Etiket arşivi: Jeopolitik

Birinci Dünya Savaşı Sonunda Osmanlı İmparatorluğu’nda Neden Rejim Değişikliği Olmadı? – Erik-Jan Zürcher

71923

Türk tarih yazımı savaş sonrası hareketi beş yıl sonraki cumhuriyetin kuruluşuna öncülük etmiş gibi gösterse de, rejim değişikliği bu koalisyonun gündeminde yoktu. Gerçekte mesele yeni bir devletin kuruluşu değil, eskisini mümkün olabildiğince kurtarmakla alakalıydı.

Okumaya devam et

Sykes-Picot’nun sonu mu? – Patrick Cockburn

suriyehizbullah

Patrick Cockburn’den Suriye’deki savaş ve Ortadoğu’ya ilişkin tehdit üzerine

Suriye iç savaşının ilk iki yılında, yabancı liderler Beşar Esad yönetimine ha düştü ha düşecek gözüyle baktılar. Kasım 2011’de, Ürdün Kralı Abdullah, Esad’ın ayakta kalma şansının çok düşük olduğunu, bu nedenle iktidarı bırakması gerektiğini söyledi. Geçtiğimiz Aralık’ta, NATO genel sekreteri Anders Rasmussen, “Şam rejimi çöküşe yaklaşıyor” dedi. Genellikle Esad’ı savunan Rus Dışişleri Bakanı bile, zaman zaman benzer iddialarda bulundu. Bu açıklamaların bazıları, devrilmesini kaçınılmaz gibi göstererek Esad destekçilerini demoralize etme amaçlıydı. Ancak birçok durumda dışardan bakanlar gerçekten de son virajda olduklarına inanıyorlardı. İsyancılar zafer ilan etmeye devam ettiler ve iddialar sorgulanmaksızın kabul edildi.

Okumaya devam et

Bahar Kışla Yüzleşiyor – Mike Davis (NLR)

Büyük çalkantıların yaşandığı dönemlerde, analojiler şarapnel parçaları gibi havada uçuşur. 2011’in heyecan verici protestoları-süregiden Arap baharı, ‘sıcak’ İber ve Helen yazları, ABD’de ‘işgal edilen’ güz-kaçınılmaz şekilde 1848, 1905, 1968 ve 1989 ile karşılaştırıldı. Bazı temel özellikler kesinlikle geçerli ve klasik motifler tekrarlanıyor. Tiranlar titriyorlar, zincirler kırılıyor ve saraylar basılıyor. Sokaklar yurttaşların ve yoldaşların yaratıldığı sihirli laboratuarlara dönüşüyor ve radikal görüşler aniden dünyevi güç kazanıyor. Iskra Facebook oluyor. Ama bu yeni protesto yıldızı, gökyüzünde kışın da görülecek mi yoksa kısa, göz kamaştıran bir meteor yağmuru olarak mı kalacak? Önceki devrim günlerinin kaderinin bizleri uyardığı üzere, bahar, en kısa mevsimdir, özellikle de komünarlar gerçek hiçbir projesine ve hatta tasavvuruna sahip olmadıkları ‘başka bir dünya’ adına savaşırken.

Okumaya devam et

Putin Washington’u Neden Deli Ediyor? – Pepe Escobar

Geçmişi (Saddam, Usame, Kaffadi) ve şimdiyi (Esad, Ahmedinejad) unutun. Öngörülebilir gelecekte, Washington’un – ve ayrıca onun azgın NATO ortakları ile muhtelif medya kuruluşlarının – başta gelen öcüsünün, dönüşü muhteşem olan Rusya Başkanı Vladimir Putin’den başkasının olmayacağına bir şişe Petrus 1989 üzerine iddiaya girilebilir (mesele önümüzdeki altı yıl gündemde olacak).

Ve hiç kuşkusuz, Putinatör Vlad, bunu gayet severek yapacak. Tam olarak istediği yere dönmüş durumda, Rusya’nın başkomutanı olarak ordunun, dış politikanın ve tüm ulusal güvenlik meselelerinin başında.

Anglo-Amerikan elitler, Putin’in “neredeyse her alanda ulusal sınırlarını” durmak bilmeksizin aşan ve “demokrasi ile hiçbir şekilde alakası olmayan bir sistem üzerinden” takıntılı şekilde tek kutuplu emperyal ajandaları nedeniyle o zamanki George W. Bush yönetimine verip veriştirdiği ve şimdilerde efsaneye dönmüş olan 2007 Münih konuşmasını anarak kıvranıp duruyorlar.

Washington ve yardakçıları işte böyle uyarılmıştı. Geçtiğimiz Pazar yapılan seçimler öncesinde, Putin “Esaslar” adındaki yol haritasını açıklamıştı; Suriye’ye savaşa hayır; İran’a savaşa hayır; “insani amaçlı bombalamaya” veya “renkli devrimler” kışkırtmasına hayır – bunların tümü yeni bir konseptin, “yasadışı yumuşak güç araçları”nın parçasıydı. Putin için, Washington’un elinden çıkma Yeni Dünya Düzeni hiçbir yere varamaz. Esas olan “eski ve halen geçerliliğini koruyan bağımsız devlet ilkesidir”.

Sebebi belli. Putin Libya’ya bakıyor ve NATO’nun “insani amaçlı bombalama” üzerinden getirdiği “kurtuluş”un şiddet dolu, geriletici sonuçlarını görüyor; el Kaide bağlantılı milislerin kontrolünde parçalara ayrılmış bir ülke; daha gelişmiş Trablus’tan ayrılan geri kalmış Sirenayka ve yeni emir olarak iktidara gelen, son kralın bir akrabası; hepsi de Suudi modeli demokratların keyfine göre.

Daha da önemli esaslar; Rusya’yı çevreleyen hiçbir ABD üssü olmayacak; sistemin Rusya’yı asla hedeflemeyeceğine dair katı kabuller olmaksızın ABD füze savunmasına hayır ve yükselmekte olan güçler grubu BRICS arasında giderek yakınlaşan bir işbirliği.

Bunların birçoğu Putin’in daha önceki yol haritasında (A new integration project for Eurasia: The future in the making yazısında) zaten ima edilmişti. Avrasya için yeni entegrasyon projesi: Gelecek yapım aşamasında. Putin’in NATO, IMF ve neoliberalizme karşı hareketi bu. Avrasya Birliği’ni tüm Orta Asya’ya yayılan “modern bir ekonomi ve para birliği” olarak görüyor.

Putin için, Suriye önemli bir detay (özellikle de NATO’nun kapatılmasından büyük hoşnutluk duyacağı Rusya’nın Tartus limanındaki Akdeniz deniz üssü için). Ama meselenin özü Avrasya entegrasyonu. Putin, “Avrupa ile dinamik Asya Pasifik bölgesi arasında etkili bir bağlantı sağlayarak günümüz dünyasının kutuplarından biri haline gelebilecek güçlü bir uluslarüstü birliği” koordine etme çabalarını ortaya koydukça, NATO’cuların topluca ödleri patlıyor.
Zıt yol haritası Obama ile Hillary’nin Pasifik doktrini olacaktır. Ne kadar heyecanlı, değil mi?

Putin Boru Hattı Kartını Oynuyor

Rusya’nın bir mega enerji süper gücü (petrol ve gaz, Rusya ihracatının üçte ikisini, federal bütçenin yarısını ve toplam iç üretiminin yüzde 20’sini oluşturuyor) olarak yeniden dirilişine neredeyse tek başına ön ayak olan Putin’dir. Dolayısıyla boru hattı kartı önemini koruyacak.

Ve büyük ölçüde gaza odaklanacak; Rusya küresel gaz tedarikinin en az yüzde 30’unu elinde bulundurmasına rağmen, likit doğalgaz (LNG) üretimi küresel pazar payının yüzde 5’inden azdır. İlk on üreticiden biri bile değildir.

Putin, Rusya’nın petrol üretimini günlük 10 milyon varilin üzerinde tutmak için Kuzey Kutbu’nda epeyce yabancı yatırıma – Batı’dan ve özellikle de Asya’dan – ihtiyaç duyacağını biliyor. Ve Çin ile Doğu Siberya gaz alanlarını merkez alan kompleks, kapsamlı, trilyon dolarlık bir anlaşma yapması gerekiyor; Doğu Siberya Pasifik Okyanusu (ESPO) boru hattı üzerinden petrol hattının icabına çoktan bakıldı. Putin, Çin için bu anlaşmanın, Washington’un Asya’ya doğru hilebaz yönlenişine karşı enerjiyi güvenceye alma açısından hayati önemde bir karşı darbe olduğunu biliyor.

Putin ayrıca, 22 milyar dolarlık devasa bir maliyetle bitebilecek olan Güney Akımı boru hattını konsolide etmek için de her şeyi yapacaktır (Rusya, Almanya, Fransa ve İtalya arasında hissedar anlaşması halihazırda imzalanmış durumda. Güney Akımı, Rus gazını Karadeniz altından Bulgaristan, Sırbistan, Macaristan ve Slovakya üzerinden AB’nin güney kısmına sağlamaktadır). Güney Akımı faaliyete geçerse rakip boru hattı Nabucco şahmat olacaktır; bu da Washington baskısına ve Bürksel bürokratlarına karşı büyük bir Rus zaferi demektir.

Yüksek siyasetin ve boru hattı coğrafyasının kritik kesişim noktasında, her an her şey olabilir. Putin bir kez daha bir başka Washington yol haritası ile karşılaşacaktır – pek de başarılı olmayan Yeni İpek Yolu (Bkz. US’s post-2014 Afghan agenda falters (ABD’nin 2014 sonrası Afgan ajandası bocalıyor), Asia Times Online, 4 Kasım 2011).

Ve çantada bir de joker var – Şangay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ). Çin’in İran ile işbirliğine ne kadar ilgiliyle Putin de Pakistan’ın tam üye olmasını en az o kadar isteyecektir. Rusya, Çin, Pakistan ve İran yalnızca ekonomik entegrasyonlarını değil, mottosu “bağlantısızlık, çatışmasızlık ve başka ülkelerin içişlerine müdahalesizlik” olan, güçlendirilmiş bir ŞİÖ içinde karşılıklı güvenliklerini de koordine ettiklerinden, tüm bunların yansımalar deprem etkisi yaratacaktır.

Putin, Rusya, Orta Asya ve İran’ın dünya gaz rezervlerinin en az yüzde 50’sini ellerinde bulundururken ve İran ile Pakistan fiilen ŞİÖ üyesiyken, oyunun adını – Avrasya değilse bile – Asya entegrasyonu olarak görüyor. ŞİÖ, ekonomi/güvenlik açısından bir güç merkezi olarak gelişirken, buna paralel olarak boru hattı coğrayfası da ŞİÖ’nün NATO’ya bir karşı darbe olarak tam entegrasyonunu hızlandırıyor. Bölgesel oyuncuların kendileri neyin daha önemli olduğuna karar verecekler – bu mu yoksa Washington’da icat edilen Yeni İpek Yolu mu.

Hataya yer yok. Putin’in ara vermeksizin şeytanlaştırılması ve Rusya’nın başkanlık seçimlerinin meşruiyetini ortadan kaldırmaya dönük sayısız girişimin arkasında, Washington ve Anglo-Amerikan elitlerinin bazı çok öfkeli ve güçlü kesimleri var.

Putin’in her cephede zorlu bir müzakereci olacağını biliyorlar. Moskova’nın Çin ile giderek yakınlaşan bir işbirliğine gireceğini biliyorlar; Afganistan’da kalıcı NATO üslerini engelleme konusunda; Pakistan’ın stratejik bağımsızlığını kolaylaştırma konusunda; füze savunmasına muhalefet etme konusunda; İran’a saldırılmamasını sağlama konusunda.

Putin kötünün de kötüsü olacak çünkü Washington’un planları açısından (adına ister Büyük Ortadoğu, ister Yeni İpek Yolu, ister Tam Spektrumlu Hakimiyet, isterse de Amerika’nın Pasifik Yüzyılı desinler) dünyada daha zorlu bir düşman olamazdı. Baylar ve bayanlar, gümbürtüye hazır olun.
Asia Times Online

Ortadoğu’nun Kontrolü için Jeopolitik bir Araç olarak İslam – Mahdi Darius Nazemroaya

Global Research, 2 Temmuz 2011

Washington ve destekçileri Avrasya’nın göbeğine doğru ilerledikçe, İslam’ı jeopolitik bir araç olarak manipüle etmeye çalışıyorlar. Bu süreçte siyasi ve sosyal kaos yaratıyorlar. En başta Araplar arasında sözde İslamcılardan oluşan yeni bir jenerasyonun önünü açarak, İslam’ı yeniden tanımlamaya ve onu küresel kapitalizmin çıkarlarına bağlamaya çalışıyorlar.

Okumaya devam et

Kırgızistan: Bir renkli devrim daha nalları dikti – Eric Walberg

Kırgızistan darbesinin arkasındaki gerçek hikaye ne?

Kırgızistan gibi gösterişsiz bir ülkenin başkanının büyük politika liginde oynayabileceği yalanı, lale devrimi başkanı Kurmanbek Bakiyev’in, başkent Bişkek’te geçtiğimiz hafta yaşanan ve arkasında 81 ölü ve yağmalanmış hükümet binaları ile Bakiyev’in evlerini bırakan ayaklanmaların ardından devrilmesiyle tuz buz oldu.

Bakiyev, her iki büyük güçten de yararlanmaya çalıştı. Geçen yıl Rusya ile rahat bir yardım anlaşması imzaladıktan sonra, Afganistan’daki savaş için hayati önemde olan ABD üssünü kapatma tehdidinde bulundu ve ardından ABD yılda 60 milyon dolar hibeyi üçe katlama ve ayrıca 100 milyon dolar yardım sözü verince anlaşıp kendini güvenceye aldı. Sonuçta iki tarafın da güvenini kaybetti ve iktidara gelmesini sağlayan ayaklanmanın aynısı patlak verip de işler sertleşince kendisini terkedilmiş buldu.

2005’te, yeni bir demokrasi ve özgürlük çağını, “Lale Devrimi”ni başlatmasına yardımcı olmak için ABD yanı başındaydı, ancak bu kez, muhalefet lideri ve eski dışişleri bakanı Roza Otunbayeva öncülüğündeki aradönem hükümet koalisyonuna yardım etmek için hazır bulunan Rusya işleri düzene sokuyordu. Otunbayeva kendisini muhtemel bir başarısız devlet durumundan kurtarmasına yardım etmesi için Kırgızistan’ın geleneksel desteğine bakarken, sinmiş ve korkmuş ABD stratejistleri, Rusları, ABD’nin bölge açısından hiçbir uzun vadeli planı olmadığına ve beraber çalışabileceklerine ikna etmeye çalışarak savunmaya geçmişlerdi bile. New York Times yazarı Eric McGlinchey, zaten ortada olanı kabul ederek şunları söylüyordu: “Kırgızistan, Rusya’nın arka bahçesinde ve Afgan savaşımız için oradaki hava üssümüze bağlı olduğumuz gerçeği bunu değiştirmiyor. Ancak Rusya ile birleşik bir cephe oluşturmak, Washington’ın hava üssünü korumasına ve bir başka savaş külfetinden kaçınmasına yardımcı olacaktır.”

Bu darbe, çok daha haysiyetli olan, Ukrayna’daki Turuncu Devrim’in Şubat’taki reddi ile aynı mantığı izliyor ve kendi gül devrimlerinin başkanı onlara eziyet etmeye ve Rusya’ya karşı zehrini yaymaya devam ederse Kırgız örneğini takip edeceklerine ant içen Gürcistan’daki muhalif politikacılara yeni bir şans vermiş oluyor. Hatta, aşırı insan hakları ihlalleri nedeniyle halen yüz verilmeyen Özbekistan, ve Türkmenistan’ın Çin ile yeni doğalgaz boru hattının Şubat’taki resmi açılışı ile, eski Sovyetlerdeki tüm ABD stratejisinin çözüldüğü bile söylenebilir.

Otunbayeva, Bakiyev’in gitgellerini tersyüz ederek, önce ABD üssünün açık kalacağını belirtti. Saatler sonra, yön değiştirip üssün “güvenlik sebepleriyle” kapatılacağını söyleyerek ABD siyasi arenasına şok dalgaları gönderdi. Anlaşma geçen Haziran’da yenilenmişti ve bu yıl Temmuz’da tekrar yenilenecekti. Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, derhal Otunbayeva’yı aradı ve daha sonra rahatlayarak üssün açık kalacağını açıklayacak olan Dışişleri Bakan Yardımcısı Robert Blake’i Bişkek’e gönderdi.

Ancak Bakiyev’in tersine Otunbayeva, kendisi ile ailesinin cebini doldurmaya uygun kurnaz bir politikacı değil. Eskisi, oğlu Maxim’i geçen yıl Amerikalılar ile karlı bir anlaşmanın (160 milyon dolar nereye gitti?) müzakerelerinin sorumluluğuna getirip yeni ulusal Merkezi Kalkınma, Yatırım ve İnovasyon Ajansı’nın başı olarak atarken, Otunbayeva seleflerinin aileye dayalı yolsuzluk siyasetinin üzerinde biri. Moskova Devlet Üniversitesi’nden mezun ve Kırgız Devlet Ulusal Üniversitesi felsefe fakültesinin eski başkanı olan Otunbayeva, hem Aşkar Akayev hem de Bakiyev iktidarlarında, ABD ve Kanada’nın, sonra da İngiltere’nin ilk Kırgız büyükelçisi olarak görev yaptı ve 2007’de Sosyal Demokrat Parti listesinden meclise seçildi ve Ekim 2009’da muhalefetteki SDP’nin başına geçti.

Bu yıl Ocak ve Mart’ta iki kez Moskova’yı ziyaret etti ve Birleşik Rusya Partisi ile yakın bağlar kurdu. Aradönem başkanı olarak ilk resmi görüşmesini Putin’le yaptı. Gitgelleri daha çok ısrarcı ABD’nin, 11 Eylül’e kadar güvenliği ve ekonomik refahı için Rusya’ya minnettar ve hayran olan durgun Kırgız toplumu üzerindeki ciddi baskısından kaynaklanıyor. Kuşku yok ki Kırgız halkı ABD’den ziyade Rusya ile iyi ilişkileri tercih eder. Üs, askerlerin alkol tüketimini ve fahişe siparişlerini çevirenler hariç civar halk için hiçbir şey sağlamadı.

Tüm antidemokratik icraatlarına rağmen, Bakiyev’in geçen yılki üssü kapatma tehdidi, kamuoyu baskısına karşı bir yanıttı. Yerel halk bir ABD askerinin silahsız bir Kırgız’ı üssün dışında öldürmesi ve hiçbir karşılık görmeden ABD’ye geri dönmesi üzerine hiddete kapılmıştı. Tıpkı bir helikopterdeki ABD askerlerinin Bağdat’ta silahsız iki Reuters muhabirine ateş açıp askeri soruşturmada aklanmasında olduğu gibi. Otunbayeva’nın kısa ve öz olarak “güvenlik sebepleriyle” ifadesiyle kastettiği, işte bu hınç ve kaynama.

O zaman, herkesin dilinin ucundaki soruya gelelim: Bu kez kısasa kısas mantığıyla ipleri elinde tutan Rusya mıydı? Doğru, Putin ile Bakiyev arasındaki muhabbet, Bakiyev’in geçen yıl Amerikan üssünü kapatma sözünden dönmesi sonrasında kötüleşmiş değil. Bakiyev’in önceki iki yılki hatalı davranışları Rusya’da rahatsızlık yaratmıştı zaten. Kremlin ve Bakiyev hükümeti arasındaki ilişkiler, ABD üssü sorunundan başka, geçtiğimiz aylar içinde kısmen hükümetin artan Rusya karşıtı tutumu nedeniyle (Rusça web sitelerinin engellenmesi ve Rus işadamlarının karşılaştıkları ayrımcılığın giderek artması gibi) keskin bir bozulmaya uğramıştı. Tesadüf eseri, Rusya, 1 Nisan’da Kırgızistan’a enerji ihracatına vergi koydu.

Otunbayeva üssün kapatılacağını söylediğinde, darbenin arkasında Rusya’nın olduğuna dair şikayetler yükseldi. Ancak bu spekülasyon Obama’nın kendisi tarafından reddedildi. Obama ve Medvedev Prag’daki nükleer silahsızlanma zirvesinde kameralara gülümserken, “Kırgızistan’ı yönettiği söylenen insanlar, yıllardır temas içinde olduğumuz kişiler. Bu ABD karşıtı bir darbe değil, buna eminiz,” güvencesi veriyordu Obama’nın Rusya ilişkileri sorumlusu Michael McFaul. Hemen ardından gelebilecek “bir ölçüde Rusya sponsorlu darbe” varsayımını da, ortama uygun şekilde, Kırgızistan konusundaki işbirliğinin gelişen ABD-Rusya ilişkilerinin başka bir işareti olduğunu savunarak savuşturuyordu.

Özenli LLC analistli Nick Day, “Kırgızistan’da Rusya üstün gelecek ve bu ABD için sorun anlamına geliyor,” diyor. Ne olmuş yani? Rusya, eski Sovyetler Birliği bölgesindeki olaylara sadece bir kalp atımı mesafede. Ruslar ve Rusya sempatizanları bölgeyle birlikte anılıyorlar. Mart başında, Yaşlılar Konseyi üyesi ve Emekliler Partisi başkanı olan Omurbek Umetaliev, “Bu kısıtlı bölgede, uluslararası politikadaki birçok sorunda çatışan konumlara sahip iki lider dünya gücünün askeri üslerinin varlığının kabul edilemez olduğuna inanıyoruz. Kırgızistan’da bir Rus askeri üssü tarihsel olarak haklı olabilir, ancak ABD ve NATO ülkelerinin askeri varlığı ulusal çıkarlarımız açısından bir tehdittir,” açıklamasını yaptı.

Doğru, üssü kapatma tehdidi bile Avrasya’daki ABD emperyalist stratejisine bir darbe, özellikle de Manas hava üssü olmaksızın ciddi bir tehlikeye girecek olan Afganistan’daki savaşı yükseltirken. ABD, Afganistan’daki ileri operasyon üslerinden yüzde 40’ına hava yoluyla tedarik sağlıyor çünkü anayollar Taliban kontrolünde. Her gün Manas’tan 1500 ABD askeri geçiyor – geçen ay 50.000, 1200’ü kalıcı olarak konuşlanmış. Pakistan’dan geçen tedarik konvoylarına düzenlenen saldırılar nedeniyle, Pentagon tedarik çabalarının daha fazlasını, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan üzerinden geçen yeni Kuzey Dağıtım Ağı’na aktarmak istiyor.

Uluslararası Kriz Grubu’nun Orta Asya direktörü Paul Quinn-Judge, Manas’tan geçtiği haberde, korkulanın, ABD nakliyatındaki artışın, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan arasında bölünmüş ve geçmişinde birden fazla ayaklanmaya tanıklık etmiş huzursuz Fergana vadisinde sadık takipçilere sahip gruplar olan Özbekistan İslami Hareketi (IMU) ile İslami Cihad Birliği’nin saldırılarına yol açacağı olduğunu söylüyor. “Kuzey Dağıtım Ağı’nın sorunlu olduğu açık,” diyor Quinn-Judge. “Orta Asya’yı savaş tiyatrosunun bir parçasına dönüştürüyor.”

ABD üssünün statüsü konusundaki karmaşa, artık Birleşik Devletler Başkanı Barack Obama’nın dolu ajandasının en üstünde olacak ve bir sonraki solmuş çiçek darbesinden daha öteye bakmaya çalışacak. Üst düzey bir Rus görevli, Prag’daki muhabirlere kesin bir tavırla “Kırgızistan’da tek bir üs olmalı – Rus üssü,” şeklinde konuşmuş. “Rusya bunu ABD ile müzakerelerde bir araç olarak kullanacak,” diye söyleniyor Day.

Ancak konu için bir başka bakış açısı da, bunun Obama için, Washington’ın kafasında ne tür bir jeopolitik fantezi olursa olsun, Kırgızistan açısından hayati önemde kalmaya devam edecek olan Rusya ile gerçek köprüler kurmak amacıyla Bush ve neocon’ların kovboy politikasını kesin şekilde tersine çevirmek için altın bir fırsat olduğu. Kırgız darbesinin tatlı ironisi, Medvedev ve Obama, Rusya’nın ABD füze savunma diktasını temel olarak kabul ettiği Prag’da poz verirken, Kırgızistan’daki jeopolitik hareketsizliğin, ABD’nin Avrasya planlarını bozup kartları tekrar Rusya’nın eline vererek Rusya’nın işini görüyor olması.

Peki ya bu üssün ABD için ne kadar “hayati” olduğuna ilişkin saçmalığa ne demeli?  On yıldan beri orada duruyor. Daha ne kadar kalacak? Sonsuza dek mi? Mevcut Kırgız tutumu, hükümet sözcüsü Almazbek Atambayev’in Moskova’ya ziyareti sonrasında söylediği üzere, anlaşmanın “halkın çıkarlarına karşı olmaması ve rüşvet anlamına gelmemesi” koşuluyla yenileneceği. “Birleşik Devletler önümüzdeki yıl Afganistan’daki askerlerini çekmeyi planlıyor. Geçiş merkezi sorununa medeni bir şekilde yaklaşacağız ve sorunu ABD liderliğiyle çözeceğiz.” Yani ABD, isteksiz Rus onayı ile orada muhtemelen bir yıl daha kalacak.

Gelecek yaz gönüllü olarak terk etmek, Obama’nın yeni, daha az kavgacı bir ABD’yi temsil ettiğini göstermek için dünyaya, özellikle de Rusya’ya en iyi reklamı olacaktır. Şuraya yazıyorum, Manas’ın birkaç ay, en fazla bir yıl içinde bir Rus üssü olması işten bile değil. Ve ABD bunu ne kadar erken kabul ederse o kadar iyi. Hem Moskova hem de Washington bölgede istikrarı tesis etme konusunda ortak bir hedefe sahipler, ve Moskova’nın Afganistan’daki savaşa hizmet etmek için ABD-NATO’nun topraklarından geçişine rıza gösterdiği düşünüldüğünde, bu durum otomatikman, kısa bir süre içinde Rus üssü olacak Manas’ın ” artık saygı gören” ABD’nin kullanımına genişleyecektir.

McFaul’un sözlerinden, ABD politikasında Vietnam sonrası gerçekçiliğinin yankıları, yani düşmanla ilişkilerin yumuşaması, saptanabilir. Bu, durgun bir ABD’nin, Vietnam’a karşı mücrim savaşında yenilgiyi kabul etmiş olarak, İsrail’in Carter tarafından Sina’dan gerçi çekilmeye ve en az bir komşuyla, isteksizce de olsa barış yapmaya zorlanmasıyla doruğa çıkan, hassas, hatta barışçıl bir dış politika izlediği son dönemdi. Dünya daha pek çok Kırgız darbesiyle başedebilir.

Global Research, 13 Nisan 2010

http://www.globalresearch.ca/index.php?context=va&aid=18637

Kırgızistan ve Orta Asya için mücadele – Rick Rozoff

Çin ve Rusya’nın jeopolitik kesişim noktasında: Kırgızistan ve Orta Asya için mücadele

Yazan: Rick Rozoff

Global Research, 8 Nisan 2010

Kırgızistan Başkanı Kurmanbek Bakiyev, iktidara geldikten beş yıl sonra ve aynı şekilde, kanlı bir ayaklanmayla, devrildi.

Yürütücüsü olduğu 2005 “Lale Devrimi”nin iki ay sonrasında seçilen başkan, ABD ve NATO’nun Afganistan’daki savaşı için bir geçiş ülkesi olan Kızgızistan’ın başında bulunuyordu.

Pentagon, Ekim 2001’de Afganistan’ı işgalinin kısa bir süre sonrasında Kırgızistan’daki Manas Hava Üssü’nü (geçen yıldan itibaren Manas’taki Geçiş Merkezi olarak biliniyor) güvenceye aldı ve aradan geçen zamanda, ABD ordusunun geçtiğimiz Haziran’daki yayınına göre, 170.000 koalisyon personeli üs üzerinden Afganistan’a gidip geldi ve Manas, yedek parça ve ekipman, üniforma ve çeşitli kalemler de dahil olmak üzere, personeli desteklemek ve misyon ihtiyaçlarını gidermek için 5000 tonluk kargonun geçiş noktası oldu.

“Şu anda, 1000’in üzerinde ABD askeri, birkaç yüz İspanyol ve Fransız’la birlikte, üste görevli.” [1]

Beyaz Saray’ın Afganistan ve Pakistan Özel Temsilcisi Richard Holbrooke, atanması sonrasındaki ilk ziyaretini, Şubat ayında Kırgızistan’a – ve ona komşu üç diğer eski Sovyet Orta Asya cumhuriyetine, Kazakistan, Tacikistan ve Özbekistan’a – yaptı ve “Her ay Afganistan’a giriş çıkış için 35.000 ABD askeri geçiş yapıyor,” [2] dedi. Bahsettiği oranla, yılda 420.000 asker.

ABD ve NATO, Güney Asya’daki savaş için, daha küçük ölçekli olsa da Tacikistan ve Özbekistan’da da askeri üsker kurdular. (Kırgız örneğinin [2005’teki iktidar değişimi] iki aydan kısa bir süre sonrasında Andican eyaletinde hükümetin Lale Devrimi türü bir silahlı ayaklanma olarak adlandırdığı olayları takiben, ABD ordusu Özbekistan’dan çıkarıldı. Almanya, 4300 kişilik gücünün çoğunluğunun yer aldığı Afganistan’ın Kunduz eyaletine asker ve askeri ekipman geçişi için Özbek şehri Termez yakınlarındaki bir üssünü koruyor.)

Şubat 2009’da Kırgız hükümeti de ABD ve NATO güçlerini ülkesinden çıkaracağını duyurdu ancak Washington kararı tersine çevirmek için 60 milyon dolar önerince yumuşadı.

Kırgızistan Çin’in komşusu.

Yalnızca Çin, Kazakistan, Tacikistan ve Özbekistan’la komşu değil, aynı zamanda Rusya ile de tek bir ülke ile ayrılıyor, Kazakistan. Rusya ve Çin’in, Kırgızistan üzerinden geçiş yapan yüz binlerce ABD ve NATO askeri ile ilgili kaygılarını anlamak için, Meksika ve Guatemala’dan düzenli olarak geçiş yapan aynı miktardaki Çin ve Rus askerini hayal edin. Neredeyse dokuz yıldır ve giderek artan şekilde.

Bu sadece askeri bir “sert güç” değil, aynı zamanda Kırgızistan’daki Batı rolünün Rusya ve Çin’e karşı bir “yumuşak güç” tehdidi.

Ülke, Rusya, Ermenistan, Beyaz Rusya, Kazakistan, Tacikistan ve Özbekistan’la birlikte, birçokları tarafından NATO’nun eski Sovyet alanındaki bir karşıtı olarak görülen Sovyet sonrası Ortak Güvenlik Anlaşması Örgütü’nün (CSTO) ve Çin, Rusya ve sözü edilen diğer üç Orta Asya ülkesiyle birlikte, Şangay İşbirliği Örgütü’nün (SCO) bir üyesi.

ABD makamlarına göre, 2005’teki Lale Devrimi sırasında ve sonrasında, Manas Hava Üssü’nden tek bir ÂBD veya NATO uçuşu dahi iptal edilmemiş ve hatta ertelenmemiş. Ancak altı ülkenin katılacağı bir CSTO tatbikatı sonraki günlerde iptal edilmiş.

Ayaklanma ve o zamanki başkan Aşkar Akayev’in Mart 2005’te devrilmesi, eski Sovyetler Birliği ülkelerinde, 2003 sonunda Gürcistan’daki Gül Devrimi ve 2004 sonu ve 2005 başında Ukrayna’daki Turuncu Devrim’in ardından, on altı ayda yaşanan üçüncü “renkli devrim”di.

Kırgız versiyonu henüz yoldayken, Batı medyası “Sırada kim var?” sorusunu soruyordu. Adaylar arasında Ermenistan, Azerbaycan, Beyaz Rusya, Kazakistan, Moldova ve Özbekistan gibi eski Sovyet ülkeleri vardı. Ve Rusya. Gürcistan, Ukrayna ve Kırgızistan ile birlikte bu ülkeler, eski Sovyet Bağımsız Devletler Topluluğu’nun (BDT) on iki üyesinden onunu oluşturuyordu.

Agence France Presse’nin 2005 Nisan başında ayrıntılandırdığı üzere: “BDT, Aralık 1991’de Sovyetler Birliği’nin yok olduğu tarihte kuruldu… Ancak geçtiğimiz son bir buçuk yılda, üç sadık Kremlin müttefiki devrimlerle yerinden edildi: Gürcistan’da Eduard Şevardnadze, Ukrayna’da Leonid Kuçma ve son hafta ise Kırgızistan’da Aşkar Akayev… Kırgızistan’ın yeni aradönem lideri, görevden alınan seleflerinin Moskova yanlısı politikalarını devam ettireceğini vaat etse de, hükümetin yıldırım hızıyla devrilmesi, BDT’nin kısa sürede yıkılacağı spekülasyonlarına sebep oldu.” [3]

“Renkli devrim” prototipinin lideri, Gürcistan Başkanı Mikheil Saakaşvili, Kırgız rejim değişimi üzerine, Ukrayna ve Kırgızistan’daki muhalefetin cesur eylemlerini Gürcistan etkisine bağlayarak “oh olsun” çekmiş ve eklemişti: “Olayların gelişmesini beklemiyoruz, BDT imparatorluğunu yıkmak için elimizden geleni yapıyoruz”. [4]

Ayaklanmanın kısa süre sonrasında, eski Hintli diplomat ve siyasi analist M. K. Bhadrakumar, eski Sovyetler Birliği ülkelerindeki “renkli” devrimlerin engellenemez görünen ivmesi hakkında şunları yazıyordu:

“Üç ülkenin tümü de [Gürcistan, Ukrayna, Kırgızistan], stratejik olarak eski Sovyet alanında yer alıyorlar. Rusya’nın ‘yakın çevresini’ oluşturuyorlar.

“Washington eski Sovyet cumhuriyetleri yayında – Baltıklar… Kafkaslar ve Orta Asya – geçtiğimiz yıllarda Moskova’yı endişelendiren bir kararlılıkla etkisini genişletti.

“2003’te Akayev Rusya’ya Kant’ta tam teşekküllü bir askeri üs kurma izni vermeye karar verdiğinden bu yana, Amerika’nın takip listesinde olduğunu biliyordu. Kırgızistan’daki siyasi tansiyon artmaya başlamıştı.

“Amerikalılar Bişkek’te bir rejim değişikliği arzuladıklarını pek çok şekilde açık ettiler. Orta Asya ülkesi Kırgızistan’da bir devrim çoktan beridir sürpriz değildi. Gürcistan ve Ukrayna’daki iki erken “renkli devrimin” karşılaştırılması, iyi bir başlangıç noktası olacaktır.

“Öncelikle, üç ‘devrim’ arasındaki çarpıcı benzerlikler net bir şekilde not edilmeli. Her üçü de Birleşik Devletler tarafından Afganistan ve Irak’ta 11 Eylül sonrasında yakılan özgürlük ateşinin durdurulamaz yayılışı anlamına geliyor.

“Ancak retoriğin gerisindeki gerçeklik, iktidardaki hükümetlerle olan zorluklar dolayısıyla, ABD’nin Gürcistan, Ukrayna ve Kırgızistan’da bir rejim değişikliği istemesi. Her üç ülkenin liderleri de – Gürcistan’da Eduard Şevardnadze, Ukrayna’da Leonid Kuçma ve Kırgızistan’da Aşkar Akayev – iktidarlarının çoğunluğu boyunca ABD desteğinden faydalanmışlardı.

“Washington onları sıklıkla demokrasi umudunun ve eski Sovyetler Birliği bölgelerinde küreselleşmenin neferleri olarak andı.

“Sorunları, Vladimir Putin önderliğinde yeniden dirilen Rusya’ya aşamalı olarak yakınlaşmaya başlamaları ile ortaya çıktı.” [5]

Bhadrakumar’ın makalesinin yayınlanmasının yedi hafta ardından, analizi, konu üzerindeki en yüksek otorite olan ABD Başkanı George W. Bush tarafından doğrulandı.

“Gül Devrimi”nin bir buçuk yıl ardından Gürcistan başkentine yaptığı ziyarette, Dışişleri Bakanlığının eski dostlarından ve bir ABD sakini olan, iktidarı, en hafif deyimiyle bir komplo ile ele geçirmiş olan Mikheil Saakaşvili tarafından ağırlandı ve şunları söyledi:

“Gürcistan, eski Sovyet alanında demokrasi ve özgürlüğü yaymada Birleşik Devletler’in ana ortağı olacak. Amacımız budur. Özgürlük ve demokrasiyi korurken daima yanınızda olacağız.”

Bush Saakaşvili’nin kendi şahsına dair şişirilmiş algısını yansıttı: “Özgürlük davasına çok önemli katkılarda bulunuyorsunuz, ancak en önemli katkınız yarattığını örnek. Bağdat’tan Beyrut’a ve Bişkek’e [Kırgızistan] kadar, umut verici değişimler yaşanıyor. Ancak Irak’ta bir Mor Devrim veya Ukrayna’da Turuncu Devrim veya Lübnan’da bir Dağservisi Devrimi olmadan önce, Gürcistan’da bir Gül Devrimi vardı.” [6]

Kırgız darbesinin [2005] birkaç gün sonrasında Bush, Ukrayna’nın – bu Ocak’taki yeniden seçim teklifinde oyların yalnızca 5,45’ini alabilen – “turuncu” başkanı Viktor Yuşçenko’yu ağırladı ve onun ABD destekli iktidara gelişini “Bu, yalnızca Ukrayna tarihinin bir parçası olarak görünüyor olabilir, ancak Turuncu Devrim başka yerlerdeki devrimleri de temsil etmekte… Özgürlüğü diğer uluslara yayma hedefini paylaşıyoruz” sözleriyle alkışladı. [7]

BDT ve CSTO’nun yıkılması tehdidinin ötesinde, Nisan 2005’te Der Spiegel “Devrimler Rusya’nın Çözülmesini Hızlandırıyor” başlıklı bir haber yayımladı.

Haberin bir bölümünde, Kırgızistan’daki olayların arkasında yer alan esas güçler açığa buruluyordu. Der Spiegel’e göre (4 Nisan 2005):

“Daha Şubat ayında,” Roza Otunbayeva – şu anki geçici hükümetin görünürdeki başı – “Kırgız derviminin ortaklarından ve sponsorlarından oluşan küçük bir gruba, (Bişkek’te muhalafete bir matbaa makinesi bağışlayan) Freedom House’daki Amerikalı dostlarımıza ittifak sözü verdi. …

“Demokratik sürece yardım etme çabasıyla, Amerikalılar Kırgızistan’a burs ve bağış şeklinde 12 milyon dolar akıttılar – ve bu sadece geçen yılki rakam. ABD Dışişleri Bakanlığı bile, Güney’deki isyancı Osh kentini TV istasyonu ekipmanı ile fonladı.” [8] [9]

Balkanlardan eski Sovyetler Birliği alanına ve Ortadoğu’ya kadar tüm bu jeostratejik dönüşüm, Freedom House, Ulusal Demokrasi Vakfı, Ulusal Demokratik Enstitü, Uluslararası Cumhuriyetçi Enstitü ve diğer hükümetler üstü örgütler tarafından da desteklendi.

“Lale devrimi”nin bir hafta sonrasında, Freedom House proje direktörü Mike Stone, örgütünün rolünü 2 kelimeyle özetledi: “Görev tamamlandı.” [10]

Onunla röportaj yapan bir İngiliz gazetesi şunları ekliyordu: “Küçük, dağlık ülkedeki ABD etkisi, Gürcistan’ın ‘gül’ devrimi veya Ukrayna’nın ‘turuncu’ ayaklanmasına kıyasla, oransal olarak daha büyük.” [11]

Batı’nın fonladığı ve eğittiği, 2000’de Yugoslavya’da Slobodan Miloseviç hükümetini devirmek için organize edilenler model alınarak oluşturulan ve onlar tarafından eğitilen “genç aktivistler” tarafından da yardım sağlandı:

Adları karşılaştırın:
Yugoslavya: Otpor! (Direniş!)
Ukrayna: Pora! (Zamanı Geldi!)
Gürcistan: Kmara (Yeter)
Kırgızistan: KelKel (Ayağa Kalk ve İlerle)

Bunların hepsinin arkasında, devrik Kırgız başkan Aşkar Akayev, kendisini iktidardan indiren olayların gerçek mimarlarını tanımladı. 2 Nisan’da şunları söyledi: “Kırgızistan’daki Lale Devrimi’ni destekleyen ve finanse eden uluslararası örgütler vardı.

“Bu olayların bir hafta öncesinde, internette ABD’nin Kırgızistan büyükelçisi tarafından imzalanmış bir mektup gördüm. Devrim için ayrıntılı bir plan içeriyordu.” [12]

Kırgız Lale (eskiden Limon, Pembe ve Nergis) Devrimi, ülke açısından, Gürcü ve Ukraynalı selefleri kadar anayasaya aykırı ve bozguncuydu ancak çok daha şiddetli oldu. Güneydeki Osh ve Celalabat şehirlerinde ve başkent Bişkek’te ölümler ve yaralanmalar gerçekleşti.

Çin’e komşu bir ülkede gerçekleşen ilk renkli devrimdi aynı zamanda. “Rejim değişimi” kampanyasının yörüngesinin nereye oturduğunu görerek Kırgızistan’daki gelişmelere ilişkin endişelerini dile getiren yalnızca Rusya ve Çin olmadı, İran da benzer bir tavır aldı.

Kırk yıllık Soğuk Savaş döneminde, seçimler yoluyla veya başka şekillerde dünyanın herhangi bir ülkesinde – ne kadar küçük, yoksul, izole ve görünürde önemsiz olsa da – gerçekleşen siyasi değişimler, içteki etkilerininin çokça ötesinde bir önem arzediyordu. Dünya politika analistleri ve politika üreticileri şu anahtar soruyu soruyordu: Yeni hükümet hangi safta yer alacak? ABD mi yoksa Sovyetler mi?

Soğuk Savaş sonrası dönemde soru artık siyaset felsefesi veya sosyoekonomik boyut içermiyordu, soru artık, “Yeni hükümet ABD’nin bölgesel ve küresel hegemonyasını gerçekleştirme amaçlı planlarını destekleyecek mi yoksa karşı mı duracak?”tı.

Kırgız “halk hükümeti”nin başı değilse de sözcüsü olan Roza Otunbayeva ile, Washington’un eski “lale” devri ortağı Bakiyev’in devrilmesinden hoşnutsuz kalmayacağına inanmak için sebepler var. Otunbayeva, Manas’daki ABD üssünün kapatılmayacağını doğruladı bile.

2005 darbesinin ardından iki aydan kısa bir süre sonra, Otunbayeva (o zamanki Dışişleri Bakanı), Washington’da ABD’li muadili Condoleezza Rice ile biraraya gelmişti. Bu görüşmede Rice “ABD hükümetinin Kırgız hükümetinin ülkedeki demokratik süreci ilerletmesine yardım etmeye devam edeceği” garantisini vermişti. [13]

Mart’taki “demokratik dönüşümün” kısa süre ardından, onun koruyucu meleği Gürcü başkan Mikheil Saakaşvili şu sözlerle böbürleniyordu, “Roza Otunbayeva geçtiğimiz yıllarda Tiflis’te çalışmıştı ve Abhazya’daki BM ofisinin başıydı… Gül Devrimi sırasında Gürcistan’daydı ve olan biten her şeyden haberdardı… Gürcistan faktörü, orada [Kırgızistan’da] olan birçok şeyin katalizörü.” [14]

ABD bakış açısına göre, Otunbayeva hüsniyet sahibi güvenilir biri gibi görünüyor.

Rusya, önde gelen Rus hükümet yetkilileri – özellikle Başbakan Vladimir Putin – halihazırda 65 ölüme ve yüzlerce yaralıya yol açan ayaklanmayı kabul ettiğini belirtse de, Kırgızistan’daki hava üssünde yüksek alarm durumuna geçti.

Rusya, beş yıl önceki devrimde de renk vermekten kaçınmıştı.

Bir sonraki Kırgız hükümetinin hangi yönde adım atacağı, ülkenin küçük boyutu ve nüfusunun (beş milyonun biraz üzerinde) çokça ötesinde sonuçlara yol açacak.

Afgan savaşının en büyük askeri saldırısının Kandahar eyaletinde iki ay içinde başlayacağı düşünülürse, ABD ve NATO planlarını etkileyebilir.

Geniş Avrasya sahasında Batı askeri ilerlemesine karşı iki büyük olası bariyer olan Ortak Güvenlik Anlaşması Örgütü’nün ve Şangay İşbirliği Örgütü’nün geleceğini etkileyebilir.

Bahislerin bu kadar yüksek olduğu bir an zor bulunur.

Notlar

1) Stars and Stripes, 16 Haziran 2009
2) Agence France-Presse, 4 Mart 2010
3) Agence France-Presse, 3 Nisan 2005
4) The Messenger, 31 Mart 2005
5) The Hindu, 28 Mart 2005
6) Civil Georgia, 10 Mayıs 2005
7) Associated Press, 4 Nisan 2005
8) Der Spiegel, 4 Nisan 2005
9) Rus Haber Ajansı Novosti, 16 Haziran 2005
10) The Telegraph, 2 Nisan 2005
11) Ibid
12) Associated Press, 2 Nisan 2005
13) Interfax, 15 Haziran 2005
14) Civil Georgia, 30 Mart 2005

________________________________________

Bu makalenin URL adresi: http://www.globalresearch.ca/PrintArticle.php?articleId=18547

Rusya ve Gürcistan: Kafkas denklemi – Eric Walberg

Global Research, 18.08.09
Al-Ahram Weekly

Venezüella için Kolombiya neyse Rusya için Gürcistan odur, ve Kaidanow bela demektir


Gürcistan’ın Rusya’ya karşı savaş açmasının bir yıl ardından savaş bulutları dağılmayı reddediyor. Gürcistan Başkanı Mikail Saakaşvili’nin 8 Ağustos’taki uğursuz Osetya işgalinin yıldönümünde, Rus Başkan Dmitri Medvedev uyardı: “Gürcistan ‘toprak bütünlüğünü’ güç kullanarak yeniden oluşturma tehdidine son vermiyor. Silahlı kuvvetler Abhazya ve Güney Osetya sınırlarına yoğunlaşmış durumda ve provokasyonlar yapılıyor,” Güney Osetya başkenti Tşinvali’ye karşı yenilenen Gürcü bombardımanı da buna dâhil.

Osetya fiyaskosunun sonucu ne oldu? Rusya “kazandı mı” yoksa “kayıp mı etti”? NATO’nun genişlemesine son mu verdi? Saakaşvili ve onun Batılı sponsorları ne dersler çıkardılar? Analistler geçtiğimiz haftalar boyunca enkazı incelediler.

ABD Ordusu Savaş Okulu’ndaki Profesör Stephen Blank gibi bazıları, Rusya’nın karşılık vermekte haklı olduğuna dair tüm iddiaları reddettiler, “bu savaşın öncesinde bile Gürcistan’ın NATO’ya girme ihtimali yoktu.” Rusya’nın kaybettiği, Rus ordusunun beceriksizliğini ve zayıflığını ortaya koyduğu, verdiği karşılığın büyük ekonomik kayıplara ve AB’nin artık alternatif enerji kaynakları aramasına yol açtığı ve ABD’nin, “yakın çevresi” konusundaki Rus hassasiyetlerine direnmeye devam ettiği yakın konusunda ısrar ediyor. Georgetown Üniversitesi Profesörü Ethan Burger bu durumu “Almanya’nın Çekoslovakya’yı ilhakına”na benzetti, ABD’ye de faşist güruh karşısındaki cesur İngilizlerin rolünü verdi. Görünen o ki Burger, Monroe Doktrini’ni tek yönlü bir yol sanıyor. Bunu bir de Honduraslılara anlatsın.

Aslında Rus ordusu Sovyetler dönemindeki halinin bir gölgesi, tıpkı çapulcu baronları ve Batılı dostları tarafından son 20 yıldır yağmalanan Rusya’nın olduğu gibi. Gürcü ordusu dağınık şekilde kaçmış olsa da, “operasyonel planlama, personel eğitimi, ekipman hazırlığı ve modern ortak savaş operasyonları yürütme konusundaki büyük yetersizlikler belirgin hale geldi,” yine de “canlı bir savaş gücü olduğunu kanıtladı,” diye yazıyor, russiaprofile.org sitesinde Vladimir Frolov.

Ve Batı, Osetya’daki de facto Rus galibiyetine duyduğu öfke ile, sonrasında Rus ekonomisinin altını oymak için elinden geleni ardına koymadı.  500 milyon dolarlık askeri operasyonun kendisi dışında, “sermaye kaçışı” 10 milyar dolara ulaştı ve para rezervi 16 milyar dolar azaldı. Genel olarak, savaşın Rusya’ya maliyetinin 27,7 milyar dolar olduğu tahmin ediliyor.

Alman Dışişleri Konseyi (CFR) analisti Alexander Rahr gibi diğer analistler, savaşı Doğu-Batı ilişkilerinde bir tekleme olarak görüyor. “Batı Gürcü savaşını hızla unuttu. Gürcistan ve Saakaşvili Rusya ile yeni bir soğuk savaş başlatmak için yeterince önemli değiller. Batı’nın, birçok konuda, tıpkı İran’ın olduğu gibi Moskova’nın desteğine ihtiyacı var. Batı, eski Sovyet alanında kendi başına bölgesel-etnik çatışmaları çözme gücüne sahip değil. Mevcut statüko herkese uygun.” Hatta Moskova’nın 2017 sonrasında da Sivastopol’da kalmaya karar vereceğini öngörüyor, “Batı’da bu konuda herhangi bir uyuşmazlık olmayacak.”

Russian Guardian’ın editörü Sergei Roy, çatışmanın “daha büyük bir açıklık sağladığını, veya tersten ele alırsak, hem uluslararası ilişkilerde hem de içişlerinde daha az belirsizlik yarattığını” belirtiyor.  Putin’in, sadece bu gibi kriz durumları için oluşturulan hattan Bush’a ulaşmaya çalıştığını anımsatıyor. “Diğer taraftan hiçbir cevap yoktu. Ölüm sessizliği,” diğer tarafın Saakaşvili’nin kanlı kumarına “doğrudan suç ortaklığının” kesin bir işareti. Roy, “Rusya Batı’yı kucaklamak ve memnun etmek için gerçekçi şekilde yapılabilecek her şeyi yapmasına (ideolojik, politik, askeri, ekonomik, kültürel olarak)” rağmen, süper güç rekabetinin halen sürmesine kederleniyor. “Her şey, tamamen ortadan yok olmak dışında her şey. Ancak yok olmalı.”

Roy, eski Sovyetler Birliği alanında istikrarsızlık ve çözülmeyi tetikleyecek kapsayıcı ABD/NATO planlarına gönderme yapıyor. Strateji, İran’da, Irak’ta ve Çin’de uygulanan stratejiyle aynı: Kafkaslar’ın (Dağıstan, Çeçenistan ve diğer özerk bölgeler) Balkanlaştırılması. Bunu yaparkenki prensip ise, “Doğrudan savaşma, düşmanına karşı onu zayıflatmak için ayrılıkçı hareketleri kullan.” Osetya yenilgisi nedeniyle askıya alınsa da, ABD şu anki stratejisini on yıllardır mükemmelleştirmekteydi. Bu strateji en kötü üne sahip olduğu Yugoslavya’da uygulandı, bazen doğrudan bombalama ve işgalle, bazen rüşvet vererek, STÖ’lerle ve renkli devrimlerle hayata geçirildi.

Batı medyası Rusya’yı bunu Gürcistan’da yapmakla suçlarken, Güney Osetya ve Abhazya en iyi, ABD destekli sahte demokrasi dünyasına Rus hegemonyasını kabul ettiren geçici önlemler olarak değerlendirilebilir. Gürcü İşçi Partisi lideri Şalva Natelaşvili’ye göre “onlarca Latin Amerika ülkesi, Bolivya, Venezüella, Küba, Honduras, Ekvador ve diğerleri, Abhazya’yı ve sözde Güney Osetya’yı tanımaya niyetli” olsa da, durumu olduğu gibi kabul eden ve Rusya ile pragmatik, hatta işbirliğine dönük ilişkiler geliştirebilen yeni ve daha temkinli bir Gürcü siyasi rejiminin Bağımsız Devletler Topluluğu içinde kimi uzlaşmalar müzakere edebilmesi mümkün. Zavallı başkanımız tahtını korumakla meşgulken, Gürcü parçalanması sürüyor ve derinleşiyor.”

Savaş Gürcistan’ın NATO üyeliğine dönük tüm beklentiler (ki Blank reddetmesine rağmen bunlar son derece gerçek beklentilerdi) kesinlikle ortadan kalktı. Ancak, Gürcistan ve Ukrayna için NATO planları taş kafalı şekilde sürdürüldü. Avrupa ve Avrasya işleri bakanlığı eski müsteşar vekili Matt Bryza, Gürcü ordusunu NATO standartlarına uygun şekilde yeniden inşa etmek için Saakaşvili’ye ayrılık hediyesi olarak 1 milyar dolar getirdi. Ah evet, ve Gürcü askerlerini Afganistan’a girmek üzere eğitmek için. Diğer bir deyişle, Gürcistan’ı, NATO’nun parçası olsun ya da olmasın, ABD’nin dünya askeri stratejisine katılmaya hazırlamak için. Ne de olsa Kolombiya NATO’nun bir parçası değil ve aynı kırmızı halı muamelesini görüyor: ABD’nin Venezüella’ya karşı kavgasında yerini rahatça alan bir müttefik. Belki de NATO’nun Barış Ortaklığı, Gürcistan’la olan işi görebilir.

Yeni Avrupa ve Avrasya İşleri Bakanlığı Müsteşar Vekili Tina Kaidanow, Nisan tarihli ABD destekli Balkanizasyon için sahip olduğu vasıfları şöyle sıralamış: “Sırbistan’da, Belgrad’da ve Saraybosna’da, ardından Washington’da çalıştım ve Saraybosna’ya geri döndüm ve şimdi Kosova’dayım.” Stratejik Kültür Vakfı müdür yardımcısı Andrei Areshev, PanArmenian.net sitesinde, Tina Kaidanow atamasının “Kuzey Kafkasya’da etnisitenin politizasyonuna, ‘Kosova senaryosunu’ tekrarlama olasılığı ile ikinci bir gaz verme girişimi” olduğu uyarısında bulundu. ABD, – asla ait olmadıkları Sovyet sonrası yeni uluslardan başka bir şeyden “ayrılmamış” olan – Abhazya, Dağlık Karabağ ve Güney Osetya’nın bağımsızlıklarını tersine çevirmek üzere Gürcistan ve Azerbaycan’ı silahlandırırken Kosova’nın ayrılmasını tanıyarak çifte standardını sürdürecektir.

Tüm bu küçük dalavereler, Rusya’nın geçen yazki provokasyona verdiği yanıtın çok daha önemli bir sonucunun üstünü örtmeye yarıyor. Çok basitçe, Rus çözümü 1914 tarzı bir düşüşün dünya savaşına dönüşmesinin önüne geçti. Özellikle de ABD’ye nazaran Rusya’nın alay konusu olmuş askeri zayıflığının ışığında, bu kez, son derece olası bir nükleer savaş. Ümitsiz bir ulus, ABD’nin ve onun vekili NATO’nun Rusya’yı zorladığı köşeye sıkıştırıldığında her şeyi bir yana bırakacaktır. “Rusya çatışmada ordusunu kullanmaktan imtina etseydi, Kuzey Kafkasya ulusları Rusya’nın kendilerini koruma yeteneğinden ciddi şekilde şüpheye düşerdi. Sonuçta bu, Kuzey Kafkasya’da, yalnızca tam ölçekli bir Kafkasya savaşını değil, aynı zamanda yeni bir dünya savaşını da başlatma potansiyeline sahip bir dizi ayrılıkçı harekete yol açardı,” Andrei Areshev’e göre.

Yugoslav tarzı silahlı ayrılıkçı kampanyalar kullanmak suretiyle Rusya’yı yenme planları 1999’a dayanır. O yıl ABD’deki muhafazakâr düşünce tankı Freedom House, Rick Rozkoff’un globalresearch.ca sitesinde yazdığı üzere, Zbigniew Brzezinski ve neocon’lar Robert Kagan ve William Kristol’ın da içinde olduğu üyelerle, Çeçenya’da Barış için Amerikan Komitesi’ni kurmuştur. Bu korkutucu grup artık, “Kuzey Kafkasya’daki güvenlik ve insan hakları durumunu izlemekle görevli Kafkas Barışı için Amerikan Komitesi’ne dönüşmüş durumda.”

Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov, yakın bir tarihte, geçtiğimiz Ağustos’taki savaş etrafındaki planların yalnızca Güney Osetya’yı ve sonrasında Abhazya’yı geri almaktan çok daha geniş bir kapsama sahip olduğunu, Azerbaycan’ın eş zamanlı olarak Rusya destekli Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü’nün bir üyesi olan Ermenistan’a savaş açmayı planladığını doğruladı. NATO üyesi Türkiye, o vakit Azerbaycan lehine pek tabii müdahale edecek, ve Ukrayna (geçtiğimiz yaz Rusya’nın Karadeniz filosunu bloke etme tehdidinde bulundu) ve hatta İran’ı bile içine alan bölgesel bir savaşa yol açacaktı. Ukrayna’nın gözü uzun süredir Rus yanlısı Transdniester’in üzerinde. Bir savaş senaryosu ile bu karmakarışık ağın nasıl çözülmez hale geleceğini öngörmek fazla bir hayal gücü gerektirmiyor.

Tıpkı WWI’nin köklerinin karmaşıklığı gibi, ancak emperyalist güçlerin iktidar yarışının sonucu, Gürcistan’daki açık fiyasko, dünyanın geri kalan emperyal süper güçlerinin ayağına doğrudan serilebilir. Buradaki gizem Rus metanetinin kapsamı, Rusya’nın ABD’nin meydan okumasına karşı ne kadar ileri gidebileceği. Geçtiğimiz on yıl boyunca Rusya, ABD ve NATO Yugoslavya’ya saldırırken, Afganistan’ı işgal ederken, Orta Asya’da üsler kurarken, Irak’ı işgal ederken, Yugoslavya’da, Gürcistan’da, Acaristan’da, Ukrayna’da ve Kırgızistan’da rejimin yıkılmasına/değiştirilmesine yardımcı olurken ve Rusya’yı Avrupa enerji piyasasının dışına sürerken izledi. Soru, Rusya’nın neden askeri harekât yaptığı değil, neden daha önceden daha kararlı davranmadığı.

Ve, artık, ABD ve NATO’ya Afganistan’da neden açık kart verdiği. ABD dünya sahnesinde çalım satmaya ve Avrupalı uşakları ile, Rusya’yı savaş ve iç savaşla tehdit etmeye, canı istediğinde ekonomisini sabote etmek için beklemeye devam ediyor. Rusya dışında tümünde işlerin iyi gittiği dünya enerji kaynaklarında Afganistan’a biçtiği kilit rol iyi biliniyor. Ruslar ayrıca, ABD tam da bu belayla mücadele ettiğini iddia etse de, ABD’nin Afganistan’ın haşhaş üretimi ve dağıtımındaki açık suç ortaklığının da farkında değil. Politik Teknolojiler Merkezi başkan yardımcısı olan Sergei Mikheev, “NATO’nun Afganistan operasyonunun, stratejik ve ekonomik olarak önemli olan bu bölgedeki mevzilerini (ki Orta Asya’yı da içermekte) konsolide etmek üzere ABD ve müttefiklerinin emellerince dikte edildiğini” belirtti. Rusya’nın asker ve malzeme geçişi konusundaki ABD taleplerine uymasını eleştirdi. Andrei Areshev’e göre “Rusya’nın bu meseledeki konumu açıkça formüle edilmedi.”

Daha da kaygı verici olansa, diye yazıyor Sergei Borisov Russia Today’da, Afganistan’daki operasyon “ittifakın BM karşısında bir alternatife dönüştürülmesi projesinin realizasyonunda kilit bir öğe olması”. Afganistan işgali ilk başta BM onayı ile yapılsa da ABD ve NATO tarafından gerçekleştirildi ve BM o zamandan beri sadece pasif bir figürandan öteye gitmedi. NATO bölgesel bir örgütten küresel bir örgüte dönüştürülüyor: “Uluslararası yasaların ihlal edilmesi halinde, Afgan modeli başka herhangi bir devlete de uygulanabilir.”

Belki de bu bir “Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık” durumu. Geçtiğimiz Ağustos’taki gibi doğrudan bir saldırı kafadan karşılanmalıyken, Rusya, Sovyetler Birliği’nin yıkılışı ile 1991’de bıraktığı ile geri dönerek kendisine karşı birçok cephede – ekonomik, jeopolitik, askeri, kültürel – güçlü karşılıklar verebilecek olan ABD’yi provoke etmemek için son derece dikkatli olmak zorunda. Ruslar ödlek değil ancak gerçekçiler ve ABD’yi tutmayı umarak, ettiğini bulacağı günlerin geleceğine olan inançla ihtiyatlı bir pozisyonu sürdürüyor görünüyorlar. Bu arada, Roy’un vurguladığı üzere, Rusya, NATO meydan okumasını püskürterek elde ettiği bu ara dönemi “silahlı kuvvetlerine çeki düzen vermek” için kullanabilir ve bir sonraki tatsız sürprize hazırlanabilir.

Eric Walberg Al-Ahram Weekly http://weekly.ahram.org.eg/ için yazmaktadır.

http://ericwalberg.com/ adresinden ulaşabilirsiniz.

Global Research adresindeki İngilizcesinden çevrildi.