Yoksulluk çocukların beyin gelişimini olumsuz etkiliyor – Mike Mariani

DEUETaWUQAA1-t4.jpg_large

Araştırma, hane geliri ile frontal lob, temporal lob ve beyin çıkıntısındaki gri maddenin hacmi arasında güçlü bağlar olduğunu ortaya çıkarmış: Yoksulluk sınırının (2015’te dört kişilik bir aile için 24.250 dolar) altındaki ailelerin çocuklarında, bu kritik bölgelerde yüzde 8 ila 10 daha az gri madde var. Ve aileleri birazcık daha iyi durumda olan çocuklar (yoksulluk sınırının bir buçuk katı gelire sahip olanlar) gelişimsel normdan yüzde 3 ila 4 daha az gri maddeye sahip. Bu yoksul ailelerde ebeveynlerden birçoğunun yüksek eğitimli olması, bu çocuklarının mustarip olduğu “geriliklerin” yoksulluğun doğrudan sonucu olduğunu gösteriyor.

Dr. Kimberly Noble’ın Columbia Üniversitesi’ndeki laboratuvarı, parlak renkleri, antropomorfik hayvan motifi ve denizcilik temalı bulmaca oyunu matıyla tipik bir kreşe benziyor. Çift taraflı büyük bir aynanın ardından çocukları gözlemleyen bilişsel nörolog ekibi hariç tabi. “Neurocognition, Early Experience, and Development Lab” (NEED Lab, Türkçesi Sinirsel İdrak, Erken Deneyim ve Gelişim Laboratuvarı) yoksulluğun genç beyinleri nasıl etkilediği üzerine en gelişmiş imkanlarla sürdürülen araştırmanın merkezi ve Noble ve meslektaşlarının yoksulluk içinde büyümenin bir çocuğun beyin gelişimini engelleyebildiğini kısa süre içinde kesin olarak nasıl kanıtlayabilecek olduklarını öğrenmek için buradayım. Continue reading “Yoksulluk çocukların beyin gelişimini olumsuz etkiliyor – Mike Mariani”

Gezegenin Kıyameti Kapitalizm mi Olacak? – Antony Loewenstein

Kamyon Geçidi!
İstanbul’un fethinin 564. yıl dönümünde, dünyanın en büyük kamyon geçidi için rekor denemesi. “İstihdam, kullanılan beton miktarı, yolcu kapasitesi vs. dair rakamlar havada uçuşurken, ana akım medya projenin neden olduğu orman katliamı, sulak alanların kaybı, İstanbul’un temiz hava depolarının yok oluşu, havalimanı çevresinde oluşacak yeni yerleşim yerlerinin megakent üzerinde oluşturacağı ek nüfus baskısı gibi geleceğimizi doğrudan ilgilendiren konulara hiç değinmiyordu.” (Akgün İlhan / Yeşil Gazete -3 Haziran 2017)

truth-out.org

Felaket, yoksulluk ve talihsizlik köşeyi dönmek için harika fırsatlar haline geldi. Gazeteci Antony Loewenstein, Disaster Capitalism: Making a Killing Out of Catastrophe’ta (Felaket Kapitalizmi: Faciadan Voliyi Vurmak) Afganistan’dan Haiti’ye, Pakistan’dan Papua Yeni Gine’ye, ABD’den İngiltere’ye ve Yunanistan’dan Avustralya’ya dek, şirketlerin organize sefaletten kasalarını nasıl doldurduğunu anlatıyor.

Felaket Kapitalizmi kitabından alınan aşağıdaki bölümde, Antony Loewenstein modern zaman kapitalizminin başarısının, “adaletsizliği garanti edip kibri ödüllendirerek” toplumu ve gezegeni nasıl tehdit ettiğini inceliyor. Continue reading “Gezegenin Kıyameti Kapitalizm mi Olacak? – Antony Loewenstein”

Immanuel Wallerstein: Direniş? Evet! Neden ve Nasıl?

https://dunyadanceviri.files.wordpress.com/2017/03/f5f13-immanuel-wallerstein.jpg?w=1142&h=696
“Modernite çöküyor. Gerçek mücadele yerini neyin alacağı üzerine.”

iwallerstein.com

500 yıla yakındır içinde yaşamakta olduğumuz kapitalist dünya sisteminden iki muhtemel sistemden birine tarihi bir yapısal geçiş sürecinin ortasındayız: Ya kapitalizmin en berbat özelliklerini (hiyerarşi, sömürü ve kutuplaşma) koruyan ama kapitalist olmayan bir sisteme ya da onun zıddı olan, görece demokratik ve eşitlikçi bir sisteme. Buna, Davos ruhu ile Porto Alegre ruhu arasındaki mücadele diyorum.

Kaotik ve kafa karıştıran bir geçiş süreci yaşıyoruz. Bunun kolektif stratejimiz açısından iki etkisi var. Kısa vadede (diyelim ki üç yıl), kısa vadede yaşadığımızı aklımızdan çıkarmamalıyız. Hepimiz hayatta kalmayı umuyoruz. Hepimizin yemeğe ve başımızı sokacak yere ihtiyacı var. Güç kazanmak isteyen her hareketin, acı çekenlerin acılarını en aza indirecek her yolu deneyerek, insanların hayatta kalmasına yardım etmesi gerekiyor.

Fakat orta vadede (diyelim ki 20-40 yıl), acıları azaltmak hiçbir şeyi değiştirmeyecek. Davos’un ruhunu temsil edenlerle mücadelemize konsantre olmak zorundayız. Bunun hiçbir geri adımı yok. Kapitalizmin inşa edilebilecek hiçbir “reforme edilmiş” versiyonu yok.

Bu yüzden Direniş’in “nasıl”ı çok net. Kolektif olarak ne olup bittiği konusunda daha net olmamız, daha kesin ahlaki tercihler yapmamız ve daha akıllıca politik stratejiler belirlememiz gerekiyor. Bunların bir birleşimini ortaya çıkarmalıyız. Başka bir dünyanın mümkün olduğunu biliyoruz, evet, ama bu “başka” dünyanın kaçınılmaz olmadığının, alternatiflerden sadece biri olduğunun da bilincinde olmalıyız. Continue reading “Immanuel Wallerstein: Direniş? Evet! Neden ve Nasıl?”

COP22’nin emperyalist çevreciliği – Joe Hayns

climate-v-capitalism

jacobinmag.com

Dünya devlet başkanları, her yıl Taraflar Konferansı’nda (COP), Birleşmiş Milletlerin İklim Değişikliği konusundaki yol gösterici çerçevesinin gerektirdiği üzere, “atmosferdeki sera gazı yoğunluklarını iklim sistemi üzerindeki insan kaynaklı tehlikeli etkileri önleyecek seviyede nasıl stabilize edeceklerini” konuşmak için toplanıyorlar.

Geçtiğimiz yılın zirvesi uluslararası ölçekte dikkat ve övgü toplamıştı. Le Monde’un değerlendirmesi, etkinliğin başkanı ve Sosyalist Parti’den dışişleri bakanı Laurent Fabius’tan bir alıntı yapıyordu (“iklim adaletinin” yol gösterdiği bir uzlaşma). The Guardian toplantıyı “dünya üzerindeki birbirinden apayrı halkların, aklın yolu birdir diyerek ortak bir sonuca vardığı nadir ve cesaret verici bir örnek” olarak adlandırdı. The New York Times ise müzakerelerin “tarihsel bir dönüm noktası” ile sona erdiğini ilan etti. Continue reading “COP22’nin emperyalist çevreciliği – Joe Hayns”

Nobel Ödüllü Ekonomist Stiglitz: Eşitsizlik kendiliğinden ortaya çıkmadı, yaratıldı

Inequality

Çeviri: Barış Satılmış

Amerikan eşitsizliği kendiliğinden ortaya çıkmadı, yaratıldı. Piyasa güçleri de rol oynadılar bunda ama tek başına değillerdi. Şunu herkes görüyor olmalı: ekonominin yasaları evrenseldir ama büyüyen eşitsizliğimiz–özellikle en üstteki yüzde 1’in ele geçirdiği tutarlar–kesinlikle bir Amerikan “başarısı.” Her türlü ölçüyü kaçırmış bu eşitsizlik, artık bir şeylerin değişeceği umudunu getirmiyor, tersine, durum daha da kötüye gidecek gibi. Bu sonuçları ortaya çıkaran güçler daha da pekişiyor.

Amerika’nın şu anki eşitsizlik düzeyi olağan dışı. Diğer ülkelerle ve hatta Birleşik Devletlerde eskiden olanla karşılaştırıldığında, olağan dışı biçimde büyük ve yine olağan dışı bir hızla büyüyor. Eşitsizlikteki değişimi izlemenin çimlerin büyümesini izlemeye benzediği söylenirdi: değişimi kısa süre içinde gözlemlemek zordu. Ama bu artık doğru değil. Continue reading “Nobel Ödüllü Ekonomist Stiglitz: Eşitsizlik kendiliğinden ortaya çıkmadı, yaratıldı”

13 maddede insanlık olarak hapı yuttuğumuzun resmi – George Monbiot

natural-disaster-02

theguardian.com

Moraliniz sağlam değilse bu yazıyı okumayın. Çünkü insanlık olarak hapı yuttuğumuzu gösteren 13 krizin bir listesini yapacağım. Liste uzatılabilir. Siz de ekleme yapabilirsiniz. Üzgünüm ama sonu mutlu bitmiyor.

  1. Donald Trump

Beyaz Saray’ın bir sonraki sakini, kendini kontrol etme, denge veya empati konusunda kapasitesiz ama intikam ve kincilik konusunda dipsiz görünen bir adam olacak. Seçimde hem temsilciler meclisini hem de senatoyu cebine atmasını sağlayan net bir zafer kazandı. Çevresini, dünya konusunda idrak ve bilgisi en hafif deyimle sınırlı olan insanlarla dolduruyor. Dünyanın en büyük nükleer ve konvansiyonel silahlarının ve dünya üzerinde bir devlet tarafından geliştirilmiş olan en kapsamlı gözetim ve güvenlik aparatının sorumluluğunu üstlenecek. Continue reading “13 maddede insanlık olarak hapı yuttuğumuzun resmi – George Monbiot”

Brexit ve Trump sonrası: Durdurulamaz bir yıkım mı geliyor? – Tobias Stone

black_death
La Peste di Firenze

Çeviren: Barış Satılmış

Bu yazıyı belki de, sırf tarihte bunun geldiğini gören tek insan olarak anılabilmek için yazıyorum.

Görünüşe göre insanların epey düzenli aralıklarda kendi başlarına bela ettikleri o aptal dönemlerden birine daha giriyoruz. Burada bilgiye dayalı görüşlerimi sunuyorum, doğru da çıkabilirler yanlış da. Derdim tartışmaya katkı sağlamak ve daha geniş bir diyalogun parçası olmak.

Alanım arkeoloji, dolayısıyla tarih ve antropoloji arka planım da var. Bu benim büyük tarihsel izleklere bakmama neden oluyor. Teorime göre insanların tarih perspektifleri ebeveynleri ve onların ebeveynlerinin anlattıklarıyla, yani son 50-100 yılla sınırlı. Bunun ötesine geçmek için okumalı, araştırmalı ve tarih anlatımında yaygın olan propagandayı ayırt etmeyi öğrenmeliyiz. Üniversitede bir konu üzerine en az iki veya üç karşıt fikri kıyaslamazsam makalem kabul edilmezdi. Olayların tek yanlı bir anlatımını öğreti olarak kabul etmek, Britanya akademisinin çekirdeğini oluşturan karşılaştırmalı analitik araştırma yönteminde tutunamaz. (Diğer sistemler adına konuşamam ama bu bakımdan kesinlikle hepsi benzer değil.) Continue reading “Brexit ve Trump sonrası: Durdurulamaz bir yıkım mı geliyor? – Tobias Stone”

Trump üzerine yedi tez – Adaner Usmani (Jacobin)

rustbelt_2000x1124_0

Çeviren: Barış Satılmış

Korku tellalı, ırkçı, yırtıcı bir İslamafobik Beyaz Saray’a girdi. İşte bazı düşünceler.

Donald Trump’un seçilmesinin ne anlama geldiği – ve gelmediği – üzerine yedi tez.

Sol Trump’ın tabanını defterden silerse bizim de bir cevabımız olmaz. Ülkedeki beyaz olmayan tüm sosyalistleri toplasak, dişe dokunur bir toplam etmek bir yana, bir futbol stadyumunu bile doldurmaz. Ana olarak üniversitelerde ve/veya demokratların kalesi olan eyaletlerde yaşıyoruz. Örgütlenmek sayıca ikiye katlanmak dışında bir anlama gelmiyorsa başımız belada demektir.

1.

Korku tellalı, ırkçı, yırtıcı bir İslamafobik Beyaz Saraya girdi. Donald Trump’a dair ilk düşüncelerimi Central Park 5’inden biri olan Yusuf Salam dinleyerek oluşturdum. Donald Trump onun mirasını linç edilmeleri için kullandı. Yakında dünyanın en güçlü adamı olacak. Başka söze gerek yok.

2.

Ancak solcular hep çeşitli yöntemlerle dünyayı değiştirmeye çalışıyorlar; önce şunu anlayalım. Haber ağım örgütlenme gerekliliği üzerine uyarılarla ilgili. Kesinlikle. Ama organize olmak için bu bozgundan doğru dersleri çıkarmalıyız. Ve doğru dersleri çıkarmak için doğru açıklamalara ihtiyacımız var. Continue reading “Trump üzerine yedi tez – Adaner Usmani (Jacobin)”

Macaristan’ın mülteci referandumu aslında Avrupa’nın geleceği üzerine – Molly O’Toole

Hungarian Prime Minister Orban delivers a speech during an election rally of ruling Fidesz party in Budapest

foreignpolicy.com

Viktor Orban’ın Merkel karşıtı Haçlı seferi asla AB çapında etkili olamaz ama belki de esas mesele bu: parçalı bir Avrupa.

Bu Pazar Macarlar, çoğu gözlemcinin garip ve hatta düpedüz anlamsız bulduğu bir referanduma gidiyorlar. Başbakan Viktor Orban’ın sağcı hükümeti şu soruyu soruyor: “Avrupa Birliği’nin, Macar olmayanların Macaristan’a zorunlu iskanını Macar parlamentosunun onayı olmasa bile dayatabilmesini istiyor musunuz?” Hayır cevabının çoğunluk elde etmesi bekleniyor. Ama böyle bir sonuç, AB üye devletleri tarafından sığınmacıların yerleştirilmesi konusunda alınan Eylül 2015 kararını geriye çeviremez, Macaristan’ın kendi içinde de hiçbir doğrudan hukuki sonuç doğuramaz. Continue reading “Macaristan’ın mülteci referandumu aslında Avrupa’nın geleceği üzerine – Molly O’Toole”

Tamamlanmamış Feminist Devrim – Silvia Federici

silfed_Slider1

İhtiyacımız olan şey, yeniden üretim alanında, sermaye ve piyasa mantığının dışında yeni işbirliği biçimleri yaratmayı hedefleyen kolektif bir mücadelenin yeniden başlatılması. Bu bir ütopya değil; dünyanın birçok yerinde halihazırda başlamış ve geçim kaynaklarımıza yönelik süregiden kurumsal saldırı dikkate alındığında genişleyeceği de kesin olan bir süreç. Toprak işgalleri, kent bostanları, topluluk destekli tarım üzerinden, çeşitli takas ve yardımlaşma biçimlerinin, alternatif sağlık hizmeti biçimlerinin yaratılması üzerinden (bunlar, yeniden üretimin reorganizasyonunun daha gelişmiş olduğu alanların bazıları), yeniden üretken işi boğucu ve ayrımcılık yaratan bir faaliyet olmaktan çıkarıp insan ilişkilerin en özgürleştirici ve yaratıcı deneyimlenme zeminine dönüştürebilecek yeni bir ekonomi ortaya çıkmaya başlıyor.

The Commoner, Sayı 15, Kış 2012

Bu sayının Türkçeye çevrilen tüm makalelerine buradan erişebilirsiniz.

***

Gezegende sol yılların ana siyasi gelişmelerinden biri, kadınların, ev işine kısıtlanmaya karşı, hem bu işin hem de kadınların sermaye ve devletle ilişkisinin yeniden tanımlanması ile sonuçlanan isyanı oldu. 70’lerin Kadın Özgürlük Hareketi, bu isyanın siyasi ifadesiydi. ‘Ev işi’ne ve onunla birlikte gelen sonuçlara karşı bir hareketti: erkeklere ekonomik ve sosyal bağımlılık, toplumsal ayrımcılık ve yeniden üretim faaliyetlerinin kadınlığa atfedilen işler olarak doğallaştırılması. Kadınlar, devletin bedenlerini kontrol etmeyi bırakmasını, kürtajın suç olmaktan çıkarılmasını, kadınların evlilik içi şiddet görmesinin ve tecavüze uğramasının artık normal görülmemesini, okul müfredatlarının kadınların tarihteki varlığını tanıyacak şekilde gözden geçirilmesini talep ederek sokaklara çıktılar. İsyanları, ‘ev işi yapmayı reddetmek’, 2. Dünya Savaşı sonrası Avrupa’da hızla artmış olan doğum oranlarının düşmesi (Dalla Costa 1977) ve boşanma ve reisin kadınlar olduğu aile sayısındaki artış gibi, yalnızca hareketteki kadınların fark edebileceği daha az görünür biçimler de aldı. Continue reading “Tamamlanmamış Feminist Devrim – Silvia Federici”