Mao Sarı Yeleklileri nasıl değerlendirirdi? – Slavoj Zizek

Fransız Sarı Yelekliler hareketi günümüz siyasetinin kalbindeki bir sorunu açığa çıkarıyor. Yenilikçi ve taze fikirlere pek aldırış etmeden popüler “görüşe” çok fazla bel bağlamak.

Karmaşaya şöyle bir bakmak bile, birden fazla toplumsal mücadelenin ortasında olduğumuzu görmeye yeter. Liberal düzen ile yeni popülizm, ekoloji mücadelesi, feminizmi ve cinsel özgürlüğü destekleyen çabalar artı etnik ve dini mücadeleler ve evrensel insan hakları arzusu arasındaki gerilim. Hayatlarımızın dijital kontrolüne direnmeye çalışmaktan ise söz etmiyorum bile.

Öyle ise, tüm bu mücadeleleri, içlerinden birini “gerçek” öncelik olarak ayrıcalıklı kılmaksızın, nasıl bir araya getirmeli? Çünkü bu denge, diğer tüm mücadelelerin anahtarını sağlıyor.

Okumaya devam et “Mao Sarı Yeleklileri nasıl değerlendirirdi? – Slavoj Zizek”
Reklamlar

Sarı yelekli protestocuların merkeze isyanı iyi niyetli ama sol popülizmleri Fransız siyasetini değiştirmeyecek – Slavoj Zizek

“Kahrolsun devlet, polis ve faşistler.”

Fransa’da sarı yeleklilerin protestoları beşinci haftasına girdi. Büyükşehir alanlarının dışında, toplu ulaşımın olmadığı bölgelerde yaşayan ve çalışanları olumsuz etkileyen, akaryakıta yönelik yeni bir çevre vergisine karşı yaygın hoşnutsuzluklardan doğan bir taban hareketi olarak başladılar. Hareket haftalar içinde Fransa’nın AB’den çıkması, daha düşük vergiler, daha yüksek emeklilik maaşı ve sıradan Fransız vatandaşlarının harcama gücünün iyileştirilmesi de dahil birçok talebi içerecek şekilde büyüdü.

Okumaya devam et “Sarı yelekli protestocuların merkeze isyanı iyi niyetli ama sol popülizmleri Fransız siyasetini değiştirmeyecek – Slavoj Zizek”

Fransa’da sarı yelekliler hareketi – Crimethinc. Ex-workers Collective

Fransa’da sarı yelekliler hareketi – Crimethinc. Ex-workers Collective

Geçtiğimiz hafta, Fransa’da Başkan Emmanuel Macron’un akaryakıta “ekolojik” vergi zammına karşı kitlesel bir hareket ortaya çıktı. Bu hareket, birçok çelişkili unsuru birleştiriyor: yatay örgütlenmeli doğrudan eylem, bir “apolitiklik” anlatısı, aşırı sağ örgütçülerin katılımı ve sömürülenlerin samimi öfkesi. Açık ki, neoliberal kapitalizm, yoksullara daha da fazla yük bindirmek haricinde iklim değişikliğine hiçbir çözüm üretmiyor ama yoksulların öfkesinin gerici bir tüketici tepkisine dönüşmesi de aşırı sağ için kaygı verici fırsatlar yaratıyor. Bu yazıda, sarı yelekliler hareketi üzerine ayrıntılı bir rapor sunuyoruz ve bu hareketle ilgili gündeme gelen soruları tartışıyoruz.

Okumaya devam et “Fransa’da sarı yelekliler hareketi – Crimethinc. Ex-workers Collective”

Liberallere inanmayın, Le Pen ile Macron arasında “seçim” yapmış olmuyorsunuz – Slavoj Zizek

macron-lepenAssange karşıtı, Hillary yanlısı liberal solun Birleşik Krallık’taki sesi The Guardian gazetesinde çıkan bir yorum yazısının başlığı şöyle idi: “Le Pen, Yahudi Soykırımı konusunda revizyonist bir aşırı sağcı. Macron değil. Aralarında bir seçim yapmak çok mu zor?”

Tahmin edilebilir bir şekilde, metnin kendisi şöyle başlıyor: “Bir yatırım bankacısı olmak Yahudi Soykırımı revizyonisti olmakla aynı şey mi? Neoliberalizm neofaşizmle eşit mi?” ve dalga geçercesine, ikinci turda Macron’a oy vermek için “koşullu” sol desteğe bile karşı: “Şimdi bile Macron’a oy veririm – SEVE SEVE.”

En kötüsünden liberal şantaj bu: Macron koşulsuz desteklenmeli; önemli olan neoliberal bir merkez politikacı olması değil, Le Pen’e karşı olması. Bildiğimiz o eski “Trump’a karşı Hillary” hikayesi: faşist tehditle yüz yüze iken Hillary’nin peşinde toplanmalıyız (ve onun ekibinin Sanders’ı gaddarca nasıl kenara ittiğini ve dolayısıyla seçim mağlubiyetine katkı sağladığını unutmalıyız). Okumaya devam et “Liberallere inanmayın, Le Pen ile Macron arasında “seçim” yapmış olmuyorsunuz – Slavoj Zizek”

Uzlaşmaz Devrim: Marx’tan önce Blanqui vardı – Doug Enaa Greene

blanqui
Louis-Auguste Blanqui’nin kabri. michale_hamburg69 / Flickr

Karl Marx, Louis-Auguste Blanqui’yi “Fransa’daki Proleter Parti’nin beyni ve ilham kaynağı” olarak nitelemişti. Her ne kadar bugün büyük ölçüde unutulmuş olsa da, tüm dünyadan devrimciler, bu 19. yy. Fransız siyasi tutsağını, devrimci sosyalizmin kahramanı olarak görüyorlardı bir zamanlar. Bu kadar çok politik bozulma ve tavizin olduğu bir çağda, Blanqui’nin hayatına göz atmaya değer.

JacobinMag

Çeviri: Bircan Polat

Blanqui elli yılı aşkın bir süre söylemleri ve yazıları ile Fransız radikallerine ilham kaynağı olmuştur. Cezaevine girmeden, yarım düzine ayaklanma başlatmış, devletle devrimciler arasında yaşanan şiddetli çatışmalarda ön saflarda yer almıştır. Hayatını kapitalizmi yıkmaya ve sosyalist bir cumhuriyete adamıştır. Bugün, giderek vahşileşen neoliberal rejimler ile karşı karşıyayken, Sol, Blanqui’nin sosyal dönüşüme olan tereddütsüz sadakatinden ilham almalıdır. Okumaya devam et “Uzlaşmaz Devrim: Marx’tan önce Blanqui vardı – Doug Enaa Greene”

Fransa’nın göbeğinde bir otonom alan: ZAD – Martin Legall

10875454145_a981ff16a1_k-1920x1080

ROAR Magazine

Her şey onlarca yıl önce Fransa’nın batısındaki Nantes şehri yakınlarında ikinci bir havaalanı inşa edilmesine karşı gelişen yerel direnişle başladı. Bu direniş sekiz yıl önce ZAD (Zone à Défendre veya “Savunma Bölgesi”) olarak bilinen otonom alanın kurulması ile taçlandı. ZAD o zamandan beridir zapturapt altına alınma tehdidi altında ve polisin alanı boşaltmak için birçok saldırısına maruz kaldı. Fransa çapında ve yurtdışından birey ve kolektiflerin desteği ile işgal bugüne kadar varlığı korudu.

Nantes’da ikinci bir havaalanı inşa etme planları ilkin 1960 ortalarında gündeme geldi. Resmi makamlar ekonomiyi Paris merkezli olmaktan çıkarıp Fransa’nın diğer şehirlerine yaymak istiyorlardı. 1970’lerde bölge meclisi Nantes’ın kuzeyindeki Notre-Dames-des-Landes kasabasını havaalanının yapılacağı yer olarak belirledi. Bunun üzerine çiftçiler ve yerel üreticiler havaalanı inşaatına karşı direnmek için örgütlenmeye başladılar. Okumaya devam et “Fransa’nın göbeğinde bir otonom alan: ZAD – Martin Legall”

Sorun Avrupa Birliği değil Avro – John Weeks

Protestors take part in a demonstration

socialeurope.eu

2016: Referandum Felaketlerinin Yılı

2016’da Avrupa Birliği hem bir örgüt hem de daha iyi ve barışçıl bir gelecek umudu olarak ciddi ve de ölümcül olabilecek en az iki darbe aldı: İngiliz “kalma/çıkma” referandumu doğrudan bir darbeydi; beş ay sonra İtalya’da yapılan anayasa referandumu ise şimdilik ucuz atlatılsa da avro bölgesi üyeliği üzerine bir “kalma/çıkma” referandumuna (Italexit) giderse ölümcül bir darbe haline gelebilir. Fransa’da bir halk oylaması (Frexit) vaat eden Marine Le Pen’in iktidarı alması durumunda, AB’yi yönetmeyi beceremeyen elitler, ulusal seviyedeki bu doğrudan demokrasi deneyimleri karşısında acı acı dizlerini dövmek durumunda kalacaklar. Okumaya devam et “Sorun Avrupa Birliği değil Avro – John Weeks”

2017’de bir başka Euro krizi olması neredeyse kesin – David McWilliams

transportation-capacity-2017.jpeg

Çeviri: Barış Satılmış

2017’de bir başka Euro krizi olması neredeyse kesin. Son Euro krizinde dikkatlerin odak noktası Yunanistan’dı; bugün İtalya.

İtalya Yunanistan değil, Euro bölgesindeki üçüncü büyük ekonomi, Avrupa’da Almanya’dan sonra ikinci büyük üretici ulus, Avrupa’nın en büyük borçlusu. En büyük üçüncü İtalya bankası kurtarılamaz biçimde müflis. İtalya’nın bir hükümeti yok ve bir sonraki seçimi kazanması muhtemel kişiler, İtalya’nın Euro’dan çıkmasını ve Euro yerine kendi para birimi liretin getirilmesini istiyorlar. Okumaya devam et “2017’de bir başka Euro krizi olması neredeyse kesin – David McWilliams”

Olivier Roy ile röportaj: “Radikalizmin sebebi başarısız entegrasyon değil”

dschihadisten.jpg

en.qantara.de

Brüksel saldırılarının ardından Olivier Roy, İslam’ı terörle ilişkilendirme aceleciliğine karşı uyarıyor. İslam üzerine araştırmalar yapan Roy, Michaela Wiegel’e verdiği röportajda cihatçılıkla ilgili esas sorunu açıklıyor.

Bay Roy, terörizm ile Avrupalı göçmen toplumlarının başarısız entegrasyonu arasında bir bağlantı görüyor musunuz?

Olivier Roy: İslami radikalleşmenin entegrasyonun başarısız olmasının sonucu olduğunu düşünmüyorum. Bu yalnızca görünürdeki sorun. Cihat bayrağını sallayan gençlerden çoğu gayet entegre olmuş kişiler. Fransızca, İngilizce ve Almanca konuşuyorlar. İslam Devleti (IŞİD), genç Fransız ve Belçikalılar hiç Arapça bilmediği için sırf Fransızca konuşulan bir müfreze kurdu. Sorun kültürel entegrasyon sorunu değil. Toplumlarından kopsalar bile Avrupalı cihatçılar çok Batılı bir modele bağlı olmayı sürdürüyorlar. İslami geleneğe hiç de uymayan nihilist bir model. Birçok durumda filmlerden ve videolardan gördükleri şiddet estetiğine kapılmış oluyorlar. Bu anlamda Columbine Lisesi katliamında gördüğümüz öğrencilere veya toplu katliamcı Anders Behring Breivik’e daha çok benziyorlar.

O zaman göç ve cihatçılığın birbiriyle alakası yok?

Roy: Sonradan Müslüman olanların cihatçılar içindeki yüksek oranı bence ilginç bir gösterge. Müslüman kültürde, IŞİD gibi yüzde 25’i sonradan Müslüman olmuşlardan oluşan başka hiçbir örnek yok. O zaman kültürel açıklamalar tek başına IŞİD’i neyin bu denli çekici yaptığını anlatmaya yetmiyor. Dahası, göçmen geçmişi olmayan gençler de cihat fikrine kapılıyorlar.

O zaman teröristlerin İslam’a başvurmasını nasıl açıklıyorsunuz?

Roy: Dini bir boyut olduğunu inkar etmiyorum. Bu kısmı önemli, çünkü bu, cihatçıların kendi nihilizmlerini bir cennet vaadi olarak yeniden yorumlayabildiği anlamına geliyor. İntiharları ebedi hayatın garantisi haline geliyor. Bu gençlerin “Müslüman toplumdan geldikleri” algısının yanlış olduğunu vurgulamak istiyorum. Birçoğunun hiçbir dini eğitimi yok ve camiye nadiren gitmişler. Neredeyse hepsi daha önce küçük suçlar işlemiş. Alkol ve uyuşturucu kullanırlarmış.

Avrupa’nın sömürgeci geçmişinin oynadığı rol ne?

Roy: Solun sömürge sonrası vizyonu yetersiz. Bence İslamcı radikalleşme ne şu anki dış politikaya ne de sömürge geçmişin günahlarına bağlanabilir. Bu genç radikaller, büyük babaları oradan gelmiş olsa bile Cezayir’deki savaştan söz etmiyorlar. Genellikle bu konuda bir şey de bilmiyorlar.

Neden cihada birlikte katılan bu kadar çok kardeş var?

Roy: Bu gençler anne babalarının kuşağı ile radikal bir kopuş yaşamak istiyorlar. Anne babaları onlara İslami kültürü aşılamamış. Radikal olunca, kendilerini anne babalarından daha iyi Müslümanlar olarak görüyorlar. Çocuk ve torunlarının şiddet eylemlerini genellikle onaylayan Filistinli anne babaların aksine, Avrupa’daki ebeveynler çocuklarının cihada katılmasını kınıyorlar. Avrupalı ebeveynler şunu diyor: “Kızımı veya oğlumu motive eden şeyi anlamıyorum.” Burada yeni bir kuşaklar çatışması var. Bu aynı zamanda neden bu kadar çok kardeşin, çoğu durumda erkek kardeşin, anne babalarından birlikte koptuklarını da açıklıyor. IŞİD savaşçıları aynı kuşağın üyeleri, kardeşler veya çocukluk arkadaşları.

Yani diyorsunuz ki teröristler özel olarak şiddetli bir kuşak çatışmasının sonucu?

Roy: Birçok cihatçı, radikal İslam ile yepyeni bir hayata “yeniden doğuyor.” Bu yüzden ilk göçmen kuşağından gelen cihatçı sayısı bu kadar az. Bu kuşak geleneksel İslam inancı ile büyümüş bir kuşak. Geçmişten kopuş, dini inançların yeni kuşağa aktarılmasının sona erdiği ikinci göçmen kuşağı ile birlikte oldu. Birçok terörist ikinci göçmen kuşağından.

O zaman terörü besleyen zemin konusunda bir tartışma yapılmasına karşı olan Başbakan Manuel Valls ile hemfikirsiniz?

Roy: Hayır, tam tersine: Terörü besleyen zemin konusundaki tartışmaya katkıda bulunmak istiyorum. Valls şu anda popülizme göz kırpıyor; soldan uzaklaştı ve daha otoriter ve anti-entelektüel hale geldi. Terörü besleyen zeminin araştırılması gerekir. Ben de şaşırdım ama baktım ki bu konuda psikologlar ve psikiyatrlar ile giderek daha fazla çalışmaya başlamışım. Gençler arasında risk alma davranışı tavan yapmış durumda. Buna intihar ve şiddet konusunda bir büyülenmişlik eşlik ediyor. Bu boyuta daha fazla odaklanmalıyız.

Bunun gençler arasında yaygın bir fenomen olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Roy: Mesela İtalya’da bir süre önce iki genç kendi yaşıtları birini öldürdü. Yakalandıklarında eylemleri için sunabildikleri tek gerekçe öldürmenin nasıl bir duygu olduğunu deneyimlemek istedikleri oldu. Basın onlara kafayı yemiş diyor. Ama bu gençler eylemden önce “Allah-u Ekber” diye bağırsalardı terörist kabul edileceklerdi.

Yurttaşınız olan İslam araştırmacısı Gilles Kepel, sizi terörün İslami boyutunu hafife almakla suçluyor.

Roy: Aslına bakarsanız kızgın olması iyiye işaret. Bu onun benim tezlerimle hesaplaşmaya çalıştığını gösteriyor. Psikolojik boyutu işaret etmemi sevmiyor. Ama bence İslami radikalleşme fenomenini ele alırken acilen multidisipliner bir yaklaşım geliştirmemiz gerekiyor.

Röportaj: Michaela Wiegel

© Frankfurter Allgemeine Zeitung 2016

Almancadan İngilizceye çeviri: Jennifer Taylor

İngilizceden Türkçeye çeviri: Serap