Amerika’nın Türkiye’yle ittifakı bir mit üzerine kurulu – Bethany Allen-Ebrahimian

1053673852

Washington ve Ankara’nın sorunlu ilişkilerini Türkiye’nin haşin cumhurbaşkanına bağlamak hata olur. Aslında ABD ve Türkiye, Sovyetler Birliği’nin dağıldığı 1991 Noel’inden bu yana, zıtlaşmaya doğru gidiyordu.

Bu hafta Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan kötü olan ABD-Türkiye ilişkilerini daha beter hale sürükledi. Salı günü, Türkiye’deki ABD misyonlarına “casuslar” sızdığını iddia ederek Türkiye’nin Ankara’daki ABD elçisi John Bass’ı ABD’nin meşru temsilcisi görmediğini söyledi. Continue reading “Amerika’nın Türkiye’yle ittifakı bir mit üzerine kurulu – Bethany Allen-Ebrahimian”

Reklamlar

IŞİD yok edildikten sonra ABD Suriye Kürtlerini terk edecek mi? – Joshua Landis, Faysal Itani, Steven Simon

Screen Shot 2017-10-03 at 13.52.36

ABD’nin gelecekte ne yapacağını bilmiyorum ama Kobane’ye Türkiye’yi hiçe sayarak ve Kürtleri desteklemek için atladığımızdan bu yana, bölgede geri adım atılması çok zor olacak yeni bir stratejik konum inşa ettiğimize inanıyorum. Bir mantığı var. Türkiye bu mantığı net şekilde görüyor ve kalıcı olduğu üzerinden plan yapıyor, bu da ABD’ye karşı Rusya ve İran’a yaklaşmasına neden oluyor.

joshualandis.com

1 Ekim 2017

Rafik Hariri Ortadoğu Merkezi’nden araştırmacı Faysal Itani, bir süre önce Syria Direct’ten Avery Edelman ile yaptığım röportajdaki öngörümü, yani ABD’nin kuzey Suriye Kürtlerinin arkasında durup durmayacağı konusunu soruyor.

Faysal şöyle yazmış:

Syria Direct röportajını bugün okudum. Çok ilginç ve çoğuna katılıyorum ama birkaç sorum var.

Etkin şekilde özerk bir ‘Rojava’nın ortaya çıkacağından çok emin görünüyorsun. Bunun nedeni ne? Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) ile bir benzerlik görmüyorum ben. KBY akıllı ve deneyimli kleptokratlar tarafından yönetiliyor. PYD, etno-Maoist, yarı-totaliter bir örgüt ve Türkiye açısından PKK neyse o. Hafif piyade gücü olarak mükemmeller, rakiplerine üstünler ama hepsi bu. Türkiye’nin onları ilk fırsatta, hatta gerekirse rejimin yardımıyla bitireceğini düşünüyorum. Continue reading “IŞİD yok edildikten sonra ABD Suriye Kürtlerini terk edecek mi? – Joshua Landis, Faysal Itani, Steven Simon”

Suudi Arabistan ve İsrail’in El Cezire’ye karşı neden birleştiğini merak ediyorsanız işte cevabı – Robert Fisk

may-saudi

Filistinliler için bir devlet talep eden onurlu İsrailliler hala var; krallıklarının üzerine kurulu olduğu gözü dönmüş Vahabiliğe karşı çıkan iyi eğitimli Suudiler var; ne İran’ın onların düşmanı ne de Suudi Arabistan’ın dostları olduğuna inanan milyonlarca Amerikalı var. Ama bugün sorun, hem Doğuda hem de Batıda hükümetlerimiz, dostlarımız değil.

Theresa May Suudilerin zoruna gitmesin diye bir raporu sümenaltı ettirdi bile. Biz de hala Ortadoğu’da neden savaşıyoruz diye merak ediyoruz.

Hem Suudiler hem de İsrailliler kapatılmasını istiyorsa El Cezire bir şeyi doğru yapıyor olmalı. İdamcı Suudiler ile işgalci İsraillileri yan yana getirebilmek, ne de olsa başarı sayılır.

Ama bu konuda fazla romantikleşmeyin. Paraya para demeyen Suudilerin hastalandıklarında İsrail’in en iyi hastanelerinde tedavi olmak için özel uçaklarıyla Tel Aviv’e uçtukları biliniyor. Suudi ve İsrailli savaş jetleri havalandığında, Sünnileri değil Şiileri – birincisi Yemen’de, ikincisi Suriye’de – bombalayacaklarından emin olabilirsiniz. Continue reading “Suudi Arabistan ve İsrail’in El Cezire’ye karşı neden birleştiğini merak ediyorsanız işte cevabı – Robert Fisk”

Öğrenci aktivizmi yetmez: Üniversiteler neden solun birincil örgütlenme yeri olamaz? – Freddie deBoer

article_2063706_0EDE4060000005.jpeg

Jacobin

Amber A’Lee Frost, üniversitelerin sol (veya diğer siyasetlerin) örgütlenme faaliyetinin merkezi olamayacağını söylerken haklı. (Bu görüşe katılmıyorsanız Port Huron Beyannamesi’ni okumanızı öneriyorum.)

Bunların normatif değil bir dizi ampirik iddia olduğunu lütfen aklınızda tutun. Verili bir hareketin örgütlenme stratejisinin ana mekanının kampüs olmasının iyi veya kötü olduğunu söylemiyorum. Bugün işe yaramayacağını söylüyorum; ne iyi ne de kötü. Continue reading “Öğrenci aktivizmi yetmez: Üniversiteler neden solun birincil örgütlenme yeri olamaz? – Freddie deBoer”

Vijay Prashad yazdı: Katar-Suudi kavgası ve Türkiye’nin rolü

_96357702_gettyimages-521106466-1

Trump’ın Katar’la gereksiz kavgası Amerikan çıkarlarına zarar verecek ve IŞİD’i güçlendirecek

Her şey Suudilerin sırtını sıvazlamak için

AlterNet

Çeviri: Yakov Petroviç

Suudi Arabistan ve diğer altı ülkenin Katar’la ilişkilerini kestiğine dair haberler gelince Katar dışişlerinden emekli bir tanıdığımı aradım. “Bu karmaşayla ilgili ne düşünüyorsun?” diye sordum. Konuşmaya isteksizdi. “Bir Suudi işgalinden endişe ediyorum,” dedi. İlk reaksiyonum, abarttığını düşünmekti. Bildiğimiz gibi Suudi Arabistan 2013’de eski Katar Emirini (Hamad bin Khalifa al-Thani) tahttan çekilmeye ve yönetimi şimdiki Emir olan oğluna (Tamim bin Hamad al-Thani) bırakmaya zorlamıştı. Suudi Arabistan ve bu çok küçük komşusu arasındaki gerilim uzun zamandır biliniyordu ve her seferinde de çözülmüştü. Neden şimdi bir işgal korkusu olsun? Continue reading “Vijay Prashad yazdı: Katar-Suudi kavgası ve Türkiye’nin rolü”

Tang Çin’i ve Afganistan dersi – Robert D. Kaplan

Section-6

Marco Polo’nun dünyasına geri dönüş ve ABD askeri yanıtı (6)

TANG ÇİN’İ VE AFGANİSTAN DERSİ

Avrasya’da Rusya ABD’den çok Çin tarafından zapt edilecek. Aslında Rusya’nın Avrasya Gümrük Birliği’nin arkasındaki mantık, Çin nüfuzunu yapabildiği kadar sınırlandırmak. Çin çok ayrı bir emperyal zihniyete sahip. Binlerce yıl pek çok hanedanlık altında çok geniş bir imparatorluk olduğundan, Çin kendi üstünlüğünü hafife alıyor ve sonuç olarak düzgün yönetişim yoluyla başkalarını nüfuzu altına almaya hiç çalışmadı. (Bu ABD’nin, kendi prensiplerine dünya çapında din değiştirme benzeri bir dönüşü amaç edinmiş olan demokratik evrenselciliğine ters.) Çin’in hususi emperyal geleneği, iyi veya kötü her türden rejimle hiçbir suçluluk duymadan masaya oturabilmesine imkan veriyor. Pekin’in yüzlerce yıl tek sorunu, Han Çin’inin ekilebilir arazi beşiğini kısmen kuşatan steplerdeki “barbarlar” idi: ya şiddetle bastırılması, ya rüşvet verilmesi, ya da demografik olarak ezilmesi (tam da bugün olduğu gibi) gereken Tibetliler, Türk Müslüman Uygurlar, İç Moğollar ve diğerleri. Continue reading “Tang Çin’i ve Afganistan dersi – Robert D. Kaplan”

Rusya ve intermarium – Robert D. Kaplan

Section-5

Marco Polo’nun dünyasına geri dönüş ve ABD askeri yanıtı (5)

RUSYA VE İNTERMARİUM

Avrupa artık Soğuk Savaş Sonrası dönemde olduğu gibi jeopolitik olarak Rusya’dan korunmuyor. Akdeniz Havzası Müslüman göçü yoluyla yüzlerce yıldır ilk kez gerçekten birleşmiş hale geldiğinden, Avrupa Levant’tan ve Kuzey Afrika’dan da korunmuyor. Dolayısıyla, bölgeler üst üste düştüğünden ve bir şehir veya kasaba ve onu çevreleyen kır ile sınırlı bir anayurt anlamında dahi çok daha belirsiz tanımlandığından “Doğu”nun belirli bir yerden başlamadığı, Yüksek Orta Çağ’ı hatırlatan çok daha eski bir kartoğrafyaya geri dönmüş durumdayız.

Tüm bu karmaşa ve kıyametin kuzeyinde, ortaçağdaki çarlarının, Napolyon ve Hitler’den çok önce İsveçlilerin, Lehlerin ve Töton Şövalyelerinin işgaliyle yüz yüze kalmış ve bu yüzden Moğollarla ittifak yapmayı seçtiği sırada bile, Doğu Ortodoks yetkisi Avrupa’yı bugün olduğu hale getiren tarihsel çağların (Rönesans ve Aydınlanma) parçası olmamış olan Rusya var. Vladimir Putin’in Avrasyacılığının bu geçmişte derin kökleri var ve dolayısıyla “imparatorluk Rus devletinin varsayılan seçeneği”. Putin, 17. yüzyıl ortasında Kiev Rusya’sının (yani Ukrayna) ortaçağdaki kalbine doğru güneye çarcı emperyal genişlemenin, Rusya’nın nihai düşmanı Lehistan-Litvanya Birliği’nin erken çözülüşünü getirerek büyük yarar sağladığını biliyor. Stalin de bu hikayeyi iliğine kadar biliyordu ve bu nedenle Rusya’yı gerçek ve algılanan tehditlere, özellikle de Orta ve Doğu Avrupa’dan gelenlere karşı korumak için sözde devrimci emperyal bir paradigmayla yönlendiriliyordu. Ve Ortadoğu Orta-Doğu Avrupa ile bitişik olduğundan, anarşisi Putin’in artık görmezden gelemediği bir şey, özellikle de Rusya’nın bitişik Kafkaslardaki çıkarları düşünüldüğünde. Bu nedenle, Putin Büyük Ortadoğu ve Orta-Doğu Avrupa’ya bakıyor ve tek bir bölge görüyor. Rusya’nın kendi Avrasya coğrafyası bu realizasyona uygun. Continue reading “Rusya ve intermarium – Robert D. Kaplan”

İdlib’deki El Kaide hakimiyeti gizli çekim görüntülerle belgelendi

Screen Shot 2017-05-20 at 23.45.33

Arapça yayın yapan Dubai merkezli Al Aan televizyonu muhabiri Jenan Moussa, 15-16 Mayıs gecesi sosyal medya platformu Twitter’dan, Suriye’nin Nusra (El Kaide) kontrolündeki İdlib vilayetinde kimliklerini gizli tuttuğu üç haber kaynağının cep telefonlarıyla yaptığı gizli görüntü kayıtlarına dayanan bir video-haber paylaştı. Video-haberde, Suriye’de cihatçıların kontrolündeki bölgelerden sıkça görmeye alışkın olduğumuz kadın düşmanı ideolojinin göstergesi duvar yazıları ve billboardların yanı sıra önemli bir detay daha var: Türk devletinin Nusra ile ortak bir kontrol noktası oluşturmuş olması. Continue reading “İdlib’deki El Kaide hakimiyeti gizli çekim görüntülerle belgelendi”

Marco Polo’nun dünyasına geri dönüş ve ABD askeri yanıtı (1) – Robert D. Kaplan

Marco_Polo_Rides_The_Silk_Road
Marco Polo’nun İpek Yolu üzerinden Çin’e seyahati
Marco Polo’nun Kubilay Han’ın huzuruna varmak için kat ettiği, çöller ve dağlar dolanan 5000 millik inanılmaz seyahat güzergahı, dünyanın yarısını kapsıyor.
1. Marco Polo, babası ve amcası ile birlikte Venedik’ten denize açıldı.
2. Han’a götürmek üzere Papa Gregory X’dan bir mektup aldılar.
3. Kudüs’ten kutsal yağ aldılar.
4. Hürmüz’ü geride bırakan Polo’lar kuzeye giden bir kervana katıldılar.
5. Marco dağlarda hasta düştü. Hastalığı sırasında dağda ateşin daha az yandığını fark etti.
6. Ölümcül Taklamakan Çölü’nü aştılar.
7. Çin Seddi’nden geçtiler.
8. Kubilay Han’ın Şangdu’daki yazlık sarayına vardılar.

AVRUPA YOK OLURKEN AVRASYA KAYNAŞIYOR

Westfalya devletler sistemi zayıflarken, süperkıta [Avrasya] tek bir akışkan, ele gelir ticaret ve çatışma birimi haline geliyor ve eski, emperyal miraslar – Rus, Çin, İran, Türk – öne çıkıyor. Orta Avrupa’dan etnik-Han Çin merkezine kadar her kriz, artık birbiriyle bağlantılı. Artık tek bir savaş alanı var.

Aşağıdaki analiz, bu değişime yönelik tarihsel ve coğrafi bir kılavuz.

“Bu kadar takdir ettiğim bir makaleyi okuduğum nadirdir. Gerçekten ufuk açıcı.”

– Henry Kissinger

Birinci Bölüm

BATI’NIN DAĞILIŞI

Batı medeniyeti, Soğuk Savaş dönemi ve hemen sonrasında eriştiği jeopolitik özlük ve ham güç düzeyine tarihte daha önce hiçbir zaman erişmemişti. Yarım yüzyıldan uzun bir süre boyunca, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) binyıllık bir politik ve moral değerler geleneğini – kısaca Batı – sağlam bir askeri ittifak halinde yoğunlaştırdı. NATO, her şeyden önce kültürel bir fenomendi. Manevi kökenleri Yunan ve Roma felsefi ve idari miraslarına, erken Orta Çağlarda Hıristiyanlığın ortaya çıkmasına, Amerikan Devrimi’nin fikirlerini doğuran 17. ve 18. yüzyıl Aydınlanmasına kadar gidiyor. Elbette, Batı’nın kilit ulusları Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarında ittifaklar halinde birbirleriyle savaştılar ve bu olağanüstü şartlar NATO’nun daha güvenli ve detaylandırmış yapılarının habercisi oldu. Bu yapılar, netice itibariyle, kıta çapında bir ekonomik sistemle desteklendi ve Avrupa Birliği’nde (AB) nihayetlendi. AB, NATO’ya içkin değerlere hem siyasal destek sağladı hem de gündelik içerik kazandırdı. Bu değerler genel olarak keyfi cezalandırmaya karşı hukukun üstünlüğü, etnik ülkeler üzerinde hukuk devletleri ve bireyin ırkı veya dini ne olursa olsun korunması idi. Demokrasinin seçimlerle ilgisi, tarafsız kurumlarla olanından daha azdır ne de olsa. Uzun Avrupa Savaşı’nın (1914-1989) bitimi, bu değerlerin zaferi oldu, komünizm en sonunda yenilmiş ve NATO ve AB, sistemlerini Orta ve Doğu Avrupa’ya, kuzeyde Baltık denizinden güneyde Karadeniz’e kadar genişletmişti. Ve bu kategorik olarak uzun bir Avrupa savaşı idi çünkü savaş dönemi mahrumiyetleri, siyasi ve ekonomik olarak, Sovyet uydu devletlerinde 1989’a dek sürdü, Batı ise Avrupa’nın ikinci totaliter sistemine, tıpkı ilkini 1945’te yendiği gibi galip geldi. Continue reading “Marco Polo’nun dünyasına geri dönüş ve ABD askeri yanıtı (1) – Robert D. Kaplan”

Marco Polo’nun dünyasına geri dönüş ve ABD askeri yanıtı (4) – Robert D. Kaplan

*Robert D. Kaplan’ın 11 Mayıs 2017 tarihli uzun makalesinin özel olarak Türkiye ile ilgili kısmının (TURKISH, IRANIAN, AND CENTRAL ASIAN POWER başlıklı bölüm) çevirisidir.

map-02-persian-and-ottoman-empire-01

Türk, İran ve Orta Asya Gücü

Türkiye’yi ordunun yönettiği Soğuk Savaş yılları boyunca biz batıdakilerin o çok takdir ettiği ve normal saydığı “dar … batı yönelimli” Türk dış politikası aslında bir sapma idi – Osmanlı emperyalizmine tövbe eden ve bu arada demokrat falan da olmayan azılı laik Mustafa Kemal “Atatürk”ün şahsına münhasır bir icadı. Jeopolitik olarak Batının işine gelen o diktatöryel Kemalist devlet, bir daha geri gelmeyecek. Ama yine de Erdoğan’ın, kendi zorlantılı otoriterliği içinde ve Anadolu’nun kendi içindeki Kürtleri boyunduruk altına alma girişiminde, bir yönüyle, tek etnikli bir Türk devleti için beyhude cebelleşen bir Kemalist olduğunu da söylemek gerek. Türkiye için Levant’ta bir kudret simsarı vizyonu dahi çok Osmanlı.

Türkiye ve İran, uzun ve kıymetli imparatorluk mirasları sayesinde, Yakın Doğu’daki en tutarlı devletler; Anadolu kara köprüsünü ve İran platosunu kapsayan doğal coğrafyaları bunu daha da kuvvetlendiriyor. Tutarlı derken şu anki rejimlerinin istikrarlı olduğunu değil, kurumlarının Arap dünyasındakine kıyasla çok daha fazla derinliğe sahip olduğunu, bu nedenle Türkiye’de 2016 yazında yaşanan darbe girişimi ve ardından gelen baskı dönemi gibi istikrarsızlıkları muhtemelen atlatacaklarını söylüyorum. Continue reading “Marco Polo’nun dünyasına geri dönüş ve ABD askeri yanıtı (4) – Robert D. Kaplan”