Vatikan arşivlerinde Pontos Rum Soykırımı – Dr. Theodosios Kyriakidis

pontosmap

Giriş

2011 yazında, Gizli Arşivler Direktörü Kardinal Sergio Pagano, Vatikan’ın o sırada hazırlamakta olduğu ve Katolik Kilisesi’nin Gizli Arşivlerinin kamuoyuna sunulacağı Lux in Arcana başlıklı büyük bir sergiyi duyururken, Vatikan Arşivlerinde biriken belgelerden derlenen, Ermeni Soykırımı hakkında bir kitabın basılacağını da duyurdu. Okumaya devam et “Vatikan arşivlerinde Pontos Rum Soykırımı – Dr. Theodosios Kyriakidis”

İdlib’deki El Kaide hakimiyeti gizli çekim görüntülerle belgelendi

Screen Shot 2017-05-20 at 23.45.33

Arapça yayın yapan Dubai merkezli Al Aan televizyonu muhabiri Jenan Moussa, 15-16 Mayıs gecesi sosyal medya platformu Twitter’dan, Suriye’nin Nusra (El Kaide) kontrolündeki İdlib vilayetinde kimliklerini gizli tuttuğu üç haber kaynağının cep telefonlarıyla yaptığı gizli görüntü kayıtlarına dayanan bir video-haber paylaştı. Video-haberde, Suriye’de cihatçıların kontrolündeki bölgelerden sıkça görmeye alışkın olduğumuz kadın düşmanı ideolojinin göstergesi duvar yazıları ve billboardların yanı sıra önemli bir detay daha var: Türk devletinin Nusra ile ortak bir kontrol noktası oluşturmuş olması. Okumaya devam et “İdlib’deki El Kaide hakimiyeti gizli çekim görüntülerle belgelendi”

Kifayetsiz muhterislik ve cahil özgüveni: Bilim ne diyor? – Kate Fehlhaber

Picture11995’te bir gün, orta yaşlı, topluca bir adam, gündüz gözüyle iki Pittsburgh bankasını soydu. Maske veya kimliğini gizleyecek başka bir şey takmıyordu ve iki bankadan çıkarken de güvenlik kameralarına bakıp gülümsemişti. Sonraki günün gecesi, polis kendisini tutukladığında McArthur Wheeler şaşkınlık içindeydi. Ona güvenlik kamerası kayıtlarını gösterdiklerinde Wheeler gözlerine inanamazmış gibi baktı. ‘Ama yüzüme limon suyu sürmüştüm?’ dedi. Anlaşıldı ki, Wheeler cildine limon suyu sürmenin kendisini video kameralara karşı görünmez kılacağını düşünmüştü. Ne de olsa limon suyu, görünmez mürekkep olarak kullanılıyordu, öyleyse bir ısı kaynağına yaklaşmadığı sürece, tamamen görünmez olması gerekiyordu. Okumaya devam et “Kifayetsiz muhterislik ve cahil özgüveni: Bilim ne diyor? – Kate Fehlhaber”

Marco Polo’nun dünyasına geri dönüş ve ABD askeri yanıtı (3) – Robert D. Kaplan

Section-3.jpeg

Üçüncü Bölüm

MARCO POLO’NUN YOLU ÜZERİNDEKİ GEÇKİN İMPARATORLUKLAR

Asya’ya 24 yıl süren gezisine 1271’de Adriyatik’in doğu kıyısından demir alarak başlayan Marco Polo, Hanbalık’taki (günümüz Pekin’i) Moğol imparatoru Kubilay Han’ın huzuruna varmadan önce Filistin, Türkiye, kuzey Irak, İran’ın tamamı (Azeri ve Kürt kuzeyinden Basra Körfezi’ne dek), kuzey ve doğu Afganistan ve Çin’in etnik-Türk Xinjiang vilayetinde epeyce zaman geçirecekti. Hanbalık’tan Çin’in tümüne ve Vietnam ve Myanmar’a yolculuklar yapacaktı. Venedik’e dönüş rotası onu Hint Okyanusu’ndan geçirecekti: Malakka boğazından Sri Lanka’ya, Hindistan’ın batı kıyısı Gucerat’a ve Umman, Yemen’e ve Doğu Afrika’ya gezilere. Erken 21. yüzyıl dünyasının bir jeopolitik odak noktası olsa, bu şöyle olurdu: Basra Körfezi’nden Güney Çin Denizi’ne kadar ve Ortadoğu, Orta Asya ve Çin dahil Büyük Hint Okyanusu. Okumaya devam et “Marco Polo’nun dünyasına geri dönüş ve ABD askeri yanıtı (3) – Robert D. Kaplan”

Marco Polo’nun dünyasına geri dönüş ve ABD askeri yanıtı (2) – Robert D. Kaplan

PAKISTAN-CHINA-ECONOMY-TRANSPORT

İkinci Bölüm

YENİ BİR STRATEJİK COĞRAFYA

Avrupa kaybolurken, Avrasya kaynaşıyor. Avrasya’nın birleşmiş hale veya Avrupa’nın Soğuk Savaş ve Soğuk Savaş Sonrası dönemde olduğu şekilde istikrarlı hale geldiğini söylemiyorum – sadece küreselleşme, teknoloji ve jeopolitiğin etkileşimlerinin, her biri bir diğerini güçlendirerek, Avrasya süperkıtasının, analitik olarak konuşursak, tek bir akışkan ve ele gelir birim haline gelmesine yol açtığını söylüyorum. Avrasya basitçe daha önce sahip olmadığı bir anlama sahip. Dahası, Kuzey Afrika ve Levant’tan mültecilerin Avrupa’ya dolmasının da gösterdiği üzere Akdeniz Havzası’nın yeniden birleşmesi ve de Hindiçin’den Doğu Afrika’ya kadar Hint Okyanusu boyunca dramatik şekilde artan etkileşimler sebebiyle, artık bir nefeste Afro-Avrasya diyebiliriz. 20. yüzyıl coğrafyacısı Halford Mackinder’ın Avrasya ile Afrika’nın birleşimi için kullandığı ifade olan “Dünya Adası” terimi, artık prematüre sayılmaz. Okumaya devam et “Marco Polo’nun dünyasına geri dönüş ve ABD askeri yanıtı (2) – Robert D. Kaplan”

Marco Polo’nun dünyasına geri dönüş ve ABD askeri yanıtı (1) – Robert D. Kaplan

Marco_Polo_Rides_The_Silk_Road
Marco Polo’nun İpek Yolu üzerinden Çin’e seyahati
Marco Polo’nun Kubilay Han’ın huzuruna varmak için kat ettiği, çöller ve dağlar dolanan 5000 millik inanılmaz seyahat güzergahı, dünyanın yarısını kapsıyor.
1. Marco Polo, babası ve amcası ile birlikte Venedik’ten denize açıldı.
2. Han’a götürmek üzere Papa Gregory X’dan bir mektup aldılar.
3. Kudüs’ten kutsal yağ aldılar.
4. Hürmüz’ü geride bırakan Polo’lar kuzeye giden bir kervana katıldılar.
5. Marco dağlarda hasta düştü. Hastalığı sırasında dağda ateşin daha az yandığını fark etti.
6. Ölümcül Taklamakan Çölü’nü aştılar.
7. Çin Seddi’nden geçtiler.
8. Kubilay Han’ın Şangdu’daki yazlık sarayına vardılar.

AVRUPA YOK OLURKEN AVRASYA KAYNAŞIYOR

Westfalya devletler sistemi zayıflarken, süperkıta [Avrasya] tek bir akışkan, ele gelir ticaret ve çatışma birimi haline geliyor ve eski, emperyal miraslar – Rus, Çin, İran, Türk – öne çıkıyor. Orta Avrupa’dan etnik-Han Çin merkezine kadar her kriz, artık birbiriyle bağlantılı. Artık tek bir savaş alanı var.

Aşağıdaki analiz, bu değişime yönelik tarihsel ve coğrafi bir kılavuz.

“Bu kadar takdir ettiğim bir makaleyi okuduğum nadirdir. Gerçekten ufuk açıcı.”

– Henry Kissinger

Birinci Bölüm

BATI’NIN DAĞILIŞI

Batı medeniyeti, Soğuk Savaş dönemi ve hemen sonrasında eriştiği jeopolitik özlük ve ham güç düzeyine tarihte daha önce hiçbir zaman erişmemişti. Yarım yüzyıldan uzun bir süre boyunca, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) binyıllık bir politik ve moral değerler geleneğini – kısaca Batı – sağlam bir askeri ittifak halinde yoğunlaştırdı. NATO, her şeyden önce kültürel bir fenomendi. Manevi kökenleri Yunan ve Roma felsefi ve idari miraslarına, erken Orta Çağlarda Hıristiyanlığın ortaya çıkmasına, Amerikan Devrimi’nin fikirlerini doğuran 17. ve 18. yüzyıl Aydınlanmasına kadar gidiyor. Elbette, Batı’nın kilit ulusları Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarında ittifaklar halinde birbirleriyle savaştılar ve bu olağanüstü şartlar NATO’nun daha güvenli ve detaylandırmış yapılarının habercisi oldu. Bu yapılar, netice itibariyle, kıta çapında bir ekonomik sistemle desteklendi ve Avrupa Birliği’nde (AB) nihayetlendi. AB, NATO’ya içkin değerlere hem siyasal destek sağladı hem de gündelik içerik kazandırdı. Bu değerler genel olarak keyfi cezalandırmaya karşı hukukun üstünlüğü, etnik ülkeler üzerinde hukuk devletleri ve bireyin ırkı veya dini ne olursa olsun korunması idi. Demokrasinin seçimlerle ilgisi, tarafsız kurumlarla olanından daha azdır ne de olsa. Uzun Avrupa Savaşı’nın (1914-1989) bitimi, bu değerlerin zaferi oldu, komünizm en sonunda yenilmiş ve NATO ve AB, sistemlerini Orta ve Doğu Avrupa’ya, kuzeyde Baltık denizinden güneyde Karadeniz’e kadar genişletmişti. Ve bu kategorik olarak uzun bir Avrupa savaşı idi çünkü savaş dönemi mahrumiyetleri, siyasi ve ekonomik olarak, Sovyet uydu devletlerinde 1989’a dek sürdü, Batı ise Avrupa’nın ikinci totaliter sistemine, tıpkı ilkini 1945’te yendiği gibi galip geldi. Okumaya devam et “Marco Polo’nun dünyasına geri dönüş ve ABD askeri yanıtı (1) – Robert D. Kaplan”

Bir kadın olarak IŞİD’e karşı savaşta öğrendiğim şaşırtıcı şeyler

diary-of-a-woman-fighting-isis-on-the-front-line-part-onefacing-the-enemy-1494512801

Kimberley Taylor, geçen yıl Mart ayında 28 yaşındayken matematik öğrenimini bırakıp Rojava’ya gittiğinde YPJ’ye katılan ilk ve tek Britanyalı kadın oldu. Savaş adı Zilan Dilmar. Son üç aydır Rakka operasyonunda. Mart sonunda Skype üzerinden bir dizi röportaj vermiş Vice’a. Röportajları verdikten iki gün sonra Rakka operasyonu için yola çıkmış. Aşağıda onun Vice tarafından yayınlanan günlüklerinin ilk bölümünün çevirisini bulacaksınız:

Perşembe: Sabah yedide yoğun telsiz sesine uyanıyor Kimberley. Bir hareketlilik var ama ne olduğunu henüz çözememişler. Sonra silah sesleri duyuyor. Okumaya devam et “Bir kadın olarak IŞİD’e karşı savaşta öğrendiğim şaşırtıcı şeyler”

Rus Devrimi üzerine en iyi 10 kitap – Tarık Ali

Bolşevikler komünizm adına iktidarı ele geçirdikten yüzyıl sonra, Tarık Ali dünyayı sonsuza dek değiştiren ayaklanma ile ilgili en iyi kitaplardan bazılarını seçti.

0000000058627-1

Çeviri: Yakov Petroviç

Kaynak

Birçok tarihçiye göre, üzerinden geçen yüzyılın ardından tarih Rus Devrimi konusunda hükmünü vermiş durumda. Onlara göre Ekim 1917, tıpkı 1793’te Paris’te [idama götürülenlerin doldurulduğu, çn.] kağnılar veya 1. Charles’ın Westminster Sarayı’nın dışında halka açık infazı gibi, bir daha asla tekrarlanmayacak olaylar tarihine havale edilmişti. Tarih kendini tekrar etmez, bir komedi olarak bile. Ama yankıları kalır. Okumaya devam et “Rus Devrimi üzerine en iyi 10 kitap – Tarık Ali”

Bob Crow Tugayı ile röportaj – Politika

650x344-1473523032779

Yeni Özgür Politika  – Birinci Bölüm

Tuğçe M. Yılmaz’ın röportajı

Bob Crow Tugayı (The Bob Crow Brigade) hareketiniz nasıl ortaya çıktı? Bölgede özgürlük mücadelesi açısından nasıl bir önemi var?

Tabûra Azadî ya Înternasyonal’in (IFB) çağrısına yanıt verdik ve birbirimizle eğitim sürecinde tanıştık. Belirli bir dönemde IFB’ye katılmış İngiliz, İskoç ve İrlandalılar olduğumuzu söyleyebiliriz. Farklı bir hareket değiliz, dünyanın benzer parçalarından (Birleşik Krallık ve İrlanda) sosyalistleriz.

Bildiğimiz kadarıyla Bob Crow Tugayı heterojen bir yapıya sahip. Tugayınız nasıl insanlardan oluşuyor?

 İrlanda, İngiltere, İskoçya ve sonrasında da Kanada ve Amerika’dan 20-35 yaş arası işçiler ve işsizler. Özel bir yapımız yok, hepimiz IFB ve dolayısıyla YPG üyesiyiz. Onların yapısını ve talimatlarını izliyoruz. Epeycemiz şu an TevDem’in bir kolu olan devrimin sivil kanadı Saziya Yekîtî û Piştgiriya Gelan (SYPG) ile birlikte çalışıyor. Okumaya devam et “Bob Crow Tugayı ile röportaj – Politika”

Yüz yıllık sessizlik – Thea Halo

2015-05-20-1432082277-9126537-image-thumb

İnkâr ile sessizlik arasındaki mücadelede sessizlik galip gelir. Yani sessizlik, bir halkın soykırımını tamamlama konusunda inkara galip gelir. Pontos Rumları neredeyse 100 yıldır, doğrudan katliama maruz bırakılan veya 1916’dan 1923’e dek süren uzun sürgün yürüyüşünde, yollarda acı içinde hayatını kaybeden 353.000 baba, anne, büyükbaba ve büyükanne, çocuk, dost ve toplum üyesinin yasını tutuyorlar. Aralarında annem de vardı. Osmanlı Türkiye’sinin 1914’de 2,6 milyon olan Rum nüfusundan katliama maruz bırakılmış 700.000 Trakya ve Anadolu Rum’u da eklendiğinde, toplam Rum ölümleri bir milyonun üzerindeydi. Okumaya devam et “Yüz yıllık sessizlik – Thea Halo”