Bazı işler sadece boktan değil, gezegene de zarar veriyor – Bue Rübner Hansen

Çoğumuzun geçinmek için çalışmak zorunda olduğu açık ve bazılarımız gezegene zarar veren yıkıcı işlerde çalışıyor. Birkaç yıl önce, David Graeber, hiçbir manası olmayan ve toplumsal olarak zararlı işlerle ilgili “boktan işler” kavramını ortaya atmıştı. Çoğu zaman son derece sıkıcı olan ve hiçbir tatmin duygusu getirmeyen bu işlerin ortadan kalkması, ciddi bir toplumsal dönüşüm de gerektirmiyor genellikle.

Ama bunlar aptal ve boktan olsalar da çılgınlık olmadıkları kesin. Yıkıcı işler ise tam anlamıyla zırvalık. Bazen hem mali hem de mesleki olarak tatmin duygusu veriyor olsalar da, çoğu zaman insanlar bu işleri mecbur oldukları için yapıyorlar. Bunları yıkıcı yapan şey, çevresel çöküşe ve iklim krizine olan etkileri.

Okumaya devam et “Bazı işler sadece boktan değil, gezegene de zarar veriyor – Bue Rübner Hansen”
Reklamlar

Noam Chomsky: ‘Birkaç kuşak sonra, örgütlü insan toplumu diye bir şey kalmayabilir’

Yeni Özgür Politika

Aralık ayında 90 yaşına basan Chomsky, kampus odasının kendi ününe zıt zarif sadeliği içinde, Arizona Üniversitesi’nde siyaset ve küresel krizler üzerine dersler vermeye ve yazmaya devam ediyor.

Chomsky, dil alanında paradigma yaratan çalışmalarının yanı sıra, Amerikan dış politikasının ve onun dünya genelinde insan hakları ihlalleri ve askeri saldırganlıkla bağlantısının en açık sözlü eleştirmenlerinden biri olmasıyla tanınıyor. Meslektaşı merhum Ed Herman ile birlikte, büyük medyanın “propaganda modeli” üzerine, ekonomik ve siyasi elitlerin ideolojik meşruiyetlerini nasıl sürdürdüğünü açıklayan bir teori geliştirdi. Bu model, şirket sahipliği, reklam bağımlılığı, sistem odaklı kaynak kullanımı uygulamaları, sağdan eleştiri ve ideolojik anti-komünizm gibi bir dizi filtre üzerinden, yeni medyanın elit iktidarını pekiştiren bir propaganda sistemi olmasına yol açıyor.

Okumaya devam et “Noam Chomsky: ‘Birkaç kuşak sonra, örgütlü insan toplumu diye bir şey kalmayabilir’”

Çevreciler için en ölümcül yıl – Jordan Barnes

2017’de 207 aktivist topraklarını korumaya çalışırken öldürüldü

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Global Witness (Küresel Tanık) grubu, aktivistlerin devlet destekli cinayetlere kurban gittiğine dair kanıtlar olduğunu bildiriyor

Öldürülen 207 kişiden 57’si Brezilya’da, 48’i Filipinler’de

Korkunç ölümlerin arkasında tüketici mallarına ve palm yağına yönelik talep var

Grup, yatırımcılara üretimde daha fazla şeffaflık talep etme çağrısı yapıyor

Okumaya devam et “Çevreciler için en ölümcül yıl – Jordan Barnes”

Angus söyleşisi: Gezegeni Nasıl Kurtarabiliriz?

Screen Shot 2018-05-31 at 10.42.47

Gezegen ciddi şekilde değişecek. Eğer şimdi bir şey yapmazsak, bu yüzyılın sonunda gezegenin büyük bir kısmı yaşanamaz hale gelecek. Okyanus seviyelerinin bu yüzyıl içinde en az 1-2 metre, belki de daha fazla yükselmesi mümkün. Bu Thames’in taşacağı ve Londra’nın büyük kısmını sel basacağı anlamına geliyor. Çoğu şehir okyanus kıyısında yer alıyor. Buralar sel baskınlarına uğrayacak – belki hemen yarın değil ama çocuklarımızın, torunlarımızın döneminde.

Yazar Ian Angus, Socialist Worker’a konuştu: “Kapitalizm ekolojik tahribata ve iklim krizine yol açıyor ama dünyayı dönüştürerek bunu durduracak gücümüz hala var.” Okumaya devam et “Angus söyleşisi: Gezegeni Nasıl Kurtarabiliriz?”

Roma’nın çöküşünün ardındaki iklim değişikliği ve hastalıklar – Kyle Harper

Roma İmparatorluğu’nun çöküşünde doğal ortamdaki değişimlerin oynadığı kritik rolü ortaya koyan yeni kanıtlar açığa çıkmaya başladı. Görünen o ki, toplumsal ilerlemenin paradoksları ile doğanın özünde var olan öngörülemezlik bu çöküşü birlikte getirmiş.

romefall

“Roma’nın yükseliş ve çöküş döngüsünde, bugün bizim medeniyetimiz nerede” sorusu ile her tarihçi bir gün karşılaşır. Tarihçiler geçmişin bu şekilde ele alınmasından sıkıntı duyabilir ama tarih tekerrür etmemesine ve ahlak dersleri ile dolu olmamasına rağmen, insan olmanın ne anlama geldiğine ve toplumlarımızın ne kadar kırılgan olduğuna ilişkin algımızı yine de derinleştirebilir. Okumaya devam et “Roma’nın çöküşünün ardındaki iklim değişikliği ve hastalıklar – Kyle Harper”

Uzun ekolojik devrim (II) – John Bellamy Foster

Zamanımınız ekolojik ve toplumsal devrimi

mr-069-06-2017-10-300x450

(Birinci bölüm)

Öyleyse, zamanımız için gerekli ekolojik ve toplumsal devrimi nasıl ele alacağız? On dokuzuncu yüzyılda Engels toplumun doğa ile uyum içinde gelişmesi zorunluluğunu tek hakiki bilimsel bakış olarak vurgulamıştı: “Özgürlük, doğa yasaları karşısında düşlenmiş bir bağımsızlıkta değil, bu yasaların bilinmesinde ve bu bilme aracılığıyla belirli erekler için yöntemli bir biçimde kullanılması olanağındadır. Bu, dış doğa yasaları için olduğu denli, insanın maddi ve manevi varlığını yöneten yasalar (gerçeklikte değil, olsa olsa kafamızın içinde ayırabildiğimiz iki yasa sınıfı) için de böyledir.”28 Dahası, doğanın zorunluluklarını aldatmak diye bir şey söz konusu değildir. Engels, kısa vadeli kazanımlar peşinde, daha geniş çerçevedeki sonuçları göz ardı ettiğinden, Bacon’cı “doğanın fethi” kurnazlığının (doğanın yasalarına sermaye birikimini teşvik etme yegâne amacıyla riayet etme) sonunun felaket olacağını savunmuştu. Bunun aksine “bilimsel sosyalizm”in amacı, doğayı fethetmek gibi beyhude bir girişim değil, insan özgürlüğünün maddi dünyanın dayattığı şartlarla uyum içinde ileri taşınmasıdır.29 Okumaya devam et “Uzun ekolojik devrim (II) – John Bellamy Foster”

Uzun ekolojik devrim – John Bellamy Foster

marx_622_800_90

Sosyalizm bu şekilde anlaşıldığında, neredeyse kapitalizmden farksız kalıyor—genelleşmiş meta toplumunun yerini alacak olan değil, kapitalist modernitenin temel yapısı ile benzeş bir hareket. Bu, en hafifinden, liberal siyaset alanının başarısı adına sosyalist vizyonun küçük gösterilmesi. Ama statüko karşısında böylesi bir tavizin bedeli, alternatif bir geleceğe dair tüm anlayışların yitirilmesi demek.

Doğanın belirli yasalar izlediğinin kabulünü ayrı tutarsak, on yedinci yüzyılın bilimsel devriminin ve ona bağlı olarak gelişen modern bilimin merkezinde, doğanın fethi ve üzerinde tahakküm kurulması kadar yer tutan başka fikir yoktur. Yirminci yüzyıl sonunda ekoloji hareketinin yükselişine kadar, doğanın fethi, kapitalizm (ve bazen de sosyalizm) altında ilerlemeye eşitlenen evrensel bir mecazdı. Ancak bu nosyonun [ilerleme], bilimde kullanıldığı kadarıyla, karmaşık olduğunu da eklemek gerek. Fikrin ilk savunucularından olan Francis Bacon’ın da dediği gibi, “doğa yalnızca ona itaat ederek alt edilebilir.” Dolayısıyla doğayı fethetmek, ancak onun yasalarını izleyerek mümkündür. (1)

Okumaya devam et “Uzun ekolojik devrim – John Bellamy Foster”

Jacobin’e not: Ekomodernizm ekososyalizm değildir – Ian Angus

Jacobin, sol cilalı bir ekomodernizmin sözcülüğüne mi soyunuyor? Umarım değildir ama emareler iyi değil.

Ian Angus, jeomühendislik, nükleer enerji, karbon depolaması ve diğer teknolojik düzeltmeleri iklim değişimine çözüm olarak sunan sol dergiye karşı çıkıyor.

“‘Bilim ve teknoloji uzun vadede tüm sorunlarımızı çözebilir’ demek büyüye inanmaktan daha beter.” — István Mészáros

Jacobin-summer-2017Bu yaz sol dergi Jacobin iklim değişikliği üzerine özel bir sayı yayınladı. Başyazı “ileriye doğru giderken nasıl harekete geçeceğimiz ve örgütleneceğimizin merkezinde yer almalı. Bundan böyle her sayımız bir iklim sayısı” diyor.

Harika haber! Kendisini “Amerikan solunun siyaset, ekonomi ve kültürde sosyalist bakış açıları sunan öncü sesi” olarak tanımlayan bir derginin kapitalizmin dünyanın yaşam destek sistemlerine ölümcül saldırısına karşı mücadelede de öncü olması gerekir. Okumaya devam et “Jacobin’e not: Ekomodernizm ekososyalizm değildir – Ian Angus”

Kapitalizmin içinde, kapitalizme karşı – Alyssa Battistoni

Jacobin dergisi yeni sayısında iklim değişikliğini ele alıyor ve iklim değişikliğinin birkaç yılda bir üzerine konuşup unutulacak bir mesele olmadığı bilinciyle bundan sonra her sayımız bir iklim sayısı diyor.

Screen Shot 2017-09-28 at 19.27.10

İklim değişikliği kitle siyasetine uygun değilmiş gibi görünebilir. Karmaşık ve anlaşılması zor bir mesele. Sebepleri gündelik yaşamın o kadar içinde ki, felaket gelip vurana dek görülmesi zor oluyor. Gezegenin tümünü etkiliyor: dünyanın bir ucunda verilen kararlar, öteki uçta yaşayanların hayatlarını mahvediyor. Sorunu çözmekle görevli kurumları ise zengin ve büyük şirketler ile sorundan esas sorumlu olanlar yönetiyor. Tıpkı kapitalizmin kendisi gibi.

İklim değişikliğinin siyasi gündemde olduğu süre boyunca neoliberalizm yükselişteydi. Bu da bugün elitler arasındaki tartışmanın soruna yönelik sözde çözümlerle dolu olması anlamına geliyor: bireylere, tüketimlerinin sorumluluğunu almalarına yönelik suçluluk duygusuna hitap eden çağrılar; özel şirketlere aktarılan kamu fonlarıyla geliştirilen ve patenti şirkette kalan yeşil teknolojiler; yıkmaları gereken sanayiler tarafından tasarlanmış market mekanizmaları; gelgitleri fazla hırgür çıkarmadan geçiştirme amaçlı idari kararnameler. Bu esnada da kemer sıkma tedbirleri kamusal mal ve hizmetleri tam da genişletilmeleri gereken zamanda daraltıyor ve milliyetçi hareketler, ötesine uzanmamız gereken sınırları kapatıyorlar. Okumaya devam et “Kapitalizmin içinde, kapitalizme karşı – Alyssa Battistoni”

Suriye gerçekten bir ‘iklim savaşı’ mı? – Lina Eklund

03DROUGHT-master1050

Kuraklık, göç ve çatışma arasındaki bağlantı

Suriye iç savaşı altı yıldan uzun süredir devam ediyor ve bunu iklim değişikliği ile ilişkilendiren şu hikâyeyi (ABD eski başkan adaylarından Al Gore’un da dillendirdiği bir iddia) okudunuz belki: küresel ısınmanın da şiddetlendirdiği yoğun kuraklık, ülke içinde kırsal bölgelerden kentlere “kitlesel göçe” sebep oldu, bu da sonrasında iç çatışmaya dönüşecek olan 2011 ayaklanmasına katkıda bulundu.

Bu anlatı, kuraklık, göç ve çatışma arasında bir ilişki olduğunu varsayıyor ama bağlantı o kadar da net/kesin değil. İklime fazla vurgu yapınca, siyasi ve sosyoekonomik faktörlerin bir topluluğun çevresel gerilimden zarar görebilirliğini belirlemedeki rolünün gözden kaçırıldığı kaygısını taşıyoruz. Çatışma kuraklık olduğunda kaçınılmaz değil. Okumaya devam et “Suriye gerçekten bir ‘iklim savaşı’ mı? – Lina Eklund”