Din Olarak Kapitalizm: Walter Benjamin ve Max Weber – Michael Löwy

Din Olarak Kapitalizm:

Walter Benjamin ve Max Weber

Michael Löwy

CNRS, Paris

Özet

Benjamin’in 1921’de kaleme aldığı ‘Din Olarak Kapitalizm’ fragmanı, ancak ölümünden birkaç on yıl sonra yayınlanmıştır. Amacı, kapitalizmin merhamet veya ateşkes yapmaksızın insanlığı ‘umutsuzluk evine’ yönlendiren kült bir din olduğunu göstermektir. Bu, doğrudan Max Weber’in Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu adlı eserine dayanan; ama Ernst Bloch ve Erich Fromm’a da bir şekilde yakın duran oldukça şaşırtıcı bir belgedir. Weber’in değerden bağımsız analizini, muhtemelen Gustav Landauer’in romantik ve özgürlükçü sosyalizminden esinlenip şiddetli bir antikapitalist argümana dönüştürür. Bu makale Benjamin’in bu fragmanını inceler ve Weber’in tezinin yanı sıra romantik antikapitalist gelenek ile ilişkisini araştırır.

Anahtar Kelimeler

Benjamin, Bloch, Kalvinizm, kapitalizm, kült, umutsuzluk, Landauer, din, sosyalizm, Weber

Okumaya devam et “Din Olarak Kapitalizm: Walter Benjamin ve Max Weber – Michael Löwy”

Kapitalizme karşı ikinci el bisiklet – Sam Harvey

Yeni Özgür Politika

Yeni Zelandalı Loop Groop bisiklet kooperatifi, aşırı ve gereksiz tüketimin hâkim olduğu ve bunu hiç umursuyor görünmeyen bir sosyopat şirketler okyanusunun ortasındaki bağımsız bir ada gibi.

Carl Naus ve Dylan Pyle’nin özgürlük anlayışı hepimize bir çağrı. Onlar, bisikletlerin getirdiği sınırsız bağımsızlığa inanan iki anarşist.

Şehir atıklarından geri dönüştürerek ‘kendin yap’ tarzında faaliyet yürüttükleri tamirhanede görüştüğümüz Carl, “bisiklet gerçekten de anarşist değerlerin cisimleşmiş hali,” diyor.

“Buraya gelip kendi başınıza tamir yapabilirsiniz, tamamen ücretsiz ve benzin de gerekmiyor.”

Okumaya devam et “Kapitalizme karşı ikinci el bisiklet – Sam Harvey”

Gözetim kapitalizmi oyununda piyonlarız – James Bridle

Kitap incelemesi: The Age of Surveillance Capitalism (Gözetim Kapitalizmi Çağı), Shoshana Zuboff

Teknoloji şirketleri kâr için yaşamlarımızın her yönünü kontrol etmek istiyorlar. Cüretkâr ve önemli bir kitap, kapitalizmin yeni çağını tanımlıyor

Yatağınızın başucundaki alarm, takviminizdeki bir etkinlikle tetiklenip çalmaya başlıyor. Yatak odanızdaki akıllı termostat, kalktığınızı algılayarak ketılı çalıştırıyor ve hareketlerinizi merkezi bir veri tabanına aktarıyor. Telefonunuzdan haber güncellemelerinin sesi geliyor, neye tıklayıp tıklamadığınız dikkatle izleniyor ve parametreler ona göre ayarlanıyor. Sabah koşunuzun uzunluğu ve nereye kadar sürdüğü, işe gidiş geliş güzergahınız, metin mesajlarınızın içeriği, kendi evinizde konuştuğunuz sözcükler ve her yeri gören kameralar altındaki eylemleriniz, alışveriş sepetinizin içeriği, plansız alışverişleriniz, spekülatif aramalarınız, randevulaşma ve eş tercihleriniz – hepsi kaydediliyor, veriye dönüştürülüyor, işleniyor, analiz ediliyor, satın alınıyor, paketleniyor ve tıpkı sub-prime mortgage gibi yeniden satılıyor. Bu “deneyime el koyma” ayini o kadar sık ve o kadar kapsamlı tekrarlanıyor ki, ona karşı duyarsızlaşıyoruz, bunun bir tür distopik gelecek tahayyülü değil, şu an olduğunu unutuyoruz.

Okumaya devam et “Gözetim kapitalizmi oyununda piyonlarız – James Bridle”

Kapitalizm Bilimi Tahrip Ediyor – Meagan Day

baflr23_frank_walts_630.pngÜniversite kapitalizmden önce de vardı ve kârın değil hakikat ve bilginin peşine düşerek kapitalist piyasanın buyruklarına boyun eğmeyi reddedebildiği zamanlar oldu. Ancak kapitalizm yutabildiği her şeyi yutar ve egemenliğini genişlettikçe, modern üniversitenin, Ellen Meiksins Wood’un “kapitalist piyasanın buyrukları – rekabet, birikim, kâr maksimizasyonu ve artan emek üretkenliği zorunlulukları” dediği şeye giderek daha fazla boyun eğer hale gelmesi şaşırtıcı değil. Okumaya devam et “Kapitalizm Bilimi Tahrip Ediyor – Meagan Day”

Yeni Borç Sömürgeleri: finans, emperyalizm ve mülksüzleştirme siyaseti – Jerome Roos (ROAR Magazine)

Imperialism-940x480

Viewpoint Magazine’in emperyalizm konulu yeni sayısına uzun bir makaleyle katkı yapan ROAR Magazine editörü Jerome Roos’un yazısından bir bölüm

Borcu kökenleri itibariyle değerlendirmek gerektiğini düşünüyoruz. Borcun kökenleri sömürgeciliğin kökenlerinden yükselir. Bize borç verenler aynı zamanda bizi sömürgeleştirenlerdir. Bir zamanlar ülkelerimizi ve ekonomilerimizi yönetmiş olanlardır.

– Thomas Sankara (1987)

Tanrı bizi borçtan kurtardı ve buna şükretmeliyiz.

– Simón Bolívar (1825) Okumaya devam et “Yeni Borç Sömürgeleri: finans, emperyalizm ve mülksüzleştirme siyaseti – Jerome Roos (ROAR Magazine)”

Burjuvazi Çin devletini yönetecek mi? – Branko Milanovic

1463365853390.jpg

Çin Batı değil. Ama Çin ile Batı arasında, uzun vadeli bir bağlamda, fark tam olarak ne? Çin’in yükselişi, ekonomisini örgütleme şeklinin Batı ile tezatlığı ve artık çok daha iyi tarihsel verilere sahip olmamız sebebiyle bir süredir (yirmi yıldır falan) ek önem kazanmış koca bir soru bu. Burada Giovanni Arrighi tarafından bu konuda yapılmış ilginç bir çalışma üzerinden gideceğim: Adam Smith in Beijing: Lineages of the Twenty-First Century

Okumaya devam et “Burjuvazi Çin devletini yönetecek mi? – Branko Milanovic”

Schumpeter’in iki emperyalizm teorisi – Branko Milanovic

29362

Bir süre önce Thomas Hauner ve Suresh Naidu ile birlikte, Hobson-Lenin-Luxemburg’un emperyalizm teorisindeki sayısız bağlantıyı ampirik olarak inceleyen ortak bir makalenin taslağını yayınladık (buradan ve buradan erişebilirsiniz). Bu makaleyi burada ele almayacağım (ilgilenen okurlar makalemizin ilk bölümüne bakabilir) çünkü burada bir başka çağdaş emperyalizm teorisine, Schumpeter’inkine odaklanmak istiyorum.

Schumpeter’in teorisi birkaç sebeple ilginç. Lenin ve Luxemburg’unki ile aynı dönemde formüle edildi ve yazarın ikisinin de bilgisine sahip olduğu kesin. Onlarınki ile aynı olaylara karşılık olarak yazıldı ancak onlardan farklı ve Schumpeter yaşamı boyunca bu görüşü korudu. Schumpeter’in teorisi açısından anahtar metin, 1918-19’da yayınlanan “The sociology of imperialisms” (“Emperyalizmler sosyolojisi”, çoğul ekine dikkat) makalesidir. İngilizce tercümesinde 80 sayfalık sıkışık baskısı ile çok uzun bir makaledir. 1942’de yayınlanan (ve o zamandan bu yana birçok kez tekrar basılan) “Capitalism, socialism and democracy”de de (“Kapitalizm, sosyalizm ve demokrasi,” CSD) tekrarlandığı şekliyle görüldüğü üzere, Schumpeter teorisinde (en azından önemli sayılabilecek) hiçbir değişikliğe gitmemiştir. Okumaya devam et “Schumpeter’in iki emperyalizm teorisi – Branko Milanovic”

Paul Mason’ın “Postcapitalism: A Guide to our Future” kitabı üzerine – Branko Milanovic

Book

Ticarileşme bize sadece yeni kâr kaynakları bulmak isteyen şirketler tarafından dışarıdan dayatılmaz. Ticarileşmeye kendi irademizle de dahil oluruz çünkü kapitalizm içindeki uzun sosyalleşmemiz, onun küresel kapsamı ve dolayısıyla kapitalizm içinde uzun süre sosyalleşmemiş olanlar arasında da taklit edilmesi yüzünden insanlar kapitalist hesap makinelerine dönüşmüştür. Her birimiz vaktimize, duygularımıza ve aile ilişkilerimize örtülü (“gölge”) fiyatlar biçen küçük birer kapitalist düşünce merkezi haline gelmişizdir.

Son derece iddialı bir kitap. Paul Mason 300’den az sayfada yalnızca kapitalizmin 300 yılını ve onu başka bir sistemle (sosyalizmle) değiştirme çabalarını anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda onun en sonunda nasıl dönüşeceğini gösterip bu dönüşümü kolaylaştırmak için bir dizi politika da öneriyor. Dahası, geniş kapsamı ile görece küçük boyutunu karşılaştırınca düşünülebileceği gibi yüzeysel bir kitap da değil. Mason’ın herkesin anlayabileceği bir tarzda yazmış olması da yanıltmasın kimseyi. Gazeteci tarzında yazılmış olabilir ama sorulan sorular, tartışmanın niteliği ve kitabın amaçları birinci sınıf. Okumaya devam et “Paul Mason’ın “Postcapitalism: A Guide to our Future” kitabı üzerine – Branko Milanovic”

Dünyanın ilk trilyonerini ne zaman göreceğiz? – Tom Campbell

2635

Kurgusal karakterlerin fantastik servetleri, kanlı canlı kodamanların zenginliği karşısında cüce kalmaya başladı. Bu süper zenginlik patlamasından korkmalı mıyız?

Amerikan iş dünyası elitleriyle yakın ilişki içindeki Forbes dergisi, her yıl yayınladığı dünyanın en varlıklı insanlar listesini tamamlamak için arada bir de “Kurmaca 15” listesi–sinema ve edebiyattaki en zengin kurmaca karakterlerin listesi–yayınlar.

Son “Kurmaca 15” analizlerinde, Bruce Wayne ve Montgomery Burns gibi karakterlerin varlıklarını dikkatli biçimde değerlendirdikten sonra Scrooge McDuck’ın–maden patronu ve Donald Duck’ın amcası–65 milyar dolarla ejderha Smaug’u kıl payı geçerek listenin zirvesinde olduğu sonucuna ulaşmışlar. Okumaya devam et “Dünyanın ilk trilyonerini ne zaman göreceğiz? – Tom Campbell”

Monsanto, ürününü kanserle ilişkilendiren kanıtları örtbas mı etti? – Rene Ebersole

Screen Shot 2017-10-20 at 17.59.17

Bu, Monsanto’nun “Büyük Tütün” an’ı* olabilir.

(*) Büyük tütün şirketlerinin, sigaranın kansere yol açtığını kabul etmek zorunda kalması

1970’te, 40 yaşındaki Illınois-Springfield’lı kimyager John E. Franz, tarımı kökten değiştirecek bir keşfe imza attı: yapraklardan köke kadar giderek yaban otlarını öldüren bir kimyasal. Franz çığır açan bu keşfin patentini işvereni Monsanto’ya 5 dolara sattı. Dört yıl sonra Monsanto Roundup’ı piyasaya sürdü.

“Ot mu? Sorun değil. Otları daha iyi öldüren başka şey yok,” diyordu Roundup reklamlarındaki aktörler, ellerindeki sprey şişeleri ile karahindibalara saldırırken. Ürün anında büyük başarı elde etti ve 1987’de Franz, keşfi için Ulusal Teknoloji Madalyası kazandı. Bugün Roundup dünyanın en popüler herbisiti (yabani bitki öldürücü kimyasal) ve Monsanto’ya yılda 4 milyar dolardan fazla kazandırıyor. Okumaya devam et “Monsanto, ürününü kanserle ilişkilendiren kanıtları örtbas mı etti? – Rene Ebersole”