Erdoğan’ın Batı’nın sessizliğini satın alarak demokrasiyi terk etme planı tamamlanmak üzere – Elliot Ackerman

TURKEY-NETHERLANDS-POLITICS-ERDOGAN

foreignpolicy.com

Türkiye 16 Nisan’da anayasa referandumuna giderken, muhalif HDP’nin eşbaşkanı Selahattin Demirtaş halen tutuklu. Sesi iyice kısıldığından kendisini öyküler yazmaya vermiş. Adı “Halep Ezmesi” olan son öyküsünde anlatıcı, “Ölüm gerçekten sıradan ve normal bir şeydi de acaba biz mi abarttık onu ve olağanüstü bir hale getirdik” diye derin düşüncelere dalıyor. Türkiye’nin yaklaşan referandumunu anlamak için, 2015’deki son genel seçimleri ve Demirtaş’ın dediği gibi, şiddetin sıradanlaştığı sonraki iki yılı anlamak gerekiyor. Okumaya devam et “Erdoğan’ın Batı’nın sessizliğini satın alarak demokrasiyi terk etme planı tamamlanmak üzere – Elliot Ackerman”

Türkiye’de Patrik seçimlerinde déjà vu: Hükümetin müdahalesi kaçınılmaz ama belirleyici değil – Hratch Tchilingirian

patrikhene

Türkiye’deki Ermenilerin 85. Patriğinin seçimi, kuşku yok ki devlet tarafından daha önce ortaya konmuş örnekleri bir kez daha doğrulayacak. Ancak sonunda, tıpkı önceki seçimlerde olduğu gibi, Ermeni toplumu, tarihi Konstantnupolis Patrikliği – veya Türkiye devletinin izin verdiği adla “Türkiye Ermenileri Patrikliği” – makamına kimin liderlik edeceği konusunda son sözü söyleyen olacak.

civilnet.am

Hratch Tchilingirian, Oxford

Özgür Politika

Türkiye’de yeni Ermeni Patriğinin seçilmesi süreci, geleneksel devlet dayatmaları, idari zorluklar ve Ermeni toplumuna yönelik keyfi muamelelerle karşı karşıya. Durum geçtiğimiz haftalarda, Patrikhanedeki üst düzey din adamlarının meseleyi bölücü bir büyük krize dönüştüren şahsi çatışmaları ve hırsları nedeniyle, daha da kötüleşti.

556 yıllık Patrikhane, Ermeni Apostolik Kilisesinin dört ana biriminden biri.

Ermeni toplumunun yaşadığı sorun Temmuz 2008’de, 52 yaşındaki Patrik Mesrob Mutafyan’a tedavisi mümkün olmayan bir hastalık tanısı konduğunda başladı. Tanı konduğunda bir süredir Surp Pirgic Hastanesinde bitkisel hayatta bulunuyordu ve o zamandan bu yana da bu durumu sürüyor. Okumaya devam et “Türkiye’de Patrik seçimlerinde déjà vu: Hükümetin müdahalesi kaçınılmaz ama belirleyici değil – Hratch Tchilingirian”

1917 Rusya Devrimi Bildirileri-5: 1917 Kadınlar Günü – Bir kadın protesto grevi, Rusya devrimini nasıl başlattı (Gerçeğin Günlüğü)

Devrimi başlatan kadın protestosu

1

Yüz yıl önce 6 Mart’ta (Jülyen takvimle 21 Şubat) Petrograd Mejrayonka (Bölgelerarası Komite) Uluslararası Kadınlar Günü’ne ilişkin aşağıdaki bildiriyi dağıtmıştı.

Uluslararası Kadınlar Günü’nün kökenler, ABD’de olsa da, Alman Sosyal Demokrat Clara Zetkin 8 Mart’ın (Rusya’da 23 Şubat) her yıl kutlanması için 1910’da öneride bulunmuştu. Gün, ilk olarak 1911 yılında Almanya’da ve birkaç başka Avrupa ülkesinde kutlandı. Rusya bunu 1913’de küçük bir gösteri ile takip etti fakat Uluslararası Kadınlar Günü, Rusya’da 1 Mayıs’ın ve Kanlı Pazar’ın (9 Ocak 1905) yıl dönümünün gölgesinde kaldı.

1917 yılında Rusya’nın çeşitli sosyalist grupları Uluslararası Kadınlar Günü’nde ortak sloganlar arasında birleşmeyi başaramadı ve bu nedenle ortak eylem yapılamadı. O zaman matbaası olmayan Bolşevikler de Uluslararası Kadınlar Günü’ne ilişkin bildiri yayımlamadı.

Tarihçi Tsuyoshi Hasegawa’ya göre, Bölgelerarası Komite aşağıdaki bildiriyle, isyanı ateşlemeyi değil, işçileri eğitmeyi hedeflemişti. Erkek sosyalistlerin hiçbiri bu tatil gününde kadın işçilerin, otokrasiyi devirecek olan Şubat Devrimi için bir katalizör görevi göreceğini beklemiyordu.

Bölgelerarası Komite, savaşa, otokrasiye, işçileri savaşı desteklemek adına vatansever bir çabaya yöneltme doğrultusundaki liberal girişimlere karşı birleşik bir sosyalist cephe sergilemek amacıyla bütün Devrimci Sosyal Demokratların toplanmasını istemişti. 1917 süresince Bölgelerarası Komite, Bolşevik akım ile kaynaştı.

Uluslararası Kadınlar Günü’nün öncesinde gıda sıkıntısı baş göstermişti. Bunun üstüne 8 Mart sabahı Petrograd’daki yakıt sıkıntısı fırınların çalışmasının durmasına sebep oldu. Saatlerce sırada bekleyen kadınlar (ya da çocukları) satın alacak ekmek bulamadı. Kadın işçilerin, çocuklarının açlıktan ağlayacaklarını görmeleri ile birlikte sabırları taştı. Kadın tekstil işçileri greve gittiler ve metal işçilerini de kendilerine katılmaya çağırdılar. Radikal sosyalistler, ekmek taleplerine hızla otokrasiye ve savaşa karşı sloganlar eklemeye karar verdiler.

Böylece, beklenmeyen bir şekilde ve en radikal solcuların az önemli gördüğü bir anma gününde Şubat Devrimi başladı.

Okumaya devam et “1917 Rusya Devrimi Bildirileri-5: 1917 Kadınlar Günü – Bir kadın protesto grevi, Rusya devrimini nasıl başlattı (Gerçeğin Günlüğü)”

1917 Rusya Devrimi Bildirileri-4: ‘Emekçilerin ve yoksul köylülerin geçici hükümeti için’ (Gerçeğin Günlüğü)

4

100 yıl önce, Şubat 1917’de Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi Bolşevik Petersburg Komitesi, aşağıdaki bildiriyi Menşeviklerin, toplanma gününde Duma’ya destek amacıyla işçilere yaptığı çağrıya yanıt olarak yayımlamıştı.

Bolşevik komitesi, işçileri Duma’nın liberalleriyle ittifak yapma girişimlerine itimat etmemeleri konusunda uyarırken, bunun yerine Bolşevik vekillerin Devlet Dumasında yargılanmalarının ikinci yıl dönümünü anmak üzere 23 Şubat’ta bir günlük grev çağrısında bulunmuştu. Ancak Petersburg Komitesi, birçok fabrikanın o gün kapalı olacağını, çünkü Rusların bir dini gününe denk geldiğini unutmuştu.

Aleksandr Slyapnikov liderliğindeki Bolşevik Merkez Komitesi Rusya Bürosu, Petersburg Komitesi’nden grev tarihinin 26 Şubat’a alınmasını ve eylemin 27 Şubat için Merkezi Savaş Endüstrisi Komitesi İşçi Grubu tarafından planlanan girişimi dağıtarak kontrolünü alacak şekilde genişletilmesinin değerlendirilmesini istedi. Ancak Petersburg Komitesi, tatile bağlı olarak başarısızlığa uğrayan orijinal planları ile devam etti. Rusya Bürosu’nun 26 Şubat için yaptığı grev çağrısına da hiçbir işçi yanıt vermedi.

Şubat Devrimi, Uluslararası Kadınlar Günü olan 23 Şubat (Gregoryen takvime göre 8 Mart) civarlarında başlayacaktı.
Okumaya devam et “1917 Rusya Devrimi Bildirileri-4: ‘Emekçilerin ve yoksul köylülerin geçici hükümeti için’ (Gerçeğin Günlüğü)”

1917 Rusya Devrimi Bildirileri-3: ‘Ancak bir geçici hükümet özgürlük ve barışı getirebilir’ (Gerçeğin Günlüğü)

Şubat 1917’de, Merkezi Savaş Endüstrisi Komitesi içerisinde yer alan ve Menşeviklerden etkilenmiş olan bir grup, Geçici Hükümet talepli bir gösteri için aşağıdaki çağrıyı yayımladı. Savaş Endüstrisi Komiteleri, 1915 yılında Rus iş adamları tarafından, Rusya hükümetini askeri teçhizat konusunda desteklemek amacıyla kurulmuştu. Müdür ve mühendislerden oluşan komitedeki eksikler, fabrikalarda seçimle belirlenen işçi grupları ile doldurulmuştu. Bolşevikler ve Sosyalist Devrimciler genel olarak sanayi işçileriyle patronlar ve müdürler arasında böylesi bir işbirliğine karşı çıkarken, bazı Menşevikler işçi gruplarına katıldılar.

1917 başında, Merkezi Savaş Endüstrisi Komitesi bünyesinde bulunan ve Menşeviklerden oluşan Merkezi İşçi Grubu, çarlık rejiminin yerine Geçici Hükümetin gelmesi çağrısıyla işçileri harekete geçirmeye çalıştı. 6 Şubat 1917’de fabrikalarda dağıtılan aşağıda yer alan çağrı 8-9 Şubat 1917’de Merkezi İşçi Grubu üyelerinin gözaltına alınmasına neden oldu. Hükümet de Duma’nın toplanmasını 27 Şubat gününe kadar erteledi. İşçiler ise aşağıdaki bildiride çağrısı yapılan kitlesel gösteri yerine bir günlük grev ile hükümete yanıt verdiler.
Okumaya devam et “1917 Rusya Devrimi Bildirileri-3: ‘Ancak bir geçici hükümet özgürlük ve barışı getirebilir’ (Gerçeğin Günlüğü)”

1917 Rusya Devrimi Bildirileri-2: ‘Halkın gazabının günü yakındır’ (Gerçeğin Günlüğü)

strike
22 Ocak 1917’de (Jülyen takvime göre 9 Ocak), Petrograd’da (St. Petersburg) yaklaşık 150 bin işçi savaşa ve çarlığa karşı bir protesto grevi gerçekleştirdiler ve bu, 6 hafta sonra patlak verecek olan Rusya devriminin öncü şoku oldu.


Aşağıda yer alan çağrı bildirisi, grev öncesindeki günlerde Sosyal Demokrat Bölgelerarası Komitesi (Mejrayonka) tarafından dağıtılmıştı. 22 Ocak, çarlık rejiminin 1905 yılında barışçıl bir gösteriyi askeri güç kullanarak şiddetle bastırdığı ‘Kanlı Pazar’ın yıl dönümüydü.

Bölgelerarası Komite üyeleri, bütün Marksist Sosyal Demokratları toplayarak, savaşa, otokrasiye ve işçileri, savaşı desteklemek üzere vatansever bir çabaya sürükleyen liberal girişimlere karşı birleşik sosyalist cepheyi ortaya çıkarmak üzere Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi’nin gruplarının bir araya gelmesini istiyorlardı. 1917 yılında Mejrayonka, Bolşevik akım ile birleşti. Okumaya devam et “1917 Rusya Devrimi Bildirileri-2: ‘Halkın gazabının günü yakındır’ (Gerçeğin Günlüğü)”

Machiavelli’den Sultanlara: Osmanlı İmparatorluğu bağlamında iktidar ağları – Demetrios Stamatopoulos

Demetrios Stamatopoulos – Makedonya Üniversitesi

Kaynak

Kolokotronis_und_seine_Soldaten

Sosyal ağlar konsepti birkaç on yıldır özellikle kullanışlı bir teorik ve metodolojik araç teşkil etmiş durumda, özellikle de tarihe sosyolojik yaklaşımlarda. Bu makale, özel olarak Osmanlı İmparatorluğu olmak üzere bir imparatorluğun çerçevesi içindeki iktidar ağları olarak adlandıracağım şeyin işlevselliğini ayırt etmeye çalışıyor. Ancak temel amacım, uluslararası çalışmalarda hem açıktan hem de örtülü olarak yürütülen iki paralel tartışmanın nasıl bir araya getirilebileceğini önermek; yani, önceki imparatorluklara ilişkin tartışmaların, epeyce yüksek sayıda ferasetli gözlemcinin “imparatorluk” olarak karakterize ettiği çağdaş bir fenomenin anlaşılması veya yorumlanması için ne kadar kullanışlı olduğunu.1

Ağların sosyal teorinin (ana olarak yapı-özne ilişkilerine dair sosyal teorinin) geleneksel sorunlarının çözümü için köşe taşı olabileceği sonucuna varmadan önce, konseptin kökenlerine bakmak gerekli. Öncelikle, ağlar konsepti politika ve bilim dünyaları arasına gerili bir ip üzerindedir ve sonuç olarak avantajlarını hükümsüz kılabilen belirli bir anlamsal içeriğe sahiptir. Bilimsel kökenlerinin izi, Harvard araştırmacılarının 1930’larda ve Manchester Okulu’nun sosyal antropologlarının ise savaş sonrası dönemde ayrıntılandırdıkları şekliyle yapısal-işlevsel yaklaşım kadar, psikolojideki Gestalt geleneğinin temsilcileri tarafından sosyometrik analizin geliştirilmesine kadar sürülebilir.2 Her halükarda, konseptin kabulü, ABD’de enformatik ve iletişim çalışmalarının çiçeklenmesi ve özellikle Palo Alto’da, birinci dereceden sibernetik okulunun gelişmesi ile bağlantılı olmuştur.3 Okumaya devam et “Machiavelli’den Sultanlara: Osmanlı İmparatorluğu bağlamında iktidar ağları – Demetrios Stamatopoulos”

Osmanlı İmparatorluğu’nun Hıristiyan Ortodoks Ruhban Sınıfı Arasında Varsıllık ve Yoksulluk (18. yy.) – Dimitris Stamatopoulos

14577816650_b243ef36f1

İSA’NIN YOKSUL ADAMLARI VE ONLARIN LİDERLERİ: OSMANLI İMPARATORLUĞU’NUN HIRİSTİYAN ORTODOKS RUHBAN SINIFI ARASINDA VARSILLIK VE YOKSULLUK (ON SEKİZİNCİ YÜZYIL)

Dimitris Stamatopoulos

Kaynak

Ekümenik Patrikhane’nin finansal dünyasını, on dokuzuncu yüzyıldan yirminci yüzyıla geçerken Büyük Kilise’nin belki de en büyük entelektüeli olan Manuel Gedeon’un ilginç bir anekdotu çok iyi anlatmaktadır. Anadolu taşrasında makamının giderlerini yanlış hesap eden bir piskopos, nostalji içinde eskiyi, piskopos olmadan önce bir deve sahibi olarak geçirdiği daha müreffeh günlerini hatırlamaktadır. Piskopos olmak—daha önce papaz olarak atanmıştır—için, develerinden 12’sini satmak ve gelirini Patriğe vermek zorunda kalmıştır. Ona bu seçimi yaptıran hatayı hatırlayarak, sık sık “on iki deve sattım” cümlesini tekrarlamaktadır. Bir keresinde, Büyük Perhiz sırasında bir Cuma günü, Akathist İlahisi’ni söylerken, yedinci kasidenin dördüncü troparion’u olan “Ey Tanrı-doğuran, sana hizmet edenlerin isimlerini yaşam kitabına yazması için O’na yalvar,” diyeceğine, “on iketeve” yerine “on iki deve” diyerek “Ey Tanrı-doğuran, sana hizmet edenlerin isimlerini yaşam kitabına yazması için on iki deve,” der. Piskopos olmak için ödediği bedel, gerçekten de yüksek olmuştur.

Anadolulu deve sahibi piskopos vakası, piskopos kariyerinin sunduğu varsıllaşma beklentisi ile gerçeklik arasındaki çatışmanın iyi bir örneğidir, özellikle de Anadolu gibi cemaati az olan (kalabalık olmayan) taşra illerinde. Geçim zorluğuna ilişkin benzer deneyimler, Balkan milliyetçiliği tarihindeki başka bir tanınmış piskopos olan, Vratsa Piskoposu Sophronious tarafından da kaydedilmiştir. Ancak onun kötü mali durumu büyük ölçüde Osmanlı İmparatorluğu’nun onun Piskoposluk bölgesinin sınırında art arda girdiği savaşlarla bağlantılıdır.2 Okumaya devam et “Osmanlı İmparatorluğu’nun Hıristiyan Ortodoks Ruhban Sınıfı Arasında Varsıllık ve Yoksulluk (18. yy.) – Dimitris Stamatopoulos”

‘Nazilik’ ile suçlanacak olan varsa Almanya değil Erdoğan’ın Türkiye’si – Robert Fisk

merkel-den-erdogan-in-nazi-soylemleri-ne-cevap-261257-5

Özgür Politika

independent.co.uk

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Angela Merkel’in Almanya’sını Nazilere benzetmesi son derece yakışıksız. Berlin’in Türk politikacıların gösterilerini yasaklaması sonrasında Almanya’da “Nazi uygulamaları” olduğunu söylemişti Erdoğan. Kendisi bunu sürekli yapıyor. Mesele sırf, İkinci Dünya Savaşı sırasında Avrupa’nın Yahudilerini imhası için Almanya’nın her gün nedamet getirmesi değil. Merkel’in Ortadoğu’dan mültecilerin ülkesine girişine izin veren sıra dışı ve insancıl, üstelik kendisine siyaseten kaybettiren kararının Hitler’in suçları için en samimi pişmanlık göstergesi olması da değil. Yakışıksızlık, Erdoğan’ın kendi ulusunun İkinci Dünya Savaşı sırasında ne yapıp edip tarafsız kalmayı başarmış olmasında. Okumaya devam et “‘Nazilik’ ile suçlanacak olan varsa Almanya değil Erdoğan’ın Türkiye’si – Robert Fisk”

Kadının kadına zalimliği – Liberation Collective

sisterhood

liberationcollective.wordpress.com

“Feminist kadınlar olarak, kız kardeşliğe mecbur olduğumuzu biliyor, bu yüzden onu el üstünde tutuyorduk, yokluğunda bile. Onu çaba göstererek değil, sırf lafzı ile var etmek istiyorduk.” Phyllis Chesler, ‘Woman’s Inhumanity to Woman’ (Kadının Kadına Zalimliği) (2002/2009)

Kadınlar arasındaki ‘yatay düşmanlık’ üzerine yazılmış feminist yazılar, onu önemsizleştirmenin, ‘etrafından dolanmanın’ veya ona birbirimizle olan ilişkilerimizde feminist topluluk etiğinin yeni temellerini yaratarak çare bulmanın çeşitli yollarını ifade etmeye eğilimlidir genelde. Düşmanlığın var olduğu hep kabul edilse de, bunlar aynı zamanda az ya da çok ütopyacı “çözümler” önererek sorunu “aman işimize bakalım” şeklinde öteleme konusunda güçlü bir arzuyu da yansıtıyorlar. Bu yüzden kadın dostluğunun ve feminist etiğin nasıl olması GEREKTİĞİ üzerine, “lazım”la dolu epeyce kitabımız var. Okumaya devam et “Kadının kadına zalimliği – Liberation Collective”