Kadının kadına zalimliği – Liberation Collective

sisterhood

liberationcollective.wordpress.com

“Feminist kadınlar olarak, kız kardeşliğe mecbur olduğumuzu biliyor, bu yüzden onu el üstünde tutuyorduk, yokluğunda bile. Onu çaba göstererek değil, sırf lafzı ile var etmek istiyorduk.” Phyllis Chesler, ‘Woman’s Inhumanity to Woman’ (Kadının Kadına Zalimliği) (2002/2009)

Kadınlar arasındaki ‘yatay düşmanlık’ üzerine yazılmış feminist yazılar, onu önemsizleştirmenin, ‘etrafından dolanmanın’ veya ona birbirimizle olan ilişkilerimizde feminist topluluk etiğinin yeni temellerini yaratarak çare bulmanın çeşitli yollarını ifade etmeye eğilimlidir genelde. Düşmanlığın var olduğu hep kabul edilse de, bunlar aynı zamanda az ya da çok ütopyacı “çözümler” önererek sorunu “aman işimize bakalım” şeklinde öteleme konusunda güçlü bir arzuyu da yansıtıyorlar. Bu yüzden kadın dostluğunun ve feminist etiğin nasıl olması GEREKTİĞİ üzerine, “lazım”la dolu epeyce kitabımız var. Okumaya devam et “Kadının kadına zalimliği – Liberation Collective”

Devletsiz bir demokrasi kurmak – Dilar Dirik (Roar Magazine)

Rojava_FI-1920x700

Özgür Politika

roarmag.org

“Birkaç yıl önce komünlere katılmak isteyip istemediğimizi sormak için insanlar evimize ilk geldiğinde onları taşla kovalamıştım,” diye gülüyor Büşra. Rojava’nın Tirbespiye’sinden, iki çocuk sahibi genç bir kadın olan Büşra, son derece muhafazakâr bir dini mezhebe mensup. Daha önce evden yalnız ayrılmasına hiç izin verilmezmiş ve gözleri dışında her yeri kapalı gezermiş.

“Artık kendi toplumumu aktif olarak şekillendiriyorum,” diyor gururla ve ışıl ışıl gülümseyerek. “İnsanlar sosyal meselelerin çözümünde yardım istemek için bana geliyorlar. Ama o zamanlar bana sorsaydınız, ‘konsey’ ne demek veya insanlar meclislerde ne yapar onu bile söyleyemezdim.”

Bugün dünyanın dört bir yanında insanlar varoluşlarına yeniden anlam kazandırmak, insan yaratıcılığının kendisini özgürlük olarak ifade etme arzusunu yansıtmak için alternatif özerk örgütlenme formlarına başvuruyorlar. Bu kolektifler, komünler, kooperatifler ve taban örgütlenmesi hareketleri; kapitalizmin, patriarkanın ve devletin saldırılarına karşı halkın özsavunma mekanizmaları olarak karakterize edilebilirler. Okumaya devam et “Devletsiz bir demokrasi kurmak – Dilar Dirik (Roar Magazine)”

Transfeminizmin feminizmle ne ilgisi var? – Liberation Collective

A_Transfeminist-Symbol_black-and-white

(Not: bu gönderiyi Ms. Magazine’de yaptığım bir yorumdan hareketle kaleme aldım)1

Transkadınlar ve transfeministler tarafından yapılan son etkinliklere ve açıklamalara dikkat ettiyseniz, benim gibi merak ediyor olabilirsiniz, transfeminizm neden “feminizm” sözcüğünü içeriyor ki? Feminizm, DİŞİLERİN/KADINLARIN, ERKEK egemenliği sisteminden (patriarkadan) kurtuluşu ile ilgilidir, dolayısıyla “feminizm” sözcüğünü içeren herhangi bir kavramın dişilerle en azından bir miktar bağlantısı olmasını bekler insan. Burada dişi sözcüğünü dünyadaki kadınların çoğunluğu yani (erkek olarak doğmuş, erkek olarak yaşamış ve sosyalleşmiş ve eğer geçiş yapmışlarsa geçiş yaptıktan sonra bile biyolojik olarak erkek kalan transkadınların aksine) interseksler de dahil dişi olarak doğmuş ve kadın olarak yetiştirilmiş olanlar için kullanıyorum. Ama transfeminizm ana akımlaştıkça, dar şekilde yalnızca trans insanlarla alakalı spesifik birkaç meseleye odaklı kalmayı sürdürüyor, üstelik bu dar odağa trans KADINLAR bile dahil değil. Okumaya devam et “Transfeminizmin feminizmle ne ilgisi var? – Liberation Collective”

Sol, feminizme çok şey borçlu – Kate Shea Baird ve Laura Roth ile röportaj (Yeni Özgür Politika)

Kesişimsel bir perspektiften dahi olsa, yalnızca cinsel şiddet veya cinsiyetçi reklamlar gibi şeylere odaklanıp kalmamalıyız. “Büyük sorular” konusunda da konuşmalıyız ama bunların mevcut cinsiyet rolleri, eşitsizlikler vb. ile nasıl ilişkili olduklarının altını çizerek. Ayrıca, bu sorunların ana akım parti ve kurumlar tarafından yerli yerince ele alınmamasının sebeplerinden birinin de aslında yüksek siyasetin son derece erkekleşmiş olması gerçeği ile bağlantılı olduğunu ve feminizmin hemen bugünden başlayarak bu alanı da işgal etmesi gerektiğini söylemeliyiz.

Yeni Özgür Politika

Sol popülizm ile politikanın feministleşmesinin birbirleri ile uyumsuz hedefler olduğunu ve ikincisinin yerel seviyede başlaması gerektiğini söylüyorsunuz. Dünya genelinde, her türden popülizmin politikada yükselişte olduğu bir süreçteyiz ama öte yandan kadın sorunlarının da bir tür “ana akımlaşmasına” tanık oluyoruz. Sol popülizm ile feminizm arasında bugün güncel politikada yaşanmakta olan gerilimlere örnek verebilir misiniz? Günümüz hareketlerinde patriyarkanın kırılması açısından görmezden gelinen, dillendirilmeyen veya bilince çıkarılmayan noktalar neler? Gerçekten de pratik politikada kendini gösteren gerilimlere sebep oluyorsa bu uyumsuzluk, bunların önceki deneyimlerden, örneğin 70’lerin deneyimlerinden farkı var mı? Yani ilerledik mi, sıfırdan mı başlıyoruz?

Kate: Diğer Avrupa ülkeleri veya ABD’de de aynen kopyalanması gereken sol popülizm türü olarak sık sık işaret edilen İspanya’daki Podemos deneyimine bakmak önemli. Podemos’un feminist meseleleri politik gündeminin merkezine koyduğu ve yönetici organlarında ve seçim listelerinde cinsiyet eşitliğine yönelik mekanizmalara sahip olduğu doğru. Ancak Podemos’un, partiyi seçim kampanyası makinesine dönüştürmeye ayarlı bir strateji, seçim kazanmanın her şeyin önüne geçtiği bir strateji benimsediğini gördük. Tavır şu: “Hele bir seçimleri kazanalım da sonrasında bakarız.” Bunun, hareketin dönüştürücü potansiyeli açısından bir sürü sorunlu sonucu oldu. Yatay, katılımcı karar alma ilkesi, “her şeyin en iyisini bilenlerin” yukarıdan aşağı denetimine kurban edildi. Güvenin temeli, taban örgütlenmesi aktivistlerinin kolektif zekasına değil entelektüel parti elitine dayandırıldı. Okumaya devam et “Sol, feminizme çok şey borçlu – Kate Shea Baird ve Laura Roth ile röportaj (Yeni Özgür Politika)”

Angela Carter’dan Kırmızı Başlıklı Kız

url

“Çağdaş İngiliz yazar Angela Carter’ın, ele aldığı klasikleşmiş batı masallarını (kendi toplumsal, siyasal, sanatsal görüşleri doğrultusunda) yeniden yazarak ürettiği öykülerden oluşan … The Bloody Chamber (Kanlı Oda) adlı öykü kitabı 1979’da yayımlandı. “Her olayı, yeniden anlatılabilme gizilgücüne sahip durumlar olarak algılıyorum” diyen Carter, çocukluğumuzdan başlayarak yaşamlarımızın en bildik, doğal parçaları haline gelmiş olan masallarda, insana/yaşama/varoluşa ilişkin değişmez, sorgulanmaz, öncesiz ve ölümsüz, evrensel gerçeklikler ve değerler olarak sunulan birçok tanımın, aslında insan doğasının/yaşamın bir parçası olmadığını, tersine, çeşitli tarihsel koşullar bağlamında ve toplumsal uzlaşımlar sonucu oluşturulmuş yapay insan “üretimleri” olduğunu ortaya çıkarmaya çalışan yapıbozucu bir yaklaşımla ele alıyor masalları bu kitabında. Ve öykülerini, hem söz konusu bu baskın gerçeklik/değer tanımlarının hem de bu tanımların hizmetindeki geleneksel anlatı(m) yöntemlerinin işleyişini açığa çıkarmaya ve bunların ağırlığı altında sıkışıp sessiz kalmış tüm olası anlamlara, iletilere, seslere birer çıkış noktası sağlamaya yönelik olarak yazıyor. Cristina Bacchilega’nın, Carter’ın bu uğraşını “masalın çok sayıdaki öteki sesini açığa çıkaran, peri masalı arkeolojisi eylemleri” olarak tanımlaması bundan.”

*Angela Carter’dan bir “Kırmızı Başlıksız Kız” Öyküsü: Düşsel Çocuk Dünyaları Değil Sosyo-politik Yetişkin Ürünleri: Toplumsal Cinsiyet Rollerini Öğretme Aracı Alarak Masallar, Şenay Kara, 2003

Makalenin tamamına buradan erişebilirsiniz. Okumaya devam et “Angela Carter’dan Kırmızı Başlıklı Kız”

Rojava’da IŞİD’e karşı savaşan anarşistler – Seth Harp (Rolling Stone)

the-anarchists-vs-the-islamic-state-2-9a2d3cb5-6010-4aba-aedd-5438c1ad3df3

Rolling Stone

Yeni Özgür Politika

İlk muharebesine katılacağı sabah, Brace Belden soğuğa uygun giyinmemişti ve seyahat ishalinden halsiz düşmüştü. Dahil olduğu Kürt milis birliği Suriye’de Rakka’nın 30 mil uzağındaki IŞİD cephe hattında kamp kurmuştu. Savaşçılar, tütün haricindeki tek konforları olan çayın kaynadığı kamp ateşinin etrafında dikiliyorlardı. “Hayatımda hiç o kadar pis olmamıştım,” diyor Belden. Yola çıkma vakitleri geldiğinde Kalaşnikofuna şarjörünü taktı ve zırhı hurda metal ve betondan, tank ve kamyon parçaları bir araya getirilerek yapılmış eğreti muharebe aracına tırmandı. Belden, paslı kabinin içinde bir selfie çekti ve “Bu ucube taksi kokuyor be” yazısıyla paylaştı.

Milislerin geri kalanı minivanlara, çöp arabalarına ve buldozerlere doluşup IŞİD’in güneyde üç yıldan uzun süredir elinde tuttuğu bölgeye doğru yola çıktılar. Belden, kalkan tozun görüşü engellediği kuru arazide, çölden Kürt birliğine doğru hızla gelen patlayıcı yüklü bir aracı fark ettiğinde makineli tüfeğin başındaydı. O daha ateş etme fırsatı bulmadan bir Amerikan savaş uçağı gökyüzünde belirdi ve aracın olduğu yerde, millerce genişlikte alanı sarsan bir patlama oldu. Okumaya devam et “Rojava’da IŞİD’e karşı savaşan anarşistler – Seth Harp (Rolling Stone)”

Sol popülizm ve siyasetin feminizasyonu

Sol popülizmin aksine feminize bir siyaset, çeşitlilikten veya dominant olanın (beyaz heteroseksüel erkekler) ötesindeki kimliklerden kaçınmaz. Bu gerçekliği kabul eder ve sorunları kolektif şekilde belirleyip çözmek için araştırma ve tartışma süreci çağrısı yapar. Cinsiyet ve etnisite ile ilgili hedefleri kenara koymak yerine, bunları ortak yararların temel bileşenleri olarak anlar ve birden fazla ayrıcalık ve ezme sistemi konusunda bilinç yükseltmeye çalışır.

6269564_1

ROAR Magazine, Yazarlar: Laura Roth, Kate Shea Baird

Bugünlerde Avrupalı solcular arasındaki en canlı tartışmalardan ikisi, sol popülizmin stratejisi ve siyasetin feminize edilmesi ihtiyacı üzerine. Ancak ikisinin ilişkisi konusunda ise henüz pek az şey söylenmiş durumda. Sol popülizmin feminist bir okuması nasıl yapılabilir? Siyasetin feminize edilmesi hedefinde sol popülizmin yeri nedir?

Popülizmin siyasetin feminizasyonuyla uyumsuz olmakla kalmayıp esasında partiyarkayı güçlendirdiğini düşünüyoruz. Temelde uyumsuz olan bu stratejiler arasında bir tercihle yüz yüzeyken, herhangi bir dönüşüm umudu için popülizmi terk etmemiz ve siyaset yapma tarzını değiştirme konusunda içten bir kararlılık sergilememiz gerekiyor. Okumaya devam et “Sol popülizm ve siyasetin feminizasyonu”

Tarihi değiştiren altı kadın protestosu – Nicole Puglise

nuriye_gu%cc%88lmen

Nuriye Gülmen; şu anda tarih yazıyor…

theguardian.com

Donald Trump’ın yemin töreninden bir gün sonra, Cumartesi günü, Washington’daki Kadın Yürüyüşü için yüz binlerce insan, “biz onlardan fazlayız, ama kendimizi gösterirsek” demek için bir araya geldiler. Washington’daki kadınlara ülke ve dünya genelinde kız kardeşleri yürüyüşlerle eşlik etti.

Yürüyüş kadınlar tarafından örgütlenen uzun bir protestolar geleneğinin izinden gidiyor. ABD’de de böyle birçok gösteri yapıldı. 1978’de Eşit Haklar Tasarını desteklemek için Washington’da yapılan yürüyüş, 1997’de Philadelphia’da düzenlenen Afrikalı Amerikalı kadınların Bir Milyon Kadın Yürüyüşü bunlara dahil. Black Lives Matter’ın öncülüğünü de üç siyah kadın yürütüyordu: Alicia Garza, Patrisse Cullors ve Opal Tometi. Okumaya devam et “Tarihi değiştiren altı kadın protestosu – Nicole Puglise”

Feminizm ve toplumsal yeniden üretim: Silvia Federici ile röportaj

fottofede

salvage.zone

George Souvlis & Ankica Čakardić

George Souvlis ve Ankica Čakardić: Siyasal ve kişisel olarak sizi biçimlendiren deneyimler nelerdi?

Silvia Federici: Hayatımdaki en biçimlendirici ilk deneyim 2. Dünya Savaşıydı. Savaş sonrası dönemde büyüdüm, İtalya’da faşizm yıllarının üstüne eklendiği savaşın hatırası halen çok tazeydi. Derin şekilde bölünmüş ve kanlı bir dünyaya doğduğumun, devletin bizi korumak bir yana düşman olabileceğinin, Joan Baez’in şarkısında “there but for fortune go you and I” (“şansına orada, sana da vurabilir bana da”*) dediği gibi, yaşamın son derece güvencesiz olduğunun erken yaşlarda farkına vardım. Savaş sonrası ve faşizm sonrası İtalya’da büyürken politikleşmemek zordu. Küçük bir kızken bile ebeveynlerimin bize anlattığı hikayeleri ve babamın faşist rejime karşı tiratlarını dinleyerek antifaşist olmamak mümkün değildi. Ayrıca komünist bir kasabada yaşıyordum. 1 Mayıs’ta işçiler ceketlerine kızıl karanfiller takıyordu ve Bella Ciao (Çav Bella) sesine uyanıyorduk. Komünistler ve faşistler arasındaki mücadele faşistlerin düzenli aralıklarla partizan anıtını havaya uçurmaya çalışması, komünistlerin de herkesin artık yasaklı olan faşist partinin devamı olduğunu bildiği MSI (Movimento Sociale Italiano) merkezine yönelik misillemeler yapmasıyla sürüyordu. 18’imde kendimi bir radikal olarak görüyordum, o zamanlar prototip mücadele halen fabrika işçilerininki veya antifaşist mücadele idi. Okumaya devam et “Feminizm ve toplumsal yeniden üretim: Silvia Federici ile röportaj”

Darbe sonrası baskı kampanyası Kürtlerin inşa ettiği toplumsal cinsiyet eşitliğini tehdit ediyor – Rod Nordland

07kurdishwomen1-master768

nytimes.com

Kürt gerilla birlikleri dahi cinsiyet eşitliği temelinde örgütleniyor: Kadınlar mücadelede erkeklerle aynı rolleri üstleniyor ve PKK’nin en önemli birliklerinden birini bir kadın komuta ediyor.

Ancak Kürt yaşamının bu yönü bugün büyük bir problemle karşı karşıya, en azından Türkiye’de: Temmuz’daki başarısız darbe girişimi ardından Türk hükümetinin başlattığı baskı kampanyası, Kürtler tarafından inşa edilmiş olan bu toplumsal cinsiyet eşitliği ortamını tehdit ediyor. Okumaya devam et “Darbe sonrası baskı kampanyası Kürtlerin inşa ettiği toplumsal cinsiyet eşitliğini tehdit ediyor – Rod Nordland”