İtalya’nın bugüne kadar yerel seviyede kalmış aşırı sağı artık siyasetin ana unsurlarından biri – RACHEL DONADIO

lead_960

Roma’da sol grup ve partilerin İtalya’da aşırı sağın bariz yükselişini protesto amacıyla antifaşist bir gösteri düzenlediği aynı gün, Milan katedrali önündeki meydan İtalya’nın Kuzey Ligi [Lega Nord, bundan sonra “Lig”] partisinin lideri Matteo Salvini’nin enerjik destekçileriyle doluydu. Parti en çok yabancı düşmanlığı ve avrodan çıkma fikri ile flört etmesiyle biliniyor ve lideri Salvini, [geçtiğimiz] Pazar günü yapılacak İtalya ulusal seçimlerinde İtalya sağının lideri olmak için yorulmak bilmez şekilde kampanya yapıyor. Continue reading “İtalya’nın bugüne kadar yerel seviyede kalmış aşırı sağı artık siyasetin ana unsurlarından biri – RACHEL DONADIO”

Reklamlar

Hayali Ortaklıklar: Osmanlı Bir Arada Varoluş “Geleneği”nin İcadı – Naumovič ve Hayden

Screen Shot 2018-02-20 at 16.56.41

Ulus devletlerin yükselişi öncesinde Balkanların ortak mirasının barışçıl bir arada varoluş olduğu fikri, yapılan güçlü eleştirilere rağmen literatürün büyük kısmına hâkim olagelmiş, bölgeye atfedilen içsel şiddete dair Oryantalist varsayımların ters yüz edilmiş bir hali.

American Anthropologist, Cilt 115, Sayı 2, Haziran 2013. Sergi inceleme yazısı

Cross-Media Project: A Balkan Tale [Çapraz-Medya Projesi: Bir Balkan Masalı]. Christina Koulouri, ekip lideri. Goethe Institute, 2012. Fotoğraf sergisi ve kataloğu ile belgesel film The Silent Balkans: A Hundred Years since the Balkan Wars [Sessiz Balkanlar: Balkan Savaşlarının Yüz Yıl Ardından] (Andreas Apostolidis, dir.). Continue reading “Hayali Ortaklıklar: Osmanlı Bir Arada Varoluş “Geleneği”nin İcadı – Naumovič ve Hayden”

Avusturya seçimleri: Huzurlarınızda “AB yanlısı” aşırı sağ – Mehreen Khan

645x344-austrias-new-coalition-government-rules-out-eu-referendum-1513444096614

AB’nin sessizce aşırı sağa kayışını, başka hiçbir ülke Avusturya kadar özlü biçimde örnekleyemez

2000’de, neo-Nazi gruplarla tarihsel bağları olan aşırıcı sağcı Özgürlük Partisi (FPÖ), küçük koalisyon ortağı olarak Avusturya hükümetine girmişti. Brüksel, bu duruma, daha önce benzeri görülmedik bir yanıt vermişti. Viyana, o zamanki ateşli AB karşıtı ve yabancı düşmanı başkan Jörg Haider’in politikalarını protesto etmek amacıyla ülkeyi 12 ay boyunca diplomatik karantinaya alan sembolik bir AB yaptırımına maruz kalmıştı.

Zamanın Belçika dışişleri bakanı ve şu anki başbakan Charles Michel’in babası olan Louis Michel, “Ne pahasına olursa olsun Avusturya’yı AB içinde tutmamız gerektiğini söylemek fazla basitleştirici. Avusturya’sız bir Avrupa pekâlâ mümkün,” demişti.

FPÖ şimdi yeniden hükümette. Yeni lideri Heinz-Christian Strache, 31 yaşındaki başbakan Sebastian Kurz’un muhafazakar partisi ile yapılan ittifakta başbakan yardımcısı oluyor ve FPÖ üç kilit bakanlığı alıyor: içişleri, dışişleri ve savunma. Continue reading “Avusturya seçimleri: Huzurlarınızda “AB yanlısı” aşırı sağ – Mehreen Khan”

Kemer sıkma çağında kent hakkı – Theodoros Karyotis

theo-1-1920x700

Yunanistan ve “kriz”den bahsedilirken “Yunan istisnailiği” tuzağına düşmek oldukça kolay. Bu bakış, “Yunan krizi”ni oluşturan koşulların dünyanın pek çok yerinde yaygın olduğunu, sermayenin kapitalist merkezde bile dışlama ve mülksüzleştirme politikalarına doğru kayması dolayısıyla bu direnişin yalnızca Güneyli halkların ayrıcalığı olmayıp yakında Kuzey’de bile makul tek yanıt haline geleceğini görmekten alıkoyar bizi.

Yunanistan’da kemer sıkma politikalarına karşı direniş, gündelik hayatın kolektif özbelirlenimi olarak tasavvur edilen bir kent hakkı mücadeleleri mozaiğinden oluşmakta. Continue reading “Kemer sıkma çağında kent hakkı – Theodoros Karyotis”

İspanyol demokrasisi vs. Katalan bağımsızlık referandumu – Carlos Delclós

03delclos-master768.jpgKatalunya’da İspanya’dan bağımsızlığın oylanacağı yasaklanmış referandumdan yansıyan şiddet görüntüleri uzun süre akıllarda kalacak. İspanyol Başbakan Mariano Rajoy’un bırakacağı miras, artık polislerin seçim sandıklarına el koyduğu, seçmenlere karşı göz yaşartıcı gaz kullandığı ve yaşlı kadınları coplarla dövdüğü fotoğraf ve videoları içeriyor.

Bu baskıya rağmen Pazar günü Katalunya’daki seçmenlerin yüzde 90’ı – iki milyondan fazla insan – İspanya’dan ayrılma yönünde oy kullandı. Başbakan Rajoy krizi yatıştırmak yerine bağımsızlık hareketinin kararlılığını güçlendirdi ve ülkeyi daha da kutuplaştırdı. Continue reading “İspanyol demokrasisi vs. Katalan bağımsızlık referandumu – Carlos Delclós”

Katalan referandumuna sokaktan üç (anarşist) perspektif

header

1 Ekim Pazar günü Katalan hükümeti, İspanyol hükümetinin tüm karşı çıkışlarına rağmen Katalunya’nın İspanya’dan bağımsızlığı üzerine bir referandum düzenledi. Katalan seçmenlerle İspanyol polisi arasında Katalunya’nın dört bir yanında çatışmalar yaşandı. Ufukta rakip siyasetçiler ve belki de rakip devletler arasında bir hesaplaşma belirirken, 3 Ekim için bir genel grev çağrısı yapıldı. Bu durum karmaşık zorluklar içeriyor: Anarşistler, milliyetçiliği, demokrasiyi veya yeni bir Katalan devletini ve onun polisini meşrulaştırmadan, polis saldırısına karşı Katalan bağımsızlık yanlıları ile nasıl dayanışma gösterebilir? Katalunya’daki birçok anarşistle görüştük ve Katalan anarşistlerinin bu meselelere nasıl yaklaştığını göstermek için aşağıdaki üç röportajı tercüme ettik. (CrimethInc. Ex-Workers Collective) Continue reading “Katalan referandumuna sokaktan üç (anarşist) perspektif”

Katalanlar yalnız değil. Dünyanın dört bir yanında kendi kendilerini yönetmek isteyen halklar var – Neal Ascherson

Yeni Özgür Politika

Bu işin sonu Katalunya için kötü bitebilir. Kendi fikri bitmiş görünen Madrid’deki İspanyol hükümeti, tavsiye almak için atalarının Kastilya ruhuna dönmüş gibi. Kastilyalı atalar ise şöyle diyor: “Zırhlarınızı kuşanın, baltalı kargılarınızı keskinleştirin ve bu sonradan görmelere Krallığımızda efendi kimmiş gösterin.” Önü alınamazsa, günden güne ilerleyen gelişmeler, General Jaruzelski’nin 1981’de Polonya’da yaptığına doğru gidiyor: Ramblas’da (Barselona’nın en merkezi caddesi) tanklar, medyanın sansürlenmesi, 10.000 “ayrılıkçının” hapse atılması. Ve neredeyse kaçınılmaz olarak da, bir miktar “şehit” kanı. Yani bir Avrupa trajedisi.

SPAIN-CATALONIA-POLITICS-JUSTICE-DEMONSTRATION

Madrid’deki merkezi hükümet ve Katalunya özerk yönetimi kafa kafaya çarpışma yolunda: Katalanlar referandumun yapılacağını söylüyor, Madrid ise yaptırtmamakta kararlı Continue reading “Katalanlar yalnız değil. Dünyanın dört bir yanında kendi kendilerini yönetmek isteyen halklar var – Neal Ascherson”

G. M. Tamás: İnsanlığın devamı, kapitalizm karşısında dengeleyici bir gücün ortaya çıkmasına bağlı

Miklos-Tamas-Gaspar-Press-SZO

Jaroslav Fiala, G. M. Tamás ile kapitalizmin vahşiliğini, Orbán Macaristan’ını ve Avrupa sisteminin başarısızlığını konuştu.

Jaroslav Fiala: Avrupa tehlikeli bir dönemden geçiyor: Avro bölgesinde kriz, terör saldırıları, aşırı sağın yükselişi vb… Liberal demokrasi tehlikede mi?

G. M. Tamás: Kimse liberal demokrasinin kimilerini özgürleştirip bazı kulluk türlerini ortadan kaldırdığını inkâr edemez. Ama mevcut sistem artık bir dizi çelişki ve çıkmaz içinde. Liberal demokrasi çok ciddi bir kriz yaşıyor ve bu, sosyalizmin “ölümüyle” de aynı döneme denk geldi. Liberal demokrasinin gerekli koşulu, işçi hareketinin mevcudiyeti idi. Sosyal demokrasinin, iç barış ve istikrar karşılığında bazı devrimci taleplerinden vazgeçip burjuva devletinin bir parçası olduğu bir uzlaşmanın sonucuydu liberal demokrasi. Bu uzlaşmada alt sınıflar temsil ediliyordu. Proletaryası için ayrıcalıkları, sendikaları, sosyal demokrat ve komünist partileri ile Batılı refah devletleri içindeki sınıflar arası iç denge ve reforme edilmiş ve sınırlandırılmış kapitalizm ile Sovyet bloğu arasındaki uluslararası denge, 1945 ile 1989 arasında bugün bizim “liberal demokrasi” dediğimiz şeye yol açmıştı. Batı Avrupa’daki çalışma yasaları ve cinsiyet eşitliği ve aile hukuku ile ilgili yasalar, 1920’lerden itibaren Sovyet ve sosyalist yasal çerçeveyi izledi. Son hukuk tarihi araştırmaları bunu gösteriyor. Continue reading “G. M. Tamás: İnsanlığın devamı, kapitalizm karşısında dengeleyici bir gücün ortaya çıkmasına bağlı”

Katalan bağımsızlık referandumu – Conn Hallinan

b1052

Kemer sıkma yaygın sefalete neden olurken, solcu Podemos çıkış yaparak İspanya parlamentosunun üçüncü büyük partisi haline geldi ve şu anda İspanyol Sosyalist İşçi Partisi ile başa baş gidiyor. Madrid, Valencia ve Barselona dahil İspanya’nın büyük şehirlerinden birçoğunu Podemos ile ittifak yapmış belediye başkanları yönetiyor.

Katalanlar 1 Ekim’de sandığa gittiğinde, İspanya’nın sabırsız özerk bölgesinin bağımsızlığından fazlası söz konusu olacak. Seçim birçok bakımdan İspanya’nın geleceğine ayna tutacak bir deneme tahtası ve kuzey ve güney, doğu ve batı olarak bölünmüş Avrupa Birliği’nin uzun süre dayanıp dayanamayacağının da sınavı olacak.

Referandum, arkasındaki ihtilafların Katalunya’nın İspanyol Veraset Savaşı’nda (1701-1714) bağımsızlığını yitirmesine kadar giden geçmişi ile çok İspanyol bir mesele. Ama Katalanlar birleşik Fransız ve İspanyol orduları Barselona’yı aldığında siyasi özgürlüklerinden daha fazlasını kaybettiler, özellikle de 1939’dan 1975’e kadar süren uzun ve acımasız Francisco Franco diktatörlüğü sırasında dil ve kültürlerinden çok fazla şey yitirdiler. Continue reading “Katalan bağımsızlık referandumu – Conn Hallinan”

Liberallere inanmayın, Le Pen ile Macron arasında “seçim” yapmış olmuyorsunuz – Slavoj Zizek

macron-lepenAssange karşıtı, Hillary yanlısı liberal solun Birleşik Krallık’taki sesi The Guardian gazetesinde çıkan bir yorum yazısının başlığı şöyle idi: “Le Pen, Yahudi Soykırımı konusunda revizyonist bir aşırı sağcı. Macron değil. Aralarında bir seçim yapmak çok mu zor?”

Tahmin edilebilir bir şekilde, metnin kendisi şöyle başlıyor: “Bir yatırım bankacısı olmak Yahudi Soykırımı revizyonisti olmakla aynı şey mi? Neoliberalizm neofaşizmle eşit mi?” ve dalga geçercesine, ikinci turda Macron’a oy vermek için “koşullu” sol desteğe bile karşı: “Şimdi bile Macron’a oy veririm – SEVE SEVE.”

En kötüsünden liberal şantaj bu: Macron koşulsuz desteklenmeli; önemli olan neoliberal bir merkez politikacı olması değil, Le Pen’e karşı olması. Bildiğimiz o eski “Trump’a karşı Hillary” hikayesi: faşist tehditle yüz yüze iken Hillary’nin peşinde toplanmalıyız (ve onun ekibinin Sanders’ı gaddarca nasıl kenara ittiğini ve dolayısıyla seçim mağlubiyetine katkı sağladığını unutmalıyız). Continue reading “Liberallere inanmayın, Le Pen ile Macron arasında “seçim” yapmış olmuyorsunuz – Slavoj Zizek”