Güçler ayrılığı ve Avrupa ile İslami Ortadoğu arasındaki kurumsal ayrışmanın Ortaçağ’daki kökenleri

Laurentius_de_Voltolina_001

Güçler ayrılığı ve Avrupa ile İslami Ortadoğu arasındaki kurumsal ayrışmanın Ortaçağ’daki kökenleri

Eric Chaney[1]

Kaynak

Özet

Sürdürülebilir ekonomik büyümenin kökenlerini Avrupa’nın benzersiz kurumsal çerçevesinde gören etkili bir literatür var. Bu makalede, Avrupa’nın özgün kurumsal bağlamını daha iyi anlamayı sağlayacak kavramsal bir çerçeve önermek için, tarihsel bulguları süregiden araştırmamın çıkarımlarıyla birleştiriyorum. Batı Roma İmparatorluğu’nun çöküşünü takip eden bir dizi şokun, toprak sahibi aristokrasi, ruhban sınıf ve hükümdar arasında aşamalı bir güçler ayrılığına yol açtığını gösteriyorum. Bu güçler ayrılığı ise, nihayetinde, büyümeyi artıran kurumsal yenilenmeye benzersiz şekilde olanak sağlayan bir siyasal ortam sağladı. Ortadoğu’da hükümdarlar benzer bir şoklar dizisini yaşamadılar ve köle ordularının kullanımı üzerinden, Avrupa tarzı bir güçler ayrılığının önüne geçebildiler. Okumaya devam et “Güçler ayrılığı ve Avrupa ile İslami Ortadoğu arasındaki kurumsal ayrışmanın Ortaçağ’daki kökenleri”

Macaristan’ın mülteci referandumu aslında Avrupa’nın geleceği üzerine – Molly O’Toole

Hungarian Prime Minister Orban delivers a speech during an election rally of ruling Fidesz party in Budapest

foreignpolicy.com

Viktor Orban’ın Merkel karşıtı Haçlı seferi asla AB çapında etkili olamaz ama belki de esas mesele bu: parçalı bir Avrupa.

Bu Pazar Macarlar, çoğu gözlemcinin garip ve hatta düpedüz anlamsız bulduğu bir referanduma gidiyorlar. Başbakan Viktor Orban’ın sağcı hükümeti şu soruyu soruyor: “Avrupa Birliği’nin, Macar olmayanların Macaristan’a zorunlu iskanını Macar parlamentosunun onayı olmasa bile dayatabilmesini istiyor musunuz?” Hayır cevabının çoğunluk elde etmesi bekleniyor. Ama böyle bir sonuç, AB üye devletleri tarafından sığınmacıların yerleştirilmesi konusunda alınan Eylül 2015 kararını geriye çeviremez, Macaristan’ın kendi içinde de hiçbir doğrudan hukuki sonuç doğuramaz. Okumaya devam et “Macaristan’ın mülteci referandumu aslında Avrupa’nın geleceği üzerine – Molly O’Toole”

Olivier Roy ile röportaj: “Radikalizm başarısız entegrasyonun sonucu değil”

dschihadisten.jpg

en.qantara.de

Brüksel saldırılarının ardından Olivier Roy, İslam’ı terörle ilişkilendirme aceleciliğine karşı uyarıyor. İslam üzerine araştırmalar yapan Roy, Michaela Wiegel’e verdiği röportajda cihatçılıkla ilgili esas sorunu açıklıyor.

Bay Roy, terörizm ile Avrupalı göçmen toplumlarının başarısız entegrasyonu arasında bir bağlantı görüyor musunuz?

Olivier Roy: İslami radikalleşmenin entegrasyonun başarısız olmasının sonucu olduğunu düşünmüyorum. Bu yalnızca görünürdeki sorun. Cihat bayrağını sallayan gençlerden çoğu gayet entegre olmuş kişiler. Fransızca, İngilizce ve Almanca konuşuyorlar. İslam Devleti (IŞİD), genç Fransız ve Belçikalılar hiç Arapça bilmediği için sırf Fransızca konuşulan bir müfreze kurdu. Sorun kültürel entegrasyon sorunu değil. Toplumlarından kopsalar bile Avrupalı cihatçılar çok Batılı bir modele bağlı olmayı sürdürüyorlar. İslami geleneğe hiç de uymayan nihilist bir model. Birçok durumda filmlerden ve videolardan gördükleri şiddet estetiğine kapılmış oluyorlar. Bu anlamda Columbine Lisesi katliamında gördüğümüz öğrencilere veya toplu katliamcı Anders Behring Breivik’e daha çok benziyorlar. Okumaya devam et “Olivier Roy ile röportaj: “Radikalizm başarısız entegrasyonun sonucu değil””

İslam’ı kabul etmeliyiz – Olivier Roy ile röportaj (Maciej Nowicki)

roy_2008

aspeninstitute.cz

Olivier Roy, Maciej Nowicki’ye verdiği röportajda “Barack Obama’nın politikası çok iyi” diyor; “Batı, Ortadoğu’da yeni sınırların belirlenmesine burnunu sokmamalı.”

Avrupa’nın İslam’la neden böyle bir sorunu var?

Çünkü Avrupa’nın dinle bir sorunu var. Tüm kıta, 20. yüzyıl başında Fransa’da yaşanana benzer hızlandırılmış bir laikleşme sürecinden geçiyor. Dini bir olguya, bir anomali, kökü kazınması gereken bir şey olarak bakıyoruz. Fransa’da bu çok net görülebilir: İslam’la savaşan medya, Katolik Kilisesi’ne savaş açmak için de hiçbir fırsatı kaçırmıyor.

Bunların nedeni, bugünkü versiyonu ile çeşitliliği kabul etmeyen, tamamen çarpık bir laiklik anlayışı. Eski versiyonunda ise laiklik, dindar-dinsiz tüm yurttaşların aynı haklara sahip olduğu inancına dayanıyordu. Bugün laiklik bambaşka bir anlama sahip—inananın kamusal alandan kaybolmasını, inancının özel alanda kalmasını istiyoruz. Devlet, herkese aynı normu dayatan etik bir homojenleştirme yürütüyor. Toplumumuz, bireyselciliği ve çeşitliliği ile övünüyor. Ama bir yandan da herkesin tam olarak aynı değerlere inanmasını talep ediyoruz. Bu absürt. Bugünün laikliği uzlaşıya dayanmıyor. Bu, din karşıtı bir laiklik, bir tür din fobisi. Okumaya devam et “İslam’ı kabul etmeliyiz – Olivier Roy ile röportaj (Maciej Nowicki)”

Martin Wolf: Almanya için işe yarayan Euro bölgesi için yaramıyor

Çeviri: Barış Satılmış, The Irish Times, 11 Mayıs 2016

Avrupa’nın ağır sıkleti, bir kulübün parçası olduğunu anlamalı.

image

Almanya’nın görüş ve çıkarları Euro bölgesi için çok önemli. Ama her şeyi de belirlememeli.

Geleneksel Alman makroekonomi düşüncesi neden bu kadar acayip? Ve bunun bir önemli var mı?

İkinci sorunun yanıtı, evet, çok önemli. İlk sorunun yanıtının bir kısmı Almanya’nın kreditör olması. Mali kriz Almanya’ya Euro bölgesine ilişkin meselelerde baskın ses olma imkanı sağladı. Bu hak değil, bir güç meselesi. Kreditörlerin çıkarları önemlidir. Ama bunlar genel değil kısmi çıkarlar.

Yakın zamanda şikayetler Avrupa Merkez Bankası’nın özellikle negatif faiz oranları ve parasal gevşeme gibi para politikalarına odaklanmış durumda. Almanya Maliye Bakanı Wolfgang Schäuble, AMB’nin, Euro karşıtı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin yükselişinden yarı yarıya sorumlu olduğunu bile iddia etti. Bu olağandışı bir eleştiri. Okumaya devam et “Martin Wolf: Almanya için işe yarayan Euro bölgesi için yaramıyor”

Yeni Dünya Düzensizliği – Tarık Ali

Tariq Ali

17 Nisan 2015, LRB*

30 yıl önce Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve Güney Amerika diktatörlüklerinin dağılması ile birlikte çoğu insan, baba Bush ve Thatcher tarafından vaat edilen ‘barış payı’nın (peace dividend) sonunda gerçekleşeceğini umuyordu. Nerdeeee? Onun yerine kesintisiz savaşlar, ayaklanmalar, hoşgörüsüzlük ve dini, etnik ve emperyalist, her türden köktencilikle karşı karşıya kaldık. Batı dünyasının gözetleme ağlarının ifşa olması, demokratik kurumların olması gereken şekilde işlemediği ve (beğensek de beğenmesek de) demokrasinin alacakaranlık döneminde yaşadığımız duygusunu kuvvetlendirdi. Okumaya devam et “Yeni Dünya Düzensizliği – Tarık Ali”

Kesişimselliğin Ötesinde Toplumsal Yeniden Üretim – Sue Ferguson ve David McNally

intersectionality

Toplumsal hareketler veya işyeri harici mücadeleler sınıf mücadeleleridir. Yani, kendileri potansiyel olarak özünde antikapitalisttirler, tıpkı bir işyeri mücadelesinin en başta daima antikapitalist olması gibi. Ve aletleri yakıp yıkmak bir kapitalist kalbi nasıl tekletebiliyorsa, insan yaşamının ayrımcı şekilde aşağılanmasına son verilmesini, geçim araçlarına tam ve komünal erişimi, kendi insan bedenlerimizin denetimini talep eden bir hareket de tekletebilir. Tek başına hiçbir hareket veya işyeri mücadelesi elbette kapitalist kalbi tamamen durdurmayacaktır. Ancak her bir teklemenin, potansiyel olarak nabzını zayıflatarak gövde üzerinde bir etkisi olur. Bu yüzden toplumsal yeniden üretim yaklaşımının politik önemi, birçok cephede ama açık bir antikapitalist yönelimle mücadele etmenin önemini gösterme kapasitesinde yatmaktadır.

31 Ekim 2015, ViewPoint Magazine

Viewpoint: Toplumsal yeniden üretim kavramının kendisinden başlayabilir miyiz? Yakın tarihte Lise Vogel’in 1983 tarihli klasik çalışması Marksizm ve Kadınların Ezilmişliği’nin yeniden basımına yazdığınız önsözde, Vogel’in Marksist feminist düşünceye ayırt edici katkısının, onun “işgücünün olanaklılığının koşulları”nı veya işgücünün biyolojik, toplumsal ve kuşaklar boyu yeniden üretilme tarzını araştırması olduğunu söylüyorsunuz. Bu önemli noktadan kalkarak, ücretli emeğin ve sınıf oluşumu süreçlerinin, üretimin dışındaki kesintisiz mevcudiyeti için gerekli olan faaliyetlerin ve ilişkilerin iç bağlantılarının izini sürebilmek mümkün hale geliyor. Size göre toplumsal yeniden üretim Marksist sınıf analizi kategorilerini nasıl dönüştürüyor? Teorik ve politik önemi nedir? Okumaya devam et “Kesişimselliğin Ötesinde Toplumsal Yeniden Üretim – Sue Ferguson ve David McNally”

Müslümanlarla Hıristiyanların birlikte insan öldürmesinin uzun tarihi

Battle of Vienna 1683 by Jerzy Kossak
Viyana Çarpışması 1683 – Jerzy Kossak

Ishaan Tharoor, Ocak 25, The Washington Post

Devasa bir Osmanlı ordusu 1683 yılında Viyana kapılarının önündeydi. Kuşatma ve sonrasında yaşanan nihai savaş, yüzlerce yıl sonra bir medeniyetler çatışmasının – İslam güçlerinin Hıristiyanlığın kapılarında durdurulduğu – belirleyici an’ı olarak tarihteki yerini alacaktı. Okumaya devam et “Müslümanlarla Hıristiyanların birlikte insan öldürmesinin uzun tarihi”

Slavoj Žižek: Köln saldırıları müstehcen bir karnaval versiyonuydu

colognerally

Çeviri: Serap Güneş

Köln’deki son cinsel saldırılardan çıkarılacak ders filminkiyle olağan dışı bir benzerlik taşımıyor mu? Mülteciler (çoğu), yıkıma uğramış ülkelerden kaçan kurbanlar olsalar bile, bu durum aşağılıkça davranmalarının önüne geçmiyor. Acı çekmenin telafi edici bir yanı olmadığını unutmaya meyilliyiz: sosyal hiyerarşinin dibindeki bir kurban olmak, sizi ayrıcalıklı bir ahlak ve adalet timsali yapmıyor.

Quentin Tarantino’nun aynı adlı filmindeki “nefret dolu sekizli” kim? TÜM katılımcı grup – beyaz ırkçılar ve siyah Birlik askerleri, erkek ve kadınlar, yasa uygulayıcıları ve suçlular – hepsi eşit derecede kötü, gaddar ve intikam dolu insanlar. Filmdeki en utandırıcı an, siyah subayın (eşsiz Samuel L. Jackson canlandırıyor), eski bir Konfederasyon generaline onun birçok siyahın ölümünden sorumlu olan ırkçı oğlunu nasıl öldürdüğünü ayrıntılı bir şekilde ve açık bir keyifle anlattığı sahne. Okumaya devam et “Slavoj Žižek: Köln saldırıları müstehcen bir karnaval versiyonuydu”

Slavoj Žižek’ten Yunanistan üzerine: Bu Avrupa için bir uyanma şansı

gettyimages-477311742Çeviri: Melike Ölker & Eda Ağca & Serap Güneş

Çaresiz bir durumda yapılan tarihi oylama ile Yunan referandumundan çıkan sonuç, umulmadık biçimde güçlü bir Hayır oldu. Sovyetler Birliği’nde başka bir ülkeye göç etmek isteyen bir Yahudi olan Rabinoviç hakkındaki meşhur bir fıkra vardır, sık sık anlatırım. Göç bürosundaki bürokrat ona niçin göç etmek istediğini sorar. Rabinoviç şöyle cevap verir: “İki gerekçem var. Birincisi, Sovyetler Birliği’nde Komünistlerin iktidarı kaybetmesinden, bir karşı-devrim olmasından ve yeni iktidarın Komünist suçları hepten bize, Yahudilere yıkacağından, Yahudilere karşı pogromlara girişilmesinden korkuyorum.”

“Ama” diye lafa girer bürokrat, “bu tamamen saçmalık, Sovyetler Birliği’nde hiçbir şey değişmeyecek! Komünistlerin iktidarı ilelebet payidar kalacak!”

“Tamam işte,” diye sakince yanıtlar Rabinoviç, “bu da ikinci gerekçem.”

Şu sıralar, bu fıkranın Atina’da dolaşan yeni bir uyarlamasından haberdar oldum. Yunan bir genç adam Atina’daki Avustralya Konsolosluğu’nu ziyaret eder ve iş vizesi talebinde bulunur. “Niçin Yunanistan’dan ayrılmak istiyorsun?” diye sorar memur.

“İki sebepten” diye cevap verir Yunan genç. “İlki, Yunanistan’ın Avrupa Birliği’nden ayrılmasının ülkede yeni yoksulluğa ve kaosa neden olacağından endişeleniyorum…”

“Ama” diye sözünü keser memur, “bu tamamen saçmalık. Yunanistan, Avrupa Birliği’nde kalacak ve mali disipline boyun eğecek!”

“Tamam işte,” diye sakince cevap verir Yunan genç, “ikinci sebebim de bu.” Okumaya devam et “Slavoj Žižek’ten Yunanistan üzerine: Bu Avrupa için bir uyanma şansı”