David Moscrop – Kapitalistler Bizi Kapitalizmden Kurtaramaz

25 Ağustos 2021

Çeviren: S. Erdem Türközü

1890’da Franz von Lenbach tarafından resmedilen bir Otto von Bismarck portresi. Walters Sanat Müzesi / Wikimedia Commons

Liberalizm evrensel bir siyasi sistem olduğunu iddia eder. Devletin karşılaştığı örgütsel meydan okuma ne olursa olsun, liberalizm, herhangi bir tarihsel dönem ya da mekân için yeterli olduğunu vaat ettiği bir çözüm araç seti sunar. Serbest piyasa, bireysel haklar ve temsili yönetim, liberal ideolojinin kutsal üçlüsünü oluşturur.

Bu uyumlu vizyon, piyasanın bireysel hakların pratikte gerçekleşmesini baltaladığı gerçeğini gözden kaçırıyor. Kapitalist piyasalar, nüfusun geniş bir kesiminin içinde sıkışıp kaldığı yapısal eşitsizlikleri üreterek, yoksullaştırılmışlara vaat ettiği özgürlükleri kullanma fırsatını reddediyor. İktisadî sömürüden yararlananların temsili yönetimi ne ölçüde ele geçirip sermaye birikiminin hizmetinde çalıştırabilecekleri de liberal dünya görüşü içinde ihmal edilmektedir.

Liberalizmin temel sorunu, çözemeyeceği patolojiler yaratan bir iktisadî sisteme bağlı olmasıdır. Kapitalizmin yarattığı krizlerin üstesinden gelmek için liberalizmin çoğu zaman liberal olmayan araçlara başvurması gerekmiştir. COVID-19’a yanıt olarak Küresel Kuzey ülkelerindeki son iktisadî müdahalecilik dalgası, ideolojinin uyarlanma yoluyla kendini korumaya yönelik en son girişimidir.

Gelişmiş dünyada hâlâ yaygın olan sosyal refah sistemlerini ilk kez ortaya koyan muhafazakâr Alman şansölyesi Otto von Bismarck’tı. 1883 ila 1889 yılları arasında Bismarck, Almanya’ya yaşlılık aylığı ve maluliyet korumalarının yanı sıra sağlık ve kaza sigortası programları getirdi. Kaiser I. Wilhelm’e göre bu reformların amacı “sosyal demokrasinin yelkenlerindeki rüzgârı boşaltmak”tı.

Bismarck liberal değildi. Emperyalist, milliyetçi ve muhafazakârdı ama devlet yönetiminden anlıyordu ve ulusların istikrarının, toplumsal parçalanmayı önleyerek meşruiyetlerini sürdürme yeteneklerine bağlı olduğunu biliyordu. Bir refah devleti yaratmak, ulusal düzeni kökten yeniden şekillendirmeye çalışan sosyalistler ve sendikacılar gibi meydan okuyanların yükselişini önünü kesmeye yaradı.

Şansölye’nin liberal haleflerinin de benzer amaçları var. On dokuzuncu yüzyıl Almanyası’nın sosyalistleri gibi, Yeni Bismarck’ların ortaya koyduğu hem fırsatları hem de sınırları kabul etmeliyiz.

Bismarck ve Mirasçıları

Siyaset kuramcısı C. B. Macpherson, 1964 tarihli Massey Lectures, The Real World of Democracy’de [Massey Dersleri: Demokrasinin Gerçek Dünyası] liberal demokrasi, komünizm ve “Üçüncü Dünya” demokrasisini inceler. Liberal devletin “ayrıcalıkların genişletilmesinin bir sonucu” olarak bir refah devleti haline geldiği fikrine karşı şunu ileri sürer:

Demokratik ayrıcalıkların dışında, sosyal hizmetlerin kapsamlı bir şekilde sağlanması her halükarda gelirdi. Devletin istikrarı için tehlikeli olan işçi sınıfı hoşnutsuzluklarını yatıştırmak için hükümetlerin katışıksız gereksiniminden gelebilirdi.

Yirminci yüzyılın krizleri, ölçek ve hırs açısından Bismarck’ınkiyle eşleşen çok sayıda devlet reformu başlattı. Amerika Birleşik Devletleri’nde, Büyük Buhran sırasında, Başkan Franklin Roosevelt, sanayide ve sermayede hüküm sürmek ve piyasa başarısızlıkları nedeniyle yoksullaşan ABD’lileri desteklemek için Yeni Mutabakat’ı üstlendi. İkinci Dünya Savaşı’nın kapanış saatlerinde, galipler giderek küreselleşen, birbirine bağımlı ve finansallaşan bir dünyayı yönetmek için Bretton Woods sistemini yarattı.

On yıllar sonra, 1970’lerde ve 1980’lerde, Küresel Kuzey’deki başkanlar ve başbakanlar kuralsızlaştırma ve vergi indirimleri davasını benimsedikçe, devletin kendini koruma mantığı değişti. Neoklasik iktisatçılar, bu reformların herkes için iktisadî büyümeye yol açacağını iddia etti.

Yeni Bismarck’lar, iktisadî demokrasi olmaksızın siyasi demokrasiyi hâlâ öngerektiren daha nazik, daha yumuşak bir liberal ortodoksluk önermeye geldi.

Reagan ve Thatcher döneminde neoliberal ortodokside doruğa ulaşan bu serbest piyasa reformları, 1970’ler, 1980’ler, 1990’lardaki iktisadî ve siyasi krizleri ve 2000’lerin sonundaki küresel mali krizi -Büyük Durgunluğu- hızlandırarak on yıllardır egemen olmuştur. Son zamanlarda, uluslararası iktisadî işbirliği için bir forum olan G20, uluslararası finansal istikrarı sağlamak ve gelecekteki çöküşlere karşı koruma sağlamak için toplandı. G20’nin önde gelen oyuncuları, Büyük Durgunluk’un gafil avladığı aynı seçkinler ve mali aparatçiklerdir.

Bugün, küresel bir demokratik durgunlukla ilgili endişeler, popülist otoriter şahsiyetlerdeki artışın, zayıf ya da durağan ücret artışlarının, küreselleşme karşıtı gerilemenin, çöken güvenin ve iklim krizinin perde arkasını oluşturuyor. Yeni Bismarck’lar, iktisadî demokrasi olmadan siyasi demokrasiyi hâlâ öngerektiren daha nazik, daha yumuşak bir liberal ortodoksluk önermeye geldi. Yeni Bismarck’lar, özel piyasa modelinin yalnızca yeni dekorasyonla desteklenen, az çok olduğu gibi kalma gereksiniminde ısrar ediyor -geçici ya da yenilenmiş sosyal programlama, hedefli yatırım stratejileri ve düzenleme.

Daha Kibar, Daha Nazik Bir Kapitalizm

Amerika Birleşik Devletleri’nde Joe Biden, Gündoğumu Hareketi’nden [Sunrise Movement] etkilenen bir iklim stratejisini ve örgütlenme hakkını koruma yasasını [PRO Act] destekleyerek Bismarck mantosunu benimsedi. Kanada’da Justin Trudeau, karbon fiyatlandırması, çocuk yoksulluğunu ele alan Kanada Çocuk Yardımı ve yakın geçmişte, birkaç eyalette çocuk bakımı antlaşmalarıyla aynı rolü oynuyor.

Maliye bakanı Chrystia Freeland’in bahar bütçesi, piyasa kapitalizmi altında hayatın keskin kenarlarını köreltmek için tasarlanmış harcama taahhütleriyle doluydu. Bu, Yaşlılık Güvenliğindeki artışları, 15 dolarlık federal asgari ücreti ve “yeşil” bir iyileşme için fonları içerir.

Trudeau ve partisi sonbahar seçimlerine hazırlanırken, gelecekteki olası bir liberal aday ve hatta liderlik adayı olarak yeni bir ad belirdi. Kanada Merkez Bankası ve İngiltere Merkez Bankası eski başkanı Mark Carney, kapitalizmin gelecekteki yüzünü temsil etmek için ortaya çıktı. Carney, piyasalar hakkındaki düşüncelerimizi değiştirmeyi savunan yeni kitabı Value(s): Building a Better World for All [Değer(ler): Herkes için Daha İyi Bir Dünya İnşa Etmek] adlı yeni kitabının tanıtımını yaptı. Carney, odağın “piyasa toplumları”ndan ziyade piyasa ekonomilerine kaydırılması çağrısında bulunuyor. İkincisi yani piyasa ekonomileri, onun görüşüne göre adalet, kapsayıcılık, esneklik, dayanışma, şefkat ve sürdürülebilirlik gibi değerlerle desteklenir.

Carney, bu tür değerlerin yalnızca içsel bir değere sahip olmadığını, aynı zamanda şimdi ve gelecekte bizi ve gezegenimizi koruyacağını savunuyor. Piyasanın nerede yanlış gittiğini değerlendirmek için küresel mali kriz, COVID-19 salgını ve iklim değişikliği dahil olmak üzere geçmiş ve şimdiki krizleri araştırıyor ve bir dahaki sefere işleri doğru yapmak için kapsamlı bir plan sunuyor.

Kâr biçimindeki salt piyasa “değeri” bizi ayakta tutamaz -aslında, yaygın piyasalaştırma bizi insanî değerlerden ayırmaya çalışır. İklim değişikliğinin neden olduğu istikrarsızlığın hayatları olduğu kadar kârları da tehdit ettiği göz önüne alındığında, bunu kabul etmek firmaların çıkarınadır. Carney’nin çabaları, işleri yoluna koymak için iyi niyetli bir girişim olarak okunur ama girişimleri eski bir tuzağa düşer.

Son yıllarda sosyalizmin popülaritesinde sınırlı ama kayda değer bir artış görüldü. Amerika Birleşik Devletleri’nde, kendini sosyalist olarak tanımlayan Bernie Sanders’ın popülaritesi, Kongre’deki solcu Demokratların yükselişi ve Amerika’nın Demokratik Sosyalistleri’nin artan popülaritesi ile örtüşmektedir.

Çağdaş popüler Kuzey Amerika “sosyalizm” anlayışı, üretim araçlarına kimin sahip olduğundan ziyade, insanları desteklemek için iktisadî hayata devlet müdahalesine odaklanır. Sonuç olarak, “sosyalizm” sözcüğü daha yaygın hale geldi ve kabul edildi. Aynı zamanda, sözcüğü anlama biçimimiz, özgün ve daha keskin anlamından ayrıştı ve artık sosyal demokrasiye daha yakındır. Bununla birlikte, kapitalistler, piyasanın yarattığı yapısal krizleri fark ettikleri gibi, kaymayı da fark ediyor.

Yeni Bismarck’ların Reformlarını İyi Değerlendirmek

Yeni Bismarck’lar sosyalist ilerlemeyi önünü kesmenin yolları arıyor -bunun liberal düzeni tehdit edebileceğinin farkındalar. Her ne kadar iyi niyetli olsalar da, temel kusurları, piyasanın yarattığı sorunları çözebileceğine olan inançları -tıpkı bu sorunları çözmesini nasıl sağlayacaklarını bildiklerinden emin olmalarının kibri gibi. Gereksinimi olanlara mütevazı devlet desteğini genişletmek ve piyasanın en keskin köşelerini köreltmek gibi önerdikleri önlemler, iktisadî adalet için yurttaşları seferber etme çabalarını artırdığı sürece memnuniyetle karşılanıyor.

Bununla beraber, nihai olarak bu önlemler yetersizdir ve her zaman yetersiz olacaktır. Piyasa mantığı, piyasa mantığıdır; kapitalizm, üretim araçlarının özel mülkiyetine, işçilerden servetin gasp edilmesine ve kapitalistlerin elinde toplanmasına dayanır. Önemli olan kârdır; daha fazlası her zaman daha iyidir. Özel piyasayı olanaklı kılan resmi ve gayri resmi kurallar, işçilerden ve devletten servetin gasp edilmesini sağlayabilenler için biriktirebilecekleri miktarın azamileştirilmesini güvence altına alır. Bu, malları mümkün olduğu kadar ucuza üretmede en etkili araç ne olursa olsun, özellikle de işgücü maliyetleri söz konusu olduğunda, birikim uğruna üretimi (ve tüketimi) zorlar.

Aynı zamanda bu, kendi düzeltmelerinin metalaştırılmasını sağlayarak, olabildiğince çok yükümlülüğü dışsallaştırmak anlamına gelir. Örneğin, Carney, piyasanın iklim değişikliğini ele alabileceği yolları tartışırken önemli ölçüde enerji harcar. Tabii ki, bu, devlet ve devlet dışı 100 fosil yakıt şirketinin “yaklaşık 1 trilyon ton sera gazı salımı” üretmesini sağlayan aynı küresel piyasadır -1980’lerin sonlarından bu yana salımların yüzde yetmişinden fazlası.

Yeni Bismarck’ların temel kusuru, piyasanın yarattığı sorunları çözebileceğine olan inançlarıdır.

Aynı zamanda, çok geç, kusurlu ve yetersiz net-sıfır paradigması içinde karbon denkleştirmeleri ve karbon fiyatlandırması gibi yetersiz, piyasa temelli iyileştirmeyi kabul etmeye başlayan aynı piyasadır. Bu hegemonyasından vazgeçecek bir piyasa değildir.

Serbest piyasanın yarattığı sömürü, gasp, dışsallaştırma, tekelcilik ve sömürgecilik gibi sorunlar yakından korunan bir sır değildir. Adam Smith bunların birçoğunu on sekizinci yüzyılda kabul etti ve Karl Marx on dokuzuncu yüzyılda anatomisini resmetti. Kapitalist paradigma içinde serbest piyasayı dizginleme ve reformdan geçirme ve sistemi yeniden kurmaya çalışan sosyalistleri ve komünistleri baltalama girişimleri yüzyıllardır var.

Yirminci yüzyıl boyunca, hayatı iyileştiren ve hayat kurtaran önemli reformlar gördük ama eşitsizlik, sömürü ve çevresel felaket gibi temel sorunlar kaldı. Bu sorunlar artık küresel ölçekte var olmaktadır. Bir piyasa düzeltmesi neden şimdi işe yarasın ki? Bu sefer neden farklı olsun?

Birkaç kişinin samimi ya da alaycı en iyi dileklerine ve niyetlerine rağmen, bu -en azından herhangi bir şekilde- gerçekleşmeyecek. Gerçekleşmeyecek çünkü gerçekleşemez.

Serbest piyasanın mantığı -sömürücü, gaspçı, dışsallaştırıcı, tekelci, sömürgeci- bir kusur değil, bir özelliktir. Daha yapıcı değerlere dayanan daha nazik, daha yumuşak bir kapitalist piyasa, kapitalist bir piyasa olmaktan çıkar.

Bismarck’ın çabalarına rağmen, Almanya’daki sosyalistler ve sendikacılar, şansölyenin refah programlarını başlatmasından sonra tabanını genişletmeye devam etti. Bu yüzyılda, yeni Bismarck’ların reformlarının benzer etkilere sahip olmasını sağlamalıyız. Liberal reformlar, kapitalizmi altüst edecek ve iktisadî demokrasiyi başlatacak, iktidarı azınlıktan çoğunluğa kaydıracak daha geniş, yapısal değişikliklerin başlangıcını damgalamalıdır.

Yalnızca katılımcı demokratik kurumlar tarafından desteklenen radikal sosyalist siyasi ve iktisadî reformlar, zenginlik ve iktidar eşitsizliklerini, demokratik gerilemeyi ve iklim değişikliğini ele almak için yeterlidir. Bu dönüşümler, seçim siyasetinin yanı sıra –zaman zaman ortaklık içinde, zaman zaman gerilimle- ortaya çıkmak zorunda kalacak.

Yeni kurumlar, uygulamalar ve normlar getirmek için uğraşırken sandık başındaki çabaları reddetmemeliyiz. Yeni Bismarck’ların desteklediğini iddia ettiği ama ne ulaşabildiği ne de sürdüremediği değerlere saygı duyma, gerçekleştirme, genişletme ve koruma çalışması, bir dizi strateji ve angajman alanı gerektirir. Kendimizi liberal düzenin bu görevlileri tarafından soldan kuşatılmaktan korurken, onların reformlarından sıçrama tahtası yapmalıyız.

Kaynak metin: https://jacobin.com/2021/08/capitalism-reforms-liberalism-bismarck

Reklam

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com ile Oluşturulan Web Sitesi.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: