Kuzey Kutbunda Yangın Var! – Matt Simon

Şu cümleyi okuyacağınız aklınıza gelir miydi? Kuzey Kutbu yanıyor. Evet, bildiğiniz Kuzey Kutbu, hani buz gibi ve ıslak olan o yerde Rusya’dan Grönland’da, oradan Alaska’ya kadar çok geniş alanları, hayret verici derecede yüksek sayıda yangın yiyip bitiriyor.

“‘Kuzey Kutbundaki yangınlar’ diyoruz ama, ‘Kuzey Kutbu’ ile ‘yangın’ kelimeleri daha önce hiç yan yana kullanılmadı. Yangın biliminde yepyeni bir şey bu,” diyor Guillermo Rein. Kendisi Imperial College London’da bu alanda çalışmalar yürütüyor. “Kuzey Kutbu yangınları çok nadirdir ama hiç görülmedik de değildirler. Görülmedik olan şey, çıkan yangın sayısı. Gezegenin etrafındaki uydular, daha önce hiç bu seviyede yangın olayları tespit etmemişlerdi.”

Okumaya devam et “Kuzey Kutbunda Yangın Var! – Matt Simon”
Reklamlar

Kendi sonunu getiren insanlık – Bill McKibben

www.rollingstone.com

Bill McKibben’ın “FALTER: Has the Human Game Begun to Play Itself Out?” kitabından bir bölüm

İşlerin çok daha kötüye gitmesi muhtemel.

2015’te, Matematiksel Biyoloji Dergisinde yayınlanan bir çalışma, okyanusların bu hızla ısınmaya devam etmesi halinde, 2100 itibariyle “fotosentez sürecini kesintiye uğratarak fitoplanktonların oksijen üretimini durdurmaya neden olacak sıcaklığa ulaşabileceğine” işaret etti. Dünyadaki oksijenin üçte ikisinin fitoplanktondan geldiği düşünülürse, bu “hayvan ve insanların kitlesel şekilde ölümü ile sonuçlanabilir.”

Okumaya devam et “Kendi sonunu getiren insanlık – Bill McKibben”

Neden Ekososyalizm: Kızıl-Yeşil bir Gelecek için – Michael Löwy

Toplumsal ve ekolojik bedellerine bakmaksızın kâr maksimizasyonu güdüsüyle işleyen kapitalist sistem, adil ve sürdürülebilir bir gelecek vizyonu ile uyumsuzdur. Ekososyalizm, toplumun ve ekolojinin yararını öne koyan radikal bir alternatif sunuyor. Emeğin sömürüsü ile çevrenin sömürüsü arasındaki bağlantılara duyarlı olan ekososyalizm, hem reformist “piyasa ekolojisi” hem de “üretimci sosyalizm”e karşıdır. Güçlü şekilde demokratik yeni bir planlama modelini benimseyerek, toplum, üretim araçlarının ve kendi kaderinin kontrolünü eline alabilir. Daha kısa çalışma süreleri, ve tüketimcilik yerine hakiki ihtiyaçlara odaklanmak, “var olmayı” “sahip olmanın” üzerine yükseltmeye ve herkes için daha derin bir özgürlük algısına ulaşılmasına yardımcı olabilir. Bu vizyonu gerçekleştirmek için çevrecilerin ve sosyalistlerin, mücadelelerinin ortak ve Büyük Geçiş’i amaçlayan daha genel bir “hareketlerin hareketi”ne bağlı olduğunu anlaması gerek.

Okumaya devam et “Neden Ekososyalizm: Kızıl-Yeşil bir Gelecek için – Michael Löwy”

İklim çöküşü yaklaşıyor, dünyanın yeşil bir New Deal’a ihtiyacı var – Jason Hickel

“Aşırı tüketimi durdurmanın bir yolu, çamaşır makineleri veya buzdolapları 10 yerine 30 yıl dayanabilecek şekilde daha uzun garanti süreleri getirmek.”

Yeni Özgür Politika

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (HİDP) 2019 Ekim’inde son raporunu yayınladığında verdiği mesaj keskindi: gezegen olarak tehlikeli bir iklim çöküşünü engellemek istiyorsak, 2030 itibariyle emisyonları yarıya indirmeli, yüzyıl ortasında ise sıfır emisyon tutturmalıyız.

Bu hedefin ne kadar dramatik olduğunu söylesek az. Medeniyet olarak şu anki yönelimimizi tamamen ve hızla tersine çevirmemizi gerektiriyor. Son 200 yıldır, fosil yakıtlara dayanan bir küresel enerji altyapısı inşa ettik ve şimdi 30 yıl içinde bunu tamamen dönüştürmemiz gerekiyor.

Okumaya devam et “İklim çöküşü yaklaşıyor, dünyanın yeşil bir New Deal’a ihtiyacı var – Jason Hickel”

Küçülme: küresel refah uçurumunu ortadan kaldırmak – Riccardo Mastini

image.jpg

Bugün 4,3 milyar insan – dünya nüfusunun yüzde 60’tan fazlası – yoksulluk içinde yaşıyor, günde 5 dolardan daha azla (küresel Güney’deki tüm ulusal yoksulluk sınırlarının ortalaması) geçinmeye çalışıyor. Bunun yarısının yeterli gıdaya erişimi yok ve bu sayılar son birkaç on yıldır düzenli olarak artmakta.

Antropoloji profesörü ve küresel kalkınma uzmanı olan Jason Hickel, BM ve Bill Gates ile Steven Pinker gibilerince anlatılan hikâyeyi özenli ve ikna edici şekilde çürüttüğü çok konuşulan The Divide: A Brief Guide to Global Inequality and Its Solutions (Bölünme: Küresel Eşitsizliğe ve Çözümleri Konusunda Kısa bir Kılavuz) kitabına bu verilerle başlıyor. Bunların anlattığı hikâye bizi yoksulluğun dünya çapında azaldığına inanmaya zorluyor ama aslında bu iddianın gerçeklik payına sahip olduğu tek yer, serbest piyasa kapitalizminin Dünya Bankası ve IMF tarafından zorla dayatılmadığı ve hükümetlerin devlet öncülüğünde kalkınma politikaları sürdürerek ekonomilerini kendilerince aşamalı olarak liberalize edebildiği ülkeler. Okumaya devam et “Küçülme: küresel refah uçurumunu ortadan kaldırmak – Riccardo Mastini”

Dünya ısındı, yanıyor ve sellere teslim – Eric Holthaus

Screen Shot 2018-07-30 at 20.09.18.png

İklim değişikliğinin nelere yol açabileceğini dünyanın dört bir yanından gelen felaket haberleriyle görüyoruz.

Yunanistan’daki orman yangınları, şehirlere kadar önüne gelen her şeyi yakıp kül etti, seller Laos’un kimi bölgelerini sular altında bıraktı ve sıcak hava dalgaları Japonya’yı bunalttı. Bunlar iklim değişikliğinin en ölümcül biçimlerde kendini gösterdiği çarpıcı örnekler ve “doğal afet” terimini modası geçmiş bir konsept haline getiriyorlar. Artık karşımızda doğal afetle tanımlanamayacak büyüklükte sıkıntılar var. Okumaya devam et “Dünya ısındı, yanıyor ve sellere teslim – Eric Holthaus”

Çevreciler için en ölümcül yıl – Jordan Barnes

2017’de 207 aktivist topraklarını korumaya çalışırken öldürüldü

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Global Witness (Küresel Tanık) grubu, aktivistlerin devlet destekli cinayetlere kurban gittiğine dair kanıtlar olduğunu bildiriyor

Öldürülen 207 kişiden 57’si Brezilya’da, 48’i Filipinler’de

Korkunç ölümlerin arkasında tüketici mallarına ve palm yağına yönelik talep var

Grup, yatırımcılara üretimde daha fazla şeffaflık talep etme çağrısı yapıyor

Okumaya devam et “Çevreciler için en ölümcül yıl – Jordan Barnes”

İnsanlık tüm yabanıl memelilerin %83’ünü, bitkilerin ise yarısını yok etti

Jana Sepehr ve Joe McCarthy

3162821.large.jpg

Dünya üzerinde kalan tüm kuşların %70’i kümes tavukları ve diğer çiftlik kuşları.

Dünya gezegeninde insanlar aslında çok küçük bir tür.

Ulusal Bilimler Akademisi’nin raporuna göre 7,6 milyar insanın ağırlığı, dünyanın biyokütlesinin yalnızca %0,01’ini oluşturuyor.

Aynı rapora göre bakteriler tüm biyokütlenin %13’ünü, bitkiler %83’ünü ve diğer tüm yaşam formları toplam ağırlığın %5’ini oluşturuyor. Okumaya devam et “İnsanlık tüm yabanıl memelilerin %83’ünü, bitkilerin ise yarısını yok etti”

Uzun ekolojik devrim (II) – John Bellamy Foster

Zamanımınız ekolojik ve toplumsal devrimi

mr-069-06-2017-10-300x450

(Birinci bölüm)

Öyleyse, zamanımız için gerekli ekolojik ve toplumsal devrimi nasıl ele alacağız? On dokuzuncu yüzyılda Engels toplumun doğa ile uyum içinde gelişmesi zorunluluğunu tek hakiki bilimsel bakış olarak vurgulamıştı: “Özgürlük, doğa yasaları karşısında düşlenmiş bir bağımsızlıkta değil, bu yasaların bilinmesinde ve bu bilme aracılığıyla belirli erekler için yöntemli bir biçimde kullanılması olanağındadır. Bu, dış doğa yasaları için olduğu denli, insanın maddi ve manevi varlığını yöneten yasalar (gerçeklikte değil, olsa olsa kafamızın içinde ayırabildiğimiz iki yasa sınıfı) için de böyledir.”28 Dahası, doğanın zorunluluklarını aldatmak diye bir şey söz konusu değildir. Engels, kısa vadeli kazanımlar peşinde, daha geniş çerçevedeki sonuçları göz ardı ettiğinden, Bacon’cı “doğanın fethi” kurnazlığının (doğanın yasalarına sermaye birikimini teşvik etme yegâne amacıyla riayet etme) sonunun felaket olacağını savunmuştu. Bunun aksine “bilimsel sosyalizm”in amacı, doğayı fethetmek gibi beyhude bir girişim değil, insan özgürlüğünün maddi dünyanın dayattığı şartlarla uyum içinde ileri taşınmasıdır.29 Okumaya devam et “Uzun ekolojik devrim (II) – John Bellamy Foster”

Uzun ekolojik devrim – John Bellamy Foster

marx_622_800_90

Sosyalizm bu şekilde anlaşıldığında, neredeyse kapitalizmden farksız kalıyor—genelleşmiş meta toplumunun yerini alacak olan değil, kapitalist modernitenin temel yapısı ile benzeş bir hareket. Bu, en hafifinden, liberal siyaset alanının başarısı adına sosyalist vizyonun küçük gösterilmesi. Ama statüko karşısında böylesi bir tavizin bedeli, alternatif bir geleceğe dair tüm anlayışların yitirilmesi demek.

Doğanın belirli yasalar izlediğinin kabulünü ayrı tutarsak, on yedinci yüzyılın bilimsel devriminin ve ona bağlı olarak gelişen modern bilimin merkezinde, doğanın fethi ve üzerinde tahakküm kurulması kadar yer tutan başka fikir yoktur. Yirminci yüzyıl sonunda ekoloji hareketinin yükselişine kadar, doğanın fethi, kapitalizm (ve bazen de sosyalizm) altında ilerlemeye eşitlenen evrensel bir mecazdı. Ancak bu nosyonun [ilerleme], bilimde kullanıldığı kadarıyla, karmaşık olduğunu da eklemek gerek. Fikrin ilk savunucularından olan Francis Bacon’ın da dediği gibi, “doğa yalnızca ona itaat ederek alt edilebilir.” Dolayısıyla doğayı fethetmek, ancak onun yasalarını izleyerek mümkündür. (1)

Okumaya devam et “Uzun ekolojik devrim – John Bellamy Foster”