Mizojiniden Cinayete: Karşılaştırmalı Kültürel Bağlamda Gündelik Cinsiyetçilik ve Kadınkırımı – Gilda Rodríguez

Polisin, medyanın ve kamunun beyaz olmayan kadınlara, yoksul kadınlara, lezbiyenlere, fahişelere ve uyuşturucu kullanan kadınlara karşı işlenen suçlara tepkisi özellikle berbattır – genel olarak aşağılayıcı stereotipleştirme ve kurbanı suçlamayla iç içe geçmiş bir ilgisizlik.
… koyu tenli, işçi sınıfından kadın kurbanlar Meksika ulusal medyasının çok az ilgisini çekiyor ve ilgisini çektiğinde de, sanki onların algılanan ahlakı bir biçimde onların ölümünü kabul edilebilir kılarmış gibi, kurbanlar, çoğu zaman, “gevşek” olmakla suçlanıyor. Chihuahua Eyaleti’nin bir savcısı, cinayetleri durdurmak için sokağa çıkma yasağının uygulanmasını önerdi çünkü bu yasak, gevşek kadınlar olarak adlandırılanların yaşamlarının harcanabilir olduğunu ima ederek, “iyi insanları” geceleri sokaklardan uzak tutabilirdi.

Okumaya devam et “Mizojiniden Cinayete: Karşılaştırmalı Kültürel Bağlamda Gündelik Cinsiyetçilik ve Kadınkırımı – Gilda Rodríguez”

Röportaj: Radikal feministlere yönelik saldırılar Arjantin’e ulaştı

Raquel Rosario Sanchez, Feministas Radicales Independientes de Argentina’nın (FRIA, Arjantin Bağımsız Radikal Feministler) üyesi Maira ve Ana ile görüştü. Şubat ayında Ni Una Menos tarafından örgütlenen bir toplantıda, Ana eril bir trans aktivist tarafından saldırıya uğramıştı.

Okumaya devam et “Röportaj: Radikal feministlere yönelik saldırılar Arjantin’e ulaştı”

Rojava’dan Mapuçe’ye

PİLAR VİLLANUEVA *

22149518641_03c243490e_z.jpg

Özgür Politika

  • Mapuçe halkı, Kürt kadınlarının özgürlük mücadelesinden aldığı ilhamla, çeşitli Şilili gruplarla birlikte Şili ve Wallmapu Bölgesi Kürdistan’la Dayanışma Komitesi’ni kurdu.
  • Bu komite, Kürt mücadelesi ile ilgili bilgileri yaygınlaştırmak için bir iletişim platformu ve onların örgütlenme modelini Şili ve Mapuçe bölgelerine taşımak için faaliyet yürütüyor.
  • Jineoloji kavramı Şili ve Arjantin’de özellikle ilgi çekici. Komitenin üyesi Lua Montiel, “batılı ve kolonyal feminizmi aşmamıza ve kadın mücadelelerinin yeni bir deneyimini öğrenmemize yardımcı oluyor” diyor.

Okumaya devam et “Rojava’dan Mapuçe’ye”

Berta Cáceres’i kim öldürdü? – Nina Lakhani

Berta Caceres 2015 Goldman Environmental Award Recipient

Honduraslı ödüllü çevre aktivisti Berta Cáceres’in öldürülmesine ilişkin davanın belgeleri, zanlıların Amerika tarafından eğitilmiş elit askeri birliklerle bağlantısını gösteriyor.

Özgür Politika

Sızan mahkeme belgeleri, Honduraslı çevreci Berta Cáceres cinayetinin, ülkenin ABD eğitimli özel kuvvetleri ile bağlantılı askeri istihbarat uzmanları tarafından planlanan bir yargısız infaz olduğuna dair şüphelere neden oldu.

Cáceres, bir yıl önce vurularak öldürüldüğünde bir hidroelektrik barajına karşı muhalefeti nedeniyle ölüm tehditleri aldığı için güya devlet koruması altındaydı.

Mart ayında evinde uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybeden çevre savunucusu Berta Cáceres, ‘telaş içinde çalışırken’ arkadaşlarına planlarından bahsedip böbürlenen bir tetikçiden bahsetmişti. Okumaya devam et “Berta Cáceres’i kim öldürdü? – Nina Lakhani”

Latin Amerika’nın Schindler’i: 20. yüzyılın unutulmuş kahramanı

2716

Ewen MacAskill ve Jonathan Franklin

The Guardian

1986’nın yılbaşı arifesinde sabah 10’dan hemen önce silahlı adamlar Şili’nin Santiago kentinde göçmenlerin yeniden yerleştirilmesi için uğraşan küçük bir örgütün ofisine geldiler. Çalışanları toplamaya başladılar. “Bizi toplantı odasına topladılar, yüzükoyun yere yatırdılar. Bilgisayar kablolarını kestiler ve bizi bileklerimizden birbirimize bağladılar,” diye hatırlıyor çalışanlardan biri olan Eliana Infante. “Bizi bağladıktan sonra ‘Orospu çocuğu Roberto Kozak hanginiz?’ diye sordular.”

Uzun boylu, dikkat çekici derecede yakışıklı ve temiz giyimli bir adam kalktı ve sakin bir şekilde “Benim,” dedi.

Kozak başına silah dayalı olarak uçarcasına merdivenlerden indirildi, paramiliterler tarafından sorgulanmak üzere bir konferans masasının üzerine uzanmaya zorlandı. Okumaya devam et “Latin Amerika’nın Schindler’i: 20. yüzyılın unutulmuş kahramanı”

7 maddede Kolombiya barış anlaşması referandumu – Daniel Finn

‘Kolombiyalıların’ barış anlaşmasını reddetmediklerini üstüne basa basa söylemek lazım: Hayır oyu veren seçmenler Kolombiyalıların beşte birinden daha azını oluşturuyor.

Yeni Özgür Politika

Çeviri: Serap Şen

Kolombiya barış anlaşmasının referandumda 60 bin oy gibi kıl payı bir farkla beklenmedik şekilde reddedilmesi, Kolombiya halkı açısından bir felaket; ne kadar büyük bir felaket olduğu ancak önümüzdeki haftalar ve aylar içinde belli olacak. Sonucu analiz edip etkilerini ayrıntılı şekilde ele alan birçok makale yazılacağı kesin; aşağıdaki maddeler oylamaya verilen ilk reaksiyon ve şüphesiz sonraki analizlerde üzerine birçok şey söylenecektir.

Okumaya devam et “7 maddede Kolombiya barış anlaşması referandumu – Daniel Finn”

Kolombiya: Uluslararası Ceza Mahkemesi ve barış süreçleri için yeni bir yol mu? – Nelson Camilo Sánchez León

Bu durumla birlikte, barış ile adalet arasındaki kutuplaşma konusunda eski bir ikilem ortaya çıktı. Bu anlaşılır bir durum çünkü Rodrigo Uprimny’nin de açıkladığı gibi, “barış ve adalet uzun vadede aynı istikamette gidebilse de kısa vadede çatışma halindedirler: insanlığa karşı suçlar ciddi cezaları hak eder ama bu tür yaptırımlar barışı müzakere etmeyi de imkansız kılar.”

kol1
Kolombiya Devlet Başkanı Juan Manuel Santos, Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsüne Taraf Devletler 9. Toplantısının açılışı sırasında bir konuşma yapıyor. Fotoğraf: UCM Koalisyonu

dejusticiablog.com

Pek çok kötü haberle dolu bir yılda, dünya, Kolombiya’daki silahlı çatışma dönemini sona erdirecek müzakere sürecinin nihayetlenmekte oluşunu sevindirici bir haber olarak karşıladı. Sadece 50 yıldan uzun süredir birbiriyle savaşan iki ordu silahlı çatışmayı sona erdirme konusunda anlaşmaya vardığı için değil, müzakereler boyunca yaşanan olumlu gelişmeler nedeniyle de.

Bu olumlu gelişmelerden bazıları, uluslararası hukuk ile barış süreçleri arasındaki ilişkilere baktığımızda çok alakalı olabilir. Örneğin, uluslararası insancıl hukukça öngörülmüş insancıl anlaşmaların (3. madde)*, savaş hallerini insancıllaştırmadaki geleneksel rollerinin ötesinde, barış anlaşmasına normatif güç kazandıracak bir araç olarak kullanılması.

Ancak en çok tartışma yaratan ve ilgi çeken mesele, barış anlaşmasının adalet ve hesap verebilirlik bileşeni ile devletin uluslararası ceza hukuku açısından görevleri arasındaki ilişki. Okumaya devam et “Kolombiya: Uluslararası Ceza Mahkemesi ve barış süreçleri için yeni bir yol mu? – Nelson Camilo Sánchez León”

Latin Amerika’da dalga geri çekiliyor – Álvaro García Linera

Latin Amerika’daki ilerici hükümetlerin “erdemli on yılı” sona eriyor. Ancak Bolivya Başkan Yardımcısı Alvaro Garcia Linera’nın da belirttiği gibi, devrimler dalga dalga gelir.

pa-14241325_0
Bolivya Devlet Başkanı Evo Morales (solda) ve Başkan Yardımcısı Alvaro Garcia Linera, Bolivya’nın bağımsızlığının 187. yıldönümü kutlamaları sırasında ülkelerinin ulusal marşını söylerken. 6 Ağustos 2012

İspanyolca orijinal

İngilizce çeviri

Dünyadan Çeviri’nin notu: Metin İspanyolca orijinalinden İngilizceye çevrilirken kimi yerler anlam kaymasına ve hatta kaybına uğramış. İngilizcesinden çevirirken mümkün olduğunca telafi etmeye çalıştık.

Başkan Yardımcısı Garcia Linera’nın Buenos Aires Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi’ndeki konuşmasından kesitler (27 Mayıs 2016)

Latin Amerika’da tarihsel bir dönüm noktası ile karşı karşıyayız. Bazıları bir başarısızlıktan, gericilerin ilerlediğinden söz ediyor. Gerçek şu ki, son on iki ay içinde, kıtanın ilerici ve devrimci hükümetlerinin bölgesel dağılımının yoğun olarak ilerlemesinden on yıl sonra, bu ilerlemenin hızı kesildi, bazı durumlarda pes etti ve bazılarında da sürekliliğin devam edeceği şüpheli. Muhafazakar güçlerin kazandıkları her yerde, devlet yönetimini kontrol altına almayı amaçlayan 80’li ve 90’lı yılların eski elitlerinin başlattığı hızlandırılmış bir yeniden yapılandırma süreci devam etmekte. Okumaya devam et “Latin Amerika’da dalga geri çekiliyor – Álvaro García Linera”

‘Silahsız hiçbir şeyiz’: FARC gerillaları silahsız gelecek konusunda sıkıntılı – Sibylla Brodzinsky

 

5400

The Guardian

Daniela, AK-47’si olmadan hayatı hayal edemiyor. On yıl kadar önce 15 yaşındayken Kolombiya’nın en büyük gerilla grubuna katıldığından bu yana, yıpranmış saldırı tüfeği hep yanında oldu. Ama Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri’nden ve Başkan Juan Manual Santos hükümetinden müzakereciler elli yıldan uzun sürmüş bir savaşı sona erdirecek anlaşmaya çok yakın görünüyorlar ve şimdi Daniela bir sivil olarak hayatı üzerine kafa yormaya zorlanıyor.

“İlk günler bizim için zor olacaktır,” diyor, saldırı tüfeği, FARC’ın Magdalena Medio Block’taki üssünde, önündeki kaba ahşap masada dururken.

Geçtiğimiz ay iki taraf, FARC’ın aylar içinde gelebilecek nihai anlaşmanın imzalanmasını takiben altı ay içinde tüm silahlarını teslim etmesi çağrısı yapan çift taraflı bir ateşkes anlaşması imzaladılar. Ateşkes henüz yürürlüğe girmedi ve bir FARC birliği, ordu ile geçtiğimiz hafta Meta ilinde birçok gerillanın yaralandığı bir çatışmaya girdi.

Ancak hem isyancı komutanlar hem de hükümet, anlaşma tamamlandığında silahsız bir FARC’ın, Marxist-Leninist ideallerinin peşinden silah yerine seçimle gidecek sol bir siyasi parti haline geleceğini umuyorlar.

Ama birçok FARC üyesi onlara koruma ve statü sağlayan silahın olmadığı bir geleceğe sıcak bakmıyor.

“Saldırıya açık olacağız,” diyor Daniela. “Silahsız hiçbir şeyiz.” Okumaya devam et “‘Silahsız hiçbir şeyiz’: FARC gerillaları silahsız gelecek konusunda sıkıntılı – Sibylla Brodzinsky”

Kadın kırımları 4. dünya savaşının parçası – Raúl Zibechi

image.jpg

Sistem karşıtı hareketleri takip eden herkes, kadınların, erkekler kadar görünür olmadıklarında bile, bu hareketlerde merkezi bir rol oynadıklarını biliyor. Kolektif hayatın harcı onlar; hayatın ve örgütlenmelerin yeniden üretilmesinden onlar sorumlu. Yemek yapmanın, dikiş dikmenin ve hayvan yetiştirmenin ötesinde, diğer kadınlarla aynı şeyleri ama bu sefer kolektif bir şekilde yapmak için bir araya geliyorlar. Maddi ve gayri maddi müştereklerin koruyucusu onlar.

Kadınlar ve çocukları, patriarkal çekirdek ailenin, Kilise ve rahip egemenliğinin, okulun, kışlanın, hastanenin ve atölyenin disipline edici zincirlerini kırdılar. Kolektif ilişkilerin aile ilişkilerinden önce geldiği ve aralarındaki işbirliğinin “cinsiyete dayalı işbölümünü kadınlar açısından bir güce ve korumaya dönüştürdüğü” bir dünya yarattıklarını yazıyor Federici, ortaçağ toplumundaki kadınlar hakkında (s. 41).

Okumaya devam et “Kadın kırımları 4. dünya savaşının parçası – Raúl Zibechi”