Nasıl tecavüz mağduru oldum

wall-03

Cinsel saldırı hayatta kalanı bir kadının Being Feminist blogunda paylaştığı hikayesi.

Bu yüzden eğer gençseniz ve hiç tecavüze uğramamışsanız ve tecavüzün ne kadar yaygın olduğunu bilmiyorsanız ve toplum size sınırlarınızın ihlal edilmesinin normal olduğunu öğrettiyse, bir erkek bunu bir kez daha yaptığında alarm zilleriniz çalmaz. Benim durumumda, hafifçe irrite olmuştum ama bundan fazlası değil.

18 yaşından dört ay almıştım, dolayısıyla resmi olarak halihazırda yetişkin bir kadındım. Üniversite ve bağımsızlığın başlamasından önceki yaz tatili idi. Hepimiz A seviye notlarımızı almıştık ve hangi üniversiteye gideceğimizi araştırıyorduk. Okuldan birinin büyük bir parti vereceğini duyduk. Ailesi ona notları hep A olduğu ve 18’ine girdiği için hediye olarak ayarlamıştı partiyi. Beni havalı insanlar alemine soktuğunu düşündüğüm mavi kadifeden yeni elbisemi giydim. Continue reading “Nasıl tecavüz mağduru oldum”

Reklamlar

Sex at the Margins: 10 yaşında bir klasik – Laura Agustín

P-1494914223-Sex-at-the-Margins-320x501Sex at the Margins: Migration, Labour Markets and the Rescue Industry
Laura María Agustin
Seks endüstrisinin, belgesiz göçmenler dahil kadınlar için nasıl güvencesiz bir emek pazarı olarak işlediğini gösteriyor. Bu kitap, onları insan ticaretinin kurbanlarına dönüştürerek seks satan tüm kadınlar adına konuştuğunu iddia eden ahlaki girişimcileri ifade eden Kurtarma Endüstrisi kavramını kullanıyor.

Sex at the Margins kitabı, tanıdığım herkesin daha zengin ülkelerde çalışmaya gitmekten söz ettiği bir dönemde, 25 yıl önce Latin Amerika’da yazılmaya başlandı. Hepimiz bunu asla çıkmayacak vizelere başvurmaksızın yapmış insanlar tanıyorduk. Bunu yasal olmayan yollardan yapan bir kadınsanız, iki seçeneğiniz vardı: ev işçisi olarak çalışmak veya seks satmak. Bazı kadınlar hizmetçilik yapmanın küçültücülüğünü hiç düşünmeden reddetti. Diğerleri fahişelik konusunda aynını düşündü. Tercih meselesiydi sonuçta.

Ardından Avrupalı STK’lar göçmen kadınların seks satmasına karşı kampanyalar başlattılar ve şunu düşündüm: ev işçisi olmanın ne kadar korkunç olduğunu, ne kadar az paraya ne kadar çok çalışmayı gerektirdiğini bilmiyorlar mıydı? Bir şekilde ayakta kalmak isteyen kadınların evde oturmasını neden istiyorlardı? Fahişe olmanın nesi bu kadar berbattı? Continue reading “Sex at the Margins: 10 yaşında bir klasik – Laura Agustín”

Uyuşturucuyla gerçekten mücadele etmek mi istiyorsunuz? O zaman kadınlara kulak verin – Kasia Malinowska

Screen Shot 2017-08-25 at 20.56.46

Sağlıklı olmak nasıl hasta olmamaktan daha fazlası ise ya da barış savaşmamaktan fazlası demekse, uyuşturucuyla mücadele de sırf cezalandırmaya dayalı yaklaşımlardan fazlasını içermeli. Bireyleri ve toplumu güçlendiren kapsamlı yaklaşımlar benimsenmeli. Kadınların ihtiyaçlarını dikkate almak, kadınların sağlık ve insan haklarını etkili politikalarla desteklemeyi gerektiriyor. Uyuşturucu cezalarının ve politikalarının kadınlar üzerinde çok başka sonuçlar yaratacağını bilmek zorundayız. Uyuşturucu ticaretinde şiddet içermeyen çok küçük roller almak hapse atılmalarına sebep olmamalı. Gebe ve çocuk sahibi kadınlar konusunda çok daha özenli karar verilmeli.

Catalina uyuşturucu suçundan Kolombiya’da hapis yatmış. Koka hamuru bulundurmaktan – ekonomik olarak kendisini ve iki küçük çocuğunu birkaç hafta geçindirmeye ancak yetecek miktarda olmasına rağmen – tutuklanmıştı. Cezaevindeyken çocuklarının nerede olduğunu, ne durumda olduklarını veya ne zaman çıkacağını hiç bilmiyormuş.

Tacikistan’da ise Anya bir süre önce HIV pozitif olduğunu öğrenmiş. Üç yıldır uyuşturucu enjekte eden bir kullanıcı olduğunu; çoğu zaman uyuşturucuyu kendisini fiziksel ve duygusal olarak istismar eden partneriyle birlikte kullandığını söylüyor. Partneri, şırıngayı önce kendisi kullandıktan sonra veriyormuş ona. HIV’yi de böyle kaptığını düşünüyor. Continue reading “Uyuşturucuyla gerçekten mücadele etmek mi istiyorsunuz? O zaman kadınlara kulak verin – Kasia Malinowska”

Reglin kısa tarihi – Mother Jones

the-future-of-periods-will-be-high-tech-messy-and-might-involve-jellyfish-626-1435340024

Toplum biz kadınlara utanılacak epey şey vermiş—ölçülerimiz, kokularımız ve rahim içimizi kaplayan dokuları biyolojik bir kaçınılmazlık olarak ayda bir dışarı atmak zorunda oluşumuz. Epey acayip aslında; düşünsenize, bedenimizin parçaları bedenimizden dışarı çıkarken koştura koştura gezindiğimiz günler var.

Artık—feministler sağ olsun—regller politik olarak kıymete binmiş görünüyor. Elizabeth Warren ve Cory Booker, kadınların tampon ve ped gibi şeylere ödedikleri “pembe vergiyi”[1] ortadan kaldırmak için okullarda, ofislerde ve hapishanelerde regl döneminde kullanılan malzemelerin ücretsiz bulundurulmasını sağlayan yasayı destekleyenler arasında. Geçtiğimiz yıldan bu yana yasa 40 eyaletten 24’ünde daha yürürlüğe girdi.

Reglin bugün saygı görür hale gelmesinin uzun bir geçmişi var. Aşağıda İncil’den kanlı okul balosuna kadar, reglin bir tarihini verdik. Continue reading “Reglin kısa tarihi – Mother Jones”

Silvia Federici ile söyleşi: Yeniden üretim krizi ve yeni “yasadışı” proletaryanın doğuşu – Francesca Coin

silvia1

70’lerde, fabrikalardaki birikim sürecinin kadınların bedeninde başladığına işaret ederek ev işini ilk eleştirenlerden biri olmuştunuz. Sonraki yıllarda ne değişti?

Ücretsiz emek patlama yaşadı. O zamanlar özel olarak ev işi diye gördüğümüz şey artık tüm topluma nüfuz etmiş durumda. Aslında, kapitalizmin tarihine bakarsak, karşılığı ödenmeyen emeğin çok yaygın olduğunu görürüz. Köleliği, yeniden üretim emeğini, yarı kölelik koşullarındaki tarım işçiliğini (campesinos’dan peones’e) düşünürsek, ücretli emeğin gerçekten istisna olduğunu görebiliriz. Karşılığı ödenmeyen iş bugün hem geleneksel formlarında hem de yeni formlarda büyümeye devam ediyor çünkü artık ücretli işe erişebilmek için insanların en azından bir miktar ücretsiz iş yapması gerekiyor. Continue reading “Silvia Federici ile söyleşi: Yeniden üretim krizi ve yeni “yasadışı” proletaryanın doğuşu – Francesca Coin”

BBC: Namus bahanesiyle işlenen suçlarda anneler “görünmeyen kuvvet”

Child hides head in arms

İncelenen 100 “namus” suçu vakasından 49’unda anneler de işe dahil

Araştırmaya göre anneler “namus” suçlarının arkasındaki “görünmeyen kuvvet,” kızlarına şiddet uyguluyorlar.

Leeds Beckett Üniversitesi’nden kriminolog Rachael Aplin, bunun çoğu zaman polis raporlarına yansımadığını söylüyor. Çalıştığı 100 “namus” suçundan 49’unda işin içinde anneler de var ama bu durum raporlara çoğu zaman yansımıyor. Vakalar kız çocuklarına yönelik şiddetle ilgili ve bunların bazılarında şiddet çocuk düşürtmek için. Aplin, suçlulara yönelik atılan adımların hem erkekleri hem de kadınları kapsaması gerektiğini söylüyor. Üniversitede kriminoloji konusunda dersler veren Aplin, komiser muavini olarak sürdürdüğü polis detektifi kariyerine ara vermiş durumda. Continue reading “BBC: Namus bahanesiyle işlenen suçlarda anneler “görünmeyen kuvvet””

Kadının kadına zalimliği – Liberation Collective

sisterhood

liberationcollective.wordpress.com

“Feminist kadınlar olarak, kız kardeşliğe mecbur olduğumuzu biliyor, bu yüzden onu el üstünde tutuyorduk, yokluğunda bile. Onu çaba göstererek değil, sırf lafzı ile var etmek istiyorduk.” Phyllis Chesler, ‘Woman’s Inhumanity to Woman’ (Kadının Kadına Zalimliği) (2002/2009)

Kadınlar arasındaki ‘yatay düşmanlık’ üzerine yazılmış feminist yazılar, onu önemsizleştirmenin, ‘etrafından dolanmanın’ veya ona birbirimizle olan ilişkilerimizde feminist topluluk etiğinin yeni temellerini yaratarak çare bulmanın çeşitli yollarını ifade etmeye eğilimlidir genelde. Düşmanlığın var olduğu hep kabul edilse de, bunlar aynı zamanda az ya da çok ütopyacı “çözümler” önererek sorunu “aman işimize bakalım” şeklinde öteleme konusunda güçlü bir arzuyu da yansıtıyorlar. Bu yüzden kadın dostluğunun ve feminist etiğin nasıl olması GEREKTİĞİ üzerine, “lazım”la dolu epeyce kitabımız var. Continue reading “Kadının kadına zalimliği – Liberation Collective”

Devletsiz bir demokrasi kurmak – Dilar Dirik (Roar Magazine)

Rojava_FI-1920x700

Özgür Politika

roarmag.org

“Birkaç yıl önce komünlere katılmak isteyip istemediğimizi sormak için insanlar evimize ilk geldiğinde onları taşla kovalamıştım,” diye gülüyor Büşra. Rojava’nın Tirbespiye’sinden, iki çocuk sahibi genç bir kadın olan Büşra, son derece muhafazakâr bir dini mezhebe mensup. Daha önce evden yalnız ayrılmasına hiç izin verilmezmiş ve gözleri dışında her yeri kapalı gezermiş.

“Artık kendi toplumumu aktif olarak şekillendiriyorum,” diyor gururla ve ışıl ışıl gülümseyerek. “İnsanlar sosyal meselelerin çözümünde yardım istemek için bana geliyorlar. Ama o zamanlar bana sorsaydınız, ‘konsey’ ne demek veya insanlar meclislerde ne yapar onu bile söyleyemezdim.”

Bugün dünyanın dört bir yanında insanlar varoluşlarına yeniden anlam kazandırmak, insan yaratıcılığının kendisini özgürlük olarak ifade etme arzusunu yansıtmak için alternatif özerk örgütlenme formlarına başvuruyorlar. Bu kolektifler, komünler, kooperatifler ve taban örgütlenmesi hareketleri; kapitalizmin, patriarkanın ve devletin saldırılarına karşı halkın özsavunma mekanizmaları olarak karakterize edilebilirler. Continue reading “Devletsiz bir demokrasi kurmak – Dilar Dirik (Roar Magazine)”

Transfeminizmin feminizmle ne ilgisi var? – Liberation Collective

A_Transfeminist-Symbol_black-and-white

(Not: bu gönderiyi Ms. Magazine’de yaptığım bir yorumdan hareketle kaleme aldım)1

Transkadınlar ve transfeministler tarafından yapılan son etkinliklere ve açıklamalara dikkat ettiyseniz, benim gibi merak ediyor olabilirsiniz, transfeminizm neden “feminizm” sözcüğünü içeriyor ki? Feminizm, DİŞİLERİN/KADINLARIN, ERKEK egemenliği sisteminden (patriarkadan) kurtuluşu ile ilgilidir, dolayısıyla “feminizm” sözcüğünü içeren herhangi bir kavramın dişilerle en azından bir miktar bağlantısı olmasını bekler insan. Burada dişi sözcüğünü dünyadaki kadınların çoğunluğu yani (erkek olarak doğmuş, erkek olarak yaşamış ve sosyalleşmiş ve eğer geçiş yapmışlarsa geçiş yaptıktan sonra bile biyolojik olarak erkek kalan transkadınların aksine) interseksler de dahil dişi olarak doğmuş ve kadın olarak yetiştirilmiş olanlar için kullanıyorum. Ama transfeminizm ana akımlaştıkça, dar şekilde yalnızca trans insanlarla alakalı spesifik birkaç meseleye odaklı kalmayı sürdürüyor, üstelik bu dar odağa trans KADINLAR bile dahil değil. Continue reading “Transfeminizmin feminizmle ne ilgisi var? – Liberation Collective”

Sol, feminizme çok şey borçlu – Kate Shea Baird ve Laura Roth ile röportaj (Yeni Özgür Politika)

Kesişimsel bir perspektiften dahi olsa, yalnızca cinsel şiddet veya cinsiyetçi reklamlar gibi şeylere odaklanıp kalmamalıyız. “Büyük sorular” konusunda da konuşmalıyız ama bunların mevcut cinsiyet rolleri, eşitsizlikler vb. ile nasıl ilişkili olduklarının altını çizerek. Ayrıca, bu sorunların ana akım parti ve kurumlar tarafından yerli yerince ele alınmamasının sebeplerinden birinin de aslında yüksek siyasetin son derece erkekleşmiş olması gerçeği ile bağlantılı olduğunu ve feminizmin hemen bugünden başlayarak bu alanı da işgal etmesi gerektiğini söylemeliyiz.

Yeni Özgür Politika

Sol popülizm ile politikanın feministleşmesinin birbirleri ile uyumsuz hedefler olduğunu ve ikincisinin yerel seviyede başlaması gerektiğini söylüyorsunuz. Dünya genelinde, her türden popülizmin politikada yükselişte olduğu bir süreçteyiz ama öte yandan kadın sorunlarının da bir tür “ana akımlaşmasına” tanık oluyoruz. Sol popülizm ile feminizm arasında bugün güncel politikada yaşanmakta olan gerilimlere örnek verebilir misiniz? Günümüz hareketlerinde patriyarkanın kırılması açısından görmezden gelinen, dillendirilmeyen veya bilince çıkarılmayan noktalar neler? Gerçekten de pratik politikada kendini gösteren gerilimlere sebep oluyorsa bu uyumsuzluk, bunların önceki deneyimlerden, örneğin 70’lerin deneyimlerinden farkı var mı? Yani ilerledik mi, sıfırdan mı başlıyoruz?

Kate: Diğer Avrupa ülkeleri veya ABD’de de aynen kopyalanması gereken sol popülizm türü olarak sık sık işaret edilen İspanya’daki Podemos deneyimine bakmak önemli. Podemos’un feminist meseleleri politik gündeminin merkezine koyduğu ve yönetici organlarında ve seçim listelerinde cinsiyet eşitliğine yönelik mekanizmalara sahip olduğu doğru. Ancak Podemos’un, partiyi seçim kampanyası makinesine dönüştürmeye ayarlı bir strateji, seçim kazanmanın her şeyin önüne geçtiği bir strateji benimsediğini gördük. Tavır şu: “Hele bir seçimleri kazanalım da sonrasında bakarız.” Bunun, hareketin dönüştürücü potansiyeli açısından bir sürü sorunlu sonucu oldu. Yatay, katılımcı karar alma ilkesi, “her şeyin en iyisini bilenlerin” yukarıdan aşağı denetimine kurban edildi. Güvenin temeli, taban örgütlenmesi aktivistlerinin kolektif zekasına değil entelektüel parti elitine dayandırıldı. Continue reading “Sol, feminizme çok şey borçlu – Kate Shea Baird ve Laura Roth ile röportaj (Yeni Özgür Politika)”