Kadınların ifade özgürlüğü – Rosario Sanchez

Bu korku bizi susturuyor ve uysallaştırıyor. En önemlisi de, bizi, kendisi de tecrit edilmiş, bizimle aynı endişeleri taşıyan diğer kadınlardan izole ediyor. Kendi içimize çekildikçe, bizi içten tecrit ediyor; uyum göstermiyor olabilecek başka kadınlara mesafe koyduğumuzda ise bizi dıştan tecrit ediyor.

Herkese iyi akşamlar.

Burada olduğunuz için teşekkürler. Bristol İfade Özgürlüğü Topluluğuna beni davet ettiği ve bu konuyu ele aldığı için bilhassa teşekkürler.

Bize bu akşam burada yer verenlere de özellikle teşekkür etmek istiyorum… Hukukun üstünlüğüne saygı göstermekten başka bir şey yapmayan ve bunu yaparak hepimizin hakları için, benim burada konuşma hakkım ve sizin beni dinleme ve argümanlarıma itiraz etme hakkınız için tavır almış olan Bristol Üniversitesi’ndeki herkese tek tek teşekkür ediyorum. Continue reading “Kadınların ifade özgürlüğü – Rosario Sanchez”

Reklamlar

Beyana dayalı cinsiyet ve güvenli alanlar – Kathleen Stock

Kathleen Stock

Demek Cinsiyetin Tanınması Kanununu cinsiyeti kişi beyanına dayandıracak şekilde değiştirmenin dişilere özel alanlar açısından pratikte hiçbir değişiklik yaratmayacağını düşünüyorsunuz?

Mevcut durum şu: Birleşik Krallık’ta, daha önce cinsiyete göre ayrılmış olan alanlar – çoğunlukla da tuvaletler – giderek resmî olarak üniseks (‘cinsiyet bakımından nötr’) hale geliyor. Gayri resmî olarak üniseks hale gelenler de ayrıca bir yekûn oluşturuyor: kendini kadın tanımlayan erkekler şirket politikası sayesinde girebiliyorlar (YHA [gençlik hostelleri], Guides [izciler], Topshop [giyim mağazası] vs.). Continue reading “Beyana dayalı cinsiyet ve güvenli alanlar – Kathleen Stock”

Women’s Place UK adına Lortlar Kamarasında yaptığım konuşma – Kathleen Stock

Bu hikâyeden çıkarılacak ders ise şu: kamu kurum ve kuruluşlarının kimden ve ne konuda tavsiye alacakları konusunda daha dikkatli olması gerekiyor. Ve üniversitelerin, bu alanda şu anda kabul görmekte olan düşünce şeklini şiddetle eleştirebiliyor olabilecek yeni araştırmalar üretebilmesini desteklemek gerekiyor.

ks

10 Ekim 2018

(Not: Toplantıda bu konuşmanın kısaltılmış bir versiyonu yapıldı. Trans Soruşturması Raporu ise, dudak uçuklatan görkemiyle şuradan okunabilir.)

Yasal olarak cinsiyet değiştirmeye ilişkin kamu politikası geliştirirken, sadece bir değil birçok çıkar kümesinin söz konusu olduğu, A Woman’s Place ve Fair Play for Women gibi kampanyalar sayesinde sanırım herkes için artık net.

Özet geçmek gerekirse: biyolojik eril cinsin erkek olarak toplumsallaşmış olan üyelerine doğum sertifikalarına ‘dişi’ sözcüğünü yazdırmayı çok kolay hale getirecekseniz, basitçe şu şekilde ifade edilebilecek en az iki sorununuz olacaktır: Continue reading “Women’s Place UK adına Lortlar Kamarasında yaptığım konuşma – Kathleen Stock”

Julian Norman Lortlar Kamarasında

Toplumsal cinsiyet kimliği doğuştansa, o zaman, dişi cinsine iliştirilen ve bizim toplumsal cinsiyet adını verdiğimiz ve tarihsel olarak kadınları ezmeye hizmet etmiş olan kültürel normlar arıza değil, doğadaki bir tasarım özelliğidir. Kadınların küresel ve tarihsel olarak ezilmişliğini kendilerinde doğuştan olan bir şeye atfetmek isteyen bir felsefenin sonu – bu ister rahim gezdirmek, ister frenoloji, isterse evrimsel psikoloji olsun – kadınlar için hiçbir zaman iyi bitmemiştir. Bu perspektiften hukuki düzenlemeler yaparken, son derece ağırdan almalıyız.

6b1dc5fd846d5d3fbcd9e8e244b19e62_0.jpg

Julian Norman insan hakları konusunda uzman bir avukat. Bu metin 10 Ekim 2018 tarihinde Lortlar Kamarasındaki bir toplantıda yaptığı konuşmaya ait.

womansplaceuk.org

12 Ekim 2018

[Toplumsal] Cinsiyetin Tanınması Kanunu’nun (“GRA”) arka planında, BK hükümetinin, onu yasada bir kadın olarak tanımamasının İHAS’nin 8. Maddesinin ihlali olduğu iddiasıyla, BK hükümetini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne veren Christine Goodwin’in davası vardı. Eril [male] partneriyle evlenememesi, eşitsiz emeklilik yaşının yol açtığı zorluklar ve her göstermek zorunda kaldığında trans olduğunu açığa çıkaran, kendisini eril olarak gösteren doğum sertifikasının yol açtığı sıkıntılar dahil ayrımcılıktan mustaripti. Continue reading “Julian Norman Lortlar Kamarasında”

Britanyalı kadınlar Cinsiyetin Tanınması Kanununda yapılması öngörülen değişikliği tartışıyor: Michele Moore

 
Geldiğiniz için teşekkürler…

Bu sefer gerçekten sözümü sakınmayacağım çünkü cinsiyet kimliğinin kişi beyanına dayanmasının (self identification of gender) çocuklar ve gençler üzerindeki olası etkileri konusunda çok ama çok endişeliyim. Bunun olağan dışı ölçüde tehlikeli olduğunu düşünüyorum ve tüm salona da bu tehlike duygusunu bulaştırmak istiyorum. Bu, tartışmanın son derece zor olduğu bir konu. 30 yıldan uzun süre boyunca kapsayıcı eğitim konusunda çalıştım. İster cinsiyet, engellilik, yoksulluk, ister ırk veya toplumsal cinsiyetlerini nasıl ifade etmek istedikleri olsun… her kimlikten her çocuğun nasıl kapsanabileceği üzerine konuştum. Ama kendisini trans olarak tanımlayan çocuklarla ilgili ne olup bittiği konusunda özenli bir tartışma yürütülmesi için açıktan bir çağrı yaptığımdan bu yana, yaptığım her işte kesintisiz şekilde saldırıya uğruyorum; dışlayıcı bir TERF, bir transfobik olarak adlandırılıyorum, nefret körüklemekle suçlanıyorum. Gerçekten de kariyerimi bitirmeyi ve beni susturmayı amaçlayan sayısız örgütlü kampanyanın hedefindeyim. Bu yüzden bunun olmaması için çalışmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Continue reading “Britanyalı kadınlar Cinsiyetin Tanınması Kanununda yapılması öngörülen değişikliği tartışıyor: Michele Moore”

Mizojini gökkuşağının altında yok olmuyor – Sarah Ditum

gettyimages-993422080

Modern toplumsal cinsiyet politikalarını tartışırken “alış artık” sözünden daha karmaşık her şey geri kafalılık, şiddet ve hatta – en aşırı uçta – soykırım suçlamasıyla karşılaşıyor. (Birinin doğuştan gelen* toplumsal cinsiyet kimliğini tanımamanın onun insanlığını inkâr etmekle aynı şey olduğu ve dolayısıyla intihara sebep olabileceği şeklinde bir akıl yürütme.)

LGBT kampanya grubu Stonewall’un, bu yıl Londra’da 7 Temmuz’da düzenlenen Onur yürüyüşüne yönelik sert bir açıklaması oldu. Yürüyüşün “fazla beyaz” olduğunu söyledi Stonewall; bu yıl katılmayacaktı. Continue reading “Mizojini gökkuşağının altında yok olmuyor – Sarah Ditum”

Anti-Semitizm ve Britanya’nın Aynalı Salonu – Mark Mazower

Screen Shot 2018-04-12 at 18.44.31

Britanya’nın İşçi Partisi içindeki anti-Semitizm üzerine dönen tartışmaları okuduğumda, büyükbabamı düşündüm ve buna ne derdi diye merak ettim.

Gençliğinde, Çarlık Rusya’sında devrimci bir aktivist, Bund olarak bilinen Yahudi sosyalist hareketinin bir üyesi idi. Bolşevikler iktidara gelince Kuzey Londra’da yeni bir yaşam kurabilmek için İngiltere’ye kaçmak zorunda kaldı. İşçi Partisi onun doğal tercihi idi, babamın da olduğu gibi. Ailemi kucaklamış olan parti bu kadar değişmiş olabilir mi? Continue reading “Anti-Semitizm ve Britanya’nın Aynalı Salonu – Mark Mazower”

Suudi Arabistan ve İsrail’in El Cezire’ye karşı neden birleştiğini merak ediyorsanız işte cevabı – Robert Fisk

may-saudi

Filistinliler için bir devlet talep eden onurlu İsrailliler hala var; krallıklarının üzerine kurulu olduğu gözü dönmüş Vahabiliğe karşı çıkan iyi eğitimli Suudiler var; ne İran’ın onların düşmanı ne de Suudi Arabistan’ın dostları olduğuna inanan milyonlarca Amerikalı var. Ama bugün sorun, hem Doğuda hem de Batıda hükümetlerimiz, dostlarımız değil.

Theresa May Suudilerin zoruna gitmesin diye bir raporu sümenaltı ettirdi bile. Biz de hala Ortadoğu’da neden savaşıyoruz diye merak ediyoruz.

Hem Suudiler hem de İsrailliler kapatılmasını istiyorsa El Cezire bir şeyi doğru yapıyor olmalı. İdamcı Suudiler ile işgalci İsraillileri yan yana getirebilmek, ne de olsa başarı sayılır.

Ama bu konuda fazla romantikleşmeyin. Paraya para demeyen Suudilerin hastalandıklarında İsrail’in en iyi hastanelerinde tedavi olmak için özel uçaklarıyla Tel Aviv’e uçtukları biliniyor. Suudi ve İsrailli savaş jetleri havalandığında, Sünnileri değil Şiileri – birincisi Yemen’de, ikincisi Suriye’de – bombalayacaklarından emin olabilirsiniz. Continue reading “Suudi Arabistan ve İsrail’in El Cezire’ye karşı neden birleştiğini merak ediyorsanız işte cevabı – Robert Fisk”

İngiltere’nin sözde “onur sistemi” o kadar yoz ki, Zimbabwe’de olsa utandırırdı – Yasmin Alibhai-Brown

_75507668_kmbuw367

İngiliz onur sisteminin adil, açık ve şeffaf olmak gibi medeni değerlere dayandığı fikrinin altı boş

9 Ekim 1962’de bağımsızlığını kazanana kadar bir İngiliz protektorası olan Uganda’da doğup büyüdüm. Birleşik Krallık bayrağı indi ama İngilizlerin birçoğu kaldı. Onlardan biri de tarih öğretmenim Bay Clarke’tı. Eski anavatanı nasıl da överdi: “Çocuklar, Britanya’da güçler ayrılığı var. Yolsuz politikacılar veya yolsuzluk yok, rüşvet yok, birinin işini görmek yok, devlet tertemiz. Şimdi imparatorluğun eski topraklarında yolsuzluk alıp başını gidecek.” Son dediğinde haklı aslında. Yiyicilik ve sahtekarlık bu ülkelerin neredeyse tümünü sardı. Nesillerce ‘özgür’ insan acımasızca aldatıldı. Ancak diğer Avrupalılar gibi Bay Clarke da, yolsuzluğun ve etik sorunların beyazlarda görülmediğine inanmak gibi tedavisiz bir yanılgıdan mustarip. Continue reading “İngiltere’nin sözde “onur sistemi” o kadar yoz ki, Zimbabwe’de olsa utandırırdı – Yasmin Alibhai-Brown”

BBC: Namus bahanesiyle işlenen suçlarda anneler “görünmeyen kuvvet”

Child hides head in arms

İncelenen 100 “namus” suçu vakasından 49’unda anneler de işe dahil

Araştırmaya göre anneler “namus” suçlarının arkasındaki “görünmeyen kuvvet,” kızlarına şiddet uyguluyorlar.

Leeds Beckett Üniversitesi’nden kriminolog Rachael Aplin, bunun çoğu zaman polis raporlarına yansımadığını söylüyor. Çalıştığı 100 “namus” suçundan 49’unda işin içinde anneler de var ama bu durum raporlara çoğu zaman yansımıyor. Vakalar kız çocuklarına yönelik şiddetle ilgili ve bunların bazılarında şiddet çocuk düşürtmek için. Aplin, suçlulara yönelik atılan adımların hem erkekleri hem de kadınları kapsaması gerektiğini söylüyor. Üniversitede kriminoloji konusunda dersler veren Aplin, komiser muavini olarak sürdürdüğü polis detektifi kariyerine ara vermiş durumda. Continue reading “BBC: Namus bahanesiyle işlenen suçlarda anneler “görünmeyen kuvvet””