Nasıl tecavüz mağduru oldum

wall-03

Cinsel saldırı hayatta kalanı bir kadının Being Feminist blogunda paylaştığı hikayesi.

Bu yüzden eğer gençseniz ve hiç tecavüze uğramamışsanız ve tecavüzün ne kadar yaygın olduğunu bilmiyorsanız ve toplum size sınırlarınızın ihlal edilmesinin normal olduğunu öğrettiyse, bir erkek bunu bir kez daha yaptığında alarm zilleriniz çalmaz. Benim durumumda, hafifçe irrite olmuştum ama bundan fazlası değil.

18 yaşından dört ay almıştım, dolayısıyla resmi olarak halihazırda yetişkin bir kadındım. Üniversite ve bağımsızlığın başlamasından önceki yaz tatili idi. Hepimiz A seviye notlarımızı almıştık ve hangi üniversiteye gideceğimizi araştırıyorduk. Okuldan birinin büyük bir parti vereceğini duyduk. Ailesi ona notları hep A olduğu ve 18’ine girdiği için hediye olarak ayarlamıştı partiyi. Beni havalı insanlar alemine soktuğunu düşündüğüm mavi kadifeden yeni elbisemi giydim. Continue reading “Nasıl tecavüz mağduru oldum”

Reklamlar

Komünist rejimleri post-Marksist teoriler mi yıktı? – Branko Milanovic

978-0-8223-2124-8_prSovyetler Birliği’nin yıkılışı tarihteki en sıra dışı olaylardan biri. Bu güç ve büyüklükteki bir imparatorluğun, böylesine hızlı ve kavgasız şekilde iktidarından vazgeçerek iç çekirdeğinin (Sovyetler Birliği) ve bağımlı devletlerinin (Doğu Avrupa) dağılmasına izin verdiği görülmüş şey değil. Osmanlı İmparatorluğu yüzyıllar süren bir çözülme süreci geçirdi ve hem batılı güçler ve Rusya ile girdiği sayısız savaşla hem de sayısız ulusal bağımsızlık mücadelesi (Yunanistan, Sırbistan, Bulgaristan) sonucu parçalandı. Habsburg İmparatorluğu tarihin o güne kadarki en büyük çatışması olan dört yıllık bir savaşın ardından dağıldı. Aynısı Rus İmparatorluğu ve Hohenzollern’ler için de geçerli. Ama Sovyet imparatorluğu neredeyse barışçıl şekilde ve savaşsız pes etti. Bu nasıl oldu? Continue reading “Komünist rejimleri post-Marksist teoriler mi yıktı? – Branko Milanovic”

Büyüdüğünde istismarcı olmayan erkek evlat nasıl yetiştirilir? – Logan Levkoff

boy_refusing_dinner

Cinsel saldırı gerçekliği kamuoyunun bilincinde yer ederken Ebeveynlik 101’i gözden geçirme zamanı

17.12.2017

Bu yazıyı yazıp yazmama konusunda çok kararsız kaldım. Fuzuli geliyordu. Böylesine aşikâr bir şeyi kaleme almak zorunda kalacağım hiç aklıma gelmezdi desem nahif gelebilir ama nahiflik değil. Meselenin ne kadar kötü olduğunu ve hepimizin bu davranışın sürekli yeniden üretilmesinde bir rol oynadığımızı değerlendirmeye karşı derin (ve bilinçli) bir isteksizlikti benimki. Bunu belirttikten sonra, bu yazıda oğullarımızı yetiştirmeye yönelik net ve basit ipuçları sağlamaya çalışacağım. Continue reading “Büyüdüğünde istismarcı olmayan erkek evlat nasıl yetiştirilir? – Logan Levkoff”

Avusturya seçimleri: Huzurlarınızda “AB yanlısı” aşırı sağ – Mehreen Khan

645x344-austrias-new-coalition-government-rules-out-eu-referendum-1513444096614

AB’nin sessizce aşırı sağa kayışını, başka hiçbir ülke Avusturya kadar özlü biçimde örnekleyemez

2000’de, neo-Nazi gruplarla tarihsel bağları olan aşırıcı sağcı Özgürlük Partisi (FPÖ), küçük koalisyon ortağı olarak Avusturya hükümetine girmişti. Brüksel, bu duruma, daha önce benzeri görülmedik bir yanıt vermişti. Viyana, o zamanki ateşli AB karşıtı ve yabancı düşmanı başkan Jörg Haider’in politikalarını protesto etmek amacıyla ülkeyi 12 ay boyunca diplomatik karantinaya alan sembolik bir AB yaptırımına maruz kalmıştı.

Zamanın Belçika dışişleri bakanı ve şu anki başbakan Charles Michel’in babası olan Louis Michel, “Ne pahasına olursa olsun Avusturya’yı AB içinde tutmamız gerektiğini söylemek fazla basitleştirici. Avusturya’sız bir Avrupa pekâlâ mümkün,” demişti.

FPÖ şimdi yeniden hükümette. Yeni lideri Heinz-Christian Strache, 31 yaşındaki başbakan Sebastian Kurz’un muhafazakar partisi ile yapılan ittifakta başbakan yardımcısı oluyor ve FPÖ üç kilit bakanlığı alıyor: içişleri, dışişleri ve savunma. Continue reading “Avusturya seçimleri: Huzurlarınızda “AB yanlısı” aşırı sağ – Mehreen Khan”

Sex at the Margins: 10 yaşında bir klasik – Laura Agustín

P-1494914223-Sex-at-the-Margins-320x501Sex at the Margins: Migration, Labour Markets and the Rescue Industry
Laura María Agustin
Seks endüstrisinin, belgesiz göçmenler dahil kadınlar için nasıl güvencesiz bir emek pazarı olarak işlediğini gösteriyor. Bu kitap, onları insan ticaretinin kurbanlarına dönüştürerek seks satan tüm kadınlar adına konuştuğunu iddia eden ahlaki girişimcileri ifade eden Kurtarma Endüstrisi kavramını kullanıyor.

Sex at the Margins kitabı, tanıdığım herkesin daha zengin ülkelerde çalışmaya gitmekten söz ettiği bir dönemde, 25 yıl önce Latin Amerika’da yazılmaya başlandı. Hepimiz bunu asla çıkmayacak vizelere başvurmaksızın yapmış insanlar tanıyorduk. Bunu yasal olmayan yollardan yapan bir kadınsanız, iki seçeneğiniz vardı: ev işçisi olarak çalışmak veya seks satmak. Bazı kadınlar hizmetçilik yapmanın küçültücülüğünü hiç düşünmeden reddetti. Diğerleri fahişelik konusunda aynını düşündü. Tercih meselesiydi sonuçta.

Ardından Avrupalı STK’lar göçmen kadınların seks satmasına karşı kampanyalar başlattılar ve şunu düşündüm: ev işçisi olmanın ne kadar korkunç olduğunu, ne kadar az paraya ne kadar çok çalışmayı gerektirdiğini bilmiyorlar mıydı? Bir şekilde ayakta kalmak isteyen kadınların evde oturmasını neden istiyorlardı? Fahişe olmanın nesi bu kadar berbattı? Continue reading “Sex at the Margins: 10 yaşında bir klasik – Laura Agustín”

Faşizm geri mi dönüyor? – Cihan Aksan ve Jon Bailes

1_jVdkqtWB-BpzRZsoaIlzDA

Bu metin ilk olarak State of Nature’da, çeşitli düşünürlerden tek bir soruya yanıtlar istenen aylık “Bir Soru” dizisinin parçası olarak yayınlandı. Bu ayki – “Faşizm geri mi dönüyor?” – sorusu, Chiara Bottici, Neil Faulkner, Rose Sydney Parfitt, Tim Jacoby, Charlie Post, Yannis Stavrakakis, William I. Robinson, Laurence Davis, Elena Loizidou, Cenk Saraçoğlu, Eva Nanopoulos, Chip Berlet, Stephen Hopgood ve Jessica Northey tarafından yanıtlandı.

Bu yanıtların birinci bölümü şöyle:

Bir hukuk insanından, faşizmin şu an güvence gördüğümüz ve kanıksadığımız normatif sistemin DNA’sında yer alıyor olabileceği önermesini duymak ters gelebilir. Ne de olsa hukuk, eşit haklara ve saldırmamaya olan vurgusu ile, Nazi Almanya’sında, Faşist İtalya’da ve müttefiklerinde sistematik olarak ihlal edildi ve genellikle aşırı sağ yükseliş karşısında en önemli silahımız olarak görülüyor. Ancak unutmamalıyız ki, [faşizmin yükseldiği] iki savaş arası dönem öyle kendiliğinden ortaya çıkmadı. Tam aksine, faşizm, zalim genişlemeciliği ve Sosyal Darwinci mantığı ile (ki o zamanlar tamamen “yasal”dı), 500 yıllık Avrupa sömürgeciliğinde vardı ve sonrasında kendine [Avrupa’ya] döndü.

Continue reading “Faşizm geri mi dönüyor? – Cihan Aksan ve Jon Bailes”

Uzun ekolojik devrim (II) – John Bellamy Foster

Zamanımınız ekolojik ve toplumsal devrimi

mr-069-06-2017-10-300x450

(Birinci bölüm)

Öyleyse, zamanımız için gerekli ekolojik ve toplumsal devrimi nasıl ele alacağız? On dokuzuncu yüzyılda Engels toplumun doğa ile uyum içinde gelişmesi zorunluluğunu tek hakiki bilimsel bakış olarak vurgulamıştı: “Özgürlük, doğa yasaları karşısında düşlenmiş bir bağımsızlıkta değil, bu yasaların bilinmesinde ve bu bilme aracılığıyla belirli erekler için yöntemli bir biçimde kullanılması olanağındadır. Bu, dış doğa yasaları için olduğu denli, insanın maddi ve manevi varlığını yöneten yasalar (gerçeklikte değil, olsa olsa kafamızın içinde ayırabildiğimiz iki yasa sınıfı) için de böyledir.”28 Dahası, doğanın zorunluluklarını aldatmak diye bir şey söz konusu değildir. Engels, kısa vadeli kazanımlar peşinde, daha geniş çerçevedeki sonuçları göz ardı ettiğinden, Bacon’cı “doğanın fethi” kurnazlığının (doğanın yasalarına sermaye birikimini teşvik etme yegâne amacıyla riayet etme) sonunun felaket olacağını savunmuştu. Bunun aksine “bilimsel sosyalizm”in amacı, doğayı fethetmek gibi beyhude bir girişim değil, insan özgürlüğünün maddi dünyanın dayattığı şartlarla uyum içinde ileri taşınmasıdır.29 Continue reading “Uzun ekolojik devrim (II) – John Bellamy Foster”

Belçika Sömürgeciliği ve Küresel HIV Salgınının Kökeni – Dr. Lawrence Brown

Kral 2. Leopold’ün Hayaleti Hala Aramızda

“Kauçuk bulmak için ormanın hep daha içlerine gitmemiz gerekiyordu, yanımızda yiyecek olmadan gidiyorduk, kadınlarımız tarla ve bahçeleri ekip biçmeyi bırakmak zorunda kalıyordu. Sonra aç kalıyorduk. Vahşi hayvanlar, leoparlar, ormanda çalışırken bazılarımızı öldürüyordu ve diğerleri kayboluyor ya da yorgunluk veya açlıktan ölüyordu ve beyaz adama bizi bırakması için yalvarıyorduk, artık kauçuk bulamıyoruz diyorduk ama beyaz adam ve askerleri “Gidin!” diyordu, “Buradaki tek vahşi sizsiniz; siz nyama’sınız (etsiniz).” Denedik, hep ormanın daha içlerine ilerledik ve kauçuk bulamadığımızda veya az bulabildiğimizde, askerler kasabalarımıza gelip bizi öldürdü. Birçoğumuz vuruldu, bazılarımızın kulakları kesildi: diğerleri iplerle boyunlarından ve vücutlarından bağlanarak götürüldü.”

Science dergisinde Ekim 2014’te yayınlanan “The Early Spread and Epidemic Ignition of HIV-1 in Human Populations” (İnsan Popülasyonlarında HIV-1’in İlk Yayılması ve Salgının Ortaya Çıkışı) başlıklı bir makalede, Nuno Faria ve meslektaşları, dünyanın en ölümcül bulaşıcı hastalıklarından biri olan HIV’nin coğrafi çıkış noktasını ortaya koydular. HIV-1’in, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin başkenti Kinşasa’da ortaya çıktığını keşfettiler ve ölümcül virüsün Kongo’ya demiryolu ağı üzerinden yayıldığını açıkladılar. HIV-1, bunun ardından Haitili profesyoneller üzerinden Haiti’ye, oradan da ABD’ye yayılmıştı (1). Continue reading “Belçika Sömürgeciliği ve Küresel HIV Salgınının Kökeni – Dr. Lawrence Brown”

Amsterdam’ın Bisiklet Başkenti Oluşunun Kısa Öyküsü

Amsterdam’ın Bisiklet Başkenti Oluşunun Kısa Öyküsü

Heybede

Renate van der Zee

“Bugün Hollanda Bisikletliler Sendikası rastgele aktivistlerden oluşan bir grubu temsil etmiyor; an itibariyle 34000 paralı üyesi ve tecrübesiyle sendika dünya çapında rağbet gören saygın bir organizasyon.”

Arabayla Amsterdam şehir merkezinden geçmeye çalışan herkesin farkına vardığı bir gerçek var: Bisikletliler şehrin gerçek sahipleri. Trafik kurallarını kafaya takmaksızın istedikleri an öncelik hakkını kullanan, caddelerde akıncılar gibi yol alan bisikletliler sayıca üstünlükleriyle bile motorluları aciz kılıyor.

Amsterdam’a artık bisikletliler hükmediyor ve bu yeni düzene adaptasyon süreci epey zahmetli oldu: Şehir ayrıntılarla zenginleştirilmiş bisiklet parkurları ve şeritleriyle donatıldı, üstelik yeni yollar öylesine rahat ve güvenliler ki yeni yürüyen çocuklardan yaşlılara kadar herkes ulaşımın en kolay formu olarak bisikleti tercih ediyor. Bisiklet yolu ağlarıyla övünen yalnızca Amsterdam değil tabii, Hollanda’nın tüm şehirlerinde bu ağdan faydalanmak mümkün.

Hollandalılar bu durumu sorgusuz sualsiz kabul etmişler; hatta zaman akmaya başladığı andan beridir bu pedal ağının varolduğuna inanma eğilimindeler desek yeridir. Ancak mevzu böyle gelişmedi…

View original post 1.186 kelime daha

Kemer sıkma çağında kent hakkı – Theodoros Karyotis

theo-1-1920x700

Yunanistan ve “kriz”den bahsedilirken “Yunan istisnailiği” tuzağına düşmek oldukça kolay. Bu bakış, “Yunan krizi”ni oluşturan koşulların dünyanın pek çok yerinde yaygın olduğunu, sermayenin kapitalist merkezde bile dışlama ve mülksüzleştirme politikalarına doğru kayması dolayısıyla bu direnişin yalnızca Güneyli halkların ayrıcalığı olmayıp yakında Kuzey’de bile makul tek yanıt haline geleceğini görmekten alıkoyar bizi.

Yunanistan’da kemer sıkma politikalarına karşı direniş, gündelik hayatın kolektif özbelirlenimi olarak tasavvur edilen bir kent hakkı mücadeleleri mozaiğinden oluşmakta. Continue reading “Kemer sıkma çağında kent hakkı – Theodoros Karyotis”