Suudi Arabistan ve İsrail’in El Cezire’ye karşı neden birleştiğini merak ediyorsanız işte cevabı – Robert Fisk

may-saudi

Filistinliler için bir devlet talep eden onurlu İsrailliler hala var; krallıklarının üzerine kurulu olduğu gözü dönmüş Vahabiliğe karşı çıkan iyi eğitimli Suudiler var; ne İran’ın onların düşmanı ne de Suudi Arabistan’ın dostları olduğuna inanan milyonlarca Amerikalı var. Ama bugün sorun, hem Doğuda hem de Batıda hükümetlerimiz, dostlarımız değil.

Theresa May Suudilerin zoruna gitmesin diye bir raporu sümenaltı ettirdi bile. Biz de hala Ortadoğu’da neden savaşıyoruz diye merak ediyoruz.

Hem Suudiler hem de İsrailliler kapatılmasını istiyorsa El Cezire bir şeyi doğru yapıyor olmalı. İdamcı Suudiler ile işgalci İsraillileri yan yana getirebilmek, ne de olsa başarı sayılır.

Ama bu konuda fazla romantikleşmeyin. Paraya para demeyen Suudilerin hastalandıklarında İsrail’in en iyi hastanelerinde tedavi olmak için özel uçaklarıyla Tel Aviv’e uçtukları biliniyor. Suudi ve İsrailli savaş jetleri havalandığında, Sünnileri değil Şiileri – birincisi Yemen’de, ikincisi Suriye’de – bombalayacaklarından emin olabilirsiniz. Continue reading “Suudi Arabistan ve İsrail’in El Cezire’ye karşı neden birleştiğini merak ediyorsanız işte cevabı – Robert Fisk”

Reklamlar

Trump’ın Suriye saldırısına kimse sevinmemeli – Eugene Robinson

170406_WS_Trump-Syria.jpg.CROP.promovar-mediumlarge

The Washington Post

Çeviri: Yakov Petroviç

Birleşik Devletler Suriye’nin korkunç iç savaşının bir parçası oldu. Ölümcül askeri güçle müdahale eden Trump yönetimi ne yaptığını veya neden yaptığını bildiğine dair bir işaret vermiyor.

Dışişleri Bakanı Rex Tillerson saçma bir şekilde hiçbir şeyin değişmediğini savunmaya çalıştı. Yanılıyor. Elli dokuz seyir füzesi bir politika değişimidir. Peki bu yönetimin stratejik vizyonu nedir? Bundan elde edilmek istenen sonuç nedir? Oraya nasıl gelinecek? Ve ondan sonra ne olacak? Continue reading “Trump’ın Suriye saldırısına kimse sevinmemeli – Eugene Robinson”

Sorun Trump’ta değil bizde – John Pilger

bbtrump12
“Yakında sınırdışı edilecek olan yasadışı göçmenler Trump’ın başkanlık töreni hazırlıkları için çalışıyor”

Yeni Özgür Politika

Başkan Trump’ın resmen başkan olacağı gün, ABD’deki binlerce yazar öfkesini ifade edecek. Writers Resist (Direnen Yazarlar) “İyileşmemiz ve yol almamız için…” diyor, “siyasi bir söylem geliştirmek yerine geleceğe odaklanmak ve yazarlar olarak demokrasimizi koruyacak birleştirici bir güç vazifesini nasıl görebileceğimize yoğunlaşmak istiyoruz.”

Şöyle devam ediyor: “Yerel örgütleyicileri ve konuşmacıları, düzenleyecekleri Writers Resist etkinliklerinde siyasetçilerin adını anmaktan veya ‘karşıtlık’ üzerine kurulu bir dil kullanmaktan kaçınmaya çağırıyoruz. Siyasal kampanya yapması yasak olan STK’ların, bu etkinliklere katılmak ve sponsor olmak konusunda sıkıntı hissetmemeleri önemli.”

Yani bedeli olacağından gerçek protestodan kaçınılacak. Continue reading “Sorun Trump’ta değil bizde – John Pilger”

ABD’de Rojava tarzı antifaşist mahalle meclisleri oluşturulması çağrısı

web1_161205-sea-news-neighborhoodactioncouncils_2-1200x800
Seattle sakinleri 4 Aralık günü Trump’ın seçilmesi ardından toplantıda

Trump’ın başkan seçilmesi ardından Amerikan solu yükselen faşizme karşı neler yapabileceğini tartışırken, ABD’de anarşistler tarafından Rojava’dan da esinlenilerek örgütlenmeye başlanan mahalle meclisleri konusunda 19 Aralık 2016 tarihli İngilizce bir reddit gönderisinin çevirisi.

Seattle ve Portland’daki en az iki koalisyon, İmparatorluğa karşı güçlü bir direniş altyapısı inşa etmek üzere merkeze uzak banliyölerle birlikte mahallelerde doğrudan demokratik meclisler ve şehir genelinde sözcü konseyler örgütlemeye başladılar.

PDX: https://portlandassembly.com/ SEA: https://www.neighborhoodaction.info/

Her ikisi de açık bir şekilde komünalist ve anarşist görüşlere dayanıyorlar ve diğerlerinin yanı sıra Rojava devriminden ilham alıyorlar. Elbette hiçbiri mükemmel değil. Portland şimdiye kadar radikal altkültür balonuna sıkışık kaldı ve toplumun daha geneline yayılmak için yardıma ihtiyacı var ama politikaları somut. Seattle ise çok daha geniş desteğe sahip ama yapı ve teorik zemin konusunda zayıf ve biraz da liberal/ilerici sorunu var (ittifak politikasından uzaklaşması gerekiyor), ancak şans verirseniz daha radikal eğilimlere açık insanlar.

İki hareket de örgütlenme dostu anarşistlerin ve her çizgiden antiotoriter solcuların mahalle meclislerine katılmasına ve ortamı daha radikal (ve aslında daha etkili) yönde dönüştürmesine ihtiyaç duruyorlar. Henüz örgütlenmedikleri bir şehirdeyseniz iki web sitesinde de iletişim bilgileri ve benimseyebileceğiniz örgütlenme kaynakları mevcut.

Başka şehirlerde de buna benzer örgütlenmeler duyan oldu mu?

http://www.seattleweekly.com/news/seattleites-form-neighborhood-groups-to-resist-trump/

Yoksulluğunu “ötekilerin” sebep olduğu bir utanç olarak gören beyaz Amerikalı işçi sınıfının Trump’a oy vermesi üzerine

pic_nrd_20160328_williamson

John Paul Brammer

Metnin tamamı

Oklahoma’nın yoksul, kırsal ve büyük oranda beyaz bir kasabasından gelen Meksika kökenli bir Amerikalıyım. Tartışmayı kaçırdınız mı? Şu yoksul beyazların kendini nasıl hissettiğine dair olanı. Yoksul, sömürülmüş beyaz insanların onları kullanıp atacak, altın asansörlü bir herife nasıl oy verdiğini merak ediyorsanız anlatayım. Continue reading “Yoksulluğunu “ötekilerin” sebep olduğu bir utanç olarak gören beyaz Amerikalı işçi sınıfının Trump’a oy vermesi üzerine”

Brexit ve Trump sonrası: Durdurulamaz bir yıkım mı geliyor? – Tobias Stone

black_death
La Peste di Firenze

Çeviren: Barış Satılmış

Bu yazıyı belki de, sırf tarihte bunun geldiğini gören tek insan olarak anılabilmek için yazıyorum.

Görünüşe göre insanların epey düzenli aralıklarda kendi başlarına bela ettikleri o aptal dönemlerden birine daha giriyoruz. Burada bilgiye dayalı görüşlerimi sunuyorum, doğru da çıkabilirler yanlış da. Derdim tartışmaya katkı sağlamak ve daha geniş bir diyalogun parçası olmak.

Alanım arkeoloji, dolayısıyla tarih ve antropoloji arka planım da var. Bu benim büyük tarihsel izleklere bakmama neden oluyor. Teorime göre insanların tarih perspektifleri ebeveynleri ve onların ebeveynlerinin anlattıklarıyla, yani son 50-100 yılla sınırlı. Bunun ötesine geçmek için okumalı, araştırmalı ve tarih anlatımında yaygın olan propagandayı ayırt etmeyi öğrenmeliyiz. Üniversitede bir konu üzerine en az iki veya üç karşıt fikri kıyaslamazsam makalem kabul edilmezdi. Olayların tek yanlı bir anlatımını öğreti olarak kabul etmek, Britanya akademisinin çekirdeğini oluşturan karşılaştırmalı analitik araştırma yönteminde tutunamaz. (Diğer sistemler adına konuşamam ama bu bakımdan kesinlikle hepsi benzer değil.) Continue reading “Brexit ve Trump sonrası: Durdurulamaz bir yıkım mı geliyor? – Tobias Stone”

Milli işçicilik ve ırk savaşı – Franco “Bifo” Berardi

berardi_wide

DiEM25.org

Neler olduğunu anlamaya çalışalım. İşçiler, 1933’te yaptıkları gibi, kendilerini uzun süredir aldatmakta olanlardan öçlerini aldılar: “demokrat” reformist sol politikacılar.

Hiç vergi ödememiş bir köleci, bir seri tecavüzcü, Birleşik Devletlerin Başkanı oldu. Ona oy verenler, ABD’de ve Avrupa’da solun ihanetine uğrayan işçilerdi. Bu ‘sol’ çöpe atılmalı: Finans kapitale hizmet etmeyi seçerek ve neoliberal “reformları” hayata geçirerek faşizme giden yolu döşediler.

Birkaçını sıralayalım: Bill Clinton ve Tony Blair, Massimo D’Alema ve Matteo Renzi, Giorgio Napolitano, François Hollande, Manuel Valls ve Sigmar Gabriel. Sinizmleri ve korkaklıkları yüzünden, insanları şirketlerin ve başımızdaki hükümetlerin eline teslim ettiler. Bunu yaparak, şimdi her yere yayılan faşizme ve artık durdurulamaz görünen küresel iç savaşa giden yolu açtılar. Continue reading “Milli işçicilik ve ırk savaşı – Franco “Bifo” Berardi”

Trump nasıl mümkün olabildi? – Joseph E. Stiglitz

2153-20160523-trump

Project Syndicate

Çeviren: Barış Satılmış

Son haftalarda dünyayı dolaşırken tekrar ve tekrar iki soruyla karşılaştım: Donald Trump’ın ABD başkanlığını kazanabilmesi akıl alır bir durum mu? Ve en başta da bu adaylık nasıl buraya kadar gelebildi?

İlk soruyla ilgili olarak politik tahminlerde bulunmak ekonomik tahminlerde bulunmaktan çok daha zor olsa da ihtimaller güçlü biçimde Hillary Clinton’dan yana. Yine de yarışın başabaş gitmesi (en azından kısa süre öncesine kadar) tuhaf bir durum. Clinton Birleşik Devletlerin bugüne kadar gördüğü en nitelikli ve en hazırlıklı başkan adaylarından birisi, Trump ise en niteliksiz ve en hazırlıksızı. Dahası Trump’ın kampanyası geçmişte bir adayın şansını bitirecek davranışlarına rağmen hayatta kaldı.

Dolayısıyla, Amerikalılar neden Rus ruleti (bu Trump’un zaferi için altıda bir şans anlamına gelse bile) oynasınlar? ABD dışındakiler yanıtı bilmek istiyorlar çünkü üzerinde kendilerinin bir etkisi olmasa bile, sonuç onları da etkiliyor. Continue reading “Trump nasıl mümkün olabildi? – Joseph E. Stiglitz”

Clinton neden Trump’dan daha tehlikeli? – John Pilger

27 Ekim 2016 Perşembe | Yeni Özgür Politika

Çeviri: Barış Satılmış

Şimdi “kimlik politikaları” olarak bilinen postmodern kült, bir nesil önce birçok zeki ve liberal zihniyetli insanın, aslında ne tür bir davayı ve kişiyi desteklediklerini sorgulamalarının önüne geçti, aynı Obama ve Clinton sahtekarlığında olduğu gibi; tıpkı halkına ihanet ederek düşmanlarıyla birlik olan Yunanistan’daki sahte ilerici Syriza hareketi gibi.

Sırf kendiyle meşgul olma, bir tür “ben’cilik,” ayrıcalıklı batı toplumlarında çağın yeni düşünce biçimi oldu ve savaş, soysal adaletsizlik, eşitsizlik, ırkçılık ve cinsiyetçilik gibi büyük kolektif hareketlerin ölümünü haber verdi.

Aşağıdaki yazı John Pilger tarafından Sydney Üniversitesinde ‘Bir Dünya Savaşı Başladı’ başlığıyla yapılan konuşmanın düzenlenmiş halidir.

Avustralya’nın kuzeyinde, Pasifik Okyanusunun ortasındaki Marshall Adalarında film çekiyordum. İnsanlara ne zaman nerede olduğumu söylesem, “Orası nerede?” diye soruyorlar. “Bikini” diyerek ipucu verdiğimde “Mayo olan mı?” diyorlar.

Bikini mayolarının, Bikini adasını yok eden nükleer patlamaları kutlamak için bu adı aldığından çok azı haberdar görünüyor. 1946 ve 1958 yılları arasında Marshall Adalarında atmış altı nükleer deneme yapıldı; bu on iki yıl boyunca her gün Hiroşima’ya atılan bombanın 1,6 misline eşit.

Continue reading “Clinton neden Trump’dan daha tehlikeli? – John Pilger”