Nancy Fraser ile mülakat: ‘Yüklen’ demenin başkalarına ‘yüklenmek’ anlamına geldiği bir feminizm* – Gary Gutting

Gary Gutting: Kısa bir süre önce şunları söylediğiniz bir yazı yazdınız: “Bir feminist olarak kadınların kurtuluşu için verdiğim mücadelede, daha iyi – daha eşlikçi, adil ve özgür – bir dünya inşa ettiğimi varsaymışımdır hep. Fakat son zamanlarda, cinsiyetçilik eleştirimizin, yeni eşitsizlik ve sömürü biçimlerine meşruiyet sağlamak için kullanılmaya başladığından endişe etmeye başladım.” Bu satırları yazarken aklınızda ne vardı, açar mısınız?

Nancy Fraser: Benim feminizmim Yeni Sol’dan doğdu ve hala o dönemin düşüncesinin rengini taşıyor. Benim açımdan feminizm, kadınların bireysel olarak mevcut toplumsal hiyerarşiler dahilinde iktidar ve ayrıcalık konumlarına gelmesi değil, bu hiyerarşilerin kendisinin ortadan kaldırılması meselesi.

Continue reading “Nancy Fraser ile mülakat: ‘Yüklen’ demenin başkalarına ‘yüklenmek’ anlamına geldiği bir feminizm* – Gary Gutting”
Reklamlar

Seks işinde mesele seks değil – Molly Crabapple

Kitap tanıtımı: Revolting Prostitutes: The Fight for Sex Workers’ Rights. Molly Smith ve Juno Mac. Verso, 278 sayfa*

Molly Crabapple, seks işinin suç olmaktan çıkarılması talebiyle New York’ta düzenlenen bir eylemi resmetmiş. Şubat 2019

Kadınları ilgilendiren diğer birçok meselede olduğu gibi, seks işi konusundaki tartışmalar da seks işinin kendisinin “alçaltıcı” mı yoksa “güçlendirici” mi olduğu sorusuna saplanıp kalıyor çoğu zaman. Mac ve Smith bu ikilemi en baştan reddediyor. “Bu kitap—ve günümüzün sol seks işçisi hareketinin perspektifi—seks işinden keyif almakla ilgili değil,” diyorlar. Otonomi, saygı, güvenlik ve daha iyi ücret hakketmek için, işçiler illa ki iyi zaman geçirdikleri bir iş yapmak zorunda değiller. Margaret Thatcher’la mücadele eden İngiliz kömür madencilerinin, kömür ocaklarının eğlenceli olduğunu iddia ettikleri söylenemez. “Seks işi iyi bir şey mi?” sorusunun “Seks işçilerinin hakları olmalı mı?” sorusu ile çok az alakası var. Ama bu bariz gerçek, “seks” kısmına takılıp kalan ve seks işçilerini beyinsiz sürtükler veya kendileri adına konuşamayacak kurbanlar olarak resmeden yazarlar tarafından çoğu zaman göz ardı ediliyor. “Seks işçileri seksle ilişkilendiriliyor ve seksle ilişkilendirilmek görmezden gelinebilir olmak demek,” diyor Mac ve Smith.

Continue reading “Seks işinde mesele seks değil – Molly Crabapple”

Röportaj: Radikal feministlere yönelik saldırılar Arjantin’e ulaştı

Raquel Rosario Sanchez, Feministas Radicales Independientes de Argentina’nın (FRIA, Arjantin Bağımsız Radikal Feministler) üyesi Maira ve Ana ile görüştü. Şubat ayında Ni Una Menos tarafından örgütlenen bir toplantıda, Ana eril bir trans aktivist tarafından saldırıya uğramıştı.

Continue reading “Röportaj: Radikal feministlere yönelik saldırılar Arjantin’e ulaştı”

Kapsayıcılık adına kadına yönelik ayrımcılık – Vancouver Kadın Sığınağı

1. 14 Mart 2019’da, adil olmayan ve problemli bir sürecin sonunda, Vancouver Şehir Konseyi, kamusal eğitim çalışmalarımızı desteklemek için bize verilen yıllık mali desteği sonlandırma yönünde oy kullandı.

2. Vancouver Şehir Konseyi’nin kararı, bizi, temel hizmetlerimizden bazılarını yalnızca dişi doğmuş kadınlara sunma yönündeki uygulamamızı değiştirmeye zorlamayı amaçlıyor. Kurumumuzun eşitlik arayışındaki bir grup olarak statüsü ve dişi olan kadınlara hizmet verme hakkı, 2003’te British Columbia Yüksek Mahkemesi tarafından, 2005’te British Columbia Temyiz Mahkemesi tarafından ve 2007’de Kanada Yüksek Mahkemesi tarafından yeniden teyit edilmişti.

Continue reading “Kapsayıcılık adına kadına yönelik ayrımcılık – Vancouver Kadın Sığınağı”

Kesişimsellik ne değildir? – Holly Lawford-Smith

22 Ocak 2019

[Görsel: radicalwomen.org].

Son zamanlarda ana akım feminist aktivizmi takip ettiyseniz, feminizmin her yerde herkes için bir hareket olduğunu düşünmeniz işten bile değil. Bu pozisyonu almaya yol açan hata aslında biraz ilginç. ‘Kesişimsellik’ fikrinin yanlış anlaşılmasından kaynaklanıyor. “Feminizmin kesişimsel değilse, palavradır” popüler bir feminist slogan. Bir süre önce üniversitede bu sloganı taşıyan bir afiş görüp öyle rahatsız oldum ki, üstüne “Feminizmin başka kadınlara nasıl feministlik yapılacağını söylemeyi içeriyorsa, palavradır” yazdım. Bir hafta geçmesine rağmen öfkem geçmeyince gidip indirdim afişi. Üzgünüm, pişman değilim!

Continue reading “Kesişimsellik ne değildir? – Holly Lawford-Smith”

“Seks işi” neoliberal bir kavram – Stan Goff

Batılı eril mitleri olan sözleşmeci köken mitlerinde, yetişkin beyaz erkek olmayan hiçbir siyasal özne yoktur. Kocanın reis olduğu çekirdek aile özel alanı, kadın ve çocukların kamusal bakıştan ve siyasetten gizlenebildiği yerdir. Rousseau bunları, kendi köken mitinde, kamusal-özel ayrımını açıkça cinsiyetli bir şekilde vurgulayarak cinsiyetle ilişkili “ön toplumsal ilişkiler” olarak kabul etmiştir. “Kadınların eğitimi,” diye yazmıştır, “daima erkeklerinkine bağlı olmalıdır. Bizi memnun etmek, bize faydalı olmak, bizi kendilerine sevdirmek ve saydırmak, bize akıl vermek, bizi avutmak, yaşamlarımızı kolay ve makbul kılmak… kadınların görevi daima bunlardır ve çocukken onlara öğretilmesi gereken budur.”

Benim gibi DSA (Democratic Socialists of America) üyesi Angel Castillo’nun Democratic Left’teki yazısına cevap

“Fuhuş üzerine liberal feminist perspektifler, politika ve akademik tartışmaları, fuhşu seçen kadınların haklarını koruma ihtiyacına odakladı.”

— Cheryl Nelson Butler

“Kanun, tüm o haşmetli eşitliği içinde, yoksulların yanı sıra zenginlerin de sokaklarda dilenmesini, ekmek çalmasını ve köprü altında uyumasını yasaklar.”

— Anatole France

Continue reading ““Seks işi” neoliberal bir kavram – Stan Goff”

Siyah feministler siyah hareketinde cinsiyetçiliğe dair deneyimlerini anlatıyor

Black Power’ın çük-merkezliliği. Siyah feministler siyah hareketinde cinsiyetçiliğe dair deneyimlerini anlatıyor.

Marlon Riggs: Siyah maskülenlik… Siyah erkeklik… Mesele en nihayetinde, tamamen bununla alakalı hale gelmedi mi? İktidarsızlaştırılmış eril kimliğin kurtarılması.

Bell Hooks: Siyah ezilmişliğinin özellikle cinsel açıdan tarihini George Jackson ve Eldridge Cleaver’ın metinleri üzerinden tercüme ettiğimizde, iktidarsızlık ve iğdiş edilme şeklinde bütünüyle cinselleşmiş olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla siyah ırkın ihyası, “bu bir çük meselesi”ne tercüme oluyor. Bu yüzden “siyahlık gerçekten de kendini gizlemiş bir çük meselesi ise, ciddi bir sorunumuz var” diyorum. Çünkü bu bir anlamda fallus tapıncı.

Continue reading “Siyah feministler siyah hareketinde cinsiyetçiliğe dair deneyimlerini anlatıyor”

Judith Butler ile üç kolay adımda patriyarkayı yok etme kılavuzu – Jane Clare Jones

DİKKAT: TETİKLENEBİLİRSİNİZ.Çünkü çok öfkeliyim

Bildiğiniz üzere, genderolojinin hazretleri, yüce akademik vaaz kürsüsünden bir anlığına inip, ortaya çıkmasına belki de herkesten fazla yardımcı olduğu süregiden karşılıklı kırım rezaleti üzerine ‘düşüncelerini’ iletmeye karar vermiş. Ama, olağan entelektüel dürüstlüğünden bekleneceği üzere, söz konusu rezalete ilişkin iletmeye karar verdiği düşünceler, gerçekte olan bitenleri tamamen göz ardı etmiş ve bu sanki, ‘toplumsal cinsiyet ve cinsiyet akışkandır’ zamazingosunu şiar edinmiş kalabalık ile Papa arasındaki bir anlaşmazlıkmış gibi davranmayı tercih etmiş. Tamamen öngörülebilir olsa da, bu seviyede bir samimiyetsizlikle yok sayma ve silme, yine de afallatıcı. Judy’nin aslında gayet farkında olduğu üzere, bu, özünde, feminizm içi – kendisinin yarattığı – bir fay hattı üzerinde dönen bir anlaşmazlık: patriyarkanın (adlandırmak için – hala midemiz kaldırıyorsa – ‘toplumsal cinsiyet’ kavramını kullanabileceğimiz) kültürel mekanizmalar üzerinden işleyen cinsiyete dayalı bir eril tahakkümü sistemi olduğunu düşünen bizler ile, patriyarkanın, gerçek bedenlerle veya bedenlere el koyulması ve üzerlerinde tahakküm kurulmasıyla hiçbir ilgisi olmayan bir tür serbest gezenti kültürel sistem (veya öznelliğimizi şekillendiren rastgele üretimli bir dizi gösterge ve gösterme pratiği veya pratikte feminizmin tüm kurtuluş projesini spektaküler ölçüde sığ bir toplumsal cinsiyetle oynama fikrinin destansı aşkın gücüne bağlamaya yol açan bir düşünce… cidden, artık her ne halt olduğunu düşünüyorlarsa) olduğunu düşünenler arasındaki bir fay hattı.

Continue reading “Judith Butler ile üç kolay adımda patriyarkayı yok etme kılavuzu – Jane Clare Jones”

Jane Clare Jones’dan Judith Butler’a cevap

Judy, fikirlerini eleştiren epeyce insan ne ‘Katolik’ ne de ‘Evanjelik’ ve bunu bal gibi de biliyorsun. Bunu, tanınmış bir feminist kadının yönettiği sol bir İngiliz yayınına, bu ideolojiye solcu feminist kadınların başlattığı ciddi direniş bağlamında yazıyorsun ve yanıtın, bırak ne söylediklerini dikkate almayı, var olduklarını bile kabul etmeyi reddediyor.

Jane Clare Jones, Judith Butler’ın NewStatesman’daki son yazısına alıntılaya alıntılaya cevap vermiş.

Judith Butler: “toplumsal cinsiyet ideolojisi”ne yönelik olumsuz tepkilerin durması gerek.

Toplumsal cinsiyet teorisi ne yıkıcı ne de beyin yıkama, bir tür siyasal özgürlük arayışından ibaret.

Continue reading “Jane Clare Jones’dan Judith Butler’a cevap”

Butler’ın ‘toplumsal cinsiyet özgürlüğü’ üzerine – Marina S.

Kendinizi otonom bireylerden oluşan bir dünyada otonom bir birey olarak görmenizde elbette hiçbir sorun yok: teoride herkes yukarıda tanımlanan kaçamağı/boşluğu kullanabilir. Ama bunu yaptığınız an, ‘siyasi özgürlük’ üzerine konuşma ve düşünme hakkını, Butler gibi, kaybedersiniz. Çünkü siyaset yalnızca birbiriyle bağlantılı, ilişkili insanlar arasında olur. Tek bir insanın siyaseti diye bir şey yoktur. Kavramsal olarak, geçerli olabilmesi atomizasyona bağlı olan bir etiğin, bırakalım ‘sosyal’ olmayı, ‘adalet’in koruyucusu olma iddiası ile bile hiçbir işi olamaz. Pragmatik olarak, bazıları-için-geçiş şeklindeki imdat çıkışı, geri kalanları şiddete dayalı bir baskı sistemine daha da derin gömmekten başka bir şey yapmaz.

Değişmeyen şey ise, her bireyin benlik algısında toplumsal cinsiyetin önemi, hatta merkeziliği.

Barones Hale, Yüksek Mahkeme Başkanı

Yazar Sara Ahmed 2016 yılında Amerikalı akademisyen Judith Butler’la Sexualities dergisi için bir mülakat yaptı. Mülakat, cinsel kimliğin oluşumu ve performansı ile akademik disiplinlerin inşası ve kurumsal sınır bekçiliği gibi çeşitli konuları ele alıyor ama konu sürekli her ikisinin de ilgisinin merkezi olan şeye, yani Butler’ın kendisine geliyor. Mesleki/akademik hassasiyetle ilgili bir soruya cevap olarak Butler, (başka bir sürü şeyin yanı sıra) başkalarının etiketlemelerine ve beklentilerine yaşamlarımızın daha başında nasıl hassas hale geldiğimizi anlatıyor:

Continue reading “Butler’ın ‘toplumsal cinsiyet özgürlüğü’ üzerine – Marina S.”