“İndirgemeci Cesur Yeni Dünya:” Andrea Dworkin’in Acı Verici Güncelliği

“İndirgemeci Cesur Yeni Dünya:” Andrea Dworkin’in Acı Verici Güncelliği

1987’de yayınlanan Intercourse, o güne kadarki en tartışma yaratan kitabı oldu. “Her cinsel ilişki tecavüzdür” şeklindeki gelenekselleşmiş özeti, analizini büyük ölçüde aşırı basitleştirmektedir. (Dworkin’in gerçek sözleri şöyle: “Toplumun tecavüz saydığı şey değildir ama, toplumun – kabul etmeye zorlandığında – tahakküm saydığı şeydir.” Kitabın 1995’teki ikinci baskısının önsözünde, üçüncü dalga feminizmin, “kadınların seksi ya sevdiği ya da sevmediği bu indirgemeci cesur yeni dünyası” olarak gördüğü şeyden, daha fazla nüans talep eder. Kendi acımasız sesinde, eylemi “işbirlikçiliğe” benzetse de, cinsel ilişki meselesine dair lügatin artmasını savunur, azalmasını değil. Daha sonraki bir özel baskıda, daha ılımlı bir vizyon sunar: “başka, daha derin, daha uzun ve belki de daha şehvetli bir sevişmenin parçası olarak, (varsayımsal) eşitlerin girdiği birçok cinsel eylemden biri olarak cinsel ilişki.” Onun daha tartışmalı ahkamlarını, bu önerme ile telafi edemez miyiz? Vizyonu o kadar mı iflah olmaz görünüyor?

WENDY VOGEL

Okumaya devam et ““İndirgemeci Cesur Yeni Dünya:” Andrea Dworkin’in Acı Verici Güncelliği”
Reklamlar

Diktatörleri desteklemek antiemperyalizm değil – Meredith Tax

18 Mart 2018. ÖSO askerleri, Efrin şehir merkezini işgalleri ardından Kürt kültürünün mitolojik figürü Kawa’nın yıktıkları heykeli etrafında kutlama yapıyorlar.

Geçtiğimiz yıllar içinde Suriye iç savaşı çerçevesinde antiemperyalizm tartışmalarının canlanışına tanık olduk. Solda kimileri anti-Amerikancılık adına Esad rejimi ve Rus emperyalizminin müdafiliğine soyunurken, “insanî müdahaleciliği” en başta eleştirenlerden Chomsky, Rojava Kürtlerinin Türk devletinin saldırganlığı karşısında yalnız bırakılmaması adına kendi pozisyonunu revize edebildi. Bu tartışmalar içinde bir üçüncü pozisyon daha vardı ki, kendilerini en çok Rojava Kürtlerine yönelik sayısız kara propaganda kampanyasının arkasında gördük. Uluslararası Af Örgütü’nün Rojava Kürtlerinin Araplara karşı etnik temizlik yaptığı iddiası ilk akla gelenlerden.

Çeşitli uluslararası örgütlerin, yardım ve düşünce kuruluşları ile gazetecilerin dahil ve zaman zaman da alet olabildiği bu çevrenin ideolojik saikleri, finansal kaynakları ve ilişki ağı üzerine ciddi çalışmalara ihtiyaç olmakla beraber, ortaya çıkışının koşulları üzerine genel bir gözlem aktarılabilir: 70’lerde neoliberalizm dalgasıyla devletlerin finansal desteğini kesmesi üzerine o günden bu yana işlerini gönüllü bağışlarla yürütmek zorunda kalan, bağış yapanların kimliğinin açıklanmadığı, ama özellikle son 10 yıldır Körfez’in petrol zengini Arap ülkeleri tarafından büyük kaynakların aktarıldığı düşünce kuruluşları ve bu kuruluşların bilgi ve bağlantılarla beslediği ana akım yayın kuruluşlarının İstanbul ve Beyrut’ta kümelenmiş gazeteci klikleri. Meredith Tax, aşağıdaki metinde, bu üçüncü pozisyona angaje bir kitabın eleştirisini yapmakta.

Okumaya devam et “Diktatörleri desteklemek antiemperyalizm değil – Meredith Tax”

Bazı işler sadece boktan değil, gezegene de zarar veriyor – Bue Rübner Hansen

Çoğumuzun geçinmek için çalışmak zorunda olduğu açık ve bazılarımız gezegene zarar veren yıkıcı işlerde çalışıyor. Birkaç yıl önce, David Graeber, hiçbir manası olmayan ve toplumsal olarak zararlı işlerle ilgili “boktan işler” kavramını ortaya atmıştı. Çoğu zaman son derece sıkıcı olan ve hiçbir tatmin duygusu getirmeyen bu işlerin ortadan kalkması, ciddi bir toplumsal dönüşüm de gerektirmiyor genellikle.

Ama bunlar aptal ve boktan olsalar da çılgınlık olmadıkları kesin. Yıkıcı işler ise tam anlamıyla zırvalık. Bazen hem mali hem de mesleki olarak tatmin duygusu veriyor olsalar da, çoğu zaman insanlar bu işleri mecbur oldukları için yapıyorlar. Bunları yıkıcı yapan şey, çevresel çöküşe ve iklim krizine olan etkileri.

Okumaya devam et “Bazı işler sadece boktan değil, gezegene de zarar veriyor – Bue Rübner Hansen”

İktisatçı Piketty’nin verileri ABD’de başkanlık seçimlerini ortayolcu bir Demokrat adayın kazanamayacağını gösteriyor

KEITH A. SPENCER

Ortayolcu bir Demokratın baştan yenik bir aday olacağını gösteren somut veriler var. İktisatçı Thomas Piketty, Demokratlar dikkate almasa da, 2018’de bu konu üzerine yazmıştı.

Cumhuriyetçi Parti bilime ve hakikatlere karşıt bir parti olarak ün kazandı. Cumhuriyetçi Parti’nin küresel iklim değişikliğine dair kanıtları göz ardı etmesi ve araştırmalar tersini göstermesine rağmen arz ekonomisinde ısrar etmesini düşünürsek, belki de bu anlaşılabilir bir şey. Ancak ironik biçimde, şimdi aynı şeyi, seçimleri kazanmak adına ortayolcu bir Demokrat aday çıkarmanın kötü ve baştan kaybedecek bir strateji olduğuna dair dağ gibi sosyal bilim verilerini düşüncesizce yok sayarak Demokrat Parti de yapıyor. Demokratik Parti’nin geneli ve kaymak tabakası, başkan adaylığı için ortayolcu adayların ardına dizilmeye başlamışken – Joe Biden, Cory Booker ve Kamala Harris – partinin kafasını kuma gömen tavrı özellikle sorunlu.

Okumaya devam et “İktisatçı Piketty’nin verileri ABD’de başkanlık seçimlerini ortayolcu bir Demokrat adayın kazanamayacağını gösteriyor”

Cadılar, cadı avı ve kadınlar – Silvia Federici

Federici_1.jpg

Bu metin, Silvia Federici’nin PM Press tarafından basılan ‘Witches, Witch-Hunting, and Women’ (Cadılar, Cadı Avı ve Kadınlar) adlı yeni kitabından alınmıştır.

Yeni cadı avı biçimlerinin dünyanın çeşitli bölgelerine yayılmasından her gün öldürülen kadın sayısının dünya çapındaki yükselişine kadar, kadınlara yönelik yeni bir savaş olduğuna dair kanıtlar birikiyor. Bunun arkasındaki motivasyonlar ve mantık ne?

Okumaya devam et “Cadılar, cadı avı ve kadınlar – Silvia Federici”

Barselona sandıkta solu seçti, sol Barselona’yı seçecek mi? – Kate Shea Baird

Barselona’daki son yerel seçimin sonucu, normal herhangi bir durumda sol açısından zafer olarak kabul edilir. Yalnızca seçmenlerin yüzde 64’ü ilerici adaylara oy vermekle kalmayıp, ilk üç sıra da siyasi yelpazenin solundaki partilerden oluşuyor: Barcelona En Comú ve Cumhuriyetçi Sol 10 sandalye, Katalan Sosyalistleri ise 8 sandalye kazandı. Avrupa’daki aşırı sağ dalganın İspanyol ayağı Vox’un yüzde 1,16 ile en düşük oyu alması, kutlama sebebi olmalı.

Okumaya devam et “Barselona sandıkta solu seçti, sol Barselona’yı seçecek mi? – Kate Shea Baird”

HBO’nun Chernobyl dizisi neyi doğru yakaladı ve hangi konularda korkunç yanılıyor? – Masha Gessen

Dizide son sözü Legasov söylüyor. “Ve bu, sonunda, Çernobil’in hediyesidir,” diyor. “Bir zamanlar gerçeğin bedelinden korkardım. Şimdiyse sadece soruyorum:”—ve ekran kararıyor—“Yalanların bedeli nedir?” Yalanların bedelinin daha fazla yalan olduğunu söyleyebiliriz mesela. Bunların fanteziler, süslemeler, kestirmeler ve hatta tercümeler olduğu söyleyebiliriz. Her ne iseler, hakikat olmadıkları kesin.

Okumaya devam et “HBO’nun Chernobyl dizisi neyi doğru yakaladı ve hangi konularda korkunç yanılıyor? – Masha Gessen”

“Taht Oyunları”nın yükselişi Amerika’nın düşüşünün parçasıydı – Jon Schwarz

Amerika’daki tüm yayınlar gibi, The Intercept de HBO dizisi “Taht Oyunları”nın finali üzerine bir şeyler yayınlamak zorundaydı. Bizimkisi bu işte:

“Taht Oyunları”nın finali ile bizi getirdiği yer şu: Hayatta kalan karakterlerden bazıları, sıradan insanların sinek gibi ölmemesi için daha iyi kanalizasyon sistemleri inşa etmeyi tartışırken, kamera yavaşça uzaklaşıp onları kendi haline bırakıyor. HBO, gerçekliği umursayacak hayal gücümüz olmadığını biliyor çünkü.

Diziye dair şu an internete hakim olan heyecana rağmen, “Taht Oyunları” ile ilgili en aklı başında bakış açısı, yıllar önce, Aralık 2016’da – tesadüf bu ya, tam da Donald Trump’ın seçilmesi ardından – ortaya çıkmıştı ve yayınlandığı yer internet de değildi. Bir başka HBO dizisi “Westworld”ün birinci sezonunun finalindeydi.

Okumaya devam et ““Taht Oyunları”nın yükselişi Amerika’nın düşüşünün parçasıydı – Jon Schwarz”

Nancy Fraser ile mülakat: ‘Yüklen’ demenin başkalarına ‘yüklenmek’ anlamına geldiği bir feminizm* – Gary Gutting

Gary Gutting: Kısa bir süre önce şunları söylediğiniz bir yazı yazdınız: “Bir feminist olarak kadınların kurtuluşu için verdiğim mücadelede, daha iyi – daha eşlikçi, adil ve özgür – bir dünya inşa ettiğimi varsaymışımdır hep. Fakat son zamanlarda, cinsiyetçilik eleştirimizin, yeni eşitsizlik ve sömürü biçimlerine meşruiyet sağlamak için kullanılmaya başladığından endişe etmeye başladım.” Bu satırları yazarken aklınızda ne vardı, açar mısınız?

Nancy Fraser: Benim feminizmim Yeni Sol’dan doğdu ve hala o dönemin düşüncesinin rengini taşıyor. Benim açımdan feminizm, kadınların bireysel olarak mevcut toplumsal hiyerarşiler dahilinde iktidar ve ayrıcalık konumlarına gelmesi değil, bu hiyerarşilerin kendisinin ortadan kaldırılması meselesi.

Okumaya devam et “Nancy Fraser ile mülakat: ‘Yüklen’ demenin başkalarına ‘yüklenmek’ anlamına geldiği bir feminizm* – Gary Gutting”

Hindistan seçimleri üzerine notlar – Tarık Ali

Narendra Modi’nin tekrar kazanmayacağını düşünen kimse yoktu zaten.  Tek soru, Bharatiya Janata Partisi’nin (Hindistan Halk Partisi) Lok Sabha’da[1] koalisyon ortağı mı aramak zorunda kalacağı, yoksa 2014’teki hayret verici başarısını tekrarlayıp tek başına mı hükümet olacağıydı. Ana muhalefet partisi olan Hindistan Ulusal Kongresi, seçim kampanyasını Modi üzerine bir referanduma dönüştürdü. Referandumun sorusu, çaycının cahil, görgüsüz, geri kafalı, (İngilizce bile konuşamayan) kasaba küçük burjuvası oğluna tekrar güvenilebilir mi, idi. Hindistan seçimleri cevabını vermiş oldu. Modi’lerine bayılıyorlar. BJP hakimiyetindeki ittifak 351 sandalyeye sahip, Kongre alternatifi ise 95. Müslümanlara yönelik pogromların mimarı için bir başka açık ara zafer daha. Modi, Trump ve Netanyahu’nun seçim tabanlarındaki benzerlikler şaşırtıcı değil.

Okumaya devam et “Hindistan seçimleri üzerine notlar – Tarık Ali”