Fransa’nın göbeğinde bir otonom alan: ZAD – Martin Legall

10875454145_a981ff16a1_k-1920x1080

ROAR Magazine

Her şey onlarca yıl önce Fransa’nın batısındaki Nantes şehri yakınlarında ikinci bir havaalanı inşa edilmesine karşı gelişen yerel direnişle başladı. Bu direniş sekiz yıl önce ZAD (Zone à Défendre veya “Savunma Bölgesi”) olarak bilinen otonom alanın kurulması ile taçlandı. ZAD o zamandan beridir zapturapt altına alınma tehdidi altında ve polisin alanı boşaltmak için birçok saldırısına maruz kaldı. Fransa çapında ve yurtdışından birey ve kolektiflerin desteği ile işgal bugüne kadar varlığı korudu.

Nantes’da ikinci bir havaalanı inşa etme planları ilkin 1960 ortalarında gündeme geldi. Resmi makamlar ekonomiyi Paris merkezli olmaktan çıkarıp Fransa’nın diğer şehirlerine yaymak istiyorlardı. 1970’lerde bölge meclisi Nantes’ın kuzeyindeki Notre-Dames-des-Landes kasabasını havaalanının yapılacağı yer olarak belirledi. Bunun üzerine çiftçiler ve yerel üreticiler havaalanı inşaatına karşı direnmek için örgütlenmeye başladılar. Okumaya devam et “Fransa’nın göbeğinde bir otonom alan: ZAD – Martin Legall”

Milliyetçiliği yenmek için Avrupa’nın ‘New Deal’a ihtiyacı var – Yanis Varoufakis

nordic-resistance

İsveçli Neo-Nazi grup Nordiska Motståndsrörelsen, Trump’ın ABD başkanı seçilmesini kutlamak için tarihinin en büyük yürüyüşünü gerçekleştirdi.

Diğer Avrupalılar buhranın pençesindeyken hiçbir Avrupa ulusu müreffeh kalmayı sürdüremez

(Project Syndicate) ― “Neye mal olacağını umursamıyorum. Ülkemizi geri alacağız!” Geçtiğimiz Haziran’daki Brexit referandumundan bu yana İngiltere boyunca bu gururlu mesaj duyuluyor. Ve kıta boyunca yankı bulan bir talep bu. Yakın zamana dek, Avrupa’yı “kurtarmaya” dönük herhangi bir öneri, uygulanabilirliğine dair kuşkularla birlikte olsa bile, sempatiyle karşılanıyordu. Bugün ise kuşkuculuk Avrupa’nın kurtarılmaya değer olup olmadığına kadar varmış durumda.

Avrupa fikri; inkâr, isyan ve yanıltmacadan müteşekkil bir güç tarafından geriye çekiliyor. Avrupa Birliği düzeninin, AB’nin ekonomik mimarisinin hiçbir şekilde 2008 bankacılık krizinden çıkabilecek şekilde tasarlanmadığını inkârı, Avrupa projesinin meşruiyetini ortadan kaldıran deflasyonist güçlere sebep oldu. Deflasyona karşı öngörülebilir tepki, Avrupa karşıtı partilerin kıta boyunca isyanı oldu. Ve bunların en kaygı vericisi, düzenin milliyetçi dalganın önünü “layt-federasyon”un kesebileceği yanıltmacası ile yanıt vermesi. Okumaya devam et “Milliyetçiliği yenmek için Avrupa’nın ‘New Deal’a ihtiyacı var – Yanis Varoufakis”

Sol popülizm ve siyasetin feminizasyonu

Sol popülizmin aksine feminize bir siyaset, çeşitlilikten veya dominant olanın (beyaz heteroseksüel erkekler) ötesindeki kimliklerden kaçınmaz. Bu gerçekliği kabul eder ve sorunları kolektif şekilde belirleyip çözmek için araştırma ve tartışma süreci çağrısı yapar. Cinsiyet ve etnisite ile ilgili hedefleri kenara koymak yerine, bunları ortak yararların temel bileşenleri olarak anlar ve birden fazla ayrıcalık ve ezme sistemi konusunda bilinç yükseltmeye çalışır.

6269564_1

ROAR Magazine, Yazarlar: Laura Roth, Kate Shea Baird

Bugünlerde Avrupalı solcular arasındaki en canlı tartışmalardan ikisi, sol popülizmin stratejisi ve siyasetin feminize edilmesi ihtiyacı üzerine. Ancak ikisinin ilişkisi konusunda ise henüz pek az şey söylenmiş durumda. Sol popülizmin feminist bir okuması nasıl yapılabilir? Siyasetin feminize edilmesi hedefinde sol popülizmin yeri nedir?

Popülizmin siyasetin feminizasyonuyla uyumsuz olmakla kalmayıp esasında partiyarkayı güçlendirdiğini düşünüyoruz. Temelde uyumsuz olan bu stratejiler arasında bir tercihle yüz yüzeyken, herhangi bir dönüşüm umudu için popülizmi terk etmemiz ve siyaset yapma tarzını değiştirme konusunda içten bir kararlılık sergilememiz gerekiyor. Okumaya devam et “Sol popülizm ve siyasetin feminizasyonu”

Barselona ve Katalunya’nın neden kiracı derneklerine ihtiyacı var?

38e1d01100000578-0-image-m-2_1475240589290

Ekonomik krizin İspanya’yı çok sert vurduğu 2009 yılından bu yana Barselona’da binlerce evden çıkarma yaşandı. Morgıçlar ve hacizler İspanya’da binlerce insanın kabusu oldu. Bugün halen, sadece Barselona’da her gün 8 ila 10 evden çıkarma yaşanıyor. Ancak evden çıkarmaların yüzde 90’dan fazlası kirayı ödeyememekten kaynaklanıyor. Dolayısıyla barınma sorunlarımız morgıçlardan kiralara kaydı.

İspanya Franco döneminden beri esasen ev sahiplerinden oluşan bir toplum olmuş olsa da bugün ev satın almak o kadar kolay değil. Barselona nüfusunun yüzde 30 kadarı kirada oturuyor ama çoğu bu alternatifi isteyerek seçmiyor çünkü kira piyasası çok pahalı ve güvenilmez. Barselona’da kiralar 2013-2016 arasında yüzde 11 arttı. Ayrıca 2013’te bankaların talebi üzerine değiştirilen kira yasası da ev sahiplerini koruyor ve kiracıların pozisyonunu zayıflatıyor. İspanya’nın üç artı bir yıllık kira sözleşmeleri kiracıların kesinlikle zararına çünkü kiralar her sözleşme yenilemede sınırsız şekilde arttırılabiliyor. Okumaya devam et “Barselona ve Katalunya’nın neden kiracı derneklerine ihtiyacı var?”

6 soruda İtalya referandumu – Catherine Edwards

Çeviri: Barış Satılmış

efd8509166f4005812d688e1b69fd81f39c01dc893705aa3b3db650c7f24296b.jpg

İtalya Başbakanı Matteo Renzi, önerdiği anayasal reformların referandumda büyük bir farkla reddedilmesinden sonra istifa edeceği duyurdu. Bunun neden bu kadar önemli olduğunu, İtalya’yı neyin beklediğini ve tüm bunların Avrupa için ne anlama geldiğini merak ediyorsanız okumaya devam edin.

  1. Bu sonuç bir şok mu?

Evet ve hayır. Son anketler Hayır kampını ikna edici biçimde önde gösteriyordu ama sonunda çoğu anketin tahmin ettiği gibi beş puanlık bir fark yerine yirmi puandan biraz az bir farkla kazandılar.

İtalya siyasetinde bir uzman olan, Salford Üniversitesi profesörü James Newall, bu büyük farkın çok daha yakın bir sonuç bekleyen birçok gözlemci için sürpriz olduğunu söylüyor.

Hayır kampının neden kazandığına gelince, sosyal, ekonomik ve politik etkenler rol oynadı.

“Bu sonucu yaratan şey – sadece bu olmasa da – büyük oranda sistem karşıtı duygular” diyor Newall. “Bazıları tek tek önerileri oyladı, diğerleri sosyal ve ekonomik memnuniyetsizlik nedeniyle, kimileri de özellikle Renzi’ye karşı oy verdi çünkü bunu kendi performansı üzerine bir referandum olarak sundu.” Okumaya devam et “6 soruda İtalya referandumu – Catherine Edwards”

İtalya’da Foodora grevi: paylaşım ekonomisinin karanlık yanı – libcom.org

foodora2

libcom.org

Çeviren: Serap Şen

Foodora yemek servisi aplikasyonu için çalışan kuryeler, ‘gig ekonomisi’(1) ve içinde çalışan işçilerin nasıl örgütlenebileceği konusunda soruların artmasına sebep olan bir grevdeydi.

  1. Paylaşım ekonomisi?

Gazeteler her gün eski dünyamızın dijital teknolojiler sayesinde nasıl değiştiğine dair haberlerle dolu. Sık sık tam otomasyon, hayatın dijitalleşmesi ve çalışmanın sonu konulu yazılar okuyoruz. Tüm bu konular paylaşım ekonomisinde iç içe geçmiş: arz ve talebi birleştiren aplikasyonlar belirli bir iyilik taşıyor. Foodora ise bunlardan biri değil, çünkü hiçbir şey paylaşılmıyor. Foodora tıpkı Uber, MechanicalTurk veya Task Rabbit gibi, gig ekonomisinin bir parçası.

Foodora, esnek bir kurye filosu sağlayarak restoranlara yeni müşteri imkânı sunuyor. Aplikasyon satın alımları takip ediyor ve bunlara hızı ve mesafeyi hesaplayan algoritmalara dayalı olarak kuryeler atıyor. Restoranlar başka kimseyi çalıştırmadan, yalnızca tamamlanan teslimatlara yüzde 30 ödeyerek, yani hiçbir ekstra maliyet olmaksızın yeni siparişler alıyorlar. Müşteriler istedikleri yemeği geniş bir restoran çeşitliliği içinden teslimat başına 2,90 Euro ödeyerek evden teslim alıyorlar. Şirketin “bisikletçiler” dediği genç bisiklet sürücüleri, boş zamanlarında şehirde dolanarak biraz para kazanıyorlar. Bir zamanların Berlin merkezli başlangıç şirketi Foodora, uluslararası bir işletme haline geldi ve 10 ülkede 36 şehre yayıldı. İtalya’da iki yıl önce açıldı, Turin ve Milan’da (kuzey İtalya) başladı ve kısa süre sonra Roma’ya genişleyecek. Satış hacminin her ay %75 artması bekleniyor. Okumaya devam et “İtalya’da Foodora grevi: paylaşım ekonomisinin karanlık yanı – libcom.org”

Ken Loach ile ‘I, Daniel Blake’, Jeremy Corbyn ve Leon Trotsky üzerine

ken

John Rees, counterfire.org

Yeni Özgür Politika

İşçi Partisi tarihinde daha önce benzeri görülmemiş bir moment. Jeremy Corbyn sermaye ile çıkarları çatıştığında işçi sınıfını savunabilecek ilk İşçi Partisi lideri. Ve sermayeyi ulaşım ve sağlıktan kovalayabilirse, kamu sanayisine ve hizmetlerine yatırım yapabilirse, bu, sürekli genişlemesi gereken sermaye için büyük bir yenilgi olacak.

I, Daniel Blake kritik bir başarı kazanmış durumda. Bu fikrin kaynağı neydi?

Birkaç yıl önce, metin yazarı Paul Laverty ile, sosyal yardımlarını kaybeden insanlarla ilgili haberler duyuyorduk. Korkunç hikayeler birbirini takip ediyordu. Yeniden değerlendirmeye alınıp yardım haklarını kaybeden engelliler, değerlendirme süreci ile ilgili, hasta insanların iş aramaya zorlanması gibi sorunlar, aşevlerinin yaygınlaşması. Bu haberler hiç kesilmeden devam etti. İkimizin de kampanya yürüten insanlarla ilişkisi vardı, Paul onlardan epey şey öğreniyordu, böyle böyle biz de bu konuda bir film yapabileceğimizi düşündük. Okumaya devam et “Ken Loach ile ‘I, Daniel Blake’, Jeremy Corbyn ve Leon Trotsky üzerine”

Kentsel mücadeleler neden önemli? Napoli örneği

Jacobinmag.com’da 20 Ağustos 2016’da yayınlanan ‘Taking Back Naples’ (Napoli’yi Geri Almak) başlığıyla yayınlanan röportajda, Napoli’den Clash City Workers Kolektifi’yle bağlantılı Je So’ Pazzo aktivistleriyle, 19 Haziran’da yapılan yerel seçimlerde neredeyse tüm sol güçlerin ve toplumsal hareketlerin desteğini alarak yüzde 65 oyla İtalya’nın 3. büyük şehri Napoli’nin yeniden belediye başkanı seçilen Luigi De Magistris ve radikalleşme süreci, şehirdeki taban örgütlenmeleri, toplumsal hareketler ve daha birçok mesele konuşuluyor. Özetleyerek çevirdik.

Jacobin

05 Ekim 2016 Çarşamba, Yeni Özgür Politika

Çeviri: Serap Şen

İtalya’nın en büyük üçüncü şehri olan Napoli’de 19 Haziran’da (seçimler iki turlu; ilk turu 5 Haziran, ikinci turu 19 Haziran) yapılan seçimde Luigi De Magistris yeniden ve bu kez yüzde 65 oyla belediye başkanı seçildi. Kendisine ‘radikal belediye başkanı’ diyorlar ama De Magistris süreç içinde radikalleşmiş. Sol eğilimli olsa da 2011’de ilk göreve geldiğinde yolsuzluk karşıtı popülist bir merkez partisi olan IdV’nin temsilcisiydi.

Okumaya devam et “Kentsel mücadeleler neden önemli? Napoli örneği”

Stiglitz: İtalya Avro’dan çıkabilir

FRANCE-US-ECONOMY-NOBEL-STIGLITZ
Nobel ödüllü ABD’li ekonomist Joseph Stiglitz

Nobel-ödüllü ekonomist Joseph Stiglitz, İtalya ve diğer birçok ülkenin yıllar içinde Euro bölgesinden çıkabileceğine ve tek para biriminin ve Almanya’nın tasarrufa zorlamasının, AB ekonomisini boğduğuna inanıyor.

“On yıl sonra da hala Euro bölgesi olacak ama asıl soru neye benzeyecek? Hala 19 üyesi olması çok ihtimal dışı. O zaman hala kimin buna dahil olacağını söylemek zor,” dedi Stiglitz Alman Die Welt gazetesine verdiği röportajda.

Stiglitz’e göre İtalya’daki insanlar “giderek daha çok hayal kırıklığına uğruyorlar” ve ülke ekonomisinin “Euro içinde işlemediğini” anlamaya başlıyorlar.

Stiglitz bloğun ekonomik sıkıntılarından AB’nin tek para birimini, Almanya’nın tasarruf dayatmalarını ve Avrupa dayanışmasının eksikliğini sorumlu tuttu ve daha önce hem Yunanistan hem de Portekiz’e Euro bölgesinden çıkması tavsiyesinde bulunduğunu ekledi.

2001 yılında Nobel ödülü alan ekonomist, bloğun işleyen bir banka birliği veya Avrupa çapında bir mevduat sigortası sistemi yaratacak kadar birlikte davranma yeteneğine sahip olmadığını söyledi. Stiglitz, bu tür reformlar uygulanmazsa Avrupa ekonomisini canlandırmanın en iyi yolunun Euro’dan ayrılmak veya kuzey ve güney üye ülkeler için iki farklı para birimi oluşturmak olduğunu söyledi.

Ekonomiste göre ABD 2008 mali krizini toparlarken Avrupa hala sorun yaşıyor.

Stiglitz’e göre “En büyük fark Euro.”

Politico

Çeviren: Barış Satılmış

Polonya’da kadınlar kürtaj yasağına karşı iş bıraktı

polish-women2

Haber: Harriet Agerholm, Independent

Çeviri: Eda Ağca & Serap Şen

Siyahlara bürünmüş binlerce Polonyalı kadın işi boykot etti ve kürtajı yasaklama planını protesto etmek için sokaklara çıktı.

Ülke genelinde 60 şehirdeki devlet daireleri, üniversiteler ve okullar, işgüçlerinin yarısı olmadan kapılarını kapattı.

“Black Monday (Kara Pazartesi)” adlı eylem gününde kadınlar, kaybetmekten korktukları üreme haklarının yasını tutmalarını sembolize eden koyu renk giysiler giydiler.

Polonya halihazırda Avrupa’nın en katı kürtaj yasalarından birine sahip ve kamuoyu anketleri, ülkenin koyu Katolikliğine ve muhafazakâr siyasi yönüne rağmen, kamuoyunda daha katı bir yasa için çok az destek olduğunu gösteriyor.

Zorla koparılmış bir tavizin ürünü olarak 1993’ten beri yürürlükte olan mevcut yasa kapsamında, fetüsün tedavi edilemez biçimde zarar gördüğü, tecavüz veya ensest sonucunda hamile kalınmış ya da kadının hayati tehlikesinin bulunduğu durumlar dışında kürtaj yasaklanıyor. Şu an meclis komisyonunun incelediği yeni öneri, tecavüz vakası ya da kadının hayati tehlikesi olması halinde bile kürtajı yasaklıyor ve kürtaj yaptırmak isteyen kadınlar ve bu işlemi uygulayan doktorlar için beş yıla kadar hapis cezası öngörüyor.

Okumaya devam et “Polonya’da kadınlar kürtaj yasağına karşı iş bıraktı”