Hindistan seçimleri üzerine notlar – Tarık Ali

Narendra Modi’nin tekrar kazanmayacağını düşünen kimse yoktu zaten.  Tek soru, Bharatiya Janata Partisi’nin (Hindistan Halk Partisi) Lok Sabha’da[1] koalisyon ortağı mı aramak zorunda kalacağı, yoksa 2014’teki hayret verici başarısını tekrarlayıp tek başına mı hükümet olacağıydı. Ana muhalefet partisi olan Hindistan Ulusal Kongresi, seçim kampanyasını Modi üzerine bir referanduma dönüştürdü. Referandumun sorusu, çaycının cahil, görgüsüz, geri kafalı, (İngilizce bile konuşamayan) kasaba küçük burjuvası oğluna tekrar güvenilebilir mi, idi. Hindistan seçimleri cevabını vermiş oldu. Modi’lerine bayılıyorlar. BJP hakimiyetindeki ittifak 351 sandalyeye sahip, Kongre alternatifi ise 95. Müslümanlara yönelik pogromların mimarı için bir başka açık ara zafer daha. Modi, Trump ve Netanyahu’nun seçim tabanlarındaki benzerlikler şaşırtıcı değil.

Okumaya devam et “Hindistan seçimleri üzerine notlar – Tarık Ali”

Aşırı sağda neden erkekler baskın? – Cas Mudde

Aşırı sağ gruplara katılımda en belirleyici unsur ırkçı ideoloji değil de erkek kimliğiyse? Amerikalı sosyolog Michael Kimmel’ın, genç erkeklerin Almanya, İsveç ve ABD’de aşırı sağ gruplara neden katıldığını (ve ayrıldığını) inceleyen yeni kitabı Healing from Hate: How Young Men Get Into – and Out of – Violent Extremism’deki (Nefretten Kurtulmak: Genç Erkekler Şiddet Yanlısı Aşırılıkçı Gruplara Nasıl Katılıyor – ve Çıkıyorlar) merkezi iddiası bu.

Okumaya devam et “Aşırı sağda neden erkekler baskın? – Cas Mudde”

Aşırı sağ: küresel bir fenomen – Michael Löwy

Bu küresel fenomende üç gerici sosyo-kültürel ajitasyon teması ortak gibi görünüyor:

* Otoriterlik, “düzeni tesis etme” becerisine sahip bir güçlü adama, lidere bağlılık.
* Baskıcı bir ideoloji, polis şiddeti kültü, ölüm cezasının geri getirilmesi çağrısı ve “suçlulara karşı savunma” amacıyla halka silah dağıtılması.
* Cinsel azınlıklara, özellikle de LGBTİ insanlara karşı hoşgörüsüzlük.

Yeni Özgür Politika

Geçtiğimiz yıllarda gerici, otoriter ve/veya faşist bir aşırı sağ dalga dünyanın her yerinde yükselişteydi: hâlihazırda, dünya üzerindeki ülkelerin yarısına hâkim olmuş durumda. En bilinen örnekler şunlar: Trump (ABD), Modi (Hindistan), Orbán (Macaristan), Erdoğan (Türkiye), IŞİD (İslam Devleti), Salvini (İtalya), Duterte (Filipinler) ve şimdi de Bolsonaro (Brezilya). Ama bir sürü başka ülkede de, henüz bu kadar açık tanımlanamasalar da, bu trende yakın hükümetler var: Rusya (Putin), İsrail (Netanyahu), Japonya (Shinzō Abe), Avusturya, Polonya, Burma, Kolombiya vs.

Okumaya devam et “Aşırı sağ: küresel bir fenomen – Michael Löwy”

Fransa’da sarı yelekliler hareketi – Crimethinc. Ex-workers Collective

Fransa’da sarı yelekliler hareketi – Crimethinc. Ex-workers Collective

Geçtiğimiz hafta, Fransa’da Başkan Emmanuel Macron’un akaryakıta “ekolojik” vergi zammına karşı kitlesel bir hareket ortaya çıktı. Bu hareket, birçok çelişkili unsuru birleştiriyor: yatay örgütlenmeli doğrudan eylem, bir “apolitiklik” anlatısı, aşırı sağ örgütçülerin katılımı ve sömürülenlerin samimi öfkesi. Açık ki, neoliberal kapitalizm, yoksullara daha da fazla yük bindirmek haricinde iklim değişikliğine hiçbir çözüm üretmiyor ama yoksulların öfkesinin gerici bir tüketici tepkisine dönüşmesi de aşırı sağ için kaygı verici fırsatlar yaratıyor. Bu yazıda, sarı yelekliler hareketi üzerine ayrıntılı bir rapor sunuyoruz ve bu hareketle ilgili gündeme gelen soruları tartışıyoruz.

Okumaya devam et “Fransa’da sarı yelekliler hareketi – Crimethinc. Ex-workers Collective”

İsveç seçimlerinde mesele aşırı sağın yükselişi değil, parçalılık – Itay Lotem

isvec-secimleri

Aşırı sağcı İsveç Demokratları desteği arttırıyor ama aynısı onların en ateşli muhalifleri için de geçerli.

İsveç seçimleri yaklaşırken, gazeteciler, bariz şekilde neo-Nazi köklere sahip bir partinin nasıl olup da ülkenin ikinci büyük partisi haline gelebildiğini anlamak için Stockholm’e akıyorlar.

Ancak yapacakları haberler o kadar belli ki. Tıpkı 2016’dan bu yana yapılan diğer tüm Avrupa seçimlerinde olduğu gibi, aşırı sağın yükseldiğini yazacaklar ve yalan yazıyor da olmayacaklar. Ama yine de meselenin özünü anlamamış/anlatmamış olacaklar. Okumaya devam et “İsveç seçimlerinde mesele aşırı sağın yükselişi değil, parçalılık – Itay Lotem”

İsveç’te aşırı sağın yükselişi: “Göçmen karşıtlığı değil ekonomi etkili”

isvecsecim

İsveç’te aşırı sağ İsveç Demokratları partisinin yükselişini, bu partinin aday ve seçmenlerini kapsamlı veriler üzerinden inceleyerek anlamaya çalışan araştırmacılar Ernesto Dal Bó, Frederico Finan, Olle Folke, Torsten Persson ve Johanna Rickne, esas tetikleyicinin ekonomik şoklar olduğunu, göçmen karşıtlığının ise ekonomik bağlam içinde dolaylı etkili olduğunu ortaya çıkardılar. İsveç’te Pazar günü gerçekleşen ve aşırı sağ partinin beklendiği gibi büyük bir çıkış yakalamadığı seçimlerden hemen önce, Ağustos 2018’de yayınlanan çalışma “Economic Losers and Political Winners: Sweden’s Radical Right” (Ekonomide Kaybedenler ve Siyasette Kazananlar: İsveç’in Radikal Sağı) başlığını taşıyor. Çalışmanın giriş bölümünü aşağıda özetledik:

Okumaya devam et “İsveç’te aşırı sağın yükselişi: “Göçmen karşıtlığı değil ekonomi etkili””

“Yanlış olan ne varsa 68’in suçu!” Sağ popülizmin kültürel hegemonya mücadelesi – Hans-Georg Betz

1968-yazısı-FOTO-3333.jpg

Oysa hiçbirinin ’68 kuşağıyla bir ilgisi yok. Bunlar daha çok, kendi gelir kaynaklarını arttırmak için şirketleri ve uluslararası kuruluşları her türden vergi indirimi vaadiyle kendine çekmek isteyen yönetimlerin eseri. SVP’li politikacılar bu aşırı gelişmenin tüm olumsuz sonuçlarıyla teşvik edilmesine diğer partilerden hiç de geri kalmayacak şekilde suç ortaklığı yaptılar. Ancak bu sonuçların provoke ettiği hayal kırıklığı, öfke ve güceniklikten en başta SVP faydalandı ve bunu da ülkenin büyük oranda aşırı gelişmişlikten kaynaklanan gerçek sorunlarını ele almak için değil, bir daha ulaşılamaz şekilde kaybedilmiş görünen bir dünyaya yönelik ’68 karşıtı bir nostaljiyi körüklemek için seçim sermayesi haline getirdi.

Okumaya devam et ““Yanlış olan ne varsa 68’in suçu!” Sağ popülizmin kültürel hegemonya mücadelesi – Hans-Georg Betz”

AB göç zirvesinde neler oldu? – Billy Perrigo

eu_migration_summit_merkel_macron.jpg

Geçtiğimiz Cuma sabahı, gözlerinden uyku akan Avrupalı liderler, Brüksel’deki önemli bir toplantıdan kıta çapında bir göç krizini savuşturduklarını iddia ederek çıktılar.

Yapılan anlaşma, Avrupa Birliği’nin göç politikası konusunda aylardır yükselmekte olan tansiyondan sonra geldi. Güney Avrupa devletleri uzun süredir sahillerine ulaşmakta olan göçmen akınından orantısız şekilde etkilendiklerini hissederken birçok Orta ve Doğu Avrupa ülkesi, göçmenleri üye devletler arasında paylaşarak bu yükü hafifletecek olan her türden yeniden yerleştirme politikasına ateşli bir şekilde karşı çıkıyordu. Okumaya devam et “AB göç zirvesinde neler oldu? – Billy Perrigo”

Sosyal medya çağında otoriter kapitalizm – Christian Fuchs

maxpixel-freegreatpicture-com-america-trump-united-states-politics-president-1573999-e1515528972100

Otoriter milliyetçilik ve ırkçılık, Avusturya’nın Jörg Haider’inden ABD’nin Donald Trump’ına kadar ciddiye alınmak için fazla karikatür görünen insanların sunduğu eğlence kılığında anaakım siyasete girdi. Christian Fuchs, otoriter kapitalizmin zaman tünelinize nasıl sızdığını ve başarı kazandığını inceliyor.

1986-2000 arası Avusturya Özgürlük Partisi’nin lideri olan Jörg Haider, göçmen karşıtı sloganların, eğlence usulü siyasetin, genç ve dinamik bir çehreye sahip olmasının yanı sıra, muhaliflerle dalga geçmesinin ve espriler yapmasının yardımıyla partisinin oy oranını 1986’daki %9,7’den 1999’daki %26,9’a getirmişti. Kitlelerin ilgisini çekip satışları artırmak suretiyle hem medya Haider’e hem de Haider medyaya yardım ediyordu. Haider yeni sağın otoriter liderlerinin prototipiydi. Bugün artık hayatta değil (2008’de bir trafik kazasında öldü) ve sağ otoriterlik yeni bir evreye ulaştı. Ruth Wodak’ın ‘Haiderleşme’ dediği şey, hâkim siyasi model haline geldi. Okumaya devam et “Sosyal medya çağında otoriter kapitalizm – Christian Fuchs”