Nükleer savaş yeniden düşünülebilir oldu, bunun anlamını hatırlamaya ihtiyacımız var – Paul Mason

150717151939-01-hiroshima-70th-anniversary-artifacts-super-169

Hiroşima’ya atılan bomba 15 kilotondu; 200 yarda (183 metre) içindeki her şeyi yok etti ve 2 km yakınındaki herkesi yaktı. Bir Trident füzesinin taşıdığı savaş başlığının 455 kilotonluk patlayıcı güce sahip olduğu söyleniyor. Bir tanesini Bristol’e atarsanız alev topu 1 km çapında olur; Portishead’den Keynesham’a kadar herkeste üçüncü derece yanıklar oluşur ve Bristol Kanalından Wash’a kadar olan hatta her şey radyasyona maruz kalır. Bu senaryoda 169.000 insan anında ölür ve 180.000 kişinin acilen tedaviye ihtiyacı olur. Tüm İngiltere devlet sağlık hizmetlerinde sadece 101.000 yatak olduğunu düşününce hayatta kalanlar için kıyamet sahneleri hayal edebilirsiniz.

The Guardian

Çeviri: Yakov Petroviç

Trump Kuzey Kore’ye karşı güç gösterisi yaparken, dünyanın nükleer savaş başlıklarının çoğunun, şimdi bunları kullanmaya hazır adamların ellerinde olduğunu düşünmek telaşlandırıcı

Geçen hafta Donald Trump süper silahı MOAB’yi yani “tüm bombaların anasını” kullandı. 10 ton ağırlığında yüksek nitelikli patlayıcıdan oluşan bu bombayla iddiaya göre 94 IŞİD militanı öldürülmüş. Rus medyası hemen kendi termobarik bombalarının – “tüm bombaların babası” – dört kat daha güçlü olduğunu hatırlattı: Kremlin’in sözcüsü Russia Today, haberi “Çocuklar, babanızla tanışın” şeklinde verdi. Ama bunlar nükleer silahlarla kıyaslandığında çocuk oyuncağı kalır. Daily Mail’in – “Dünya nefesini tuttu” – manşetine uyanan nesle nükleer silahların neler yaptığını hatırlatmak gerekebilir. Okumaya devam et “Nükleer savaş yeniden düşünülebilir oldu, bunun anlamını hatırlamaya ihtiyacımız var – Paul Mason”

‘Ermeni soykırımının Sherlock Holmes’u’ kayıp kanıtları ortaya çıkarıyor – Tim Arango

22Genocide01-sub-superJumbo

Diyarbakır, Çüngüş’teki düdene akan küçük bir pınar. Civar köyün Ermeni sakinleri, Osmanlı jandarması ve Kürt milisler tarafından toplanıp getirildikten sonra buradan aşağı atılmış.

Kaynak: nytimes.com

Çeviri: Serap Şen

Türkiye, yüzyıldan uzun süredir, tarihçilerin 1. Dünya Savaşı’nın kıtalara yayılmış durumda olduğu 1915’te başlamış bir soykırım olarak kabul ettiği Ermeni katliamlarının örgütlenmesindeki rolünü inkâr ediyor. Türk inkarcılığı, soykırım planlayıcılarını mahkûm eden savaş sonrası mahkemelerin orijinal belgelerinin hiçbir yerde bulunamadığı argümanına dayanıyor.

Devletin katliamlardaki suçunu ortaya çıkarmak için dünyanın dört bir yanından belgeleri bir araya getirerek onlarca yıl soykırım üzerine çalışmış Clark Üniversitesi’nden bir Türk tarihçi olan Taner Akçam, bu mahkemelerden orijinal bir telgrafı Kudüs’teki Ermeni Patrikhanesinin arşivinde açığa çıkardığını söylüyor. Okumaya devam et “‘Ermeni soykırımının Sherlock Holmes’u’ kayıp kanıtları ortaya çıkarıyor – Tim Arango”

Ücretsiz konut evrensel bir hak olmalı – Poppy Noor

fft20_mf5266261

The Guardian

Varsın azgın serbest piyasacılar “cinayet var” diye bağırsın, devletin ücretsiz konut sağladığı bir ülke, yaşamak için çok daha adil bir yer olurdu

Çeviri: Yakov Petroviç

Not: İngiltere özelinde yazılmış bu yazıyı, hem konut hakkının evrenselliği hem de bu konudaki sorunların küresel ölçekte ortak özelliklere ve çözümlere sahip olması nedeniyle çevirdik.

Bir hakkı hak yapan şey nedir? Örneğin orta eğitimin de kamusal bir hizmet olması, zamanında gürültülü biçimde tartışılmıştı. Kabul edilmesinden önce çocukların [bir işte] çalışması bekleniyordu ve değişime karşı çıkanlar bunun [zorunlu eğitimin] piyasanın artık gerçekten serbest olmayacağı anlamına geleceğini iddia ediyorlardı – ne olursa olsun çocuklar sadece arz talep yasalarına tepki veriyordu. Para istemiyorlarsa çalışmalarına gerek yoktu. Tanıdık geldi mi? Okumaya devam et “Ücretsiz konut evrensel bir hak olmalı – Poppy Noor”

Trump’ın Suriye saldırısına kimse sevinmemeli – Eugene Robinson

170406_WS_Trump-Syria.jpg.CROP.promovar-mediumlarge

The Washington Post

Çeviri: Yakov Petroviç

Birleşik Devletler Suriye’nin korkunç iç savaşının bir parçası oldu. Ölümcül askeri güçle müdahale eden Trump yönetimi ne yaptığını veya neden yaptığını bildiğine dair bir işaret vermiyor.

Dışişleri Bakanı Rex Tillerson saçma bir şekilde hiçbir şeyin değişmediğini savunmaya çalıştı. Yanılıyor. Elli dokuz seyir füzesi bir politika değişimidir. Peki bu yönetimin stratejik vizyonu nedir? Bundan elde edilmek istenen sonuç nedir? Oraya nasıl gelinecek? Ve ondan sonra ne olacak? Okumaya devam et “Trump’ın Suriye saldırısına kimse sevinmemeli – Eugene Robinson”

Güçler ayrılığı ve Avrupa ile İslami Ortadoğu arasındaki kurumsal ayrışmanın Ortaçağ’daki kökenleri

Laurentius_de_Voltolina_001

Güçler ayrılığı ve Avrupa ile İslami Ortadoğu arasındaki kurumsal ayrışmanın Ortaçağ’daki kökenleri

Eric Chaney[1]

Kaynak

Özet

Sürdürülebilir ekonomik büyümenin kökenlerini Avrupa’nın benzersiz kurumsal çerçevesinde gören etkili bir literatür var. Bu makalede, Avrupa’nın özgün kurumsal bağlamını daha iyi anlamayı sağlayacak kavramsal bir çerçeve önermek için, tarihsel bulguları süregiden araştırmamın çıkarımlarıyla birleştiriyorum. Batı Roma İmparatorluğu’nun çöküşünü takip eden bir dizi şokun, toprak sahibi aristokrasi, ruhban sınıf ve hükümdar arasında aşamalı bir güçler ayrılığına yol açtığını gösteriyorum. Bu güçler ayrılığı ise, nihayetinde, büyümeyi artıran kurumsal yenilenmeye benzersiz şekilde olanak sağlayan bir siyasal ortam sağladı. Ortadoğu’da hükümdarlar benzer bir şoklar dizisini yaşamadılar ve köle ordularının kullanımı üzerinden, Avrupa tarzı bir güçler ayrılığının önüne geçebildiler. Okumaya devam et “Güçler ayrılığı ve Avrupa ile İslami Ortadoğu arasındaki kurumsal ayrışmanın Ortaçağ’daki kökenleri”

Heidegger’in Kara Defterleri O Kadar Şaşırtıcı Değil! – Domenico Losurdo

17911033_10206914459419088_68779084_n

Heidegger’in Kara Defterleri O Kadar Şaşırtıcı Değil![1]

(Domenico Losurdo*)

(Çevirenler: Gamza Aydemir-Ziya Dinçsoy)

Martin Heidegger’in 1931-1941 yılları arasındaki notları ve düşüncelerinin yayınlanmasıyla provoke edilen skandal -Almanya’da devam etmekte olan-, gerçekten de can sıkıcı. Filozofun “Kara Defterler”i (“Schwarze Hefte”) kapağının renginden ötürü bu adı almıştı; ve şimdi öğrendik ki, her şeyden önce onların içeriği de gerçekten kara. Ama bu çok şaşırtıcı mı?

Evet, Hitler’in iktidara gelmesinden kısa bir süre sonra, Heidegger’in Nazi partisine kaydolduğunu ve onun heyecanlı umutlar beslediğini teyit edebiliriz. Onun Almanya’ya ilişkin ilk etaptaki bakışı şöyle idi: “Alman halkı şimdi kendi özünü yeniden keşfetmenin ve kendisini, büyük bir kadere yaraşır kılmanın eşiğindedir”. Ülkenin I.Dünya Savaşı’ndaki yenilgisinden sonra, o, Alman halkının bir zafer rönesansı yaşayacağını ve dünyayı felaketten kurtaracağını düşündü, her şeyden önce Bolşevizmden. Heidegger için gerçekten, Nazizmde örtülü olarak bulunan rejenerasyon vaatleri Alman sınırlarının hayli ötesine geçmişti: Elbette en yıkıcı ifadesi Ekim Devrimi’nde görülen eşitlikçi kitleselleşmeye bir son vermek için, Heidegger’in özlemini çektiği “Modernitenin yıkılması”, ne var ki demokrasi ve liberalizmin ortaya çıkması ile çok önceden başlamıştı. Heidegger’in Sovyet Rusya’ya duyduğu nefret sınırsız olsa da, birinci sırayı Anglo-Sakson dünyasına karşı hissettiği küçümseme alır. Okumaya devam et “Heidegger’in Kara Defterleri O Kadar Şaşırtıcı Değil! – Domenico Losurdo”

Tarık Ali: Lenin’in edebiyat sevgisi Rus Devrimi’ni nasıl şekillendirdi?

Screen Shot 2017-04-08 at 16.53.19

Sovyetler Birliğinin babası, Goethe hayranı bir Latince meraklısıydı ve düşmanlarını roman kahramanlarıyla karşılaştırmaktan hoşlanıyordu

The Guardian

Çeviri: Yakov Petroviç

Edebiyat, Vladimir Ilyich Lenin’in içinde büyüdüğü Rus politik kültürünü şekillendirdi. Çarlık rejiminde açık politik metinlerin yayınlanması zordu. Sert yazarlar “iyileşene,” diğer bir deyişle görüşlerini değiştirdiklerini duyuruncaya kadar tımarhanelere tıkılırken, romanlar ve şiirler her örnekte olmasa bile daha yumuşak muamele görüyordu.

Elbette en büyük sansürcü Çar’ın kendisiydi. Örneğin “halkın babası” 1. Nicholas, Puşkin’in kitapları baskıya girmeden önce dizelerini okumakta ısrar ederdi. Sonuç olarak bazıları yasaklandı, diğerleri ertelendi ve yıkıcı olanların çoğu evinin basılmasından korkan şairin kendisi tarafından yok edildi. Eugene Onegin’in yanmış dörtlüklerinde ne olduğunu asla öğrenemeyeceğiz. Okumaya devam et “Tarık Ali: Lenin’in edebiyat sevgisi Rus Devrimi’ni nasıl şekillendirdi?”

Birinci Dünya Savaşı Sonunda Osmanlı İmparatorluğu’nda Neden Rejim Değişikliği Olmadı? – Erik-Jan Zürcher

71923

Türk tarih yazımı savaş sonrası hareketi beş yıl sonraki cumhuriyetin kuruluşuna öncülük etmiş gibi gösterse de, rejim değişikliği bu koalisyonun gündeminde yoktu. Gerçekte mesele yeni bir devletin kuruluşu değil, eskisini mümkün olabildiğince kurtarmakla alakalıydı.

Aykırı Adam veya

Birinci Dünya Savaşı Sonunda Osmanlı İmparatorluğu’nda Neden Rejim Değişikliği Olmadı?

Erik-Jan Zürcher

Kaynak

Birinci Dünya Savaşı’nın sonucunun Avrupa’nın siyasi haritasını değiştirdiği yaygınca söylenir. Savaşın yarattığı en kapsamlı sonuç şüphesiz ki Avrupa’nın büyük kıtasal imparatorluklarının ortadan kalkmasıydı: Romanov, Habsburg, Hohenzollern ve Osmanlı imparatorlukları. Alman İmparatorluğu hariç, ki özünde Bismarck tarafından Prusya iktidarını konsolide etmek için terkip edilmiş bir yapıydı, üçü gerçek, tipik imparatorluklardı: coğrafi olarak geniş bir alana yayılmış, derin tarihsel köklere sahip hanedanlıklar tarafından yönetilen kompozit siyasal sistemler. Moskof’un hükümdarları, 1547’den beri “Tüm Rusyaların Çarı” imparatorluk unvanını taşıyorlardı. Habsburglar 1438’den 1806’ya dek Kutsal Roma İmparatorluğu’nun, sonrasında ise Avusturya’nın imparatorları oldular. İmparatorluk orijinal olarak Roman İmparatorluğu’nun devamcısı olma iddiasından kaynaklanan bir Ortaçağ Avrupa’sı geleneği olduğundan, Osmanlı devletinin ne zaman bir imparatorluğa dönüştüğünü söylemek kolay değil. Ancak 1453’te İstanbul’un fethi itibariyle, Osmanlının imparatorluk statüsü taşıdığını kesinlikle söyleyebiliriz. Okumaya devam et “Birinci Dünya Savaşı Sonunda Osmanlı İmparatorluğu’nda Neden Rejim Değişikliği Olmadı? – Erik-Jan Zürcher”

5 yıl önce bugün: 77 yaşındaki emekli, Yunan parlamentosu önünde intihar etti

unnamed

4 Nisan 2012, RT

‘Çöpten yemek toplamak istemiyorum’

Yunanistan’da Dimitris Hristulas adlı 77 yaşındaki bir emekli, bugün (4 Nisan 2012) sabah saatlerinde parlamento önünde kendisini vurarak intihar etti. Görgü tanıkları, adamın silahı kendisine çevirmeden önce “Çocuklarıma borç bırakmayacağım” dediğini belirtiyorlar. Yaşlı adam bıraktığı intihar notunda şöyle demiş: “Adalet bulamıyorum. Çöpte yemek aramaya başlamadan önce yaşamıma onurlu bir şekilde son vermek dışında çıkar yolum kalmadı.”

Notun, Lucas Papademos’un mevcut işbirlikçi hükümeti ile Georgios Tsolakoglou’nun rejimi arasında, ülkedeki ekonomik kriz sebebiyle bir paralellik kurduğu belirtiliyor. Tsolakoglou, İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Alman işgali döneminde Yunan işbirlikçi hükümetinin başıydı. Okumaya devam et “5 yıl önce bugün: 77 yaşındaki emekli, Yunan parlamentosu önünde intihar etti”

Berta Cáceres’i kim öldürdü?

Berta Caceres 2015 Goldman Environmental Award Recipient

Honduraslı ödüllü çevre aktivisti Berta Cáceres’in öldürülmesine ilişkin davanın belgeleri, zanlıların Amerika tarafından eğitilmiş elit askeri birliklerle bağlantısını gösteriyor.

Özgür Politika

Nina Lakhani* / Çeviri: Serap Güneş

Sızan mahkeme belgeleri, Honduraslı çevreci Berta Cáceres cinayetinin, ülkenin ABD eğitimli özel kuvvetleri ile bağlantılı askeri istihbarat uzmanları tarafından planlanan bir yargısız infaz olduğuna dair şüphelere neden oldu.

Cáceres, bir yıl önce vurularak öldürüldüğünde bir hidroelektrik barajına karşı muhalefeti nedeniyle ölüm tehditleri aldığı için güya devlet koruması altındaydı.

Mart ayında evinde uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybeden çevre savunucusu Berta Cáceres, ‘telaş içinde çalışırken’ arkadaşlarına planlarından bahsedip böbürlenen bir tetikçiden bahsetmişti. Okumaya devam et “Berta Cáceres’i kim öldürdü?”