fazla rahatsız etmemesi büyük önem taşıyordu. Avcı-toplayıcılar toprakla birmiş gibi edimde bulundu.

Buna karşılık, modern toplumda çalışmak bir eziyettir, iktisadî sistemin doğasından kaynaklanan ve 200.000 yıllık Homo Sapiens’in varlığının yüzde 95’inden fazlası için çalışma şeklimize bundan daha zıt olamaz. Emeğimiz, tıpkı diğer metalar gibi, bir meta haline geldi; piyasada alınıp satılan bir şey, ilke olarak hammaddeden, araç gereçlerden ve işyerlerimizi barındıran binalardan farksız. Ve bu insan olmayan metaların onlara sahip olanların mülkiyetinde olması gibi, çalışma kapasitemiz de öyledir. Çalışırken, aslında işverenlerimize aitiz. Malzemeler ve makineler denetimli bir şekilde üretime alınmalı, biz de öyle yapmalıyız. Kapitalist bir ekonomide yönetimin özü denetimdir.

İşverenin bakış açısına göre, işçiler üzerindeki denetim, en hayati komuta türüdür, çünkü emekçiler, ister özelde ister kamuda olsun, tüm işletmelerde tek etkin unsurdur, ikincisi çoğu durumda birincinin tamamlayıcısıdır. Sadece tüm işletmelerin kâr etmesi ve büyümesi için vazgeçilmez değiliz -tüm özel işletmelerin zorunlu dürtüleri- aynı zamanda üretimi kesintiye uğratabilecek ve büyümeyi mümkün kılan kâr akışını durdurabilecek tek metayız. İşçiler her zaman meta statülerini protesto etti; ayaklandılar, işçi sendikaları kurdular, siyasi örgütler kurdular, hatta devrimi körüklediler.

Emek arz eden ve talep edenlerin farklı koşulları göz önüne alındığında (arz edenlerin sayısı talep edenlerden çok daha fazladır), işçiler her zaman işe alınamayacaklarından ya da işe alınsalar bile işten atılacaklarından, statülerinin düşürüleceğinden, transfer edileceklerinden korkar. Bu korku, içsel bir denetim biçimi diyebileceğimiz şeyi uygular. Yönetimin emirlerine uyuyoruz çünkü bunu yapmamak felaket olabilir. Çalışmalıyız ve genellikle kısa bir süre için bile boşta kalacak kadar paramız ve kolayca paraya çevrilebilir varlıklarımız yok. Zamanla, çoğumuz koşullarımıza alışırız ve onları kaçınılmaz olarak görürüz. Çalışmak kaderimizde var; o yüzden buna alışmak en iyisi.

Ama bu iç denetim, çalışanların direncini durdurmak için yeterli olmadığından, işverenler, emek sürecinin, yani işin yapılma şeklinin istikrarlı ve öngörülebilir bir çıktı akışı sağladığından emin olmak için başka teknikler besledi ve geliştirdi. Şirketler, hükümetlere yasa çıkarmaları ve polis güçlerini işçileri hizada tutmak için kullanmaları için baskı yapar. Zaman zaman işletmelerin aynı şeyi yapmak için kendi polis güçleri vardır. Dünyadaki her kapitalist ülkenin tarihi, işveren denetimine meydan okumaya cüret eden işçilere karşı uygulanan, pek çok ürkütücü şiddet örnekleriyle doludur. Sadece birini seçecek olursak, 1971 ila 2018 arasında Kolombiya’da 3.280 sendikacı öldürüldü.

Her işyerinde, sonucu stres, yaralanmalar, depresyon ve başkalarının denetimi altında yaşamanın sonucu olan derin bir yabancılaşma duygusu olan yönetimsel denetim mekanizmaları devreye girdi. İşçiler önce fabrika düdüğü ve zaman saati tarafından disiplin altına alınabilecekleri ve sürekli gözlemlenebilecekleri merkezi yerlere -fabrikalara- sürüldü. Kısa süre sonra denetçiler, zanaat işinin tipik olarak görevlerini farklı ayrıntılara böldüğünü ve böylece bir siparişi daha hızlı yerine getirebileceklerini belirtti. Örneğin, 100 hunilik bir sipariş için, bir metal huninin kalıbı tamamlandığında, bir metal ustası üretim sürecinin her bir parçasını sırayla gerçekleştirecekti -kalıbın bir metal levha üzerine yerleştirilmesi, kesme, şekillendirme, birleştirme ve cilalama- 100 kere. Öyleyse, maliyetleri büyük ölçüde azaltmak ve çoğu işçiyi değiştirilebilir parçalar kılmak için, her gün tekrar tekrar alt görevlerden birini yaparak, ayrıntılı işçilik yapmaları için, neden kadınları ve çocukları, çoğu zaman yetimleri, görevlendirmeyelim? Makineler kısa sürede bu ayrıntıların bazılarını mekanikleştirdi ve daha sonra birbirine bağlı makineler bize montaj hattını verdi, işçiler hattın kesintisiz hızının uzantıları haline geldi. Frederick Taylor, iş süreçlerinin tüm kavramsallaştırılmasının işveren tarafından tekelleştirildiği ve işçilerin önceden planlanmış emirleri yerine getirdiği “bilimsel yönetimi” icat ederek zamanının denetim mekanizmalarını ussallaştırdı etti. Personel (insan kaynakları) bölümü, Henry Ford’un motor şirketi başta olmak üzere, yeni düzenlemeye itaati zorlamak için havuç ve sopa yaklaşımlarını uyguladı.

Taylor’dan beri, Toyota Corporation tarafından yönetilen yönetim guruları, sistematik işe alma, çalışma ekipleri, çapraz eğitim, tam zamanında envanterler ve kaizen’le “yalın üretim”i tasarladı. Japonca’da “sürekli iyileştirme” anlamına gelen kaizen, sürekli hızlanmanın sinsi bir biçimidir. Yönetim, örneğin bir ekip üyesini uzaklaştırarak ya da bir montaj hattını hızlandırarak üretim sistemini vurgular ve çalışma ekipleri, üretimin sorunsuz bir şekilde devam etmesi için baskı altındadır. Rivethead’in [Perçin Kafası] yazarı, otomobil işçisi Ben Hamper, modern otomobil fabrikalarını Gulag’lar olarak tanımladı. Bu hiç de şaşırtıcı değildir. İşçiler her dakikanın 57 saniyesinde emek vermelidir.

Yalın üretim, aynı zamanda, Taylor ve onun sınai mühendisleri grubunun hayal edebileceği her şeyi aşan bir işçi gözetimi anlamına da geldi. Bir Whole Foods marketinde, çalışanların konuşmak amacıyla güvenli bir yer bulmak için mağazayı aramak zorunda bırakacak kadar çok kamera ve el tarayıcısı vardır. Algoritmalar boldur. Şirketler, ister evde ister evden uzakta çalışsın, çalışanlarını izlemek için her zaman yeni yollar keşfeder. Müşteriler genellikle bu gözetime katılır. Her zamankinden daha güvencesiz üniversite öğretim görevlilerine, her yerde hazır ve nazır öğrenci değerlendirmelerine işçi denetim mekanizmalarından başka ne diyebiliriz. Ya da Yelp ve TripAdvisor müşteri yorumları. Bugün işyerleri, cezaevlerinin mahkûmların her an izlenebileceği ama ne zaman izlendiklerini asla bilemeyecek şekilde tasarlandığı Jeremy Bentham’ın panopticon’una çarpıcı bir benzerlik gösteriyor. Bentham bunun tüm topluma uygulanabileceğini ve insanların herkesin yararına daha iyi davranacağını düşündü.

Çoğumuz, çoğu insanın yaptığı iş hakkında çok az şey biliyoruz. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) Dünya İstihdamı ve Toplumsal Görünüm’ünün bir incelemesi, okuyucuyu emekle ilgili herhangi bir romantik düşünceden çabucak vazgeçirecektir. Dünya çapında 800 milyondan fazla tarım işçisi, gıdalarımızı üretirken hasarlı bedenler üretiyor. 2020’de ILO, küresel olarak istihdam edilen 3,25 milyar kişinin yüzde 45’inin, sağlık ve güvenlik tüzükleri gibi sosyal refah ve çalışma mevzuatı tarafından kapsanmayan, ya işsiz ya da hiçbir ek hak olmaksızın işsizlik tazminatı alan, “kendi hesaplarına” çalışan “korunmasız istihdam”da olduğunu tahmin ediyor. Erkekler, kadınlar ve çocuklar çöplükleri temizliyor, çekçekleri itiyor ya da çekiyor, teslimat yapıyor, sokaklarda biblo, yiyecek ya da piyango bileti satıyor, devasa cüruf yığınlarında hurda metal arıyor.

Üzücü gerçek şu ki, milyarlarca insan için çalışmak gerçekten de bir eziyet. Açıkça söylemek gerekirse, işverenler bedenlerimizi ve zihinlerimizi istiyor. Bizi yıpratıyor, atıyor ve yenilerini işe alıyorlar. Ve neden? Çoğunluk azınlığı zengin edebilsin diye.

+++

Bir çözüm var mı? Bu sistem içinde değil. Hiçbir sendika örgütlenmesi ya da ilerici mevzuat, buradaki işin doğasını değiştiremez. Sadece işin nasıl yapıldığına ve bunu kimin denetlediğine dair radikal bir değişiklik, emeği bir kez daha hayatın ayrılmaz bir parçası yapabilir; bu sayede düşünen, hareket eden insanlar olarak kapasitemizi tam olarak geliştirebiliriz. Yerel olarak örgütlenen ve denetlenen kooperatifler ve komünler, izlenecek iki yoldur. Kâr amacı gütmeyen kullanım için mallar ve hizmetler, özellikle gıda, üretmek. Ancak ne yapılırsa yapılsın, radikal olarak demokratik olmalı ve üretilen şey toplumsal olarak faydalı, ekolojik olarak yenileyici olmalı ve olabildiğince adil bir şekilde dağıtılmalıdır. Bu kulağa ütopik gelebilir. Ama yaptığımız şey bizim için nasıl gidiyor?

* Michael D. Yates, Monthly Review Press’in New York City yöneticisidir. Amerika Birleşik Devletleri’nin dört bir yanındaki işçilere ders verdi. En son kitabı Work Work Work: Labor, Alienation and Class Struggle [Çalış, Çalış, Çalış: Emek, Yabancılaşma ve Sınıf Mücadelesi] (Monthly Review Press, 2022). Kendisine mdjyates@gmail.com adresinden ulaşılabilir.

Kaynak metin: https://www.counterpunch.org/2022/08/09/work-work-work-so-a-few-can-be-rich/

https://braveneweurope.com/michael-d-yates-work-work-work-so-a-few-can-be-rich

Reklam

Michael D. Yates* – Çalış, Çalış, Çalış: Birkaç Kişi Zengin Olabilsin Diye” için bir yanıt

Add yours

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com ile Oluşturulan Web Sitesi.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: