Ayrıcalıklar, fonlar, beyazlık, akademi… Jane Clare Jones'dan 'TERF' umacısı üzerine*

3. Burada vurgulamak istediğim son şey ise, toplumsal cinsiyete eleştirel bakan (“gender critical,” GC) kadınları, hem ırkla kurulan benzerlikler bakımından hem de daha genel olarak, söyleyebileceğimiz her şeyi statükonun yansıması olan kemikleşmiş nüfuz olarak en kestirme biçimde ehemmiyetsizleştirmeyi sağlaması bakımından, siyasi tahakkümün failleri gibi konumlandırmanın, Phipps’in pozisyonunun ne kadar merkezinde olduğuna dair yukarıdaki tartışmanın bir uzantısı. Yukarıda da değindiğim üzere, ezilmişlik eksenlerinin kesişiminin doğru bir okumasıyla, kadınların, beyaz kadınların, hatta orta sınıf beyaz kadınların bile, iddialarımızın meşruiyetinin mutlak olarak reddedilmesini meşru kılacak şekilde dümdüz ‘ayrıcalıklı’ olduğunu kabul etmiyorum. Dahası, kurumların, hükümetlerin ve şirketlerin bu tartışmadaki iki tarafa olan desteğinin mevcut gerçekliğine sadece şöyle bir göz atıldığında bile, kitle fonlamasıyla ilerleyen bir grup orta yaşlı radikal feministin ve lezbiyenin, sırtlarını hegemonik siyasi tahakküme dayamış oldukları fikri, ilk bakışta olduğundan bile daha absürt görünüyor. Buna dair derlenebilecek kanıt listesi o kadar uzun ve kapsamlı ki, insan hangisinden başlayacağını bilemiyor. Phipps’in kendisi, pek de “TERF’çü” eleştirel bakışla olmadığı tahmin edilebilecek şekilde, haftalarca trans/kesişimsel ilmihali dikkatli bir şekilde tekrarladığı bir lisansüstü dersi verdiği Sussex Üniversitesi’nde, pek marjinalleştirilmiş bir Toplumsal Cinsiyet Profesörü tabi ki.

Alison Phipps: “‘GC’ akademisyenlerin susturulduğuna dair – bu kez Guardian’da çıkan – son makaleyi paylaşmayacağım. Onun yerine şunu buraya bırakayım.”
Karikatür: GC feministleri temsil eden(!) dev megafonlu antipatik bir adam, gösterebileceğimiz her türlü sempatiye muhtaç, normal boyutta megafonlu başka bir adama “İFADE ÖZGÜRLÜĞÜME MÜDAHALE ETMEYİ BIRAK!” diye bağırıyor.

Phipps’in dev megafonlu bir GC temsili karikatürü paylaşarak GC akademisyenlerin sansüre uğramasının mümkün olmadığını alaycı bir şekilde iddia ettiği gün, kafadar meslektaşı muhterem Profesör Sally Hines, trans erkeklerde gebelik üzerine projesinin İHAM tarafından yardımsever bir şekilde fonlandığını duyuruyordu. Bir de tabi, yine İHAM tarafından fonlanan, King’s London’ın üç başka üniversite ile birlikte gerçekleştireceği, çokça sözü edilen “Yasal Toplumsal Cinsiyetin Geleceği” (“Seksi silip geçiyoruz, n’aber!”) projesi var. Bunun aksine, bugüne dek, GC akademisyenlerin hiçbir projesi kamu kaynaklarından faydalanabilmiş değil. Ve sormak zorundayız, modern üniversite (muhtemelen Phipps’le de en sonunda bir konuda hemfikir olacağımız gibi) neoliberal ve patriyarkal bir kurum ise, neden bizim statükoyu güçlendiren fikirlerimize böylesine ilgisiz ama sözüm ona tüm iktidar yapısına her an diz çöktürebilecek olan toplumsal cinsiyetçi (gender) gündemi desteklemeye böylesine istekli?

Elbette, aynı soruyu hükümet fonları için de sorabiliriz. 2018’de, Birleşik Krallık’ta Trans Hakları Hareketi’nin amiral gemisi olan Stonewall, BK hükümetinden £233.000 (1.788.135 TL), İskoç hükümetinden ise £90.000 (690.660 TL) fon aldı. Sınırın kuzeyinde, İskoç hükümeti ayrıyeten, Trans Hakları Hareketi’nin pozisyonunu destekleyen bir dizi başka kuruluşu da fonluyor (%91’i İskoç hükümeti tarafından fonlanan Eşitlik Ağı’nın parçası olarak İskoç Trans İttifakı’na 2018’de £181.000/1.389.157 TL ve İskoçya’nın sözüm ona kadın örgütü Engender’a 2018’de ScotGov tarafından £275.000/2.110.240 TL verildi). Bu süre zarfında, aslına bakılırsa yazılı tarihin tamamı boyunca, GC feminist grupların kamusal kaynaklardan alıp alabildikleri tüm fon net olarak sıfır. Yani, BK ve İskoç hükümetleri, cinsiyetin (sex) siyaseten silinmesi için uğraş veren ve Eşitlik Kanunu’ndan kadınlara tanınmış biyolojik cinsiyet temelli istisnaları (single sex exemptions) kaldırması için BK hükümetinden bilhassa ricacı olmuş olan özel çıkar gruplarına, kamusal kaynakları yüksek meblağlı nakit şeklinde aktarmaktalar ve bizler ise, kadın haklarını olumsuz etkileyecek yasa değişikliği önerilerini protesto etmek için, karma karışık gruplar şeklinde bir araya gelerek, neredeyse bütünüyle kişisel bağışlarla finanse edilen “kervan yolda düzülür” tarzı bir tabandan örgütlenmeli kampanya yürütmek zorunda kaldık. Toplumsal ve siyasi tahakkümümüze dair gerçekler bunlar işte. (Ve Hıristiyan sağcılar tarafından fonlandığımıza dair o kara propagandayı ileri sürmeye niyetliyseniz, hani, makbuz nerede diye sorarım, banka hesabıma yönlendirilmiş olursa ne ala.)

Trans Hakları Hareketi’nin amiral gemisi Stonewall, dünyanın en ilerici, en ayık şirketlerinin listesini yapmış.

(*) Kathleen Stock‘un Sussex Üniversitesi’nden Toplumsal Cinsiyet Profesörü Alison Phipps’e, sonu gelmez şekilde Tweet alıntılayarak TERF’lerin ne kadar kötücül bir toksik güç olduğuna dair iç karartıcı Tweet’ler atmak yerine, kendilerini insan yerine koyup gerçekten konuşmayı denemesini ve bu anlaşmazlığın merkezinde yer alan görüşler üzerine kendileriyle doğrudan ve açıktan tartışmasını teklif etmesi ve bu teklifin Phipps tarafından “makul olmayan görüşlere makul bir tartışma ile karşılık verilemeyeceği” gerekçesiyle reddedilmesi üzerine, Jane Clare Jones’un yazdığı yazıdan iki paragraf.

Kendine ait bir deva* – Imogen West-Knights

newstatesman.com

20 Kasım 2019

19 yaşındayken, bir gece kulaklarım kaldığım öğrenci evindeki leş gibi banyonun duvarlarında yankılanan kendi çığlıklarımla çınlarken, artık ambülâns çağırma zamanının geldiğine karar verdim. Ağrı kesici almış, kova kova su ve turna yemişi içeceği içmiştim ama hiçbir şey bacaklarımın arasında hissettiğim şiddetli, yakıcı ağrıyı biraz bile olsun azaltmamıştı. Sağlık görevlileri geldi ve ev arkadaşlarımın dehşet içindeki bakışları altında, doğrudan kalçama morfin enjekte etti. Acil serviste geçen işkence gibi saatlerin ardından, sabah erkenden eve gönderildim. Ertesi gün, aynı şeyler baştan yaşandı.

Okumaya devam et “Kendine ait bir deva* – Imogen West-Knights”

İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs 6 milyar Euro’luk doğalgaz boru hattı anlaşması yaptı

İsrail’in Avrupa piyasalarına erişmesine imkân verecek olan Doğu Akdeniz projesi Türkiye’yi kızdırdı

İsrail’in Leviathan doğalgaz sahası Yeni Yıl’da gaz pompalamaya başladı. Ülke rezervlerini satmak için Avrupa piyasalarına erişim peşinde.

Ilan Ben Zion
Ayla Jean Yackley

İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs, İsrail’in açık denizdeki doğalgaz sahalarını Avrupa’ya bağlayacak olan ama Ankara kendisini Akdeniz’in hidrokarbon zenginliklerinden mahrum bırakacağını düşündüğü için Türkiye ile gerilimleri yükseltme riskine sahip bir doğalgaz boru hattının altyapısını döşemek üzere üç taraflı bir anlaşma imzalamak üzere.

Okumaya devam et “İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs 6 milyar Euro’luk doğalgaz boru hattı anlaşması yaptı”

Anarşist Barselona’nın kayıp fotoğrafları

Barselona’da anarşist milisler. Fotoğraf: Antoni Campañà

CNT’nin 80 yıl sonra ortaya çıkan ve Barselona’daki özgürlükçü devrimi yeniden hayata döndüren fotoğrafik mirası ilk kez sergileniyor.

ROAR Collective

Pol Pareja tarafından kaleme alınan bu yazı ilkin eldiario.es sitesinde yayınlandı. İspanyolcadan İngilizceye Andrew Hakes, İngilizceden Türkçeye Serap Güneş tarafından tercüme edildi.

Taksilerin yasaklandığı, garsonların ve ayakkabı boyacılarının bahşiş almadığı, şapkanın uygun görülmediği ve her köşede Enternasyonal’in çaldığı bir Barselona’ydı. İşletmelerin yaklaşık yüzde 70’inin ortaklaştırıldığı ve ofislerinin işçiler ve milisler tarafından işgal edildiği bir şehirdi.

Anarşist Barselona, 1936 Temmuz’u ile 1937 Mayıs’ı arasında dönüm noktasını yaşayan Avrupa’daki bu benzersiz özgürlükçü deney, sayısız çalışmanın ve metnin konusu olmuştur. Ancak, bu istisnai döneme dair çalışma ve metinler, kaybolduğu varsayılan görsel tarihi içermezler.

Okumaya devam et “Anarşist Barselona’nın kayıp fotoğrafları”

Suç Corbyn’de değil – John Westmoreland

counterfire.org

14 Aralık 2019

Bu sabah sosyal medyadaki gönderilere bakacak olursak, eski madencilerimiz, işçi sınıfı kahramanlığından “Noel kutlansın diye oy veren hindilere” dönüşmüşler. Yaptıkları şeyle topluluklarının arkasında durduğunu düşünen ve İşçi Partisi karşıtlıklarını onu nişanesi olarak taşımaya hazır insanlara, ‘hainler,’ ‘ahmaklar,’ hatta ‘satıcılar’ gibi sıfatlar yakıştırılıyor.

Okumaya devam et “Suç Corbyn’de değil – John Westmoreland”

Yalnız bir yaşam sürmek: Edebiyat ve çeviri üzerine – Teju Cole

Kaynak

https://cdn.nybooks.com/wp-content/uploads/2019/07/anchises-aeneas-vase.jpg
Bibliotheque des Arts Decoratifs, Paris/Archives Charmet/Bridgeman Images

Antik bir Yunan vazosundan, Truva’dan kaçış sırasında, Aeneas’ı, babası Anchises’i sırtında taşırken resmeden bir sahnenin röprodüksiyonu, on dokuzuncu yüzyıl.

İngilizce translation [tercüme] sözcüğü, kökeni Anglo-Fransız translater sözcüğü olan, Orta İngilizceden gelme bir sözcüktür. Translater sözcüğü ise Latince translatus sözcüğünden gelir: öbür tarafı veya ötesi anlamındaki trans ile İngilizcedeki “ferry” [vapur] sözcüğü ile de bağlantılı olan ferre yani taşımak fiilinin geçmiş zaman çekimi latus. O vakit translator [tercüman], o kıyıdaki sözcüklerden bu kıyıdaki sözcüklere anlam taşıyan bir vapur kaptanıdır.

Okumaya devam et “Yalnız bir yaşam sürmek: Edebiyat ve çeviri üzerine – Teju Cole”

Geridönüşüm yetmiyor. Plastik kullanımını en aza indirmenin 15 yolu – Emily Holden

Plastik petrol şirketleri tarafından çıkarılan etan gazından yapılıyor ve iklim krizinin arkasında yatan sıcaklık artışına katkıda bulunuyor.

Plastik şirketleri üretimi arttırdıkça, geri dönüşüm sisteminin başarısızlığa uğramasına da zemin hazırlıyorlar.

Plastiklerin yalnızca yüzde 9’u geri dönüştürülüyor. Geleneksel plastikler çıkarılan petrol ve gazdan üretiliyor ve iklim krizinin arkasında yatan sıcaklık artışına katkıda buluyorlar.

Okumaya devam et “Geridönüşüm yetmiyor. Plastik kullanımını en aza indirmenin 15 yolu – Emily Holden”

Yeni bir dil öğrenmek aşık olmaya benzer – Marianna Pogosyan

aeon.co

Yeni bir dil öğrenmenin yeni bir ilişkiye başlamakla ortak yanı çok. Kimi dil hızla arkadaşınız olur. Kimisiyle ilişkiniz bir sürü matematik formülünü ya da önemli tarihleri bilmenizi gerektiren final sınavına girmek gibidir, okuldan mezun olduğunuz gün aklınızdan çıkar. Ve bazen de, ister sırf şansın, isterse bir ömür boyu süren entelektüel yolculuğun sonucu olsun, bazı diller sizi aşkın eşiğine getirir.

Okumaya devam et “Yeni bir dil öğrenmek aşık olmaya benzer – Marianna Pogosyan”

Kürtlerin Başına Gelenin Önemi – G. M. TAMÁS

Ermeniler ve Yahudiler, Batılı güçler tarafından kaderlerine terk edilmişlerdi. Évian-les-Bains uluslararası konferansında (6-15 Temmuz 1938), Dominik Cumhuriyeti hariç hiçbir devlet Yahudi mültecileri kabul etmemiş, Yahudi temsilci Golda Meir’in konuşmasına bile izin verilmemişti. Bu yüzden Nazi basını, görüyor musunuz, kimse Yahudileri istemiyor diye yazmıştı. Aynen bugün Kürtler için olduğu gibi.

Okumaya devam et “Kürtlerin Başına Gelenin Önemi – G. M. TAMÁS”

Transgenderizm: Solun En Son Anti-Feminist Takozu – Caroline Norma

Solcular, en azından 1960’lardaki cinsel devrimden bu yana, saflarındaki feminist varlığından, için için dert yanıyorlar. Ama bu kibirli kadınları saflardan atmak zor iş. Feministleri açıkça karalamak riskli: Kadın düşmanı olarak algılanabilirler ve kürtaj hakkı gibi solcuların kendi sorunları saydığı sorunlarda, çok geniş bir siyasi zemini terk etmeleri gerekebilir.

Ne yazık ki hızla artış gösteren ve küresel düzeydeki eril suçlar (ensest, tecavüz, fuhuş, ev içi şiddet, kadın sünneti, çocuk evliliği ve asit saldırıları) feminist mücadeleyi biraz fazla meşrulaştırmış ve biraz fazla popüler kılmış durumda.

Okumaya devam et “Transgenderizm: Solun En Son Anti-Feminist Takozu – Caroline Norma”