Yeni Borç Sömürgeleri: finans, emperyalizm ve mülksüzleştirme siyaseti – Jerome Roos (ROAR Magazine)

Imperialism-940x480

Viewpoint Magazine’in emperyalizm konulu yeni sayısına uzun bir makaleyle katkı yapan ROAR Magazine editörü Jerome Roos’un yazısından bir bölüm

Borcu kökenleri itibariyle değerlendirmek gerektiğini düşünüyoruz. Borcun kökenleri sömürgeciliğin kökenlerinden yükselir. Bize borç verenler aynı zamanda bizi sömürgeleştirenlerdir. Bir zamanlar ülkelerimizi ve ekonomilerimizi yönetmiş olanlardır.

– Thomas Sankara (1987)

Tanrı bizi borçtan kurtardı ve buna şükretmeliyiz.

– Simón Bolívar (1825) Continue reading “Yeni Borç Sömürgeleri: finans, emperyalizm ve mülksüzleştirme siyaseti – Jerome Roos (ROAR Magazine)”

Reklamlar

Schumpeter’in iki emperyalizm teorisi – Branko Milanovic

29362

Bir süre önce Thomas Hauner ve Suresh Naidu ile birlikte, Hobson-Lenin-Luxemburg’un emperyalizm teorisindeki sayısız bağlantıyı ampirik olarak inceleyen ortak bir makalenin taslağını yayınladık (buradan ve buradan erişebilirsiniz). Bu makaleyi burada ele almayacağım (ilgilenen okurlar makalemizin ilk bölümüne bakabilir) çünkü burada bir başka çağdaş emperyalizm teorisine, Schumpeter’inkine odaklanmak istiyorum.

Schumpeter’in teorisi birkaç sebeple ilginç. Lenin ve Luxemburg’unki ile aynı dönemde formüle edildi ve yazarın ikisinin de bilgisine sahip olduğu kesin. Onlarınki ile aynı olaylara karşılık olarak yazıldı ancak onlardan farklı ve Schumpeter yaşamı boyunca bu görüşü korudu. Schumpeter’in teorisi açısından anahtar metin, 1918-19’da yayınlanan “The sociology of imperialisms” (“Emperyalizmler sosyolojisi”, çoğul ekine dikkat) makalesidir. İngilizce tercümesinde 80 sayfalık sıkışık baskısı ile çok uzun bir makaledir. 1942’de yayınlanan (ve o zamandan bu yana birçok kez tekrar basılan) “Capitalism, socialism and democracy”de de (“Kapitalizm, sosyalizm ve demokrasi,” CSD) tekrarlandığı şekliyle görüldüğü üzere, Schumpeter teorisinde (en azından önemli sayılabilecek) hiçbir değişikliğe gitmemiştir. Continue reading “Schumpeter’in iki emperyalizm teorisi – Branko Milanovic”

Arap ülkeleri arasındaki kriz Afrika Boynuzu’ndaki gerilimleri körüklüyor – Rashid Abdi

Qatari Emir Sheikh Tamim bin Hamad al-Thani inspects a guard of honor upon arriving at the Bole International Airport during his official visit to Ethiopia's capital Addis Ababa

Körfez krizi ve Afrika Boynuzu’nda askeri üsler için girişilen yarış, çatışma tetikleme riski içeren bölgesel gerilimleri şiddetlendiriyor. Bu soru-cevap makalesinde, Uluslararası Kriz Grubu’nun Afrika Boynuzu Projesi Direktörü Raşit Abdi, Boynuzu Körfeze bağlayan karmaşık ilişkiler ağını ele alıyor.

Körfez krizi, Afrika Boynuzu’ndaki güvenlik ve istikrarı nasıl etkiliyor?

Körfez ve Boynuz, ortak tehdit ve hassasiyetlerle—silahlı çatışma; uluslararası cihat; korsanlık, insan ticareti ve para aklama dahil organize suç—karşı karşıya olan birbiriyle iç içe bölgeler. Şu anki kriz, tarihsel olarak çatışmaya eğilimli, ya iç silahlı çatışmaya batmış ya da halen çatışma sonrası hassas toparlanma evresinde olan, büyük kısmı siyasi istikrarsızlık içindeki Afrika Boynuzu için zor bir momentte geliyor. Körfez’deki karmaşa, hükümetleri ya Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ya da Katar (ve dolaylı olarak Türkiye) ile saflaşmaya zorladığından, bölgede zaten tehlikeli bir boyut alan militarizasyonu daha da artırdı. Bunun istikrarı ciddi şekilde bozan, yeni bölgesel bölünmelerin tohumunu eken ve eski düşmanlıkları tetikleyen etkileri var. Continue reading “Arap ülkeleri arasındaki kriz Afrika Boynuzu’ndaki gerilimleri körüklüyor – Rashid Abdi”

Belçika Sömürgeciliği ve Küresel HIV Salgınının Kökeni – Dr. Lawrence Brown

Kral 2. Leopold’ün Hayaleti Hala Aramızda

“Kauçuk bulmak için ormanın hep daha içlerine gitmemiz gerekiyordu, yanımızda yiyecek olmadan gidiyorduk, kadınlarımız tarla ve bahçeleri ekip biçmeyi bırakmak zorunda kalıyordu. Sonra aç kalıyorduk. Vahşi hayvanlar, leoparlar, ormanda çalışırken bazılarımızı öldürüyordu ve diğerleri kayboluyor ya da yorgunluk veya açlıktan ölüyordu ve beyaz adama bizi bırakması için yalvarıyorduk, artık kauçuk bulamıyoruz diyorduk ama beyaz adam ve askerleri “Gidin!” diyordu, “Buradaki tek vahşi sizsiniz; siz nyama’sınız (etsiniz).” Denedik, hep ormanın daha içlerine ilerledik ve kauçuk bulamadığımızda veya az bulabildiğimizde, askerler kasabalarımıza gelip bizi öldürdü. Birçoğumuz vuruldu, bazılarımızın kulakları kesildi: diğerleri iplerle boyunlarından ve vücutlarından bağlanarak götürüldü.”

Science dergisinde Ekim 2014’te yayınlanan “The Early Spread and Epidemic Ignition of HIV-1 in Human Populations” (İnsan Popülasyonlarında HIV-1’in İlk Yayılması ve Salgının Ortaya Çıkışı) başlıklı bir makalede, Nuno Faria ve meslektaşları, dünyanın en ölümcül bulaşıcı hastalıklarından biri olan HIV’nin coğrafi çıkış noktasını ortaya koydular. HIV-1’in, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin başkenti Kinşasa’da ortaya çıktığını keşfettiler ve ölümcül virüsün Kongo’ya demiryolu ağı üzerinden yayıldığını açıkladılar. HIV-1, bunun ardından Haitili profesyoneller üzerinden Haiti’ye, oradan da ABD’ye yayılmıştı (1). Continue reading “Belçika Sömürgeciliği ve Küresel HIV Salgınının Kökeni – Dr. Lawrence Brown”

Trump’ın Suriye saldırısına kimse sevinmemeli – Eugene Robinson

170406_WS_Trump-Syria.jpg.CROP.promovar-mediumlarge

The Washington Post

Çeviri: Yakov Petroviç

Birleşik Devletler Suriye’nin korkunç iç savaşının bir parçası oldu. Ölümcül askeri güçle müdahale eden Trump yönetimi ne yaptığını veya neden yaptığını bildiğine dair bir işaret vermiyor.

Dışişleri Bakanı Rex Tillerson saçma bir şekilde hiçbir şeyin değişmediğini savunmaya çalıştı. Yanılıyor. Elli dokuz seyir füzesi bir politika değişimidir. Peki bu yönetimin stratejik vizyonu nedir? Bundan elde edilmek istenen sonuç nedir? Oraya nasıl gelinecek? Ve ondan sonra ne olacak? Continue reading “Trump’ın Suriye saldırısına kimse sevinmemeli – Eugene Robinson”

Clinton neden Trump’dan daha tehlikeli? – John Pilger

27 Ekim 2016 Perşembe | Yeni Özgür Politika

Çeviri: Barış Satılmış

Şimdi “kimlik politikaları” olarak bilinen postmodern kült, bir nesil önce birçok zeki ve liberal zihniyetli insanın, aslında ne tür bir davayı ve kişiyi desteklediklerini sorgulamalarının önüne geçti, aynı Obama ve Clinton sahtekarlığında olduğu gibi; tıpkı halkına ihanet ederek düşmanlarıyla birlik olan Yunanistan’daki sahte ilerici Syriza hareketi gibi.

Sırf kendiyle meşgul olma, bir tür “ben’cilik,” ayrıcalıklı batı toplumlarında çağın yeni düşünce biçimi oldu ve savaş, soysal adaletsizlik, eşitsizlik, ırkçılık ve cinsiyetçilik gibi büyük kolektif hareketlerin ölümünü haber verdi.

Aşağıdaki yazı John Pilger tarafından Sydney Üniversitesinde ‘Bir Dünya Savaşı Başladı’ başlığıyla yapılan konuşmanın düzenlenmiş halidir.

Avustralya’nın kuzeyinde, Pasifik Okyanusunun ortasındaki Marshall Adalarında film çekiyordum. İnsanlara ne zaman nerede olduğumu söylesem, “Orası nerede?” diye soruyorlar. “Bikini” diyerek ipucu verdiğimde “Mayo olan mı?” diyorlar.

Bikini mayolarının, Bikini adasını yok eden nükleer patlamaları kutlamak için bu adı aldığından çok azı haberdar görünüyor. 1946 ve 1958 yılları arasında Marshall Adalarında atmış altı nükleer deneme yapıldı; bu on iki yıl boyunca her gün Hiroşima’ya atılan bombanın 1,6 misline eşit.

Continue reading “Clinton neden Trump’dan daha tehlikeli? – John Pilger”

Latin Amerika’da dalga geri çekiliyor – Álvaro García Linera

Latin Amerika’daki ilerici hükümetlerin “erdemli on yılı” sona eriyor. Ancak Bolivya Başkan Yardımcısı Alvaro Garcia Linera’nın da belirttiği gibi, devrimler dalga dalga gelir.

pa-14241325_0
Bolivya Devlet Başkanı Evo Morales (solda) ve Başkan Yardımcısı Alvaro Garcia Linera, Bolivya’nın bağımsızlığının 187. yıldönümü kutlamaları sırasında ülkelerinin ulusal marşını söylerken. 6 Ağustos 2012

İspanyolca orijinal

İngilizce çeviri

Dünyadan Çeviri’nin notu: Metin İspanyolca orijinalinden İngilizceye çevrilirken kimi yerler anlam kaymasına ve hatta kaybına uğramış. İngilizcesinden çevirirken mümkün olduğunca telafi etmeye çalıştık.

Başkan Yardımcısı Garcia Linera’nın Buenos Aires Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi’ndeki konuşmasından kesitler (27 Mayıs 2016)

Latin Amerika’da tarihsel bir dönüm noktası ile karşı karşıyayız. Bazıları bir başarısızlıktan, gericilerin ilerlediğinden söz ediyor. Gerçek şu ki, son on iki ay içinde, kıtanın ilerici ve devrimci hükümetlerinin bölgesel dağılımının yoğun olarak ilerlemesinden on yıl sonra, bu ilerlemenin hızı kesildi, bazı durumlarda pes etti ve bazılarında da sürekliliğin devam edeceği şüpheli. Muhafazakar güçlerin kazandıkları her yerde, devlet yönetimini kontrol altına almayı amaçlayan 80’li ve 90’lı yılların eski elitlerinin başlattığı hızlandırılmış bir yeniden yapılandırma süreci devam etmekte. Continue reading “Latin Amerika’da dalga geri çekiliyor – Álvaro García Linera”

Deyr ez-Zor’daki ABD saldırısı, Suriye ordusunun dikkatini Halep cephesinden saptırma amaçlı mıydı? (muqawamist)

1024870603

Bu korkunç suç karşısında ihtiyatı elden bırakmamak Direniş Ekseni’ne ve Rusya’ya kalmış, çünkü ne kadar haklı olursa olsun, en küçük bir doğrudan misilleme bile daha büyük, daha tehlikeli bir tırmanışı tetikleyebilir ve hatta potansiyel bir üçüncü dünya savaşına yol açabilir.

muqawamist

Teknolojik olarak dünya tarihindeki en gelişmiş imparatorluk olan ABD’nin, insansız hava araçları, uyduları ve bölge çapında sahip olduğu istihbarat kaynaklarıyla, Deyr ez-Zor’da 100’den fazla Suriye Arap Ordusu askerini “bilerek” katletmediğini, bunun bir “kaza” olduğunu iddia etmesi saçmalığın daniskası. Bu, Direniş Ekseni’nin ön safındaki egemen bir ülkeye karşı bilerek yapılmış bir saldırıydı ve Amerikan ordusunun, neokonların Suriye’ye karşı onlarca yıldır savunduğu bir seçenek olan olası işgal senaryosu için bariz bir nabız yoklama girişimiydi.

ABD bu bombardımanı, Deyr ez-Zor’un DAİŞ’in ellerine düşmesini önlemek adına Suriye Arap Ordusu’nu çok sayıda takviye birlik göndermeye sevk ederek gözlerini Halep cephesinden ayırmaya zorlamak için de gerçekleştirmiş olabilir. Bir başka deyişle bu, SAA’yı aşırı gererek “cihatçıların” büyük ilerlemeler kaydetmesini kolaylaştırma amaçlı bir Amerikan-Siyonist planı olabilir.

Baştan sona kötücül ve suç teşkil eden bu girişimin “hata” falan olmadığını söylemeye gerek bile yok. Hepsinden öteye, Amerikan rejimi eylemlerini Şam ve Rusya ile—ki savaş alanına Suriye hükümeti tarafından DAVET EDİLDİ—koordine edemiyorsa, Suriye’den defolup gitmesi ve giderken sözde “ılımlı muhaliflerini” de yanında götürmesi gerekir. Şimdi bu korkunç suç karşısında ihtiyatı elden bırakmamak Direniş Ekseni’ne ve Rusya’ya kalmış, çünkü ne kadar haklı olursa olsun, en küçük bir doğrudan misilleme bile daha büyük, daha tehlikeli bir tırmanışı tetikleyebilir ve hatta potansiyel bir üçüncü dünya savaşına yol açabilir.

Serap çevirdi

Yeni Dünya Düzensizliği – Tarık Ali


Tariq Ali

17 Nisan 2015, LRB*

30 yıl önce Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve Güney Amerika diktatörlüklerinin dağılması ile birlikte çoğu insan, baba Bush ve Thatcher tarafından vaat edilen ‘barış payı’nın (peace dividend) sonunda gerçekleşeceğini umuyordu. Nerdeeee? Onun yerine kesintisiz savaşlar, ayaklanmalar, hoşgörüsüzlük ve dini, etnik ve emperyalist, her türden köktencilikle karşı karşıya kaldık. Batı dünyasının gözetleme ağlarının ifşa olması, demokratik kurumların olması gereken şekilde işlemediği ve (beğensek de beğenmesek de) demokrasinin alacakaranlık döneminde yaşadığımız duygusunu kuvvetlendirdi. Continue reading “Yeni Dünya Düzensizliği – Tarık Ali”

Patrice Lumumba: 20. yüzyılın en önemli suikastı

patrice-lumumba-007

Kongo bağımsızlık kahramanı Patrice Lumumba’yı öldürmeye yönelik ABD sponsorluklu tezgah 50* yıl önce bugün gerçekleşti

Patrice Lumumba 1960 yılında Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin ilk başbakanı oldu ve 1961’de öldürüldü.

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin (DKC) seçilmiş ilk başbakanı olan Patrice Lumumba, 50* yıl önce bugün, 17 Ocak 1961’de suikast sonucu öldürüldü. Bu menfur saldırı, Amerika ve Belçika hükümetleri tarafından tezgahlanan ve ihalenin Kongolu işbirlikçilere ve bir Belçikalı infaz timine verildiği birbiriyle bağlantılı iki suikast planının sonucuydu.

Bu menfur suça ilişkin en iyi kitabın Belçikalı yazarı Ludo De Witte, bunu “20. yüzyılın en önemli suikastı” olarak tanımlıyor. Suikastın tarihsel önemi, en başta gerçekleştiği küresel bağlam, o günden bu yana Kongo siyasetine etkisi ve Lumumba’nın ulusal bir lider olarak bıraktığı miras olmak üzere bir dizi faktörde yatıyor. Continue reading “Patrice Lumumba: 20. yüzyılın en önemli suikastı”