İngiltere seçimleri: Bu noktaya nasıl geldik? – Richard Seymour

corbyn-crowd-1304x400

Seçim günü her şey nasıl da değişiyor. “Haziran’ı May’in sonu yapın” (Theresa May’in soyadı İngilizce Mayıs demek) dediler ve öyle de yaptılar.

Theresa May, A.N. Wilson ve Matthew D’Ancona’ya göre gizil gücü anaerkil seksapeli olan, Tory aktivistlerinin taptığı bir “annecik” olarak başladığı yolda, Tory Milletvekili Nigel Evans’a göre partinin ayağına bile değil, direkt kafasına sıkan kadın olmaya evrildi. Tory’ler Winnicott’un anneler hakkında söylediklerini biraz daha okumuş olsalardı neyin geldiğini görebilirlerdi. Continue reading “İngiltere seçimleri: Bu noktaya nasıl geldik? – Richard Seymour”

Katar-Körfez didişmesini körükleyen korkular – Rami G Khouri

_96348261_katar

BAE ve Suudi liderliği, Katar’ı kendi bölgesel değişim korkularının günah keçisi yapmaya karar vermiş görünüyor.

12 Haziran 2017

Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin küçük komşuları Katar’ı ortaçağa özgü bir kuşatma ile boğma yönünde aldıkları bir haftayı geçen kararın merkezinde tek bir kritik soru var: Suudi ve Emirlik liderlerini Katar’ı dış politikasını ve medya politikasını değiştirmeye ve tamamen onların taleplerine boyun eğmeye mecbur etmek için bu sert adımları atmaya iten korkular ve sıkıntılar neler? Continue reading “Katar-Körfez didişmesini körükleyen korkular – Rami G Khouri”

Öğrenci aktivizmi yetmez: Üniversiteler neden solun birincil örgütlenme yeri olamaz? – Freddie deBoer

article_2063706_0EDE4060000005.jpeg

Jacobin

Amber A’Lee Frost, üniversitelerin sol (veya diğer siyasetlerin) örgütlenme faaliyetinin merkezi olamayacağını söylerken haklı. (Bu görüşe katılmıyorsanız Port Huron Beyannamesi’ni okumanızı öneriyorum.)

Bunların normatif değil bir dizi ampirik iddia olduğunu lütfen aklınızda tutun. Verili bir hareketin örgütlenme stratejisinin ana mekanının kampüs olmasının iyi veya kötü olduğunu söylemiyorum. Bugün işe yaramayacağını söylüyorum; ne iyi ne de kötü. Continue reading “Öğrenci aktivizmi yetmez: Üniversiteler neden solun birincil örgütlenme yeri olamaz? – Freddie deBoer”

TRABZON’UN SON İMPARATORU DAVID KOMNENOS’UN TRAJEDİSİ VE KUTSALLIĞI

TRABZON’UN SON İMPARATORU DAVID KOMNENOS’UN TRAJEDİSİ VE KUTSALLIĞI

Yazan Dr. George Tsakalidis , Theologian – Thriskeiopaidagogou

İngilizce çevirisinden Türkçeleştiren Turniphead

1 Kasım 2013’te kilisemiz ilk kez en genç aziz Büyük David Komnenos’un anısına bir kutlama yaptı. Konstantinopolis yüksek ruhani meclisinin özel çabaları ve Drama Metropolitanın hazırladığı dosyanın Yunanistan yüksek ruhani meclisinden saygıdeğer Başpiskopos Paul’e takdim edilmesi ile bu sene 10 Temmuz’da David Komnenos azizlik mertebesine erişti. Bu gecikmenin sebebi, David’in Trabzonu 2. Mehmet’e (Fatih Sultan Mehmet) teslim ettiği gerçeğinin birçok tarafca halkın küçük düşürülmesi olarak yorumlanmasıydı. Bu hamle son imparatorun kaderini kelimenin tam anlamıyla mühürledi. Esasen ülkesini bir fatihe teslim etmek çok trajik bir sondu. Heleki, akrabası Konstantinopolis İmparatoru 8 sene önce şehrin surlarını basit bir er gibi, diğer askerlerle birlikte savunmuş, ölümünün ardından ulusal kahramanlar anıtına kabul edilmişken. Continue reading “TRABZON’UN SON İMPARATORU DAVID KOMNENOS’UN TRAJEDİSİ VE KUTSALLIĞI”

Brexit, DUP, kara para ve bir Suudi prensi arasındaki bağlantı ne? – Fintan O’Toole

image

DUP’ye yapılan yüklü bir bağışın öyküsü, John le Carré romanını aratmıyor. Ama seçmene kurgu değil gerçek lazım.

Kuzey İrlanda normal bir demokrasi olsaydı, tüm seçim kampanyası tek bir soruya odaklanırdı: Demokratik Birlik Partisi İngiltere’nin AB’den çıkışını destekleyerek birleşik bir İrlanda davasını ileriye taşımaya nasıl hizmet ediyor? Daha spesifik olarak: kara para bu sıra dışı kararda nasıl bir rol oynadı? Bu öykü, bir John Le Carré romanının tüm öğelerine sahip ama bu adada demokrasiye kurgu değil hakikat lazım. Continue reading “Brexit, DUP, kara para ve bir Suudi prensi arasındaki bağlantı ne? – Fintan O’Toole”

Vijay Prashad yazdı: Katar-Suudi kavgası ve Türkiye’nin rolü

_96357702_gettyimages-521106466-1

Trump’ın Katar’la gereksiz kavgası Amerikan çıkarlarına zarar verecek ve IŞİD’i güçlendirecek

Her şey Suudilerin sırtını sıvazlamak için

AlterNet

Çeviri: Yakov Petroviç

Suudi Arabistan ve diğer altı ülkenin Katar’la ilişkilerini kestiğine dair haberler gelince Katar dışişlerinden emekli bir tanıdığımı aradım. “Bu karmaşayla ilgili ne düşünüyorsun?” diye sordum. Konuşmaya isteksizdi. “Bir Suudi işgalinden endişe ediyorum,” dedi. İlk reaksiyonum, abarttığını düşünmekti. Bildiğimiz gibi Suudi Arabistan 2013’de eski Katar Emirini (Hamad bin Khalifa al-Thani) tahttan çekilmeye ve yönetimi şimdiki Emir olan oğluna (Tamim bin Hamad al-Thani) bırakmaya zorlamıştı. Suudi Arabistan ve bu çok küçük komşusu arasındaki gerilim uzun zamandır biliniyordu ve her seferinde de çözülmüştü. Neden şimdi bir işgal korkusu olsun? Continue reading “Vijay Prashad yazdı: Katar-Suudi kavgası ve Türkiye’nin rolü”

Gezegenin Kıyameti Kapitalizm mi Olacak? – Antony Loewenstein

Kamyon Geçidi!
İstanbul’un fethinin 564. yıl dönümünde, dünyanın en büyük kamyon geçidi için rekor denemesi. “İstihdam, kullanılan beton miktarı, yolcu kapasitesi vs. dair rakamlar havada uçuşurken, ana akım medya projenin neden olduğu orman katliamı, sulak alanların kaybı, İstanbul’un temiz hava depolarının yok oluşu, havalimanı çevresinde oluşacak yeni yerleşim yerlerinin megakent üzerinde oluşturacağı ek nüfus baskısı gibi geleceğimizi doğrudan ilgilendiren konulara hiç değinmiyordu.” (Akgün İlhan / Yeşil Gazete -3 Haziran 2017)

truth-out.org

Felaket, yoksulluk ve talihsizlik köşeyi dönmek için harika fırsatlar haline geldi. Gazeteci Antony Loewenstein, Disaster Capitalism: Making a Killing Out of Catastrophe’ta (Felaket Kapitalizmi: Faciadan Voliyi Vurmak) Afganistan’dan Haiti’ye, Pakistan’dan Papua Yeni Gine’ye, ABD’den İngiltere’ye ve Yunanistan’dan Avustralya’ya dek, şirketlerin organize sefaletten kasalarını nasıl doldurduğunu anlatıyor.

Felaket Kapitalizmi kitabından alınan aşağıdaki bölümde, Antony Loewenstein modern zaman kapitalizminin başarısının, “adaletsizliği garanti edip kibri ödüllendirerek” toplumu ve gezegeni nasıl tehdit ettiğini inceliyor. Continue reading “Gezegenin Kıyameti Kapitalizm mi Olacak? – Antony Loewenstein”

Tang Çin’i ve Afganistan dersi – Robert D. Kaplan

Section-6

Marco Polo’nun dünyasına geri dönüş ve ABD askeri yanıtı (6)

TANG ÇİN’İ VE AFGANİSTAN DERSİ

Avrasya’da Rusya ABD’den çok Çin tarafından zapt edilecek. Aslında Rusya’nın Avrasya Gümrük Birliği’nin arkasındaki mantık, Çin nüfuzunu yapabildiği kadar sınırlandırmak. Çin çok ayrı bir emperyal zihniyete sahip. Binlerce yıl pek çok hanedanlık altında çok geniş bir imparatorluk olduğundan, Çin kendi üstünlüğünü hafife alıyor ve sonuç olarak düzgün yönetişim yoluyla başkalarını nüfuzu altına almaya hiç çalışmadı. (Bu ABD’nin, kendi prensiplerine dünya çapında din değiştirme benzeri bir dönüşü amaç edinmiş olan demokratik evrenselciliğine ters.) Çin’in hususi emperyal geleneği, iyi veya kötü her türden rejimle hiçbir suçluluk duymadan masaya oturabilmesine imkan veriyor. Pekin’in yüzlerce yıl tek sorunu, Han Çin’inin ekilebilir arazi beşiğini kısmen kuşatan steplerdeki “barbarlar” idi: ya şiddetle bastırılması, ya rüşvet verilmesi, ya da demografik olarak ezilmesi (tam da bugün olduğu gibi) gereken Tibetliler, Türk Müslüman Uygurlar, İç Moğollar ve diğerleri. Continue reading “Tang Çin’i ve Afganistan dersi – Robert D. Kaplan”

Rusya ve intermarium – Robert D. Kaplan

Section-5

Marco Polo’nun dünyasına geri dönüş ve ABD askeri yanıtı (5)

RUSYA VE İNTERMARİUM

Avrupa artık Soğuk Savaş Sonrası dönemde olduğu gibi jeopolitik olarak Rusya’dan korunmuyor. Akdeniz Havzası Müslüman göçü yoluyla yüzlerce yıldır ilk kez gerçekten birleşmiş hale geldiğinden, Avrupa Levant’tan ve Kuzey Afrika’dan da korunmuyor. Dolayısıyla, bölgeler üst üste düştüğünden ve bir şehir veya kasaba ve onu çevreleyen kır ile sınırlı bir anayurt anlamında dahi çok daha belirsiz tanımlandığından “Doğu”nun belirli bir yerden başlamadığı, Yüksek Orta Çağ’ı hatırlatan çok daha eski bir kartoğrafyaya geri dönmüş durumdayız.

Tüm bu karmaşa ve kıyametin kuzeyinde, ortaçağdaki çarlarının, Napolyon ve Hitler’den çok önce İsveçlilerin, Lehlerin ve Töton Şövalyelerinin işgaliyle yüz yüze kalmış ve bu yüzden Moğollarla ittifak yapmayı seçtiği sırada bile, Doğu Ortodoks yetkisi Avrupa’yı bugün olduğu hale getiren tarihsel çağların (Rönesans ve Aydınlanma) parçası olmamış olan Rusya var. Vladimir Putin’in Avrasyacılığının bu geçmişte derin kökleri var ve dolayısıyla “imparatorluk Rus devletinin varsayılan seçeneği”. Putin, 17. yüzyıl ortasında Kiev Rusya’sının (yani Ukrayna) ortaçağdaki kalbine doğru güneye çarcı emperyal genişlemenin, Rusya’nın nihai düşmanı Lehistan-Litvanya Birliği’nin erken çözülüşünü getirerek büyük yarar sağladığını biliyor. Stalin de bu hikayeyi iliğine kadar biliyordu ve bu nedenle Rusya’yı gerçek ve algılanan tehditlere, özellikle de Orta ve Doğu Avrupa’dan gelenlere karşı korumak için sözde devrimci emperyal bir paradigmayla yönlendiriliyordu. Ve Ortadoğu Orta-Doğu Avrupa ile bitişik olduğundan, anarşisi Putin’in artık görmezden gelemediği bir şey, özellikle de Rusya’nın bitişik Kafkaslardaki çıkarları düşünüldüğünde. Bu nedenle, Putin Büyük Ortadoğu ve Orta-Doğu Avrupa’ya bakıyor ve tek bir bölge görüyor. Rusya’nın kendi Avrasya coğrafyası bu realizasyona uygun. Continue reading “Rusya ve intermarium – Robert D. Kaplan”