Max Weber’in kapitalizmin ‘ruhu’ ile kastettiği ne idi? – Peter Ghosh

Max Weber’in kapitalizmin ‘ruhu’ ile kastettiği ne idi? – Peter Ghosh

Birtakım İşler

kapita

Max Weber’in ünlü metni Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu (1905), dünya çapında üniversitelerde düzenli olarak öğretilmiş, tahrif edilmiş ve saygı görmüş tüm kanonik çalışmalar arasında en yanlış anlaşılmışlardan biridir kuşkusuz. Bu, öğretmenlerin ve öğrencilerin aptal olmasıyla değil; bu eserin, alanının zirvesindeki dört dörtlük bir entelektüel tarafından yazılmış, konu itibariyle çok engin bir alanı kapsayan olağanüstü yoğun bir metin olmasıyla ilgili. Weber, metninin üniversite öğrencileri ve hattâ okul çağındaki çocuklar için sosyolojiye temel giriş olarak kullanıldığını görseydi şaşkına dönerdi.

Bugün ‘kapitalizm’ sözcüğünü anlamı apaçıkmışçasına veya Marx’tan geliyormuşçasına kullanıyoruz ama bu kayıtsızlığın bir kenara bırakılması gerekiyor. ‘Kapitalizm’ Weber’in sözcüğüydü ve Weber onu kendi uygun gördüğü biçimde tanımladı. En genel anlamı son derece basitçe modernitenin kendisiydi: Kapitalizm ‘modern yaşamımızdaki en can alıcı güç’ idi. Daha belirgin biçimde ‘Modern Kültür’ü, yani, 20. yüzyıl Batısında ve bugün de 21. yüzyıl dünyasının büyük kısmında insanların yaşamına yön veren değerler kodunu kontrol etmiş ve üretmişti. Dolayısıyla, başlığı…

View original post 775 kelime daha

Reklamlar

Almanlar kemer sıkmaya neden bu kadar hevesli? – Paul Hockenos

austerity-cartoon-eu-greece.png

Weimer dönemi hiper-enflasyonu, Prusya tutumluluğu, Doğu ve Batı Almanya’nın birleşmesinin ortaya çıkardığı sarsıcı maliyet: Avrupa’nın deflasyonla karşı karşıya olduğu bir dönemde Almanya’nın sıkı para politikalarından bir türlü taviz vermeyişini anlamlandırmak için (Alman olmayanların) getirdiği açıklamalardan bazıları bunlar.

Berlin ve Brüksel’de kafaları bu kadar meşgul eden şu soruyu sormanız halinde tek bir cevap alamazsınız (Weimar veya Prusya’ya ise hiç değinilmez): Almanya, tüm Avrupa kıtası yeni bir resesyonun eşiğindeyken, neden Yunanistan’a boğucu bir kemer sıkma ve kısıtlayıcı para politikaları izlemeyi dayatıyor?

Bu garip çünkü Almanya’nın avro bölgesi politikası, Paul Krugman gibi Amerikalı Keynes’çiler ve New York Times gazetesi yayın kurulunun yanı sıra, Fransız ve İtalyan liderlikleri, küresel finansör George Soros ve Nobel Ödüllü iktisatçılar (Joseph Stiglitz de bunlar arasında) dahil dört bir yandan epeyce eleştiri aldı. Avrupa Merkez Bankası Direktörü Mario Draghi ve Avrupa’nın iş dünyasının çoğunluğu bile, Almanya’nın Avrupa’da ekonomik büyümeyi teşvik etmek için mali rahatlama yaratmayı reddetmesinin Almanya’nınki dahil kıta ekonomisi üzerinde yıkıcı sonuçları olabileceğini kabul ediyorlar. Farklı ekollerden iktisatçıların üzerinde mutabık olduğu üzere, Yunanistan’ın 315,5 milyar avroluk borcu ödeyebilmesi hiçbir şekilde mümkün değil. O zaman neden Yunanların talep ettiği şekilde bu borçta ekonominin kendine gelmesini sağlayacak bir indirime gidilmiyor? Continue reading “Almanlar kemer sıkmaya neden bu kadar hevesli? – Paul Hockenos”

David Graeber “boktan işler”e savaş açıyor – George Eaton

bullshit-jobs-9781501143311_hr.jpg

LSE profesörü, yeni kitabında evrensel temel gelirin “manasız iş” çağına son verip özgürlüğün önünü açabileceğini savunuyor

Amerikalı antropolog David Graeber, 2013’te tuhaf bir fenomeni fark etmeye başlamış. “Partilerde ne iş yaptığını söylemek istemeyen insanlarla tanışmaya başladım,” diyor. Kimisi “faturalarımı ödeyebilmemi sağlayan bir şey işte,” diyor, kimisi de “haftada iki saat çalışsam yetiyor, aman patronum duymasın!” diyormuş. “İşlerini önemsizleştirdikleri sanılmasın, gerçekten de bir şey yaptıkları yoktu.” Continue reading “David Graeber “boktan işler”e savaş açıyor – George Eaton”

Irak’ta Mukteda el-Sadr’ın seçim zaferi – Immanuel Wallerstein

download

12 Mayıs 2018’de, Mukteda el-Sadr’ın listesi Irak meclis seçimlerinde beklenmedik bir çoğunluk kazandı. Bu sonuç Ortadoğu’daki siyasi dengeleri sarstı. Diğer ülkelerce hem bir sürpriz olarak hem de hoşnutsuzlukla (özellikle de ABD, Suudi Arabistan ve İran’ın olağan dışı şekilde benzer tepkileriyle) karşılandı.

Ancak şaşırmaya, hele de hoşnutsuz olmaya gerek yok. Mukteda el-Sadr’ın zaferi uzun süredir belli olduğu için asla bir sürpriz sayılmamalı. Hoşnutsuz olmak içinse daha bile az sebep var, en azından bölgedeki siyasi kargaşada bir düzelme görmek isteyenler için. Bazı tepkiler gerçekten hayret vericiydi. Time dergisi, Mukteda el-Sadr’ın Irak’ın Trump’ı olduğu gibi tuhaf bir iddiada bile bulundu. Continue reading “Irak’ta Mukteda el-Sadr’ın seçim zaferi – Immanuel Wallerstein”

Tabu içinde tabu: Osmanlı İmparatorluğu’nun sonunda ‘Ermeni sermayesinin’ kaderi – Bedross Der Matossian

10571947_579728508829448_1163951449376279408_o
Fotoğraf: Tokat’ın önde gelen Ermenileri eğlenirlerken
Tokat Ermeni Ekonomisi (2)
19. yüzyılda Tokat’ta ticaret Ermenilerin elinde bulunuyordu. Öyle ki hiç kuşku bile duymadan Tokat’ta ekonomik hareketin lider konumundaki başlıca yöneticilerinin Ermeni olduklarını söyleyebiliriz. Ticaret ve seyyar satıcılık, attarlık (aktar da deniliyor) ya da az sayıda veya toptan malların ithalatı ve ihracatıyla uğraşan, şehrin ekonomik yaşamını etkilemekle göze çarpan başlıca ticaret evleri tümden Ermenilere aitti.
1887’de ticaretle uğraşanların önde gelenlerinden Dikran Çıknavoryan, Özel Nersesyan Erkek Okulu’nun kurucusuydu.
1895’te Tokat’ın manifatura ithaliyle uğraşan Ermeni büyük ticaret evleri şunlardı:
İbranosyan kardeşler
Kevork ve Hagop Papazyan kardeşler 
Mardiros Zartaryan 
Karatavukyan
H.Keçeciyan ve evlatları
Diğer bazı malların Hırdavat ticaretiyle uğraşanlar:
Mardiros Kesdekyan ve şirketi
Garabed Taşçıyan 
Karnig Narikyan
Hagop Peyniryemezyan 
Meşhur bakır satıcıları ise:
Mardiros Abdalyan 
G.Gorgodyan
Abdalyan kardeşler ve Şişmanyan kardeşler büyük ticaret evleri, yazma üretiminin hammaddesi olarak toptan tülbent ithali yapıyordu.
Hacı Garabed Asdvadzaduryan yazma üretiminin en meşhur ticaret eviydi.
Ancak ihracat alanında İbranosyan’ların benzeri olarak en büyüğü, taşranın değişik yerleşim yerlerinde de temsilcilikleri olan Gülbenkyan şirketiydi ve onun Tokat’taki temsilcisi Ğazaryan Hacı Ağa bölgede üretilen afyonu en çok satın alan olup, hemen tüm ürünü İstanbul’a yollamaktaydı.
En modern ve kusursuz çalışan aletlerle donanmış un fabrikasının sahibi Daniel Çamkertenyan’ın firması da ticari ve üretim kurumu olarak bilinenlerdendi.
Kaynak: Khaçatur Dadayan Arevmedyan Hayastan
XV. Yüzyıldan 1915 Günümüz Türkiye’sinde Ermenilerin Ticari -Ekonomik Faaliyet. Kaynak

‘Siyasi argümanın yanı sıra… Almanlar tarafından moral olarak desteklenen güçlü bir ekonomik argüman da söz konusuydu: Ermenilerin ekonomik üstünlüğünü sona erdirmek, dolayısıyla piyasaları Türkler ve Almanlar için temizlemek.’ (Adıvar 1926: 386)

Giriş

Genel olarak Osmanlı İmparatorluğu, özel olarak ise Ermeni Soykırımı üzerine tarih yazımında marjinal kalmış konulardan biri, 1. Dünya Savaşı sırasında ‘Ermeni sermayesinin’ başına ne geldiği meselesidir.* Osmanlı tarihçileri çoğu zaman Ermenilerin Osmanlı İmparatorluğu’nda ekonomi alanında sarraf, banker, tüccar ve sanayici olarak ulaştıkları büyük başarıları vurgulamışlardır. Ancak bir bilim insanı ‘Ermeni sermayesinin’ İmparatorluktaki kaderini incelemeye veya sorgulamaya başladığında, hemen siyasi veya milliyetçi bir gündemi olduğundan şüphelenilir. Bu nedenle bilim insanları, ‘kafesteki aslanı’ öfkelendirmemek için genellikle bu ‘hassas’ meseleyle uğraşmaktan kaçınırlar veya ‘mayın tarlasında dolaştıkları’ için meslektaşları tarafından marjinalleştirilirler.1 Dolayısıyla, bilim insanları daima Osmanlı tarihinin sosyal ve ekonomik boyutu üzerine hassas olmayan meseleleri seçmeye çalışırlar. Yine de, örneğin 18. yüzyıl İstanbul’unda fahişeliği veya 19. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’nda salgınları tartışmak meşru araştırma konuları sayılırken, ‘Ermeni sermayesinin’ kaderini sorgulamanın neden sorunlu ve hassas sayıldığı sorusu ortada duruyor. Ermenilerin İmparatorluk ekonomisine katkılarının ve ardından 1. Dünya Savaşı sırasında ‘Ermeni sermayesinin’ imha edilişinin tarihi, hem Osmanlı İmparatorluğu hem de modern Türkiye tarihini ilgilendiren normal ve meşru bir konu olarak tartışılmalıdır. Continue reading “Tabu içinde tabu: Osmanlı İmparatorluğu’nun sonunda ‘Ermeni sermayesinin’ kaderi – Bedross Der Matossian”

Angus söyleşisi: Gezegeni Nasıl Kurtarabiliriz?

Screen Shot 2018-05-31 at 10.42.47

Gezegen ciddi şekilde değişecek. Eğer şimdi bir şey yapmazsak, bu yüzyılın sonunda gezegenin büyük bir kısmı yaşanamaz hale gelecek. Okyanus seviyelerinin bu yüzyıl içinde en az 1-2 metre, belki de daha fazla yükselmesi mümkün. Bu Thames’in taşacağı ve Londra’nın büyük kısmını sel basacağı anlamına geliyor. Çoğu şehir okyanus kıyısında yer alıyor. Buralar sel baskınlarına uğrayacak – belki hemen yarın değil ama çocuklarımızın, torunlarımızın döneminde.

Yazar Ian Angus, Socialist Worker’a konuştu: “Kapitalizm ekolojik tahribata ve iklim krizine yol açıyor ama dünyayı dönüştürerek bunu durduracak gücümüz hala var.” Continue reading “Angus söyleşisi: Gezegeni Nasıl Kurtarabiliriz?”

Balkanlar neden az gelişmiş? Coğrafi bir hipotez – Branko Milanovic

2016_22_balkans

Balkanlar Avrupa’da bir tuhaf bölge. Gelir seviyesi Batı ve Orta Avrupa’nın ortalama gelir seviyesinin çok altında. Bu iyi bilinen bir gerçek ama bir kez daha göz atmaya değer. Batı Avrupa’da ortalama GSMH 40.000 dolar civarında (Dünya Bankası tarafından kullanılan sabit 2005 uluslararası dolar cinsinden). Balkan ülkelerinin geliri 10.000 doların biraz üzerinden 20.000 doların hemen üstüne değişiyor (Yunanistan hariç). Yani Batı Avrupa ile Balkanlar arasındaki uçurum en azından 2’ye 1 ve ortalamada 3’e 1’e yakın. (Açık ki en zengin ile en yoksul ülkeyi aldığımızda uçurum çok daha yüksek.) Avrupa haritasına tarihi pek bilmeden bakarsanız böyle bir uçurum sizi şaşırtacaktır: mesafeler kısa; Viyana ile Belgrad arasında uçuş mesafesi bir saat kadar ama iki şehir arasında muhtemelen 4’e 1 kadarlık bir gelir farkı var (Belgrad’daki düşük fiyatlara göre ayarladıktan sonra). Bu, her 15 dakikada bir gelirinizin %30’unu kaybetmeye eşit. Neden böyle? Continue reading “Balkanlar neden az gelişmiş? Coğrafi bir hipotez – Branko Milanovic”

Bilinmeyen topraklar: Efrîn için uluslararası soruşturma – Seth J. Frantzman

20180318113752afpp-afp_12r01w.h.jpg

Mart ortasında, iki aylık savaşın ardından, Türk ordusu ve müttefiki Suriyeli muhalif güçler, Suriye’nin kuzeybatısındaki Kürt çoğunluklu Efrîn kent merkezini ele geçirdiler. O günden bu yana, Suriye’nin diğer bölgelerinden kaçan çoğunlukla Arap Suriyeli mültecilerin savaş sırasında Kürtlerin kaçtığı bölgelere yerleştirilmesi ile bölgede nüfus mühendisliği yapıldığına dair yaygın iddialar dile getirildi. Ancak savaşın sona ermesinin iki ay ardından Efrîn’den gelen bütünlüklü resim net değil çünkü uluslararası örgütler ve insan hakları grupları bunun cevaplarını bölgeye giderek bulmayı talep etme konusunda yükümlülüklerini yerine getirmiş değiller. Continue reading “Bilinmeyen topraklar: Efrîn için uluslararası soruşturma – Seth J. Frantzman”

Karl Marx’ın etkisi: bir karşıolgusal analiz – Branko Milanovic

marx200

Karl Marx’ın iki yüzüncü doğum günü vesilesiyle Marx’ın sayısız eserine ve yaşamına adanmış birçok konferans düzenleniyor. Ben de Hayfa’da bunlardan birine katılıyorum. Bunlara bir de Marx’ın eserlerini ve etkisini ele alan incelemeleri (Peter Singer birkaç gün önce bir tanesini yayınladı), yaşamı üzerine yeni kitapları, Genç Marx üzerine bir filmi ekleyin, liste uzayıp gidiyor. Continue reading “Karl Marx’ın etkisi: bir karşıolgusal analiz – Branko Milanovic”

Yeni Borç Sömürgeleri: finans, emperyalizm ve mülksüzleştirme siyaseti – Jerome Roos (ROAR Magazine)

Imperialism-940x480

Viewpoint Magazine’in emperyalizm konulu yeni sayısına uzun bir makaleyle katkı yapan ROAR Magazine editörü Jerome Roos’un yazısından bir bölüm

Borcu kökenleri itibariyle değerlendirmek gerektiğini düşünüyoruz. Borcun kökenleri sömürgeciliğin kökenlerinden yükselir. Bize borç verenler aynı zamanda bizi sömürgeleştirenlerdir. Bir zamanlar ülkelerimizi ve ekonomilerimizi yönetmiş olanlardır.

– Thomas Sankara (1987)

Tanrı bizi borçtan kurtardı ve buna şükretmeliyiz.

– Simón Bolívar (1825) Continue reading “Yeni Borç Sömürgeleri: finans, emperyalizm ve mülksüzleştirme siyaseti – Jerome Roos (ROAR Magazine)”