Jacobin’e not: Ekomodernizm ekososyalizm değildir – Ian Angus

 

Jacobin, sol cilalı bir ekomodernizmin sözcülüğüne mi soyunuyor? Umarım değildir ama emareler iyi değil.

Ian Angus, jeomühendislik, nükleer enerji, karbon depolaması ve diğer teknolojik düzeltmeleri iklim değişimine çözüm olarak sunan sol dergiye karşı çıkıyor.

“‘Bilim ve teknoloji uzun vadede tüm sorunlarımızı çözebilir’ demek büyüye inanmaktan daha beter.” — István Mészáros

Jacobin-summer-2017Bu yaz sol dergi Jacobin iklim değişikliği üzerine özel bir sayı yayınladı. Başyazı “ileriye doğru giderken nasıl harekete geçeceğimiz ve örgütleneceğimizin merkezinde yer almalı. Bundan böyle her sayımız bir iklim sayısı” diyor.

Harika haber! Kendisini “Amerikan solunun siyaset, ekonomi ve kültürde sosyalist bakış açıları sunan öncü sesi” olarak tanımlayan bir derginin kapitalizmin dünyanın yaşam destek sistemlerine ölümcül saldırısına karşı mücadelede de öncü olması gerekir. Continue reading “Jacobin’e not: Ekomodernizm ekososyalizm değildir – Ian Angus”

Reklamlar

Kapitalizmin içinde, kapitalizme karşı – Alyssa Battistoni

Jacobin dergisi yeni sayısında iklim değişikliğini ele alıyor ve iklim değişikliğinin birkaç yılda bir üzerine konuşup unutulacak bir mesele olmadığı bilinciyle bundan sonra her sayımız bir iklim sayısı diyor.

Screen Shot 2017-09-28 at 19.27.10

İklim değişikliği kitle siyasetine uygun değilmiş gibi görünebilir. Karmaşık ve anlaşılması zor bir mesele. Sebepleri gündelik yaşamın o kadar içinde ki, felaket gelip vurana dek görülmesi zor oluyor. Gezegenin tümünü etkiliyor: dünyanın bir ucunda verilen kararlar, öteki uçta yaşayanların hayatlarını mahvediyor. Sorunu çözmekle görevli kurumları ise zengin ve büyük şirketler ile sorundan esas sorumlu olanlar yönetiyor. Tıpkı kapitalizmin kendisi gibi.

İklim değişikliğinin siyasi gündemde olduğu süre boyunca neoliberalizm yükselişteydi. Bu da bugün elitler arasındaki tartışmanın soruna yönelik sözde çözümlerle dolu olması anlamına geliyor: bireylere, tüketimlerinin sorumluluğunu almalarına yönelik suçluluk duygusuna hitap eden çağrılar; özel şirketlere aktarılan kamu fonlarıyla geliştirilen ve patenti şirkette kalan yeşil teknolojiler; yıkmaları gereken sanayiler tarafından tasarlanmış market mekanizmaları; gelgitleri fazla hırgür çıkarmadan geçiştirme amaçlı idari kararnameler. Bu esnada da kemer sıkma tedbirleri kamusal mal ve hizmetleri tam da genişletilmeleri gereken zamanda daraltıyor ve milliyetçi hareketler, ötesine uzanmamız gereken sınırları kapatıyorlar. Continue reading “Kapitalizmin içinde, kapitalizme karşı – Alyssa Battistoni”

Katalanlar yalnız değil. Dünyanın dört bir yanında kendi kendilerini yönetmek isteyen halklar var – Neal Ascherson

Yeni Özgür Politika

Bu işin sonu Katalunya için kötü bitebilir. Kendi fikri bitmiş görünen Madrid’deki İspanyol hükümeti, tavsiye almak için atalarının Kastilya ruhuna dönmüş gibi. Kastilyalı atalar ise şöyle diyor: “Zırhlarınızı kuşanın, baltalı kargılarınızı keskinleştirin ve bu sonradan görmelere Krallığımızda efendi kimmiş gösterin.” Önü alınamazsa, günden güne ilerleyen gelişmeler, General Jaruzelski’nin 1981’de Polonya’da yaptığına doğru gidiyor: Ramblas’da (Barselona’nın en merkezi caddesi) tanklar, medyanın sansürlenmesi, 10.000 “ayrılıkçının” hapse atılması. Ve neredeyse kaçınılmaz olarak da, bir miktar “şehit” kanı. Yani bir Avrupa trajedisi.

SPAIN-CATALONIA-POLITICS-JUSTICE-DEMONSTRATION

Madrid’deki merkezi hükümet ve Katalunya özerk yönetimi kafa kafaya çarpışma yolunda: Katalanlar referandumun yapılacağını söylüyor, Madrid ise yaptırtmamakta kararlı Continue reading “Katalanlar yalnız değil. Dünyanın dört bir yanında kendi kendilerini yönetmek isteyen halklar var – Neal Ascherson”

Ağır çekim kıyamet: Dünyanızın sonu böyle gelebilir – Peter Brannen

Ends of the World kitabından alınan bu parçada Peter Brannen, büyük soy tükenişi olaylarını (birden çok canlı türünün soyunun aynı zaman aralığı içinde tükenmesi) ve sıcaklık artışlarının dünya nüfusunun tümü için yol açtığı felaketleri ele alıyor

4096.jpg

California’daki Yosemite Ulusal Parkı yakınında 2014 yılında yaşanan El Portal orman yangını. Bilim insanları küresel ısınmanın gelecekte bunun gibi daha çok orman yangınına sebep olacağı konusunda uyarıyorlar. Fotoğraf: Stuart Palley/EPA

Dünyanın kontrolden çıktığına dair karanlık hissi birçoğumuz paylaşıyoruz. Orman yangınları, 1000 yılda bir görülür şiddette fırtınalar ve ölümcül sıcak hava dalgaları, akşam haberlerinin rutini haline geldi ve tüm bunlar, sanayileşme öncesindekinden 1 derecenin altında bir sıcaklık artışı sonucunda yaşandı. Ama işlerin korkutucu hale gelmesi bundan sonra başlıyor. Continue reading “Ağır çekim kıyamet: Dünyanızın sonu böyle gelebilir – Peter Brannen”

G. M. Tamás: İnsanlığın devamı, kapitalizm karşısında dengeleyici bir gücün ortaya çıkmasına bağlı

Miklos-Tamas-Gaspar-Press-SZO

Jaroslav Fiala, G. M. Tamás ile kapitalizmin vahşiliğini, Orbán Macaristan’ını ve Avrupa sisteminin başarısızlığını konuştu.

Jaroslav Fiala: Avrupa tehlikeli bir dönemden geçiyor: Avro bölgesinde kriz, terör saldırıları, aşırı sağın yükselişi vb… Liberal demokrasi tehlikede mi?

G. M. Tamás: Kimse liberal demokrasinin kimilerini özgürleştirip bazı kulluk türlerini ortadan kaldırdığını inkâr edemez. Ama mevcut sistem artık bir dizi çelişki ve çıkmaz içinde. Liberal demokrasi çok ciddi bir kriz yaşıyor ve bu, sosyalizmin “ölümüyle” de aynı döneme denk geldi. Liberal demokrasinin gerekli koşulu, işçi hareketinin mevcudiyeti idi. Sosyal demokrasinin, iç barış ve istikrar karşılığında bazı devrimci taleplerinden vazgeçip burjuva devletinin bir parçası olduğu bir uzlaşmanın sonucuydu liberal demokrasi. Bu uzlaşmada alt sınıflar temsil ediliyordu. Proletaryası için ayrıcalıkları, sendikaları, sosyal demokrat ve komünist partileri ile Batılı refah devletleri içindeki sınıflar arası iç denge ve reforme edilmiş ve sınırlandırılmış kapitalizm ile Sovyet bloğu arasındaki uluslararası denge, 1945 ile 1989 arasında bugün bizim “liberal demokrasi” dediğimiz şeye yol açmıştı. Batı Avrupa’daki çalışma yasaları ve cinsiyet eşitliği ve aile hukuku ile ilgili yasalar, 1920’lerden itibaren Sovyet ve sosyalist yasal çerçeveyi izledi. Son hukuk tarihi araştırmaları bunu gösteriyor. Continue reading “G. M. Tamás: İnsanlığın devamı, kapitalizm karşısında dengeleyici bir gücün ortaya çıkmasına bağlı”

Suriye gerçekten bir ‘iklim savaşı’ mı? – Lina Eklund

03DROUGHT-master1050

Kuraklık, göç ve çatışma arasındaki bağlantı

Suriye iç savaşı altı yıldan uzun süredir devam ediyor ve bunu iklim değişikliği ile ilişkilendiren şu hikâyeyi (ABD eski başkan adaylarından Al Gore’un da dillendirdiği bir iddia) okudunuz belki: küresel ısınmanın da şiddetlendirdiği yoğun kuraklık, ülke içinde kırsal bölgelerden kentlere “kitlesel göçe” sebep oldu, bu da sonrasında iç çatışmaya dönüşecek olan 2011 ayaklanmasına katkıda bulundu.

Bu anlatı, kuraklık, göç ve çatışma arasında bir ilişki olduğunu varsayıyor ama bağlantı o kadar da net/kesin değil. İklime fazla vurgu yapınca, siyasi ve sosyoekonomik faktörlerin bir topluluğun çevresel gerilimden zarar görebilirliğini belirlemedeki rolünün gözden kaçırıldığı kaygısını taşıyoruz. Çatışma kuraklık olduğunda kaçınılmaz değil. Continue reading “Suriye gerçekten bir ‘iklim savaşı’ mı? – Lina Eklund”

Katalan bağımsızlık referandumu – Conn Hallinan

b1052

Kemer sıkma yaygın sefalete neden olurken, solcu Podemos çıkış yaparak İspanya parlamentosunun üçüncü büyük partisi haline geldi ve şu anda İspanyol Sosyalist İşçi Partisi ile başa baş gidiyor. Madrid, Valencia ve Barselona dahil İspanya’nın büyük şehirlerinden birçoğunu Podemos ile ittifak yapmış belediye başkanları yönetiyor.

Katalanlar 1 Ekim’de sandığa gittiğinde, İspanya’nın sabırsız özerk bölgesinin bağımsızlığından fazlası söz konusu olacak. Seçim birçok bakımdan İspanya’nın geleceğine ayna tutacak bir deneme tahtası ve kuzey ve güney, doğu ve batı olarak bölünmüş Avrupa Birliği’nin uzun süre dayanıp dayanamayacağının da sınavı olacak.

Referandum, arkasındaki ihtilafların Katalunya’nın İspanyol Veraset Savaşı’nda (1701-1714) bağımsızlığını yitirmesine kadar giden geçmişi ile çok İspanyol bir mesele. Ama Katalanlar birleşik Fransız ve İspanyol orduları Barselona’yı aldığında siyasi özgürlüklerinden daha fazlasını kaybettiler, özellikle de 1939’dan 1975’e kadar süren uzun ve acımasız Francisco Franco diktatörlüğü sırasında dil ve kültürlerinden çok fazla şey yitirdiler. Continue reading “Katalan bağımsızlık referandumu – Conn Hallinan”

Nazizm sömürgeciliğin Avrupa’ya uygulanışıydı: Mazower’in “Hitler’s Empire” (Hitler’in İmparatorluğu) kitabı – Branko Milanovic

imagesIrksal hiyerarşiler oluşturmak, soyarıtımına inanmak, “aşağı ırkların” ölümüne kayıtsız olmak, zorla çalıştırmaya dayalı bir sistem kurmak, üretim kotalarını doldurmayan insanları kurşuna dizmek veya uzuvlarını kesmek çok da yeni şeyler değildi. Nazizm, klasik Avrupa sömürgeciliğinin Avrupa’ya uygulanışıydı.

Mark Mazower’in “Hitler’s Empire: How the Nazis ruled Europe” (Hitler’in İmparatorluğu: Naziler Avrupa’ya nasıl hükmetti) kitabı, konusuna hâkim bir çalışma.

Tatilde okudum ve tatilinizi berbat etmek istemiyorsanız sahile yanınızda götürmenizi önermem. Ama böyle bir şey yaparsanız, kitabı bir daha elinizden bırakamazsınız ve sanırım bu sadece tatille de sınırlı kalmaz. Continue reading “Nazizm sömürgeciliğin Avrupa’ya uygulanışıydı: Mazower’in “Hitler’s Empire” (Hitler’in İmparatorluğu) kitabı – Branko Milanovic”

Uyuşturucuyla gerçekten mücadele etmek mi istiyorsunuz? O zaman kadınlara kulak verin – Kasia Malinowska

Screen Shot 2017-08-25 at 20.56.46

Sağlıklı olmak nasıl hasta olmamaktan daha fazlası ise ya da barış savaşmamaktan fazlası demekse, uyuşturucuyla mücadele de sırf cezalandırmaya dayalı yaklaşımlardan fazlasını içermeli. Bireyleri ve toplumu güçlendiren kapsamlı yaklaşımlar benimsenmeli. Kadınların ihtiyaçlarını dikkate almak, kadınların sağlık ve insan haklarını etkili politikalarla desteklemeyi gerektiriyor. Uyuşturucu cezalarının ve politikalarının kadınlar üzerinde çok başka sonuçlar yaratacağını bilmek zorundayız. Uyuşturucu ticaretinde şiddet içermeyen çok küçük roller almak hapse atılmalarına sebep olmamalı. Gebe ve çocuk sahibi kadınlar konusunda çok daha özenli karar verilmeli.

Catalina uyuşturucu suçundan Kolombiya’da hapis yatmış. Koka hamuru bulundurmaktan – ekonomik olarak kendisini ve iki küçük çocuğunu birkaç hafta geçindirmeye ancak yetecek miktarda olmasına rağmen – tutuklanmıştı. Cezaevindeyken çocuklarının nerede olduğunu, ne durumda olduklarını veya ne zaman çıkacağını hiç bilmiyormuş.

Tacikistan’da ise Anya bir süre önce HIV pozitif olduğunu öğrenmiş. Üç yıldır uyuşturucu enjekte eden bir kullanıcı olduğunu; çoğu zaman uyuşturucuyu kendisini fiziksel ve duygusal olarak istismar eden partneriyle birlikte kullandığını söylüyor. Partneri, şırıngayı önce kendisi kullandıktan sonra veriyormuş ona. HIV’yi de böyle kaptığını düşünüyor. Continue reading “Uyuşturucuyla gerçekten mücadele etmek mi istiyorsunuz? O zaman kadınlara kulak verin – Kasia Malinowska”

Şehri baştan keşfederek devleti aşmak – Yavor Tarinski

IMG_1971

Thatcher ve Reagan’ın retoriği açısından ciddi anlamda değişen bir şey yok (birkaç büyük teşebbüsün resmi mülkiyetinin el değiştirmesi devletle olan bağlarını illa ki değiştirmiyor), büyük firmaların bürokratik yapısı aynı kaldı [ve] milli üretimin yarıdan fazlası bir şekilde kamu sektöründen (devlet, yerel yönetim organizasyonları, sosyal güvenlik) geçiyor; … nihai milli harcamaya giren mal ve hizmetlerin fiyatının yarısı ila üçte ikisi şu ya da bu şekilde sabitleniyor, regüle ediliyor, kontrol ediliyor veya devlet politikalarının etkisiyle belirleniyor ve bu geri çevrilebilir bir durum değil (Thatcher ve Reagan’ın on yılı bu konuda hiçbir kaydadeğer değişiklik getirmedi).[1]
Cornelius Castoriadis

Otoriter Küreselleşme ve Devlet

Küresel neoliberal sistem bir süredir, özellikle de 2008’deki küresel mali krizin ardından, bazı açılardan, istikrara kavuşması ve sağlamlaşması adına açıkça antidemokratik ve özünde otoriter formlar alan bir şekilde yönetilmekte. Continue reading “Şehri baştan keşfederek devleti aşmak – Yavor Tarinski”