Diktatörleri desteklemek antiemperyalizm değil – Meredith Tax

18 Mart 2018. ÖSO askerleri, Efrin şehir merkezini işgalleri ardından Kürt kültürünün mitolojik figürü Kawa’nın yıktıkları heykeli etrafında kutlama yapıyorlar.

Geçtiğimiz yıllar içinde Suriye iç savaşı çerçevesinde antiemperyalizm tartışmalarının canlanışına tanık olduk. Solda kimileri anti-Amerikancılık adına Esad rejimi ve Rus emperyalizminin müdafiliğine soyunurken, “insanî müdahaleciliği” en başta eleştirenlerden Chomsky, Rojava Kürtlerinin Türk devletinin saldırganlığı karşısında yalnız bırakılmaması adına kendi pozisyonunu revize edebildi. Bu tartışmalar içinde bir üçüncü pozisyon daha vardı ki, kendilerini en çok Rojava Kürtlerine yönelik sayısız kara propaganda kampanyasının arkasında gördük. Uluslararası Af Örgütü’nün Rojava Kürtlerinin Araplara karşı etnik temizlik yaptığı iddiası ilk akla gelenlerden.

Çeşitli uluslararası örgütlerin, yardım ve düşünce kuruluşları ile gazetecilerin dahil ve zaman zaman da alet olabildiği bu çevrenin ideolojik saikleri, finansal kaynakları ve ilişki ağı üzerine ciddi çalışmalara ihtiyaç olmakla beraber, ortaya çıkışının koşulları üzerine genel bir gözlem aktarılabilir: 70’lerde neoliberalizm dalgasıyla devletlerin finansal desteğini kesmesi üzerine o günden bu yana işlerini gönüllü bağışlarla yürütmek zorunda kalan, bağış yapanların kimliğinin açıklanmadığı, ama özellikle son 10 yıldır Körfez’in petrol zengini Arap ülkeleri tarafından büyük kaynakların aktarıldığı düşünce kuruluşları ve bu kuruluşların bilgi ve bağlantılarla beslediği ana akım yayın kuruluşlarının İstanbul ve Beyrut’ta kümelenmiş gazeteci klikleri. Meredith Tax, aşağıdaki metinde, bu üçüncü pozisyona angaje bir kitabın eleştirisini yapmakta.

Okumaya devam et “Diktatörleri desteklemek antiemperyalizm değil – Meredith Tax”

Haiti’de ayaklanma: Devrimci bir geçmişin ve geleceğin fısıltısı*

(*) Eylül 2018 – The Tricontinental

Tarım ülke ekonomisinin yalnızca %25’ini oluşturmasına rağmen, Haitili işçilerin yarısı bu sektörde çalışıyor. IMF’nin ticaret liberalizasyonu politikaları tarımsal ihracattaki tarifeleri düşürdü, tarıma yatırım yapmayı cazip olmaktan çıkardı, kırsal işsizliği arttırdı, aşırı kalabalık başkente göçü arttırdı ve ‘serbest ticaret bölgeleri’ içindeki küçük fabrikaların önünde sırada bekleyen bir işgücü ordusu yarattı. Haiti bir zamanlar kendine yeterli bir pirinç üreticisiydi, şimdi ABD’den ithal ediyor. 2018’deki mücadelenin baş kahramanı kentli işçi sınıfı ve yoksullardı, köylülükten, yani tarım işçileri ile küçük köylülerden çok az katılım olmuştu.

Okumaya devam et “Haiti’de ayaklanma: Devrimci bir geçmişin ve geleceğin fısıltısı*”

İsyanlar, dış müdahaleler ve diktatörlüklerle dolu bir tarih: Haiti*

(*) Bu yazı 2010 Haiti depremi ardından Toplumsal Özgürlük 31. sayıda yayınlanmıştır.

Haiti, bağımsızlığının bedelini sürekli ambargolarla, saldırı, işgal ve destabilizasyon çabaları ile ödedi. Fransa 1825’te Haiti’ye kaybettiği köle geliri karşılığında 150 milyon Frank tazminat ödemeyi şart koştu. Ülke 1947’ye dek bu tazminatı ödemek zorunda kaldı. 1915–37 arasında, 1. Dünya Savaşı’nı bahane eden ABD’nin işgali altında kaldı. 1957–86 arasında ABD’nin kuklası Duvalier, kanlı rejimi ile ülkeyi emperyalizmin çiftliği haline getirdi. Duvalier, Haiti’nin mücadeleci tarihinde bir kırılma noktası. Kendi halkını, kurduğu kontra birliklerle kırıma uğratarak emperyalistlere hizmet eden, efendileri ile aynı ligde oynama hevesine düşmüş yoz bir ulusal politikacı. Duvalier’nin mezar taşında, yaşamına esin kaynağı olan kişiler arasında, Mustafa Kemal Atatürk adı da sayılıyor.

Okumaya devam et “İsyanlar, dış müdahaleler ve diktatörlüklerle dolu bir tarih: Haiti*”

Yeni Borç Sömürgeleri: finans, emperyalizm ve mülksüzleştirme siyaseti – Jerome Roos (ROAR Magazine)

Imperialism-940x480

Viewpoint Magazine’in emperyalizm konulu yeni sayısına uzun bir makaleyle katkı yapan ROAR Magazine editörü Jerome Roos’un yazısından bir bölüm

Borcu kökenleri itibariyle değerlendirmek gerektiğini düşünüyoruz. Borcun kökenleri sömürgeciliğin kökenlerinden yükselir. Bize borç verenler aynı zamanda bizi sömürgeleştirenlerdir. Bir zamanlar ülkelerimizi ve ekonomilerimizi yönetmiş olanlardır.

– Thomas Sankara (1987)

Tanrı bizi borçtan kurtardı ve buna şükretmeliyiz.

– Simón Bolívar (1825) Okumaya devam et “Yeni Borç Sömürgeleri: finans, emperyalizm ve mülksüzleştirme siyaseti – Jerome Roos (ROAR Magazine)”

Schumpeter’in iki emperyalizm teorisi – Branko Milanovic

29362

Bir süre önce Thomas Hauner ve Suresh Naidu ile birlikte, Hobson-Lenin-Luxemburg’un emperyalizm teorisindeki sayısız bağlantıyı ampirik olarak inceleyen ortak bir makalenin taslağını yayınladık (buradan ve buradan erişebilirsiniz). Bu makaleyi burada ele almayacağım (ilgilenen okurlar makalemizin ilk bölümüne bakabilir) çünkü burada bir başka çağdaş emperyalizm teorisine, Schumpeter’inkine odaklanmak istiyorum.

Schumpeter’in teorisi birkaç sebeple ilginç. Lenin ve Luxemburg’unki ile aynı dönemde formüle edildi ve yazarın ikisinin de bilgisine sahip olduğu kesin. Onlarınki ile aynı olaylara karşılık olarak yazıldı ancak onlardan farklı ve Schumpeter yaşamı boyunca bu görüşü korudu. Schumpeter’in teorisi açısından anahtar metin, 1918-19’da yayınlanan “The sociology of imperialisms” (“Emperyalizmler sosyolojisi”, çoğul ekine dikkat) makalesidir. İngilizce tercümesinde 80 sayfalık sıkışık baskısı ile çok uzun bir makaledir. 1942’de yayınlanan (ve o zamandan bu yana birçok kez tekrar basılan) “Capitalism, socialism and democracy”de de (“Kapitalizm, sosyalizm ve demokrasi,” CSD) tekrarlandığı şekliyle görüldüğü üzere, Schumpeter teorisinde (en azından önemli sayılabilecek) hiçbir değişikliğe gitmemiştir. Okumaya devam et “Schumpeter’in iki emperyalizm teorisi – Branko Milanovic”

Arap ülkeleri arasındaki kriz Afrika Boynuzu’ndaki gerilimleri körüklüyor – Rashid Abdi

Qatari Emir Sheikh Tamim bin Hamad al-Thani inspects a guard of honor upon arriving at the Bole International Airport during his official visit to Ethiopia's capital Addis Ababa

Körfez krizi ve Afrika Boynuzu’nda askeri üsler için girişilen yarış, çatışma tetikleme riski içeren bölgesel gerilimleri şiddetlendiriyor. Bu soru-cevap makalesinde, Uluslararası Kriz Grubu’nun Afrika Boynuzu Projesi Direktörü Raşit Abdi, Boynuzu Körfeze bağlayan karmaşık ilişkiler ağını ele alıyor.

Körfez krizi, Afrika Boynuzu’ndaki güvenlik ve istikrarı nasıl etkiliyor?

Körfez ve Boynuz, ortak tehdit ve hassasiyetlerle—silahlı çatışma; uluslararası cihat; korsanlık, insan ticareti ve para aklama dahil organize suç—karşı karşıya olan birbiriyle iç içe bölgeler. Şu anki kriz, tarihsel olarak çatışmaya eğilimli, ya iç silahlı çatışmaya batmış ya da halen çatışma sonrası hassas toparlanma evresinde olan, büyük kısmı siyasi istikrarsızlık içindeki Afrika Boynuzu için zor bir momentte geliyor. Körfez’deki karmaşa, hükümetleri ya Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ya da Katar (ve dolaylı olarak Türkiye) ile saflaşmaya zorladığından, bölgede zaten tehlikeli bir boyut alan militarizasyonu daha da artırdı. Bunun istikrarı ciddi şekilde bozan, yeni bölgesel bölünmelerin tohumunu eken ve eski düşmanlıkları tetikleyen etkileri var. Okumaya devam et “Arap ülkeleri arasındaki kriz Afrika Boynuzu’ndaki gerilimleri körüklüyor – Rashid Abdi”

Belçika Sömürgeciliği ve Küresel HIV Salgınının Kökeni – Dr. Lawrence Brown

Kral 2. Leopold’ün Hayaleti Hala Aramızda

“Kauçuk bulmak için ormanın hep daha içlerine gitmemiz gerekiyordu, yanımızda yiyecek olmadan gidiyorduk, kadınlarımız tarla ve bahçeleri ekip biçmeyi bırakmak zorunda kalıyordu. Sonra aç kalıyorduk. Vahşi hayvanlar, leoparlar, ormanda çalışırken bazılarımızı öldürüyordu ve diğerleri kayboluyor ya da yorgunluk veya açlıktan ölüyordu ve beyaz adama bizi bırakması için yalvarıyorduk, artık kauçuk bulamıyoruz diyorduk ama beyaz adam ve askerleri “Gidin!” diyordu, “Buradaki tek vahşi sizsiniz; siz nyama’sınız (etsiniz).” Denedik, hep ormanın daha içlerine ilerledik ve kauçuk bulamadığımızda veya az bulabildiğimizde, askerler kasabalarımıza gelip bizi öldürdü. Birçoğumuz vuruldu, bazılarımızın kulakları kesildi: diğerleri iplerle boyunlarından ve vücutlarından bağlanarak götürüldü.”

Science dergisinde Ekim 2014’te yayınlanan “The Early Spread and Epidemic Ignition of HIV-1 in Human Populations” (İnsan Popülasyonlarında HIV-1’in İlk Yayılması ve Salgının Ortaya Çıkışı) başlıklı bir makalede, Nuno Faria ve meslektaşları, dünyanın en ölümcül bulaşıcı hastalıklarından biri olan HIV’nin coğrafi çıkış noktasını ortaya koydular. HIV-1’in, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin başkenti Kinşasa’da ortaya çıktığını keşfettiler ve ölümcül virüsün Kongo’ya demiryolu ağı üzerinden yayıldığını açıkladılar. HIV-1, bunun ardından Haitili profesyoneller üzerinden Haiti’ye, oradan da ABD’ye yayılmıştı (1). Okumaya devam et “Belçika Sömürgeciliği ve Küresel HIV Salgınının Kökeni – Dr. Lawrence Brown”

Trump’ın Suriye saldırısına kimse sevinmemeli – Eugene Robinson

170406_WS_Trump-Syria.jpg.CROP.promovar-mediumlarge

The Washington Post

Çeviri: Yakov Petroviç

Birleşik Devletler Suriye’nin korkunç iç savaşının bir parçası oldu. Ölümcül askeri güçle müdahale eden Trump yönetimi ne yaptığını veya neden yaptığını bildiğine dair bir işaret vermiyor.

Dışişleri Bakanı Rex Tillerson saçma bir şekilde hiçbir şeyin değişmediğini savunmaya çalıştı. Yanılıyor. Elli dokuz seyir füzesi bir politika değişimidir. Peki bu yönetimin stratejik vizyonu nedir? Bundan elde edilmek istenen sonuç nedir? Oraya nasıl gelinecek? Ve ondan sonra ne olacak? Okumaya devam et “Trump’ın Suriye saldırısına kimse sevinmemeli – Eugene Robinson”

Clinton neden Trump’dan daha tehlikeli? – John Pilger

27 Ekim 2016 Perşembe | Yeni Özgür Politika

Çeviri: Barış Satılmış

Şimdi “kimlik politikaları” olarak bilinen postmodern kült, bir nesil önce birçok zeki ve liberal zihniyetli insanın, aslında ne tür bir davayı ve kişiyi desteklediklerini sorgulamalarının önüne geçti, aynı Obama ve Clinton sahtekarlığında olduğu gibi; tıpkı halkına ihanet ederek düşmanlarıyla birlik olan Yunanistan’daki sahte ilerici Syriza hareketi gibi.

Sırf kendiyle meşgul olma, bir tür “ben’cilik,” ayrıcalıklı batı toplumlarında çağın yeni düşünce biçimi oldu ve savaş, soysal adaletsizlik, eşitsizlik, ırkçılık ve cinsiyetçilik gibi büyük kolektif hareketlerin ölümünü haber verdi.

Aşağıdaki yazı John Pilger tarafından Sydney Üniversitesinde ‘Bir Dünya Savaşı Başladı’ başlığıyla yapılan konuşmanın düzenlenmiş halidir.

Avustralya’nın kuzeyinde, Pasifik Okyanusunun ortasındaki Marshall Adalarında film çekiyordum. İnsanlara ne zaman nerede olduğumu söylesem, “Orası nerede?” diye soruyorlar. “Bikini” diyerek ipucu verdiğimde “Mayo olan mı?” diyorlar.

Bikini mayolarının, Bikini adasını yok eden nükleer patlamaları kutlamak için bu adı aldığından çok azı haberdar görünüyor. 1946 ve 1958 yılları arasında Marshall Adalarında atmış altı nükleer deneme yapıldı; bu on iki yıl boyunca her gün Hiroşima’ya atılan bombanın 1,6 misline eşit.

Okumaya devam et “Clinton neden Trump’dan daha tehlikeli? – John Pilger”

Latin Amerika’da dalga geri çekiliyor – Álvaro García Linera

Latin Amerika’daki ilerici hükümetlerin “erdemli on yılı” sona eriyor. Ancak Bolivya Başkan Yardımcısı Alvaro Garcia Linera’nın da belirttiği gibi, devrimler dalga dalga gelir.

pa-14241325_0
Bolivya Devlet Başkanı Evo Morales (solda) ve Başkan Yardımcısı Alvaro Garcia Linera, Bolivya’nın bağımsızlığının 187. yıldönümü kutlamaları sırasında ülkelerinin ulusal marşını söylerken. 6 Ağustos 2012

İspanyolca orijinal

İngilizce çeviri

Dünyadan Çeviri’nin notu: Metin İspanyolca orijinalinden İngilizceye çevrilirken kimi yerler anlam kaymasına ve hatta kaybına uğramış. İngilizcesinden çevirirken mümkün olduğunca telafi etmeye çalıştık.

Başkan Yardımcısı Garcia Linera’nın Buenos Aires Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi’ndeki konuşmasından kesitler (27 Mayıs 2016)

Latin Amerika’da tarihsel bir dönüm noktası ile karşı karşıyayız. Bazıları bir başarısızlıktan, gericilerin ilerlediğinden söz ediyor. Gerçek şu ki, son on iki ay içinde, kıtanın ilerici ve devrimci hükümetlerinin bölgesel dağılımının yoğun olarak ilerlemesinden on yıl sonra, bu ilerlemenin hızı kesildi, bazı durumlarda pes etti ve bazılarında da sürekliliğin devam edeceği şüpheli. Muhafazakar güçlerin kazandıkları her yerde, devlet yönetimini kontrol altına almayı amaçlayan 80’li ve 90’lı yılların eski elitlerinin başlattığı hızlandırılmış bir yeniden yapılandırma süreci devam etmekte. Okumaya devam et “Latin Amerika’da dalga geri çekiliyor – Álvaro García Linera”